Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2023/19031 E. , 2025/8314 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/1676 E., 2023/1248 K. SUÇLAR : Nitelikli yağmaya teşebbüs, nitelikli yaralama HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanması Sanıklar hakkında
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2023/19031 E. , 2025/8314 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/1676 E., 2023/1248 K. SUÇLAR : Nitelikli yağmaya teşebbüs, nitelikli yaralama HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanması Sanıklar hakkında nitelikli yaralama suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların kesin nitelikte bulunduğu belirlenmiştir. Sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlerin; yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Çanakkale 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 25.01.2023 tarihli, 2021/289 Esas ve 2023/78 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında, nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-a,c,d, 35, 53. maddelerinden 9 yıl hapis ve hak yoksunluklarına, ayrıca sanık ... hakkında cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, nitelikli yaralama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 86/1, 86/3-e, 87/3, 53. maddelerinden 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, ayrıca sanık ... hakkında cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, karar verilmiştir. B. İstinaf Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 16.05.2023 tarihli ve 2023/1676 Esas, 2023/1248 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanıkların müdafileriin istinaf başvurularının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi Atılı suçların işlenmesinde sanığın iştirak iradesinin olmadığına, kastı bir fiilinin olmadığına, söz konusu olayların meydana gelmesini istemediğine, katılanın ve tanık oğlunun çelişkili beyanları dışında delil olmadığına, suçların maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, sanık sıfatıyla yargılanmasını gerektirecek herhangi bir fiili davranışı olmadığı gibi söz konusu olayın meydana gelişinde herhangi bir iradesi, kusuru veya suçu bulanmadığına, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ve lehine olan tüm hükümlerin uygulanması gerektiğine ilişkindir. 2. Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi Sanık hakkında mahkûmiyet kararının katılanın ve katılanın tanık oğlunun soyut ve çelişkili beyanlarına dayanılarak verildiğinie, tarafsız tanıkların beyanlarının katılan ve katılan oğlunun beyanları ile çelişkili olduğunu, suçun unsurlarının oluşmadığına, suçta tehdit ve cebir unsurlarının gerçekleşmediğine, sanığın silahı meşru savunma amacı ile çıkardığına, alt sınırdan uzaklaşılarak temel cezanın belirlenmesinin ve 5237 sayılı Kanun’un 62. maddesindeki takdiri indirim hükümlerinin uygulanmamasının hukuka aykırı olduğun, şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca sanığın suçu işlediğine dair yeterli, kesin ve somut delil elde edilemediğinden beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Nitelikli Yağmaya Teşebbüs Suçu Yönünden 6098 sayılı Borçlar Kanunu'na (6098 sayılı Kanun) göre, borcun kaynakları üç temel kategoride düzenlenmiştir. Birincisi: Sözleşmeden doğan borç ilişkileri, (6098 sayılı Kanun 1-48. maddeleri) İkincisi: Haksız fiillerden doğan borç ilişkileri, (6098 sayılı Kanun 49-76. maddeleri) Üçüncüsü ise: Sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkileridir. (6098 sayılı Kanun 77-82. maddeleri) 6098 sayılı Kanun'un 49/1. maddesine göre; kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Aynı Kanun'un 74. maddesine göre de; Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz. Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. (6098 sayılı Kanun 1/1. maddesi) Sözleşmenin geçerli olabilmesi için tarafların iradelerinin fesada uğratılmamış olması gerekir, taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, bu sözleşme ile bağlı değildir. (6098 sayılı Kanun 36/1. maddesi) Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (Y.C.G.K) yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir. Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekir. YCGK 2017/6-11 47... /519 Karar sayılı ilamlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir. Yine YCGK'nın 2018/6-110 Esas, 465 Karar, 2016/6-1157 Esas, 2017/239 Karar sayılı ilamlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir. Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekecektir. Hırsızlık,yağma, cinsel istismar gibi çoğu zaman ani gelişen veya suç işlemek için sanıkların önceden plan yaptıkları ve sonrasında yakalanmama adına delil bırakmamaya yönelik tedbirler almalarına göre bu tür suçlarda yan delil bulmada sıkıntılar olduğu açıktır. Çoğu zaman bu tür suçlarda elimizdeki tek delil sadece müştekilerin beyanından ibaret kalmaktadır. Bu zorlayıcı nedenlerden dolayı aralarında husumet olmayan, çoğu zaman hiç tanımadğı ve iftira atması için neden bulunmayan müşteki beyanı sübutun ve sanığın eylemi gerçekleştirdiğinin kabulünde yeterli kabul edilmektedir. Ceza yargısına hakim olan en temel ilke olan masumiyet ve şüpheden sanık yararlanır kuralları ceza adaleti bakımından başkaca hiçbir delil olmayan ve bulunma ihtimali olmayan hususlarda sanık aleyhine, müşteki lehine esnetilebilmektedir. Bu belli zorluklar nedeniyle bir nebze kabul edilebilir. Ancak başka türlü delil toplama imkanı olan olaylarda veya akla, mantığa veya olaya uymayan, kendi içerisinde tutarsız veya sürekli değişen ya da itilaflı başka bir konuda müşteki ya da yakınlarına açıkça yarar sağladığı, müştekiyi gerçekten sanık olmaktan çıkarıp müşteki haline sokabilecek, yani haksız durum yaratacağı aşikar olan soyut beyanların tek doğru kabul edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, masumiyet, silahların eşitliği ve şüpheden sanık yararlanır kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceği açıktır. Bu nedenle ispatı zor olan olaylarda akla, mantığa ve dosyadaki olaylara uyumlu denetlenebilir müşteki beyanına itibar olabilir ise de akla, mantığa, fenne ve dosyadaki olaylara uymayan helede başka türlü ispat imkanı varken sadece müşteki beyanıyla yetinilmesi halinde bu beyanın suçun aydınlatılmasına yönelik değil başka bir olayı örtme, iftira atma veya intikam alma gibi bir amaca yönelik olduğu şüphesi doğuranlara bu şüphe giderilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi hakkı olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki müştekiye devredecektir. Dairemizin 2022/8946 Esas ve 2022/10401 Esas sayılı dosyaları ve daha birçok dosyalarında da açıkça tartışılıp kabul edildiği üzere; Hukuki alacağının tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanma...1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır. Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre katılan ve aynı iş yerini birlikte işleten oğlu tanık ... ile sanık ... arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç ilişkisinin varlığı anlaşılmaktadır. Nitekim katılan ile tanık oğlu ...' ın aynı işyerini birlikte işlettikleri ve alınan malzemelerin her ne kadar tanığın başka bir işyeri için alınan ihtiyaçlar olduğunu belirtmiş ise de, yapılan alışverişin iş yeri için gerekli malzemeler olduğu, sanıkların suç işleme kasıt ve iradesinin aynı malvarlığına yönelik paraya özgülendiği de görülmektedir. Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. (Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 ) Bu bilgiler ışığında somut olayımıza gelince, katılan ile oğlu tanık ...’ın, ... ve Oto Yıkama adlı işyerini birlikte işlettikleri, yine aynı ilçede esnaflık yapan sanık ...’in .... Pazarlama adlı işyeri bulunduğu, tanık ...’ın yeni açmış olduğu .... Park isimli işyeri için sanık ...’in de aracı olması üzerine sanık ...’in işyerinden 2100,00 TL’lik alışveriş yaptığı ancak ücretini malları teslim aldığı halde ödemediği, bunun üzerine kardeş olan sanıkların telefonla tanık ...’ı defalarca aradıkları ancak olumsuz yanıt almaları üzerine katılan ile oğlu tanık ...’ın birlikte işlettikleri ... ve Oto Yıkama adlı işyerine gittikleri, işyerinde karşılaştıkları tanık ...’ın babası katılan ...’ya, sanık ...’in “Siz benim paramı niçin ödemiyorsunuz” diyerek elindeki tabanca ile katılanın bacağına ateş ederek yaraladığı, sonrasında tanık ...’ı telefonla arayarak “Babanın ayağına sıktım, senin de kafana sıkacağım” diyerek tehdit etmesi şeklindeki gelişen olayda, Sanıkların, işyeri için alışveriş yapan tanık ... ile katılanın aynı işletmenin sahibi olması nedeniyle oluşan borçtan birlikte sorumlu olduklarını düşündükleri, bir başka deyişle, sanıkların suç işleme kasıt ve iradesinin aynı malvarlığına yönelik paraya özgülendiği, kaldı ki sanıkların, katılan ...’dan olay öncesi para istediklerine ilişkin bir beyanları olmadığı gibi katılanın soruşturma aşamasında alınan beyanlarında sanıkların kendisinden para istediklerinden bahsetmediği, sadece kovuşturma aşamasında talimatla alınan gelişip değiştirdiği beyanı dışında bir delilin olmadığı hususları da birlikte değerlendirildiğinde, kardeş olan sanıkların tanık ...’dan alacaklarını almak kastı ile onun işlettiği ... ve Oto Yıkama adlı işyerine gittikleri, ancak tanığı burada bulamayınca tanığın babası katılan ... ile karşılaştıkları, tanık ...’ın borcunu ödemesi kastı ile katılan ...’ya sanık ...’in ateş ederek yaralanmasına neden olduğu, katılan ...’dan borcun ödenmesi konusunda herhangi bir taleplerinin olduğuna ilişkin yeterli delilin bulunmadığı, dolayısıyla suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanıkların özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, sanıkların eylemlerinin inceleme dışı ceza miktarı nedeniyle temyiz isteminin reddine karar verilen katılan ...’ya yönelik silahla kemik kırığına neden olacak şekilde yaralama ve tanık ...’e yönelik 5237 sayılı Kanun’un 150/1. maddesi delaleti ile 106/2-a,c maddelerinde düzenlenen nitelikli tehdit suçunu oluşturduğu, bu nedenle tanık ...’ün dosyaya mağdur/şikayetçi sıfatı ile dahil edilip sanıkların 5237 sayılı Kanun’un 150/1. maddesi delaleti ile 106/2-a,c maddelerinde düzenlenen nitelikli tehdit suçundan hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden nitelikli yağma suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR A. Nitelikli Yaralama Suçundan Verilen Kararlar Yönünden 5271 sayılı Kanun’un 286/2-a. maddesinde yer verilen “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanıkların müdafilerinin temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle REDDİNE, B. Nitelikli Yağmaya Teşebbüs Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1 maddesi uyarınca Çanakkale 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 07.10.2025 tarihinde karar verildi.