KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2023/3907 E., 2024/3198 K.·- Karar -
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Ekim 2024
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2019/652 E., 2023/110 K.
- Hüküm/karar
- Ret
Karar Metni
1.167 kelime·6 dk okuma
Davacı vekili, davalı kooperatifin ortağı olan müvekkilinin yükümlülüklerini eksiksiz olarak yerine getirmesine rağmen davalı kooperatifin müvekkilini ortaklıktan çıkarma ve dairesini vermeme eğiliminde olduğunu, daha önce verilen çıkarma kararlarının iptal edildiğini, kooperatifin, müvekkiline daire vermemek amacıyla müvekkiline ait değişik adreslere ihtar ve tebligat gönderilerek yargı kararlarının uygulanmasını engellediğini, müvekkiline ait dairenin başka ortağa tahsis edildiğini ileri sürerek müvekkiline tahsis edilen dairenin iadesine, konuta ilişkin yoksun kalınan kira tazminatının tahsiline, konut verilmemesi halinde ise emsal değerinin tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davalı kooperatif yönetim kurulunun 06.07.2004 tarihli kararıyla kooperatif ortaklığından çıkarıldığını, davacının tebliğ edilen karar süresinde itiraz etmemesi nedeniyle kararın kesinleştiğini, davanın çıkarma kararından yaklaşık 6 yıl sonra açıldığını ve istemin zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesinin 28.06.2012 tarihli, 2010/188 E., 2012/179 K. sayılı kararı ile davacının kuruluş aşamasında kooperatife ortak olduğu, daha önceki çıkarma kararlarının mahkemece iptal edilerek kesinleştiği, kooperatif yönetimince 2004 yılında aidat borcunun ödenmesi amacıyla iki ihtar keşide edilerek ihtara konu borcun süresinde ödenmemesi nedeniyle yönetim kurulunun 06.07.2004 tarihli kararıyla davacının ortaklıktan çıkarılmasına karar verildiği,
çıkarma kararının davacıya tebliğ edilerek 14.10.2004 tarihinde kesinleştiği, çıkarma kararının kesinleşmesinden sonra davacının kooperatife yaptığı 745,00 TL aidat ödemesinin ortak cari hesabında değil ayrı bir hesap olan kooperatif borçları hesabında takip edilerek diğer çeşitli borçlar hesabında muhasebeleştirilmesi nedeniyle, davacının çıkarma kararı sonrasında da ortaklığının benimsenmediğinden davacının ortaklığa bağlı olan daire tahsisi ve kira tazminatı isteyemeyeceği, davacının tazminat isteminin 1163 sayılı Kanun’un 17. maddesindeki çıkma payı alacağı olarak nitelendirilmesi halinde ise,
çıkarma kararının kesinleştiği 2004 yılı bilançosunun 26.06.2005 tarihli genel kurulda görüşülmesi nedeniyle alacağın 26.07.2005 tarihinde muaccel hale geldiği, muacceliyet tarihi ile dava tarihi arasında 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı vekilince temyize başvurulması üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesi’nin 2012/5569 Esas, 2012/7652 Karar sayılı ilamı ile ihraç kararının, 14.07.2004 tarihinde, tebliğ edildiğinin kabulü halinde davcının bu tarihten sonra 2006 yılına kadar aidat ödemeye devam ettiği ve bilirkişi raporundaki açıklama şeklinden, davalı kooperatifçe aidat olarak ödenen miktarların hesaptan alınarak muhasebeleştirildiği, ihraç kararının tebliğinden sonra yapılan 26.06.2005, 30.04.2006 tarihli kooperatif genel kurullarına ortak sıfatıyla cağrıldığı,
davacınında bu genel kurullara katılarak hazirun cetvellerini imzaladığının anlaşıldığı, her ne kadar mahkemece, davacının ihraç sonrası ödediği aidatın kooperatif muhasebe kayıtlarında “ortak cari hesabında” değil de ayrı bir hesap olan kooperatif borçlarının takip edildiği “diğer çeşitli borçlar hesabı”nda muhasebeleştirilmesi nedeniyle kooperatifin bu ödemeleri aidat olarak benimsemediği sonucuna varılmış ise de, gerek aidat ödemelerinin ihraç sonrası ihtirazi kayıt olmaksızın alınarak ihraç edilen ortağa dava tarihine kadar iade edilmemesi,
gerekse genel kurullara davacının ortak sıfatıyla çağrılması ve toplantılara ortak sıfatıyla katılması birlikte değerlendirildiğinde, davacının ihraç kararı kesinleşmiş olsa bile, kooperatifçe zımnen ve yeniden ortaklığının benimsendiğinin kabulü geretiği, mahkemece, açıklanan bu nedenlerle davacının kooperatif ortağı olduğu kabul edilip, taraf delillerinin bu kapsamda değerlendirilerek davacının istemleri hakkında bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediği belirtilerek bozulmuştur.
İlk derece mahkemesince bozma ilamına direnilerek 21.11.2013 tarihli, 2013/352 Esas, 2013/360 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı vekilince temyize başvurulması üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.05.2016 tarihli, 2014/464 Esas, 2016/579 Karar sayılı ilamı ile mahkemece verilen kararın yeni bir hüküm olup, hükme yönelik temyiz itirazlarının özel dairece incelenmesi gerektiği gerekçesiyle dava dosyası Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesi’ne gönderilmiş ve 06.03.2019 tarihli, 2016/4892 Esas, 2019/861 Karar sayılı karar ile davacının ihraç kararı kesinleşmiş olsa bile kooperatifçe zımni olarak yeniden ortaklığının benimsendiğini göstermektedir. Mahkemece, açıklanan bu nedenlerle davacının kooperatif ortağı olduğu kabul edilerek taraf delillerinin bu kapsamda değerlendirilip, davacının istemleri hakkında bir karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuştur.
İlk derece mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu dava tarihinde davacının davalı kooperatife borçlu olduğu, dolayısıyla üyesi olduğu kooperatife borcunu ödeme yükümlülüğü altında olan davacının aidat borçlarını ödememesi nedeniyle ihraç kararının haklı olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı vekilince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
1- Yapı kooperatifinin ana amacı ortakların akçalı yükümlülüklerini yerine getirmeleri karşılığında anasözleşmeye uygun, konut ya da işyeri teslim etmektir. Konut karşılığı tazminat isteyebilmesi için, kooperatifin inşaatlarının bitirilip konut tahsisi aşamasına gelindiği ve diğer üyelere tahsis ve teslim yapıldığı halde davacıya konut tahsis ve tesliminin yapılmaması gerekir. Bu husus, bu tazminatın istenebilmesinin ön koşuludur.
Bu ön koşulun gerçekleşmesinden sonra, davacı için çeşitli nedenlerle konut ya da işyeri tahsisi imkânsızlığı ortaya çıktığında ortağın uygun bir tazminat isteme hakkı bulunmaktadır.
Normal ödemesini yapıp konut sahibi olan üyelerle eşit miktarda ödemesi bulunduğu tespit edilen, ancak kendisine konut tahsis ve teslimi yapılamayan ortağın, ödemesi eksik olmayan diğer üyelere verilen emsal bir konutun dava tarihi itibariyle rayiç değerini talep edebileceği, hiç ödemesi yok ise konut karşılığı tazminat isteminin reddi gerektiğinin kabulü gerekir.
Eksik ödemesi olan bir üyenin ise, konut karşılığı tazminat talep hakkı olup, alacağının hesaplanma şekli Dairemizin yerleşik uygulamalarında aşağıdaki gibi formüle edilmiştir:
a-Önce ortaklara tahsis edilen konutun dava değeri itibariyle rayiç değeri hesaplanmalıdır.
b-Davalı kooperatife normal ödentilerini gerçekleştiren bir ortağın ödemelerinin ödeme yaptıkları tarihler itibariyle toplam ödemeleri dava tarihine kadar (toptan eşya fiyat endeksi "TEFE" artış ortalama rakamları esas alınarak) taşınarak güncel değeri bulunmalıdır.
c-Bundan sonra yukarıda (a) maddesinde bulunan değerden (b) maddesinde bulunan değer çıkarılarak kooperatife normal ödeme yapan bir ortağın bu ödemelerine karşı ne miktarda yararlanma elde ettiği ortaya çıkarılmalıdır.
d-Bunu takiben eksik ödeme yapan davacı ortağın ödentileri (b) maddesindeki ilkelere göre dava tarihine taşınarak eksik ödeme miktarı güncelleştirilmelidir.
e- Bu hesaplamalardan sonra normal ödentilerini gerçekleştiren bir ortağın yukarıda (b) maddesinde bulunan ödemelerinin güncel değerinin karşılığı yine yukarıda (c) maddesinde bulunan bir yararlanmayı sağladığına göre davacının (d) maddesinde eksik ödemelerinin güncel değerinin ne miktarda yararlanması gerektiği orantı kurallarına göre belirlenmelidir.
Yani sonuç olarak (d) maddesinde bulunan miktar (c) maddesinde bulunan değerle çarpıldıktan sonra bulunan rakamın (b) maddesinde bulunan miktara bölünmesi sonucu bulunacak miktarın (d) maddesinde bulunan davacı ödemelerinin güncel değerinin ilave edilmesi sonucu bulunacak miktar davacı ortağın davalı kooperatiften talep etmesi mümkün olan zarar tutarıdır.
Somut olayda mahkemece bozma ilamına uyulduğu halde bozma ilamı gerekleri yerine getirilmemiştir. Davacının kooperatif üyesi olduğu hususu tartışmasız olup, önceki bozma ilamları gereğince usulü müktesep hak kapsamındadır.
Bu durumda özellikle Kooperatifler Kanunu'nun 23 üncü maddesinde karşılığını bulan eşitlik kuralı gereğince kooperatif ortaklarının hak ve yükümlülüklerde eşit olduğu, kooperatifin aynı durumdaki ortaklarına eşit işlem yapmak zorunda olduğu, davacı vekilinin kendisi ile aynı durumda olan ortaklara konut tahsisi yapılarak adlarına tapu kaydı yapıldığına dair iddiası da araştırılarak kooperatifin elinde daire olup olmadığı,
daire var ise davacının eşitlik ilkesi gereğince hak kazanıp kazanmadığı kooperatif üyesinin ödemelerini hiç yapmamış olması halinde tazminat talep etme hakkı bulunmamakta ise de, eksik ödeme yapmış olması durumunda kural olarak konut karşılığı tazminat talep hakkı bulunduğu dikkate alınarak yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yapılacak inceleme sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/3907, K. 2024/3198, 3 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama