İçeriğe geç
AC
6. Ceza Dairesi Esas: 2025/4390 Karar: 2025/10989 Tarih: 2025

Yargıtay 6. Ceza Dairesi — Kasten Öldürme Kararı (E.2025/4390 K.2025/10989)

6. Ceza Dairesi 2025/4390 E. , 2025/10989 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/3115 E., 2023/1542 K. SUÇ : Nitelikli yağmaya teşebbüs HÜKÜMLER : Düzeltilerek esastan ret TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak

Karar Özeti

6. Ceza Dairesi 2025/4390 E. , 2025/10989 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/3115 E., 2023/1542 K. SUÇ : Nitelikli yağmaya teşebbüs HÜKÜMLER : Düzeltilerek esastan ret TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak

Karar Detayı

6. Ceza Dairesi 2025/4390 E. , 2025/10989 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/3115 E., 2023/1542 K. SUÇ : Nitelikli yağmaya teşebbüs HÜKÜMLER : Düzeltilerek esastan ret TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, hükmedilen cezanın niteliği ve süresine göre, 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 299/1. maddesi gereği reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ A. Bozma Silivri 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.02.2018 tarihli kararının sanıklar müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 04.02.2019 tarihli kararı ile sanığın eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-a-c-d maddeleri kapsamında yağma suçun oluşturup oluşturmayacağına ilişkin kanıtları değerlendirme ve tartışma görevinin Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması nedeniyle bozulmasına, aleyhe istinaf olmaması ve sanığın kazanılmış hakkı nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 283/1 madde hükmünün gözetilmesine ve dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. B. Bozmadan Sonraki Yargılama Süreci Bozma üzerine Silivri 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.04.2019 tarihli kararı ile görevsizlik kararı verilmiş olup görevsizlik kararı üzerine Silivri Ağır Ceza Mahkemesinin 27.05.2021 tarihli ve 2019/177 Esas, 2021/384 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan 5237 sayılı Kanun'un 149/1-a-c-d, 35/2, 62/1, 53. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, bu karara karşı katılan yada Cumhuriyet savcısının aleyhe temyizinin bulunmadığı, 5271 sayılı Kanun'un 283/1 ve 307/5 maddesi uyarınca verilecek cezanın daha önce verilen cezadan daha ağır olamayacağı, bu haliyle sanıkları ..., ..., ..., ... ve ...'ın toplam olarak 2 yıl 6 ay hapis cezası olan sonuç ceza miktarının sanıklar lehine kazanılmış hak teşkil edeceği anlaşılmakla sanık hakkındaki ceza infazının bu cezalar toplamı üzerinden yapılmasına, ayrıca sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 58. maddesi uyarınca hükmolunan hapis cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş olup sanıklar müdafiinin istinaf etmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 08.05.2023 tarihli ve 2022/3115 Esas ve 2023/1542 Karar sayılı ilamı ile "Sanıların gözaltında geçirdiği 1 günlük süre 5237 sayılı Kanun'un 63. maddesi gereği hükümde mahsup edilmese de bu hususun infazda gözetilebilmesi mümkün görülmüştür. Sanıkların 12/10/2015 günü saat 18:00 da müşteki Mahiye'nin işyerine geldikleri ve polislerin saat 20:30 da sanıkları olay yerinde yakaladıkları ,suç tarihinde Silivri ilçesinde güneşin 17:35 de battığı gözönüne alındığında yağma suçunun gece vakti işlenmesi nedeniyle sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı Kanun'un 149/1-h maddesine de uyduğu, bu haliyle sanıkların, yağma eylemlerini silahla, birden fazla kişi ile birlikte,işyerinde ve gece vakti gerçekleştirdiklerinin anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Kanun'un 149/1.fıkrasının a,c ve d bentlerinin yanı sıra h bendinin de uygulanması gerektiği gözetilmeden anılan bentler ile uygulama yapılmış olması teşdit gerekçesi ve uygulama karşısında, sonuca etkili görülmemiştir. Sanıklar hakkında kurulan mahkumiyet hükmünde (hapis) 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesi uygulanmamış ise de, anılan maddede belirtilen hak yoksunlukları bir ceza olmayıp, mahkumiyetin kanuni sonucu olarak uygulanacağından, infaz aşamasında bu hususun nazara alınması mümkün görülmüştür." eleştirileri ile "sanık ... hakkında yağma suçundan kurulan hükmün 8.maddesinin hüküm fıkrasından çıkartılarak yerine, "Sanığın Samsun 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2006/444 Esas, 2012/5 Karar sayılı ilamı ile 213 SY'ya muhalefet suçundan 15 ay hapis cezası ile cezalandırıldığı, cezanın ertelenerek 2 yıl denetim süresi belirlendiği, kararın 18/10/2012 tarihinde kesinleştiği, 18/10/2014 tarihinde infaz edilmiş sayıldığı, sanığın 5237 sayılı Kanun'un 58. maddesinde belirtilen yasal süre içinde yeni suç işlediği ve tekerrüre esas olduğu anlaşıldığından sanığın cezasının 5237 sayılı Kanun'un 58/6. maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına, "İbaresinin eklenmesi suretiyle, 5271 sayılı Kanun'un 303/1.a maddesi uyarınca düzeltilmesine, kararın bu şekilde 5271 sayılı Kanun'un 280/1.a. maddesi uyarınca DÜZELTİLMEK SURETİYLE İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE," denilmek suretiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanıklar Müdafiinin Temyiz İstemi Bölge Adliye Mahkemesininin istinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyize tabi iken kesin olarak verilmesinin hukuka aykırı olduğuna, sanıklar hakkındaki kararın temyiz haklarını kullanamadan kesinleştiğine, infazına başlandığına, bölge adliye mahkemesince verilen kararın yeniden karar alınana kadar infazın durdurulmasına, dosyanın yeniden incelenmesine, temyizi kabil karar verilmesine, bu taleplerin reddi halinde adil yargılanma hakkının ihlal edilmiş olacağına, verilen mahkumiyet kararının hukuk devletinde olması gereken adalet ve hakkaniyet ilkleriyle bağdaştırılmasının mümkün olmadığına, infazın durdurulması akabinde beraat ve mahkeme aksi kanaatte ise hata halinin söz konusu olduğunun açık ve dosya kapsamındaki delillerle mevcut olması sebebiyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğine, sanıkların suç işleme kastının olmadığına, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin gözetilmesi gerektiğine, bölge adliye mahkemesince yapılan incelemenin yeterli olmadığına, eksik inceleme ile hüküm kurulduğuna, suçun unsurlarının oluşmadığına, suçun unsurlarında hataya düşüldüğünün açık olduğuna, mahkemece bu hususta değerlendirme yapılmadığına ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı anlaşıldığından, sanıkların temyiz istemlerinin incelenmesinde bozma nedeni dışında hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır. 2. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun'un 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ispat şartı aranmamaktadır. Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikayetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden ... alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar,... vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır. Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. ... Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 ) Somut olaya gelince; Sanık ...’ın, tanık ...’tan alacaklı olduğu dönemde müşteki ... ile tanık ...’nın evli bulundukları, tarafların olay tarihinden yalnızca beş gün önce anlaşmalı olarak boşandıkları ve boşanma davasının da olaydan yedi gün önce açıldığı hususlarının UYAP kayıtlarından sabit olduğu; bu itibarla sanıkların, tanık ... ile müşteki ... arasındaki boşanmalarından haberdar olmamalarının hayatın olağan akışına uygun bulunduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki müşteki ...’un 01.04.2016 tarihli savcılık beyanında, tanık ... ile birlikte “...” isimli işyerini açtıklarını ve işyerinin kendi üzerine kayıtlı olduğunu beyan ettiği ve sanık ...'ın da bir yıldır tanık ...'nın eşiyle birlikte açtığı bu işyeriyle ticaret yaptığı gözetildiğinde; sanıkların katılandan talep ettikleri meblağın, tanık ... ile katılanın evlilik birliği içinde birlikte yürüttükleri ticari faaliyet kapsamında doğmuş bulunduğu anlaşılan hukuken geçerli bir alacağın tahsiline yönelik olduğu kabul edilmelidir. Her ne kadar mahkemece sanıkların eylemlerinin müşteki ...’a karşı da gerçekleştirildiği kabul edilmiş ise de; müşteki ...’un, müşteki ..’nin işyerinde çalışması nedeniyle olay yerinde bulunduğu, sanıkların eylemine bu nedenle maruz kaldığı, sanıkların fiillerinin doğrudan müşteki ...’a yönelmediği anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında sanıkların müşteki ...’a yönelik yağma kastıyla hareket etmediklerinin kabulü gerekmektedir. Tüm bu nedenlerle; sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesi delaletiyle nitelikli tehdit suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, sanıklar hakkında nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan mahkumiyet hükmü kurulması hukuka aykırıdır. Kabule göre de; Sanıkların kazanılmış hakkı gözetilerek sanıkların "2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına" karar verilmesi gerekirken sanıklar hakkındaki ceza infazının bu cezalar toplamı üzerinden yapılmasına karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, sanıklar müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname'ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA, Bozma kararının, sanıklar ... ve ...'e SİRAYETİNE, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Silivri Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 09.12.2025 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla