KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2023/3140 E., 2024/4001 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Kasım 2024
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/305 E., 2023/756 K.
- Karar
- Davacı Vekilinin İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi ile Davanın Zamanaşımı Nedeniyle Reddine
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/739 E., 2021/845 K.
Karar Metni
1.501 kelime·8 dk okuma
Davacı vekili; davalıların davacı müflis bankanın yöneticileri ve genel müdürü olduğunu, mudilerden ve kamu özel bankalardan toplanan paraların bankanın hakim ortağı olan...Holding bünyesinde grup şirketlerinin finansmanında kullandığını, bu holding bünyesinde olmayan bir kısım paravan şirketlere de kredi kullandırıldığını, yeterli teminata bağlanmadan kredi borçlarının ödenmediğini ve bankanın zarara uğradığını, ........
Holding adına havale gelmiş gibi gerçek dışı kayıtlar düzenlendiğini, davalıların sadakat ve özen borcuna aykırı hareket ederek, kanun ve sözleşmede kendilerine yüklenen görevleri kasten veya ihmal ile yerine getirmeyerek bankayı ve onun alacaklılarını zarara uğrattığını, bu ve buna benzer işlemler sonucunda 3182 sayılı Bankalar Yasası'nın 68. maddesi yollaması ile 12. maddesi uyarınca müflis bankanın faaliyetinin durdurulup, mevduat toplama izninin kaldırılmasına karar verildiğini, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin kararı ile de 02.02.1996 tarihinde bankanın iflasına karar verildiğini belirterek,
231.128.979,62 USD'nin, 9.559.691,72 DEM'in ve 9.117.532.129.114 Türk Lirasının dava tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, 16.659.018,60 USD'nin dava tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'tan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir
Davalılar vekili; iflas eden bankanın uğradığı zarar nedeniyle davalıların İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2000/215 E. sayılı dosyasında şahsi iflaslarının istendiğini, önceden açılan bu dava nedeniyle eldeki davanın derdest bir dava olduğunu, 818 Sayılı BK'nın 126. maddesi uyarınca alacağın beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu ve zamanaşımının alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren başlayacağını, ifası derhal talep edilen kredi borcunda, kredinin verildiği tarihten, davanın açıldığı tarihe kadar beş yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, müvekkillerinin şahsi sorumluluğundan ve bankaya zarar verdiğinden söz edilemeyeceğini, istenen temerrüt faizinin fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, davanın mülga 6762 sayılı TTK’nın 336/1-5 maddesine dayalı olarak açılmış sorumluluk davası olduğu, mülga 6762 sayılı TTK’nın 340. maddesinin atfıyla somut olayda uygulanması gereken 309/4 maddesi uyarınca 2 yıllık dava açma süresinin yönetim kurulu üyelerinin karar aldığı tarihten değil bu karar nedeni ile oluşan zarara ve faile ıttıla tarihinden itibaren başladığını, 02.02.1996 tarihinde iflasına karar verilen müflis bankaya mülga 3182 sayılı Bankalar Kanunu uyarınca atanan iflas idaresinin müflis bankanın iş hacminin büyüklüğü ve iş bu davaya konu olan kredilerin incelenmesi için gerekli olan süre,
öte yandan 2. alacaklılar toplantısının 25.06.1997 tarihinde yapılmış olması hali bir bütün olarak değerlendirilmekle olayda mülga 6762 sayılı TTK’nın 309. maddesinde yer alan 2 ve 5 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolmamış olduğu, davacı müflis bankanın yönetim kurulu başkanı davalı ... ve yönetim kurulu üyesi davalı ...'nun aynı zamanda...Holding A.Ş.'de yönetici oldukları, diğer yandan davalı ...'ın da yönetim kurulu üyesi, azâ, genel müdür olduğu, görevleri gereği davaya konu edilen bankacılık işlemlerinden haberdar olmamalarının yaptıkları işin doğasına ve görevlerinin gereklerine aykırı olduğu,
davaya konu usulsüz işlemler nedeni ile müflis bankanın davaya konu olan zararının ortaya çıkmasından dolayı sorumlu oldukları, davalıların dava tarihinden sonra iflas ettiklerinden davanın kayıt kabul davasına dönüşmüş olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi tarafından, dava konusu zararlandırıcı eylemin meydana geldiği ve zararın doğduğu tarih itibariyle yürürlükte olan ve somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 309. maddesinde ‘’Mesul olan kimselere karşı tazminat istemek hakkı davacının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıl geçmekle müruruzamana uğrar.
Şu kadar ki; bu fiil cezayı müstelzim olup Ceza Kanunu'na göre müddeti daha uzun müruruzamana tabi bulunuyorsa tazminat davasına da o müruruzaman tatbik olunur.’’ hükmünün düzenlendiği, anılan yasal düzenleme uyarınca 2 yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcının şirketin dava açmaya yetkili organının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği, 5 yıllık sürenin başlangıcının da zararı doğuran fiilin vuku bulduğu tarih olduğu,
somut olayda, bankanın yetkili organının, bankanın uğradığı zararı ve sorumluları, banka yeminli murakıplarınca düzenlenen 16.09.1994 tarihli rapor ve 10.02.1995 tarihli raporlar ile öğrendikleri, bu tarihlerden davanın açıldığı tarihe 18.12.2000 tarihine kadar 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, 5 yıllık sürenin başlangıcında esas alınan zararı doğuran fiilin vuku bulduğu tarih ise kredilerin onaylandığı tarih olduğu, bu tarihlerden itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresinin de dolduğu,
her ne kadar 5411 sayılı Yasa'nın 141 maddesinde, fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin yirmi yıl olduğu belirtilmişse de, davaya konu alacağın müflis banka tarafından talep edilen, banka yönetici ve müdürünün sorumluluğuna dayalı tazminat davası olduğu gözetildiğinde, anılan hükmün eldeki davada uygulanmasının mümkün görülmediği,
ayrıca davalıların hileli iflas suçundan beraatine karar verildiği ve hangi sebeple beraat kararı alınmış olursa olsun, hukuk hâkiminin bu kararla bağlı olması ve elindeki uyuşmazlığa uzamış zamanaşımı süresini değil, iki ve beş yıllık zamanaşımı süresini uygulaması gerektiği anlaşıldığından; somut olayda, uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasının da mümkün olmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulü ile kararın kaldırılmasına ve yeniden hüküm tesisi ile, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı vekilince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
1- Bakanlar Kurulu'nun 11.04.1994 tarih ve 94/5456 sayılı kararıyla, mâli bünyesinin güçlendirilmesine imkan görülmeyen davacı Türkiye Turizm Yatırım ve Dış Ticaret Bankası A.Ş.'nin (TYT Bank A.Ş.) bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırıldığı, Başbakanlık Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın 11.04.1994 günlü, 28301 sayılı yazısı ile davacı bankanın yönetim ve denetiminin geçici olarak mülga 3182 sayılı Bankalar Kanunu'nun 68/2 maddesi uyarınca T.
İş Bankası'na devredildiği, Fon'un 3182 sayılı Kanun'un 68/4 maddesi uyarınca mevduat sahiplerine yaptığı ödemelerden kaynaklanan alacakları nedeniyle aynı maddenin 5 numaralı fıkrasına dayanarak 05.10.1994 tarihinde adı geçen bankanın iflasını istediği, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02.02.1996 tarih ve 1994/1402 E., 1996/96 K. sayılı kararı ile bankanın iflasına karar verildiği,
iflas kararının 15.11.1996 tarihinde kesinleştiği, müflis Bankanın iflas tasfiye işlemlerinin 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca atanan iflas idaresi tarafından sürdürüldüğü ve iflas idaresi memurlarının fon tarafından atandığı anlaşılmıştır.
5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 106/5. maddesi "Fon, bu Kanunun uygulanması ile sınırlı olmak üzere, 2004 sayılı İİK’nın 166, 218, 219, 223, 234, 236, 249, 251 ve 254. maddelerindeki yetki ve görevler hariç olmak üzere iflas idaresi, alacaklılar toplantısı ve iflas idaresi görev ve yetkilerine sahip olarak bankayı tasfiye eder." hükmünü içermektedir. TMSF, iflas idaresi görev ve yetkilerini haiz olarak iflas tasfiyesini yürüttüğüne göre dava konusu alacak fon alacağı niteliğindedir.
Mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'na 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren 5020 sayılı Yasa’nın 27. maddesi ile eklenen Ek madde 3 ile (mülga) 4389 sayılı Kanun'dan kaynaklanan fon alacaklarına ve bu Kanuna göre Hazine alacağı sayılan alacaklara ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıl olarak belirlenmiştir.
Genel alacak zamanaşımı süresi 10 yıl olup fon alacağı haline dönüşmüş olan bu alacaklar için 5020 sayılı Yasa’nın 27. maddesi ile mülga 4389 sayılı Yasa'ya eklenen Ek madde 3 ile zamanaşımı süresi 26.12.2003 tarihinde 20 yıla uzatılmıştır. 4389 sayılı Bankalar Kanunu, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 168. maddesinin (A) bendi hükmü ile 5411 sayılı Kanun’un geçici maddelerindeki düzenlemeler hariç olmak üzere, yürürlükten kaldırılmıştır.
5411 sayılı Kanun'un 141. maddesinde, bu kanundan kaynaklanan fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin yirmi yıl olduğu belirtilmiştir.
Yine 5411 sayılı Yasa'nın geçici 16. maddesi ile "bu Kanun ile fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek zamanaşımı ve diğer konularda fon lehine getirilen hükümler makable şamildi" hükmü getirilmiş, geçici madde 16'da yer alan "...zamanaşımı..." sözcüğü, Anayasa Mahkemesi'nin 12.09.2014 tarih ve 29117 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 04.06.2014 tarih, 2014/85 esas ve 2014/103 karar sayılı kararı ile iptal edilmiş, “zamanaşımı" sözcüğünün iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan "ve" sözcüğünün de iptaline karar verilmiştir.
04.02.2011 tarihinde 27836 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 5. maddesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı sürelerinin, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam edeceği, ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olacağı hükmü düzenlenmiştir.
Bu durumda, davaya konu alacağın fon alacağı niteliğinde olduğu, 18.12.2000 olan dava tarihi itibariyle uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, davacının uğradığı zararı ve sorumluları banka yeminli murakıplarınca düzenlenen 16.09.1994 tarihli raporla öğrenmiş oldukları göz önünde bulundurulduğunda, 16.09.1994 tarihinden 18.12.2000 dava tarihine kadar 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığından işin esasına girilerek istinaf incelemesi yapılması gerekirken, yanılgılı gerekçeye dayalı olarak davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın açıklanan nedenlerle bozulması uygun görülmüştür.
2- Bozma nedenine göre, davacı vekilinin diğer temyiz istemlerinin şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/3140, K. 2024/4001, 13 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama