İçeriğe geç
AC
6. Ceza Dairesi Esas: 2024/3333 Karar: 2024/10940 Tarih: 2024

Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2024/3333 K.2024/10940

6. Ceza Dairesi 2024/3333 E. , 2024/10940 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/1672 E., 2024/1003 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kasten yaralama, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun'a muhalefet HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esa

Karar Özeti

6. Ceza Dairesi 2024/3333 E. , 2024/10940 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/1672 E., 2024/1003 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kasten yaralama, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun'a muhalefet HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esa

Karar Detayı

6. Ceza Dairesi 2024/3333 E. , 2024/10940 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/1672 E., 2024/1003 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kasten yaralama, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun'a muhalefet HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ek kararın onanması, onama Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: Hükmedilen cezanın süresine göre sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereğince reddine karar verilmekle gereği düşünüldü: 1. Sanık Hakkında Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçundan Mahkûmiyete İlişkin Hüküm Yönünden Temyiz Talebi Nedeniyle Yapılan İncelemede; 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca REDDİNE, 5271 sayılı Kanun’un 296 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİ İLE EK KARARIN ONANMASINA, 2. Sanık Hakkında Kasten Yaralama ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun'a Muhalefet Suçundan Düşme Kararına İlişkin Hükümler Yönünden Temyiz Talebi Nedeniyle Yapılan İncelemede; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (h) bendinde yer verilen; “Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar”ın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, REDDİNE, 5271 sayılı Kanun’un 296 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİ İLE EK KARARIN ONANMASINA, 3. Sanık Hakkında Nitelikli Yağma Suçundan Mahkûmiyete İlişkin Hüküm Yönünden Temyiz Talebi Nedeniyle Yapılan İncelemede; 5271 sayılı Kanun’un 288 inci maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde, anılan sebeplerle yapılan incelemede; Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) anlaşılmıştır. Yine suç örgütü nedeniyle sorumluluğu düzenleyen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 220/5. fıkrası; "Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır." hükmünü içermektedir. Madde gerekçesi ise; "Maddenin beşinci fıkrasında, örgüt yöneticilerinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılması gerektiği kabul edilmiştir. Örgüt yapısı içinde, kendisine suç işlemek gibi örgütün amacına uygun bir görev verilen kişi bu görevini yerine getirmezse, hemen yerine bir diğeri rahatlıkla ikame edilebilmektedir. Bu nedenle, örgütün yöneticisi konumunda olan kişiler, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak sorumlu tutulmalıdırlar..." şeklindedir. 5237 sayılı Kanun’un 220/5. maddesinin gerekçesi bu sorumluluğu açıklamaktadır. Elbette bu durumda örgüt yöneticisinin somut olayda örgüt üyesi ve işlenecek amaç suç üzerinde hakimiyet, kontrol, bilgi ve yönlendirme güç ve yetkisinin olması halinde uygulama alanı bulacaktır. Bu alanı daraltma değildir. En azından müdahale edip suçun işlenmesinin önüne geçebilecek bilgi ve etkisinin olmasının veya yönlendirebilme konusuna yeterli hakimiyeti bulunması ya da örgütün üzerinde genel bir etki gücünün ya da bölgesel de olsa (onay makamı) konumunun olması aranmalıdır. Bu da kanunun gerekçesinde açıkça vurgulanmıştır. (Suç örgütü) hiyerarşisi, devamlılığı, disiplini olan ve devlet içinde devlet olmayı hedefleyen toplumu etkileyen düzeni geniş çapta bozan suç işleyen kendine göre kurumsallaşmış karmaşık bir yapılanma ağını kapsar. Suç işlemek için örgüt kurmada bir veya birkaç suç işlendikten sonra daha programlanmış suçları işlemek için örgüt devam eder. Örgüte iştirak eden failler işlenen suçtan dolayı iştirak gereği cezalandırılır, yani katkıda bulunana uygulanır. Örgüt kurucuları kendi başlarına veya başkaları ile anlaşma yapılmasını başlatandır. Faaliyeti ile örgütün doğmasına sebebiyet vermektedir. Örgüt yönetenler ise üst pozisyonda kollektif faaliyeti kısmen veya tamamen düzenleyen, koordine edenlerdir. Bazen bir suç örgüt yöneticisi bizzat veya başka örgüt ile müşterek fail olarak suç işlediğinde 5237 sayılı Kanun’un 37. maddesi, azmettirmesinde ise 5237 sayılı Kanun’un 38. maddesinin tatbiki düşünülür. Örgüt yöneticisi katılmayıp, örgüt mensuplarının örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen tüm suçlarında ise 5237 sayılı Kanun’un 220/5. maddesine göre sorumludur. Suç örgütü mensubunun ceza sorumluğunun belirlenmesinde elbette 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinde gösterilen sınırlar ve unsurlar üzerinden hareket edilmelidir ama suçlar bakımından anılan yasanın 37 ile 41. maddelerinde kurduğu sistemi tabiki gündeme gelecektir. Suç örgütü yöneticisi bizzat veya bir başka örgüt mensubu ile müşterek fail olarak suç işlediğinde ya da bir örgüt mensubuna talimat vererek suç işlemeye azmettirerek örgüt yönetici olmanın sağladığı üstünlük nedeniyle azmettirici olmakla birlikte (fail) sayılıp cezalandırılması gerektiğinde örgüt yöneticisi 5237 sayılı Kanun’un 37 ve belki de azmettirici 5237 sayılı Kanun’un 38. maddesine göre ceza alacaktır. Bu durumda 5237 sayılı Kanun’un 220/5. maddesinin uygulama alanı bulunmayacaktır. Çünkü bir suçtan iki defa ceza verilmesi mümkün değildir. Örgüt yöneticisi bizzat, azmettiren olarak katılmadığında örgüt mensuplarının örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen tüm suçlardan örgüt yönetici örgüt ve örgüt mensupları üzerinde kurduğu hakimiyet, kontrol, talimat, hiyerarşi ve emir-komutanın bir sonucu olarak uygulanır. Bu hükümle farazi bir azmettirme düşünülmüştür. 5237 sayılı Kanun’un 220/5. maddesinin gerekçesi bu sorumluluğu açıklamaktadır. Elbette bu durumda örgüt yöneticisinin somut olayda örgüt üyesi ve işlenecek amaç suç üzerinde hakimiyet, kontrol, bilgi ve yönlendirme güç ve yetkisinin olması hâlinde uygulama alanı bulacaktır. Bu alanı daraltma değildir. En azından müdahale edip suçun işlenmesinin önüne geçebilecek bilgi ve etkisinin olmasının veya yönlendirebilme konusuna yeterli hakimiyeti bulunması ya da örgütün üzerinde genel bir etki gücünün ya da bölgesel de olsa (onay makamı) konumunun olması aranmalıdır. Bu da kanunun gerekçesinde açıkça vurgulanmıştır. (Suç örgütü) hiyerarşisi, devamlılığı, disiplini olan ve devlet içinde devlet olmayı hedefleyen toplumu etkileyen düzeni geniş çapta bozan suç işleyen kendine göre kurumsallaşmış karmaşık bir yapılanma ağını kapsar. Örgüt suçlarında bir unsur fikir alış verişinde bulunup paylaştıkları, plan ve program yapıp eylem hazırlığı yaptıkları zeminin de bu özelliği ile yerleri olmalıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 3.4.2007 günlü, ve 2006/253 Esas, 2007/80 sayılı Kararında bu husus vurgulanmaktadır. Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 14.03.2018 günlü ve 2015/1931 Esas, 2018/2093 Karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere; "Suç örgütü kavramı, suç örgütüne üyelik, iştirak ve suç örgütüne yardım etme kavramlarına yönelik bilgiler ışığında; suç işlemek amacıyla örgüt kuran ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olan sanıkların, devamlılık içeren kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacı ile bir araya gelip aralarında sıkı veya gevşek hiyerarşik bir bağın bulunduğuna, hiyerarşik yapılanmayı gösteren emir komuta zinciri ile altlık üstlük ilişkisinin varlığına ve adı geçen sanıkların faaliyetleri ile örgütün doğmasına veya üst pozisyonda kollektif faaliyeti kısmen veya tamamen düzenleyip koordine ederek örgütüne yarar sağlama maksadıyla eylemlerini gerçekleştirdiklerine ilişkin kesin, inandırıcı kanıtların karar yerinde açıklanıp tartışılması gerekir. (Örn: Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 23.12.2015 gün, 2014/4531, Esas, 2015/46343 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 27.10.2016 gün, 2013/16528, Esas, 2016/6448 Karar sayılı ilamı) Dairemizin yerleşik uygulamalarında da dikkat çekildiği üzere ilgili madde ve gerekçesi nedeniyle adeta kusursuz sorumluluk gibi sadece örgüt yöneticisi olması mahkumiyet için yeterli kabul edilmez. Örgüt üyesi olduğu iddia ve kabul edilen kişilerin yöneticinin izni dahilinde en azından bilgisi dahilinde örgüt adına ve örgüte yarar sağlamak amacıyla örgüt faliyeti kapsamında işledikleri suçlardan sorumluluk kabul edilmekte ve 5237 sayılı Kanun’un 220/5. maddesi uyarınca cezalandırma yoluna gidilmektedir. Tüm bu bilgiler ışığında yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre; sanıklar hakkında soruşturma başlatılıp, sanıkların teknik takibe alındığı; şikâyetçi ...'un ... ile şirket kurmaya karar verdiği, bununla ilgili ...'in verdiği senetlerin ödemesi gecikince senetleri icraya koymaya karar verdiği, ...'in bunun üzerine " benim arkamda Ankara'nın en büyük mafyası olan ... ve ekibi var " diyerek tehdit ettiğini, şikâyetçinin bunun üzerine beraat eden ... ve arkadaşlarından yardım isteyince ... ile tanıştığını, ...'nın ... 'ı çağırdığını, konuştuklarını, pazarlık yapıldığını sonra bir müddet gelinip gidildiğini, ...'yla ... olduğunu, ...'nın şikâyetçinin evinde kaldığını, şikâyetçinin senetleri icraya koyacağım deyince ...'nın belindeki tabancasını mutfak masasının üzerine koyup senetleri alıp gittiğini, ifadesinde kendisini tehdit ettiğini belirttiği kişilerden şikayetçi olduğu, ... 'nın ise suçlamayı kabul etmediği, sanık ...'nin savunmasının alınmadığı, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.03.2010 tarihli, 2007/319 Esas, 2010/23 Karar sayılı kararının temyiz edilmesi üzerine yapılan incelemede, Dairemizin 07.02.2011 tarihli, 2010/20804 Esas, 2011/1040 Karar sayılı kararının (d) bendinde sanık ...'nin örgüt yöneticisi olarak kabul edildiği, ilk derece mahkemesinin de 14.04.2023 tarihli kararı ile sanığın örgüt yöneticisi ve örgüt yöneticisi adına işlenen yağma suçundan mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmakla; Sanık ...'nin gıyabı tutuklu olması nedeniyle tefrik edilen ve ifadesi dahi alınmadan diğer sanıklarla ilgili yapılan onama kararının gerekçesi nedeniyle suç örgütü yöneticisi olduğu kabul edilse de; örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlarda 5237 sayılı Kanun'un 21. maddesi gereğince sorumlu tutulabilmesi bakımından en azından asgari düzeyde eylemden bilgisinin olması gerekmekle, söz konusu eylemden haberdar olmaması halinde sırf örgüt yöneticisi olması sebebiyle kendisine kusursuz sorumluluk yüklenemeyeceği, sanığın hiyerarşik yapılanma dahilinde emir komuta zinciri ve altlık üstlük ilişkisi içerisinde eyleme katıldığına dair somut delil bulunmadığı gibi, olayın başlangıcı ve gelişimi aşamasında sanığın eyleme katıldığına dair mağdur ve diğer sanıklar tarafından soyut bir iddia da dahi bulunulmadığı göz önüne alındığında; somut olayda katılanlar ... ve mağdur ...’e yönelik nitelikli yağma suçu bakımından, sanık ...'nin örgüt üyesi olan ... 'ya emir ya da talimatı bulunduğuna dair, 2006 ve 2007 yıllarında örgüt faliyetleri kapsamında alınıp Yağma suçu açısından tesadüfi delil olarak kabul edilen yağma suçu o tarihte katalog suçlardan olmaması nedeniyle yasak delil kapsamında kalan tape kayıtlarında bile söz konusu yağma suçlarına ilişkin herhangi bir konuşma vs rastlanılmadığı, dosyada sanığın 5237 sayılı Kanun’un 220/5. maddesinde "Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır. " şeklinde ifade edilen atılı suçu işlediği yönünde her türlü şüpheden uzak somut delil bulunmadığının anlaşılması karşısında; şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanık ...'nin hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, 5237 sayılı Kanun'un 220/5. maddesi delaletiyle cezalandırılmasına karar verilmesi, hukuka aykırı görülmüştür. Yukarıda açıklanan nedenle sanık ... müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin, 12.03.2024 tarihli ve 2023/1672 Esas, 2024/1003 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, 5271 sayılı Kanun'un 304/2. maddesi uyarına yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere dosyanın Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesine, bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 21.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla