İçeriğe geç
AC
7. Ceza Dairesi Esas: 2023/20161 Karar: 2024/8289 Tarih: 2024

Yargıtay 7. Ceza Dairesi E.2023/20161 K.2024/8289

7. Ceza Dairesi 2023/20161 E. , 2024/8289 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/358 E., 2023/539 K. SUÇ : 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'na muhalefet KARAR : Direnme TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilerek hükmün bozulması Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 27.03.

Karar Özeti

7. Ceza Dairesi 2023/20161 E. , 2024/8289 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/358 E., 2023/539 K. SUÇ : 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'na muhalefet KARAR : Direnme TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilerek hükmün bozulması Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 27.03.

Karar Detayı

7. Ceza Dairesi 2023/20161 E. , 2024/8289 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/358 E., 2023/539 K. SUÇ : 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'na muhalefet KARAR : Direnme TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilerek hükmün bozulması Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 27.03.2023 tarihli ve 2023/358 Esas, 2023/539 Karar sayılı kararı ile Yargıtay 7. Ceza Dairesinin, 12.12.2022 tarihli ve 2022/10139 Esas, 2022/18136 Karar sayılı bozma kararına karşı verilen direnme kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 307 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Dairemize gönderildiği belirlenmekle; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen direnme kararının; 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin direnme kararını temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. TEMYİZ SEBEPLERİ 1.Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz istemi, Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince duruşma açılmak suretiyle sanığın zincirleme suç hükümleri uygulanarak bankacılık zimmeti suçundan hak ve nesafete uygun oranda cezalandırılması cihetine gidilmesi gerekirken, sanık hakkında daha önce verilen istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine ilişkin kararda direnilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğuna, kararın sanık lehine bozulmasına ilişkindir. 2.Sanık müdafilerinin temyiz istekleri, direnme kararının usul ve esasa aykırı olduğuna, Mahkemenin yargılamadaki eylemlerinin eylemli uyma niteliğinde olduğuna, uymanın gereklerinin yerine getirilmediğine, verilen kararın yeni bir karar olduğuna ve bozulması gerektiğine, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 43 üncü maddesinin gerekçesi ile ilgili değerlendirme yapılmadığına, temel cezanın üst hadde yakın biçimde uygulanması, olayla ilişkilendirmeden teselsül artırımında bulunulması ve tutuklama amaçlı yakalama emri devamı kararının adalet, hakkaniyet ve hukuka aykırı olduğuna ilişkindir. II. GEREKÇE Sanığın Garanti Bankası A.Ş. Trabzon şubesinde müşteri ilişkileri yöneticisi olarak çalışmakta iken 22.05.2014 tarihinde, Garanti Bankasının Trabzon Şubesi mudisi olan ...'in hesap bakiyesinde bulunan para miktarı ile gerçekte olması gereken para miktarının farklı olduğunu belirterek banka müdürüne başvurduğu, bunun üzerine banka müdürü ve diğer çalışanların ... ile ilgilenen sanığa ulaşmaya çalıştıkları, ancak sanığın o dönemde izinli olması sebebi ile İstanbul'a gittiği ve kendisine ulaşılabilecek tüm iletişim vasıtalarını kapattığının tespit edilmesi üzerine sanığın bankada kontrol ettiği hesaplar ve yaptığı işlemler incelenerek gerçekleştirdiği zimmet eylemlerinin şekli ve miktarının tespit edilmeye çalışıldığı, banka içerisinde yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; banka tarafından düzenlenen 20.08.2014 tarihli inceleme raporunda sanığın zimmet eylemini nasıl gerçekleştirdiğinin tespit edildiği, sanık hakkında 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'na (5411 sayılı Kanun) muhalefet suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, banka tarafından düzenlenen inceleme raporu ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın mudilerinin hesaplarından mudilerin bilgisi ve onayı olmadan görevi gereğince kendisine tevdi edilmiş bulunan ve koruma ve gözetimle yükümlü olduğu paraları çektiği, çektiği paraları mal edindiği, mudilere gerçeği yansıtmayan kendisinin ürettiği sahte hesap cüzdanlarını verdiği, mudilerin yazılı talimatı ve bilgisi dışında mevduat hesaplarından para transferi yaptığı, mudilere atfen atılı sahte imzalı dekontlar ile para çektiği, mudiler ile kurduğu samimi ilişkileri istismar ederek ve mudilerin internet bankacılığı şifrelerini temin edip kullanarak mudilerin talimatı ve bilgisi dışında hesaplardan para transferleri yaptığı, akraba, arkadaş, hizmet-mal alışı yaptığı iş yerlerindeki bazı çalışanlar adına açılan hesapları paravan olarak kullanmak suretiyle mudilerin bilgi ve rızası dışında bu paravan hesaplara para transferleri yaptığı, ardından transfer ettiği paraları paravan hesap sahiplerinin kasadan çekmelerini sağladığı, paravan hesap sahiplerinin de çektikleri paraları sanığa verdikleri, sanığın bu şekilde bankacılık zimmeti suçunu işlediği, sanığın ayrıca mudilerden hesaplarına yatırmak ve çeşitli ödemelerini yapmak üzere elden aldığı paraları mudi hesaplarına yatırmayarak zimmetine geçirdiği, sanığın mudi hesaplarından, mudilerin bilgisi ve talimatı dışında, düzenlenen 33 adet sahte imzalı ödeme dekontunu kullanarak çektiği toplam 461.996,08 TL tutarındaki paraya ilişkin ödeme dekontları üzerinde bulunan imzaların, ilk bakışta ve basit bir inceleme sonucunda sahteliği anlaşılabilir nitelikte olduğu; mudiler nezdinde sağladığı güvene istinaden, mudilerin hesaplarına ilişkin işlemleri kolayca yapabilen sanığın, mudilere ait hesaplardan, internet ortamında / şubeden kolayca gerçekleştirdiği EFT/havale/virman yoluyla, oluşturduğu paravan/gerçek hesaplara aktardığı paraları daha sonra kendine döndürmek suretiyle, 343 adette toplam 7.054.102,78 TL tutarındaki parayı mal edinmesine yönelik işlemlerin tamamının, banka içi kayıtların olağan bir denetimi, araştırma ve karşılaştırılması suretiyle kesin bir biçimde ortaya çıkarılabilecek durumda olduğu; mudi talimatı olmaksızın, mudilerin hesaplarından, başka mudi hesaplarına yapılan virman/havale işlemlerine istinaden 28 adette gerçekleştirdiği toplam 454.840,40 TL tutarındaki para çekme işlemleri bakımından tediye fişleri bulunmadığı veya tediye fişlerinde mudi imzası olmadığı anlaşılmakla, sanığın söz konusu eylemlerinin basit zimmet niteliğinde olduğu; sanığın mal edindiği toplam 7.970.939,26 TL tutarındaki zimmet miktarına karşılık, sanık tarafından mudi hesaplarına ve bankaya iadesi yapılan herhangi bir tutarın bulunmadığı, dolayısıyla zimmet miktarı olan 7.970.939,26 TL'nin sanığın uhdesinde kaldığı ve banka zararının oluştuğu, bu itibarla 5411 sayılı Kanun'a muhalefet suçunun işlendiği İlk Derece Mahkemesince kabul edilerek, sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan inceleme neticesinde; "Sanık hakkında hüküm tesis edilirken elde edilen menfaat miktarı göz önüne alınarak alt sınırdan ayrılmak suretiyle ceza tayini yerinde ise de; en üst sınır olan 12 yıl hapis cezası tayin edilmesinin hak ve nesafete uygun olmadığı anlaşılmakla, elde edilen menfaat miktarı göz önüne alınarak alt sınırdan ayrılmak suretiyle 10 yıl hapis cezasının hak ve nesafet kurallarına uygun olduğu değerlendirilerek, herhangi bir delil değerlendirmesine girilmediğinden bu hususun düzeltilmesi için duruşma açılmasına yasal zorunluluk bulunmadığı" gerekçesi ile hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Anılan kararın temyizi üzerine Dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonucunda; "1-5271 sayılı CMK'nun 280/1-a maddesinde, bölge adliye mahkemesinin "İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303'üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine" karar verebileceği şeklinde düzenleme yapılmış olup, bölge adliye mahkemesince, sanık hakkında ilk derece mahkemesinin tayin ettiği ceza miktarı da dikkate alınarak TCK'nun 3. ve 61. maddeleri kapsamında "temel cezanın indirilmesi" hususunda karar verilebilmesi için CMK'nun 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak, delil değerlendirmesi yapıldıktan sonra istinaf başvurusun kabulü ile ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, CMK'nun 280/1-a maddesi kapsamına girmediği halde, duruşma açılmadan yazılı şekilde karar verilmesi, 2-Sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 43/1. maddesinin uygulanmasında gerekçe gösterilmemesi" nedenleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Dairemizin bozma ilâmı üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından "İstinaf incelemesi için dairemize gelen dosyaya ilişkin olarak 2022/1258 esas, 2022/1205 karar sayılı kararımızda sanığın öznel durumuna ilişkin hiç bir değerlendirme yapılmamıştır. Yapılan değerlendirme tamamen nesneldir. İlk derece mahkemesinin kararına yönelik yapılan tek düzeltme zimmetine geçirmiş olduğu para miktarı göz önüne alındığında en üst hadden cezanın hakkaniyete uygun olmadığı noktasındadır. Bunun için duruşma açmaya gerektirecek hiç bir sebep bulunmamaktadır. Bu sonuca varmak için sanığın kişiliği ve öznel durumunun hiç bir önemi yoktur, zaten 20/05/2022 tarihli kararımızda da belirtilen içtihatlarda en üst hadden ceza tayinini hakkaniyete uygun olmadığı belirtilmiştir. Özellikle 20/05/2022 tarihli kararımızın gerekçesinde yer verilen ve banka sahibi olan Hayyam Garipoğlu'nun zimmetine geçirdiği para miktarı açısından dahi en üst hadden belirlenen cezanın Yargıtay 7. Ceza Dairesi tarafından hakkaniyete uygun bulunmadığı göz önüne alındığında dairemizce duruşma açmaksızın temel ceza olarak en üst hadden belirlenen hapis cezası 10 yıl olarak belirlenmiş ve hükme ilişkin diğer cezalar da bu ceza üzerinden belirlenmiştir. İkinci bir bozma sebebi olarak belirtilen sanık hakkında TCK.nun 43/1 maddesinin uygulanmasında gerekçe gösterilmediği hususu da yerinde değildir. İstinaf incelememize konu olan Trabzon 2. Ağır ceza Mahkemesinin 2021/195 esas, 2022/54 karar sayılı 03/03/2022 tarihli kararın gerekçesinde "...sanığın eylemini aynı suç işleme kararını işleme kapsamında değişik zamanlarda birden çok gerçekleştirdiği anlaşıldığından TCK.nun 43/1 maddesi gereğince cezası takdiren 1/2 oranında arttırım yapılmıştır" şeklinde gerekçe mevcuttur. Zaten eylemin anlatım kısmında da ve mahkemesinin gerekçesinin atıfta bulunduğu bilirkişi raporlarında da eylemin farklı tarihlerde birden çok kez gerçekleştiği açıkça anlatılmakta ve kabul edilmektedir. Zaten iddianamede suç tarihleri 2005 yılından 2014 yılına kadar olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla TCK.nun 43.maddesi açısından da yeterli ve doyurucu gerekçe ilk derece mahkemesinin kararında bulunduğundan dairemizce yapılan 20/05/2022 tarihli değerlendirmede de zincirleme suç hükümlerine ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunulmamıştır. Yukarıda belirtilen gerekçelerle ve bozma ilamına ilişkin yapılması gereken usulen zorunlu hususlar dışında başka hususlara girilmemiş, bu bağlamda bozma ilamının eyleme uyma sonucunu doğuracak herhangi bir işlem özellikle yapılmamış, dairemizin 2022/1258 esas, 2022/1205 karar sayılı kararı hiç bir düzeltme yapılmaksızın aşağıda belirtildiği şekilde aynen açıklanarak ısrar kararı verilmiştir." gerekçesiyle Dairemizin bozma ilâmına direnilmesine karar verilmiştir. Ancak; 1.5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, bölge adliye mahkemesinin "İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303'üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine" karar verebileceği şeklinde düzenleme sınırlı hallere ilişkin olup, bölge adliye mahkemesince, sanık hakkında ilk derece mahkemesinin tayin ettiği ceza miktarı da dikkate alınarak 5237 sayılı Kanun'un 3 üncü ve 61 inci maddeleri kapsamında "temel cezanın indirilmesi" hususunda karar verilebilmesi için 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açılarak, delil değerlendirmesi yapıldıktan sonra istinaf başvurusun kabulü ile ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamına girmediği halde, duruşma açılmadan yazılı şekilde karar verildiği, 2.Sanık hakkında verilen cezanın "Sanığın eylemini aynı suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden çok defa gerçekleştirdiği" gerekçesiyle 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında takdiren 1/2 oranında artırıldığı cihetle; 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrasının "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır..." şeklinde düzenlendiği ve anılan madde gereğince yapılacak artırımda alt sınırın 1/4 oranında olduğu gözetilerek, suçun işleniş şekli ve özelliklerinden artırımı gerektiren hâlin neler olduğu açıklanmadan, kanunda yazılı ibareler tekrar edilerek, yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden, sanık hakkında alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle teşdiden 1/2 oranında artırım yapıldığı, anlaşılmakla; Mahkemenin direnme kararı yerinde görülmemiştir. III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle direnme kararı yerinde görülmediğinden Yargıtay 7. Ceza Dairesinin, 12.12.2022 tarihli ve 2022/10139 Esas, 2022/18136 Karar sayılı bozma kararının, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLMESİNE YER OLMADIĞINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 307 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince direnme kararını incelemek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, 07.10.2024 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla