Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2024/2551 E. , 2025/8647 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/147 E., 2022/28 K. SUÇLAR : Tefecilik yapmak, yağmaya teşebbüs HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama - Düzelterek Onama Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2024/2551 E. , 2025/8647 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/147 E., 2022/28 K. SUÇLAR : Tefecilik yapmak, yağmaya teşebbüs HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama - Düzelterek Onama Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. Sanık ... Hakkında Tefecilik Suçundan Verilen Zamanaşımı Nedeniyle Düşme Kararına İlişkin Temyiz Talebinin İncelemesinde, Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimler kurulunun takdirine göre, sanık müdafinin ve katılan vekilinin temyiz istemleri yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve yasaya uygun bulunan hükmün Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, II. Sanık ... Hakkında Yağmaya Teşebbüs Suçundan Kurulan Mahkumiyet Hükmüne Yönelik Temyiz Talebinin İncelenmesinde, Her ne kadar tebliğnamede sanık hakkında yağmaya teşebbüs suçundan verilen hükmün vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanması yönünde görüş bildirilmişse de, Hukuki alacağının tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanma hususunda, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyade iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır. (Teorik ve Pratik Tüm Yönleriyle Yağma ... Sayfa 925) Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. (Çevik a.g.e Sayfa 925) Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Kaldıki, alacaklı bulunduğu mutlak kanaatiyle hareket ederse sanık lehine yorumlanacaktır. Türk Borçlar Kanununda, bazı borçların kurulduğu andan itibaren tahsil edilemeyeceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla o tür borçlar hukuken tahsil edilebilir bir alacak olmadığından TCK 150/1 kapsamında da düşünülemeyecektir. ... Tefecilik yoluyla verilen parada, bir taraf edimini yerine getirdiği için verdiği miktar ile makul bir fazlalığı istemesi halinde sebepsiz zenginleşme uyarınca talep edilebilecek hukuki bir alacak kabul etmek ve alamaması durumunda almak için cebir ve tehdit uygulanması halinde TCK 150/1. fıkrasının uygulanacağı kabul edilmektedir. Yargıtay kabulleri de bu yöndedir. 6.CD 2023/19493 E., 2024/1350;"...Faizle para verme işleri ise yetkisi olmayan kişiler tarafından yerine getirildiğinde ceza hukuku açısından suç olarak tanımlanmış ise de kişiler arasında bir alacak verecek ilşikisi doğurduğu da muhakkaktır. Burada önemli olan kurulan bu ilişki sonucu verilen ve alınan paralar arasında makul kabul edilebilecek bir oranın bulunup bulunmadığıdır. Makul ve kabul edilebilir sınırdaki miktarı çok fazla aşan veya borç anlaşıldığı şekilde ödenmiş olduğu halde para veya kaimi olabilecek belge istenmesi ve bunun zor yoluyla alınması halinde artık hukuki bir ilişkinin varlığından söz etmek mümkün olmayacaktır." (Çevik a.g.e Sayfa 925) Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır. (Çevik a.g.e Sayfa 926) Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi s.5461 ) Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; sanığın ev aramasına ilişkin 17.09.2010 tarihli tutanakta el yazısıyla yazıldığı anlaşılan yazı içeriğinde, sanık tarafından katılan ...'a 289 gr. altın bozdurularak borç verildiği, bu hususun sanık savunmasıyla da birebir örtüştüğü, söz konusu borcun ödenmemesi üzerine sanığın alacağına orantılı tutarda katılana senet düzenleterek icra takibine konu ettiği ve senet bedeli de ödenmeyince sanığın tehditle katılan ...'tan senet bedelini talep ettiği anlaşıldığından, sanığın eylemini hukuki alacağın tahsili amacıyla işlediğinin kabulü ile, sanığın üzerine atılı eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 150 nci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle aynı Kanun'un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçuna uyduğu belirlenerek yapılan incelemede, Suçun gerektirdiği cezanın türü ve üst sınırına göre; aynı Yasa'nın 66/1-e ve 67/2-d maddelerinde öngörülen 12 yıllık uzayan dava zamanaşımının, suç tarihi olan 27/07/2010 tarihinden karar tarihine kadar geçmiş bulunması, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle Tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, bozma sebebi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı Kanun'un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5271 sayılı Kanun'un 223/8. maddesi uyarınca kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 16.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.