İçeriğe geç
AC
6. Ceza Dairesi Esas: 2024/1705 Karar: 2026/1286 Tarih: 2026

Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2024/1705 K.2026/1286

6. Ceza Dairesi 2024/1705 E. , 2026/1286 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/3658 E., 2023/3490 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz

Karar Özeti

6. Ceza Dairesi 2024/1705 E. , 2026/1286 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/3658 E., 2023/3490 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz

Karar Detayı

6. Ceza Dairesi 2024/1705 E. , 2026/1286 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/3658 E., 2023/3490 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk derece Manavgat 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.09.2023 tarihli ve 2021/286 Esas, 2023/308 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-a-c-d, 35, 53... . maddeleri uyarınca 5 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve sanıklar ... ve ... hakkında verilen cezaların mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir. B. İstinaf Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 26.12.2023 tarihli ve 2023/3658 Esas, 2023/3490 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafilerinin istinaf başvurularının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Sanık ... Müdafinin Temyiz İstemi Sanık müdafinin temyiz istemi, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, sanığın olayla hiçbir ilgisinin olmadığını samimi bir şekilde beyan ettiğine, dosya kapsamında mevcut kamera kayıtlarına göre, sanığın mağdurun oteline giden kişiler arasında bulunmadığına, mağdurun, sanığı teşhis etmediğine, sanığın diğer sanıkların yanında olmadığının, diğer sanıklarla bir bağlantısının olmadığının, olay yerinde dahi bulunmadığının dosya kapsamındaki deliller ile sabit olduğuna, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme yapıldığına, dosya kapsamında mevcut kamera kayıtlarının ayrıntılı incelemesinin yapılarak, kamera kaydında görünen şahısların tespitinin yapılması gerektiğine, sanığın üzerine atılı suçlama ile hiçbir ilgisi bulunmadığına, usul ve yasaya aykırı kararın bozularak, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir. 2. Sanık ... Müdafinin Temyiz İstemi Sanık müdafinin temyiz istemi, dosya kapsamına göre, sanığın suçsuz olduğuna, sanık olay anında tesadüfen orada bulunduğuna, mağdurun yağmalanmasına yönelik hiç bir eylemde bulunmadığına, mağdurun beyanında bu hususu doğruladığına, yerel mahkemece sanığın suç mahallinde olmasının suça iştirak ettiği yönünde kabul edildiğine, mağdurun zararının giderildiğine, şikayetin geri alındığına, yerel mahkemece temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle ceza tayinin dosya kapsamına uygun olmadığına, bir sanık hakkında karar verilirken cezanın kişiselleştirilmesi, cezanın sanığın eylemi ile orantılı olarak belirlenmesi gerektiğine, sanık lehine takdiri indirim uygulanması gerektiğine, usul ve yasaya aykırı kararın bozularak, sanığın beraatine, aksi takdirde, lehe hükümlerin uygulanarak sanık hakkında karar verilmesi gerektiğine ilişkindir. 3. Sanık ... Müdafinin Temyiz İstemi Sanık müdafinin temyiz istemi, kararın hukuka ve yasaya aykırı olduğuna, dosyada toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde; sanığın atılı bulunan suçu işlediği sabit olmadığından, olay şüphe aşamasında kaldığından, atılı suçun yasal unsurları oluşmadığından, mağdur tarafın beyanları çelişkili olduğundan, somut olayın oluşunun sanığın anlattığı şekilde cereyan ettiğinin kabulü gerektiğinden, sanığın savunmalarının aksi sübuta ermediğinden, cezalandırma için yeterli delil de bulunmadığından sanığın üzerine atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerektiğine, suçu kabul etmemekle, suç sabit görülse bile, yağma suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına, eylemin haksız tahrik altında işlendiği sabit olduğundan sanığın lehine olan tüm yasal ve takdiri tüm indirimlerin eksiksiz ve üst sınırdan uygulanması gerektiğine, mahkemece eksik inceleme yapıldığından, savunma hakkının kısıtlandığına, sanık hakkında ikinci kez mükerrer olma şartlarının oluşmadığına, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin uygulanması gerektiğine, resen gözetilecek sebeplerle birlikte, hükmün bozulması gerektiğine ilişkindir. 4. Sanık ... Müdafilerinin Temyiz İstemleri Sanık müdafilerinin temyiz istemleri, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, soruşturma aşamasında kolluk marifetiyle hazırlanan hukuka aykırı olay yeri görgü tespit yakalama ve muhafaza altına alma tutanağının hükme esas alındığına, mağdur ve tanıkların aşamalarda değişen beyanları karşısında çelişkinin giderilecek şekilde maddi vakıanın aydınlatılmasına yönelik yeterli sorgu ve ifade alma işleminin yapılmadığına, dosya kapsamındaki delillerin eksik ve hatalı takdir edilmesi suretiyle sanık ile mağdur arasındaki alacak-verecek ilişkisinin göz ardı edilmesi ve sanığın beyanlarının araştırılması noktasında delil toplanmaksızın salt soruşturma aşamasında toplanan delillerle yetinildiğine, dosya kapsamına alınan bir adet merminin ve soyut mağdur beyanının olayda silah kullanıldığına ilişkin yeterli delil kabul edilerek iş yerinde birden fazla kişi ile birlikte silahla yağma suçunun işlendiğinin kabulü ile temel cezanın tayininin, suça konu eylemin 5237 sayılı Kanun'un 36. maddesi yerine hataya düşülerek 35/1 hükümleri ile değerlendirilmesinin ve eksik gerekçe ile 62. madde hükümlerinin uygulanmamasının hukuka aykırı olduğuna, sanığın atılı bulunan suçu işlediğinin sabit olmadığına, yağma suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına, dosyada yağma suçunun işlendiğini gösterir her türlü şüpheden uzak kesin somut delil bulunmaması sebebi ile sanığın atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerektiğine, soyut nitelikteki mağdur ve tanık beyanlarının aksine mağdur ile suça konu olay tarihinden öncesine ve olay tarihinden sonrasına da etki eden alacak-verecek ilişkinin olduğu, olay anında silah kullanıldığına ilişkin şüpheden uzak somut bir delilin olmayışı ve olay tarihinde dahi kendisine ait şirkette mağdura ait işletmenin cari bakiyesinin varlığı göz önüne alındığında yağma suçunun oluşmayacağına, aksi takdirde, 5237 sayılı Kanunun 150/1. maddesinin uygulanması gerektiğine, suçu kabul anlamına gelmemekle, suç sabit görülse dahi; eylemin haksız tahrik altında işlendiği sabit olduğundan sanığın lehine olan tüm yasal ve takdiri tüm indirimlerin eksiksiz ve üst sınırdan uygulanması gerektiğine, re'sen gözetilecek sebeplerle birlikte, kararın bozularak, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Sanık ... müdafinin hükmün verildiği duruşmaya ilişkin mazeret dilekçesi sunduğu, dosyanın yokluğunda karara çıkarılması isteminde bulunduğu ve sanık müdafinin daha önceki celsede mütalaaya karşı beyanda bulunduğunun anlaşılması karşısında, savunma hakkı yönünden bozma isteyen tebliğname görüşüne iştirak edilmemiştir. Diğer temyiz itirazları reddedilmiştir. Ancak, I. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun'un 765 sayılı Kanun’un 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Kanun’un 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun’un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ispata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ispat şartı aranmamaktadır. Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs. ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs. gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtay da yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Bir de alacak zamana yayılmış ve sürekli alıp vermeden kaynaklanan bir alacak ise kuruşu kuruşuna alacak miktarını tespit etmek mümkün olamayacağından, sanığın alacağını almak için hareket ettiği ve aldığı kanaati oluşturacak bir değeri de uygulamak için kabul etmelidir. Yani borçlu kanunen alacağı olduğu ve onu aldığı kastıyla hareket etmiş ise sonradan hesaplanan alacak-borç arasında çok fahiş bir fark olmadığı takdirde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. fıkrası uygulanmalıdır. Yine alacak miktarının, asıl alacağın yanında faizi de kapsaması gerekmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/1-452 E. 2013/612 K., Yargıtay 6. C.D. 2022/3916 E. 2024/1482 K. sayılı ilamları) Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ispat şartı aranmamalıdır. Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde, sanıkların, mağdurun oteline gittiği, mağduru tehdit ederek, para istedikleri, bu esnada mağduru korkutmak amacıyla silah gösterdikleri ve mermi çekirdeğini olay yerinde bıraktıkları anlaşılan olayda, sanık ...'in ısrarla beyanlarında, mağdurdan alacaklı olduğunu, otel işletmesini devralan mağdurun sahip olduğu otele (.....Otel İşletmeleri Anonim Şirketi) malzeme verdiğini iddia ettiği, bir kısım dekont ve irsaliye belgelerini dosyaya sunduğu, otelin eski işleteni olan ve dosyada tanık sıfatıyla dinlenen ... ile sanık arasında yapılan borç tasfiye sözleşmesinin temyize konu olay tarihinden sonra, sanık ile....un yeğeni olan ... arasında düzenlendiğinin anlaşılması karşısında, taraflar arasında alacak bulunup bulunmadığına ilişkin kapsamlı araştırmanın yapılarak, gerekli görülmesi halinde bilirkişi incelemesi de yaptırıldıktan sonra, delillerin bir bütün halinde takdiri ile sanıkların eyleminin, 5237 sayılı Kanun'da düzenlenen hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hal başlıklı 150/1. maddesi yollamasıyla 106/2-a-c maddeleri kapsamında kalıp kalmadığı, ayrıca şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanığın eylemini bir alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket etmek suretiyle gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin bir diğer deyişle aynı Kanun'un 30/1. maddesi uyarınca bu hatasından yararlanıp yararlanmayacağı hususları tartışılıp aydınlatılmadan eksik tahkikat ile yetinilip yargılamaya devamla yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanunun 302/2. maddesi gereği Tebliğname’ye farklı gerekçeyle uygun olarak oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Manavgat 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 11.02.2026 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla