KÜNYE
6. Ceza Dairesi 2025/1979 E., 2025/6714 K.
- Karar tarihi
- 25 Haziran 2025
- Konu
- Dolandiricilik İban Magduriyeti
- Mahkemesi
- Ağır Ceza Mahkemesi
- Sayısı
- 2023/238 E., 2024/442 K
- Suçlar
- Nitelikli yağma, nitelikli hırsızlık, mala zarar verme SUÇ TARİHLERİ : 25.05.2017- 11.06.2017- 01.07.2017- 07.08.2017
- Hükümler
- Mahkûmiyet
- Tebliğname görüşü
- Ret- İade- Onama
Karar Detayı
2.311 kelime·12 dk okuma
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: Sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: I- Sanıklar ... ve ... Hakkında Mala Zarar Verme Suçundan Kurulan Hükümlere Yönelik Temyiz İstemlerinin İncelemesinde.
Mahkemenin sanıklar hakkında mala zarar verme suçları yönünden kurulan mahkûmiyet hükümlerinin esas yönünden Yargıtay denetiminden geçmediği ve hükümlerin Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilmiş bulunması da gözetilerek kanun yolu incelemesinin istinaf olduğu anlaşılmakla, yasa yoluna başvuruda ve mercide yanılmanın haklarını ortadan kaldırmayacağının anlaşılması karşısında istinaf talebinin merciince incelenmesi için dava dosyasının incelenmeksizin İADESİNE, II- Sanıklar ... ve ...
Hakkında Kurulan Hükümlere Yönelik Temyiz İstemlerinin İncelenmesinde: Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümlerin sirayet müessesesinin yasal sonucu olarak kurulduğu ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 31.01.2017 tarihli ve 2016/13 - 982 Esas, 2017/29 Karar sayılı kararına göre, bozma sonrasında sirayet üzerine kurulan hükümlerin temyiz imkanı bulunmadığından, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, sanık ... ve müdafii ile sanık ...'ın temyiz isteklerinin oy birliği ile REDDİNE, III- Sanıklar ... ve ...
Hakkında Katılan ...'e Yönelik Nitelikli Hırsızlık, Katılanlar ..., ... ve ...'e Yönelik Nitelikli Yağma Suçundan Kurulan Mahkûmiyetler ile Sanıklar ..., ... ve ... Hakkında Katılan ...'e Yönelik Nitelikli Yağma Suçundan Kurulan Mahkûmiyet Hükümlerine Yönelik Temyiz İstemlerinin İncelenmesinde. 5271 sayılı Kanun'un 288 inci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır.
Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.
Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanıklar ..., ..., ... ve müdafileri, sanıklar ... ve ... müdafilerinin temyiz dilekçelerinde belirttikleri sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede.
Katılan ...'ün 21.12.2023 tarihli beyanında sanıklar hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına muvafakat etmediğini belirtmesine rağmen sanıklar ... ve ... hakkında nitelikli hırsızlık suçundan kurulan hükümlerde etkin pişmanlık hükümleri uygulanarak eksik cezaya hükmedilmesi, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Oluş ve dosya içeriğine göre, nitelikli yağma ve nitelikli hırsızlık suçlarının yasal unsurlarının oluştuğu ve sanıklar hakkında kurulan hükümlerde nitelikli hırsızlık suçu yönünden yapılan eleştiri dışında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca dosyada 5271 sayılı Kanun'un 289 uncu maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâllerinin herhangi birinin varlığı da tespit edilememiştir.
Açıklanan nedenle Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 06.11.2024 tarihli ve 2023/238 Esas, 2024/442 Karar sayılı kararında sanıklar ..., ..., ... ve müdafileri ile sanıklar ... ve ... müdafileri tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak,
oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ ile HÜKÜMLERİN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 25.06.2025 tarihinde, sirayet edenlerin temyizinin reddine oy çokluğuyla, diğerleri yönünden oy birliğiyle karar verildi.
KARŞIOY Bozmanın sirayeti sebebiyle mahkemesince kurulan hükmün sanık Cansu Yozan tarafından temyiz edilip edilemeyeceği ön sorun olarak incelenmiştir. Adil yargılanma hakkının en önemli başlıklarından birini oluşturan savunma hakkı, temel bir insanlık hakkı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İHAS) 6 ncı ve 2709 sayılı Anayasa’mızın 36 ncı maddeleriyle 5271 sayılı Kanun'un çeşitli hükümlerinde güvence altına alınmıştır.
Kanun yoluna başvurma hakkı da, savunma hakkının en önemli bölümlerinden birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.
Diğer yandan Anayasa'nın 36 ncı maddesine "...ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34). Kanun yoluna başvurma hakkı, aynı zamanda hak arama özgürlüğü ile erişim hakkının da önemli alt başlıklarından birisidir. Öte yandan.
7 No.lu Ek Protokolün “Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı” başlıklı 2 nci maddesi uyarınca; kural olarak herkes aleyhine verilen mahkûmiyet hükmünü yüksek bir mahkemede yeniden inceletebilme hakkına sahiptir. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
Mahkeme kararlarının hukuka uygun olup olmadığına yönelik uyuşmazlığın çözümlenmek üzere bir yargı makamı önüne taşınması kanun yoluna başvurma olarak nitelendirilmektedir. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir.
Adil yargılanma hakkı bir mahkeme kararına karşı üst yargı yollarına başvurabilmeyi güvence altına almamakla birlikte gerek suç isnadına bağlı yargılamalarda gerekse medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalarda istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise bu kanun yolları yönünden de adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin sağlanması gerekir (Haşan İşten, B. No: 2015/1950, 22/2/2018, § 37).
Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür. Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen 13 üncü maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.
Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13 üncü maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36 ncı maddesinin ihlalini teşkil edecektir.
Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13 üncü maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfi müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (... Erdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60). Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar.
Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır.
TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56). Temel hak ve özgürlükler ile hak arama hürriyeti ona bağlı hak ve özgürlükler kişinin lehine olacak şekilde yorumlanabilir. Kişinin aleyhine hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı tarzda yorumlamaz.
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS ) 6 ncı maddesindeki Adil Yargılama Hakkı ilgili mahkemeler tarafından sürekli sanık lehine genişletilerek yorumlanmaktadır. Bunun tersine yani hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı yorum yapılamayacağı açıktır. Kanunumuzda temyizi düzenleyen hükümlere göz atacak olursak. CMK'nın 267 nci maddesi uyarınca, hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı itiraz kanun yoluna gidilebilir.
Aynı Kanun’un 272 ve devamı maddeleri uyarınca, (Suçluların iadesi ile 5320 sayılı CMK'nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesinde belirtilen istisnalar dışında) İlk Derece Mahkemesinden verilen bütün nihai kararlar yâni hükümler, kural olarak istinaf kanun yolu denetimine tâbidir.
(CMK’nın 272/3. maddesinde belirtilen istisna kapsamında kalan hükümler ise; kesindir.) CMK’nın 286/1 inci maddesi uyarınca, istinaf mahkemesinin verdiği bozma dışındaki kararlar ile aynı maddenin 2 nci ve 3 üncü fıkrası kapsamında belirtilen istisnalar dışındaki bütün istinaf mahkemesi kararları temyiz kanun yolu denetimine tabidirler.
CMK’nın 306 ncı (1412 sayılı CMUK’nun 325) maddesi uyarınca, hüküm sanık lehine bozulmuşsa ve bu hususların temyiz isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa, bu sanıklar da temyiz isteminde bulunmuşçasına hükmün bozulmasından yararlanırlar.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 21.05.2019 ve 171-453 sayılı kararında ve yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere; önceki hükmü temyiz etmeyen sanığın sirayet üzerine verilen kararı temyiz edilemiyeceği görüşündedir.