İçeriğe geç
AC
6. Ceza Dairesi Esas: 2024/4135 Karar: 2024/10277 Tarih: 2024

Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2024/4135 K.2024/10277

6. Ceza Dairesi 2024/4135 E. , 2024/10277 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/2309 E., 2024/2825 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından v

Karar Özeti

6. Ceza Dairesi 2024/4135 E. , 2024/10277 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/2309 E., 2024/2825 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından v

Karar Detayı

6. Ceza Dairesi 2024/4135 E. , 2024/10277 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/2309 E., 2024/2825 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 288 nci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık müdafiin temyiz dilekçesinde belirttiği sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede; Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak ... doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'na (6098 sayılı Kanun) göre, borcun kaynakları üç temel kategoride düzenlenmiştir. Birincisi: Sözleşmeden ... borç ilişkileri, (6098 sayılı Kanun 1-48. Maddeleri) İkincisi: Haksız fiillerden ... borç ilişkileri, (6098 sayılı Kanun 49-76. Maddeleri) Üçüncüsü ise: Sebepsiz zenginleşmeden ... borç ilişkileridir. (6098 sayılı Kanun 77-82. Maddeleri) 6098 sayılı Kanun'un 49/1. maddesine göre; kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Aynı Kanun'un 74. maddesine göre de; Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz. Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. (6098 sayılı Kanun 1/1. Maddesi) Sözleşmenin geçerli olabilmesi için tarafların iradelerinin fesada uğratılmamış olması gerekir, taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, bu sözleşme ile bağlı değildir. (6098 sayılı Kanun 36/1. Maddesi) Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur. Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikayetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Alacağın varlığına inanarak ve bu ... elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. ... Centel- Hamide ...- ... Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 ) Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; sanığın kovuşturma aşamasında zorla para istemediğini, kaza neticesinde de kendi aralarında anlaştıklarını, bu anlaşma neticesinde kendi aralarında senet imzaladıklarını beyan ettiği, kaza olayı neticesinde kaza tespit tutanağının düzenlenmediği, müştekinin kovuşturma aşamasında zarar miktarını tahmini olarak hesaplayıp senet olarak düzenlediklerini, belirlenen bir zarar olmadığını, aracı sanayiye götürecekleri, orada ne kadar zarar çıkarsa o zarar miktarını ödeyip senetleri geri alacağını, sanayideki ustaların aracın değer kaybıyla birlikte 195.000 TL zararın olduğunu söylediklerini, müştekinin bu zararı ödeyip senetleri geri aldığını, ödeme yaptığına dair sanıktan evrak aldığını beyan ettiği ve devamında aracın airbaglarinin patlaması sonucu tekrar para istediğine dair beyanlarının sanığın savunmasını doğrular mahiyette olduğu, her ne kadar 195.000 TL para ödenip senetler geri alındıktan sonra airbaglerin patlaması sebebiyle sanığın müştekiyi tehdit ederek para istediği müşteki tarafından iddia edilmiş ve aracın hasarını tespit için sanık ile müştekinin birlikte götürdükleri kaportacı tanık M.O'nun airbaglerin patlak olmadığını beyan etmiş ise de sanığın telefonu üzerinde yapılan inceleme sonucunda kazaya dair fotoğraflarda airbaglerin patlamış olduğunun görüldüğü anlaşılmakla; sanığın eylemini bir alacağın varlığına inanarak ve bu ... elde etme özel kastıyla hareket etmek suretiyle gerçekleştirdiği, sanığın 3 adet 50.000 TL senet aldığı, ancak zararın 195.000 TL olduğu, dolayısıyla zararın miktarı açısından sanığın niyetinin taşkın olarak değerlendirilemeyeceği, o halde 5237 sayılı Kanun'un 30/1. maddesi uyarınca bu hatasından yararlanması gerektiği ve sanığın 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesi yollamasıyla yaralama ve tehdit suçundan cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz isteği bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle, Tebliğname'ye aykırı olarak oy birliği ile BOZULMASINA, Tutuklulukta geçen süre ve suç vasfının değişme ihtimaline binaen sanık ... müdafiinin tahliye talebinin KABULÜNE, sanığın başka suçtan tutuklu yada hükümlü değil ise atılı nitelikli yağma suçundan BİHAKKIN TAHLİYESİNE, gereğinin yapılması üzere ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına, 08.10.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla