Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2025/3449 E. , 2025/7730 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/1230 E., 2022/897 K. SUÇ : Nitelikli yağmaya teşebbüs HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İTİRAZA KONU KARAR : Onama İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Yargıtay 6. Cez
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2025/3449 E. , 2025/7730 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/1230 E., 2022/897 K. SUÇ : Nitelikli yağmaya teşebbüs HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İTİRAZA KONU KARAR : Onama İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 29.05.2025 tarihli ve 2023/15974 Esas, 2025/5943 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 03.07.2025 tarihli ve KD-2023/23030 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun’un) 308 inci maddesinin birinci fıkrası son cümlesi uyarınca lehe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İTİRAZ SEBEPLERİ Sanık ... ile katılan ... arasında hukuki ilişki ve alacak verecek konusundan tartışmanın bulunduğu, her iki tarafında ticari ilişki içinde olduklarını doğrulamaları nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 150/1. maddesi kapsamında kalıp kalmadığı hususunun gerekirse bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle değerlendirilmesi ve tartışılması gerektiğinden bahisle Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 29.05.2025 tarihli ve 2023/15974 Esas, 2025/5943 Karar sayılı onama kararının kaldırılmasına ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesinin 20.04.2022 günlü ve 2021/1230 Esas, 2022/897 Karar sayılı, sanık hakkında nitelikli yağma suçundan verilen hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararın bozulması talebine ilişkindir. II. GEREKÇE Hukuki alacağının tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanma. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.02.2014 günlü ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyade iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır. (Teorik ve Pratik Tüm Yönleriyle Yağma ... Sayfa 925) Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. (Çevik a.g.e Sayfa 925) Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Kaldıki, alacaklı bulunduğu mutlak kanaatiyle hareket ederse sanık lehine yorumlanacaktır. (Çevik a.g.e Sayfa 925) Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır. (Çevik a.g.e Sayfa 926) Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. ... - ... - ... , Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi s.5461 ) Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; katılan ile sanık ... arasında, çek verme, araç kiralama, para transferi, araç satışı gibi nedenler ile hukuki ilişkiden doğan alacak konusunda aralarında ihtilaf bulunduğu ve bu nedenle sanığın cebir kullanarak katılandan para istemeleri şeklindeki eylemlerinin, hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde tanımlanan hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edip etmediği tartışılmadan hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR 1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ KABULÜNE, 2. 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 29.05.2025 tarihli ve 2023/15974 Esas, 2025/5943 Karar sayılı onama ilâmının sanık yönünden KALDIRILMASINA, 3. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesinin 20.04.2022 günlü ve 2021/1230 Esas, 2022/897 Karar sayılı, kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 18.09.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.