KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2010/5350 E., 2010/14298 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Aralık 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
477 kelime·2 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair karar davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, önalım hakkı nedeniyle davalıya satılan payın iptali ve tescili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne, satılan payın iptaline, davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, müvekkilinin dava konusu 58 ada 16 parsel sayılı taşınmazın paydaşı olduğunu, 03.11.2008 tarihinde diğer paydaş ...'ın davalı ...'e sattığı 635/1518 payın önalım hakkı sebebiyle iptali ile kendi adına tescilini talep etmiştir.Davalı taşınmazın fiilen taksim edildiğini bildirerek davanın reddini savunmuş, mahkemece fiili taksim bulunmadığı kanaatiyle davaya konu payın iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
Önalım davasına konu paya ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlara özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken, bunlardan biri kendisinin kullandığı yer ve bu yere tekabul eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması, T.M.K. 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Kötüniyet iddiası 14.02.1951 gün ve 17/1 sayılı İçtihat Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden (resen) nazara alınması gerekir. Taşınmazda eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.
Olayımıza gelince; taraflar arasındaki uyuşmazlık önalım hakkına konu edilen payın ilişkin bulunduğu taşınmazın paydaşları arasında taksim edilip edilmediği noktasındadır.
Dosya arasındaki tapu kaydının incelenmesinden, dinlenen tanık ifadelerinden, taşınmaz başında yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporundan ve tarafların beyanlarından 1960 yılında taşınmaz üzerine üç daireden ibaret bir bina yapıldığı, taşınmazın alt katında 1973 yılına kadar davacının miras bırakanı babası ...’le birlikte ikamet ettiği, 1973 yılından sonra tek başına dairede oturmaya devam ettiği, 1981 yılından sonra kiraya vermek suretiyle tasarrufunu sürdürdüğü, orta ve üst katta ise 1960’lı yıllardan beri önce satıcının miras bırakanı ...’in, daha sonra satıcının oturduğu,
üst katın kira gelirinden yararlandıkları anlaşılmaktadır. Dairelere ayrı kapı numaraları verilip, elektrik, su abone kayıtlarının bu kullanım şekline göre paydaşlar adına yapılması, keza emlak vergisi bina beyannamelerinin de davacı ile satıcı ... adına ayrı ayrı düzenlenmesi karşısında taşınmazın satımdan uzun süre önce paydaşları arasında taksim edildiğinin kabulü gerekir.
Davalıya pay karşılığı orta kat ve çekme katın satılması amaçlanmış olup bu durum davacı tarafından bilinmektedir. Önalım davalarında ileri sürülen ve önalım hakkının kullanılmasını önleyen eylemli taksimin yasal dayanağı M.K.’nun 2.maddesidir. Buradan hareketle taksimin Medeni Kanuna ve İmar Mevzuatına uygun olması gerekmez.
Taşınmazda eylemli taksimin varlığı kanıtlandığından davacının tapuda yapılan pay satışından yararlanarak önalım hakkını kullanması M.K.’nun 2.maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Açıklanan bu durum karşısında davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2010/5350, K. 2010/14298, 27 Aralık 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama