İçeriğe geç
AC
6. Ceza Dairesi Esas: 2026/489 Karar: 2026/1385 Tarih: 2026

Yargıtay 6. Ceza Dairesi — Kasten Öldürme Kararı (E.2026/489 K.2026/1385)

6. Ceza Dairesi 2026/489 E. , 2026/1385 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/2328 E., 2025/2126 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusu üzerine yeni hüküm kurulması TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düzeltilerek onama 1. Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz ed

Karar Özeti

6. Ceza Dairesi 2026/489 E. , 2026/1385 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/2328 E., 2025/2126 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusu üzerine yeni hüküm kurulması TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düzeltilerek onama 1. Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz ed

Karar Detayı

6. Ceza Dairesi 2026/489 E. , 2026/1385 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/2328 E., 2025/2126 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusu üzerine yeni hüküm kurulması TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düzeltilerek onama 1. Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, 2. Sanık ... müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun'un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü; I. HUKUKİ SÜREÇ A. Bozma Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 25.10.2024 tarihli kararının istinaf edilmesi üzerine, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi tarafından verilen kararın sanıklar müdafileri tarafından temyizi sonrasında, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 18.09.2025 tarihli 2025/4518 esas ve 2025/7732 karar sayılı kararı ile bozulmasına karar verilmiştir. B. Bozmadan Sonraki Yargılama Süreci Bozma üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin, 17.11.2025 tarihli ve 2025/2328 Esas, 2025/2126 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-a, c, d, h, 168/3-2. cümle, 62, 53. maddeleri uyarınca 7 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Sanık ... Müdafiinin Temyiz Sebepleri Müvekkilini suçlamak için önceden husumeti olan ve olay nedeniyle maddi menfaat içerisinde olan müştekinin beyanına itibar edilemeyeceği, katılan lehine tanıklık da bulunan iki tanığın hem birbiri içerisindeki çelişkili hem de müşteki anlatımları ile çelişkili beyanları olduğu, kamera kayıtlarında müştekinin suça maruz kaldığının anlaşılmadığı, doktor raporu ile müşteki beyanlarının çelişkili olduğu, müvekkilinin beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir. ilişkindir. 2. Sanık ... Müdafiinin Temyiz Sebepleri Suçun sabit olmadığı, çelişkilerin bulunduğu, haksız tahrik indirimi yapılmadığı, teşditin fazla uygulandığı, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği, şikayetçinin doktor raporu alırken başına boru anahtarı ile vurulduğu ve saçının kesildiği iddiasının bulunmadığı, rapor ile iddiasının çeliştiği, görüntülerden bıçak tutularak araca bindirilmediğinin sabit olduğu, tanık .... ve şikâyetçinin çelişkili beyanlarda bulunduğu, lehe hükümlerin uygulanması gerektiğine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak; 1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun da, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır. Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikayetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır. Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. (Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461) Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; mağdurun sanığa ait iş yerinde olay tarihinde çalıştığı, çalıştığı sırada iş yerinde hırsızlık olduğu, mağdur ve tanık .....Beyanına göre sanık ...'nin bu hırsızlıktan mağduru sorumlu tuttuğu, mağduru çağırarak durumu sorduğunda, mağdurun kabul etmemesi üzerine, mağdurun yanına sanık ...'ü de vererek eve bakmalarını istediği, sanık ... ile eve giden sanığın görüntülü olarak sanık ...'yi aradıkları ve her na kadar mağdur kendisinin olduğunu iddia etse de sanık ...'nin kendisine ait olduğu malları ve mağdurun çalışması nedeniyle kendisinde olduğunu kabul ettiği malları da, sanık ...'ün mağduru basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek derecede yaralayarak alarak iş yerine götürmeleri şeklinde gerçekleşen olayda; sanık ...'nin mağdurun kendisini hırsızlık nedeniyle zarara uğrattığını belirtmesi, her ne kadar sanık ... mağdur ile o gün hiç görüşmediğini belirtmişse de, mağdur ve tanık .....'nin beyanlarından mağdurun evine hırsızlığa konu malların evden alınması için gidildiğinin belirtilmesi karşısında; sanıkların eylemini bir alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket etmek suretiyle gerçekleştirip gerçekleştirmediği, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 30/1. maddesi uyarınca hatadan yararlanıp yararlanamayacakları, sanıkların eyleminin 5237 sayılı Kanun'unda düzenlenen yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hal başlıklı 150/1. maddesi yollamasıyla 86/1. maddesi kapsamında kalıp kalmadığı tartışılmadan yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hükümler kurulması, 2. Suçu birlikte işleyen sanıkların neden oldukları yargılama giderlerinden ayrı ayrı sorumlu tutulmaları yerine, 5271 sayılı Kanun'un 326/2. maddesine aykırı biçimde "...toplam 7.910 TL yargılama giderinin sanıklardan eşit oranda tahsiline" şeklinde karar verilmesi, Hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR Gerekçe bölümününde açıklanan nedenle, sanıkların müdafilerinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçen süre dikkate alınarak sanıkların tahliye taleplerinin REDDİNE, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a. maddesi uyarınca Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 12.02.2026 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla