KÜNYE
7. Ceza Dairesi 2025/3844 E., 2025/9902 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Eylül 2025
- Mahkemesi
- Asliye Ceza Mahkemesi
- Sayısı
- 2020/1103 E., 2021/2098 K.
- Suçlar
- 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'na muhalefet
- Hüküm
- Kısmî beraat, kısmî mahkûmiyet, eşya müsaderesi
- Tebliğname görüşü
- Kısmî ret, kısmî bozma
Karar Metni
713 kelime·4 dk okuma·2 bölüm
5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'na Muhalefet (5809 sayılı Kanun) suçundan kurulan hükme ilişkin temyiz yönünden; suçtan doğrudan zarar görmeyen Gümrük İdaresinin davaya katılma ve hükmü temyize yetkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na Muhalefet (5607 sayılı Kanun) suçundan kurulan hükme ilişkin temyiz yönünden; Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I- Gümrük İdaresi Vekilinin Beraat Kararına Yönelik Temyiz İstemi Yönünden
Sanığın eyleminin 5809 sayılı Kanun'a muhalefet suçu kapsamında kaldığı, bu suçtan zarar görenin de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu olduğu, suçtan doğrudan zarar görmeyen Gümrük İdaresi'nin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 237/1. maddesi uyarınca kamu davasında katılan sıfatının ve aynı Kanun’un 260/1. maddesi gereği hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunmadığı anlaşılmakla, Gümrük İdaresi vekilinin temyiz isteğinin 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 317. maddesi gereği Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
II- Gümrük İdaresi Vekilinin Mahkûmiyet Kararına Yönelik Temyiz İstemi Yönünden
Olayın oluş biçimi, sanığın aşamalardaki savunması, ele geçirilen kaçak eşyanın miktar ve mahiyeti ile eşyanın yakalanma şekli göz önüne alındığında, atılı suçun sanık tarafından işlendiğine dair sübuta yönelik Mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Ancak; 1.Mahkemenin, eşyanın değerinin hafif olduğu yönündeki kabülü karşısında, sanığın eyleminin, suç tarihi ve ele geçirilen eşyanın niteliği itibarıyla suç tarihinde yürürlükte olan 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu (5607 sayılı Kanun) kapsamında kaldığı gözetilmeden, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) "zaman bakımından uygulama" başlıklı 7. maddesi nazara alınarak,olay tarihinde yürürlükte olmayan ve lehe hüküm içermeyen 6545 Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun uyarınca hüküm tesisi,
2.Sanığa soruşturma aşamasında etkin pişmanlık ihtaratı yapıldığı gözetilerek; eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı tutarı yatırması halinde hakkında 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi uyarınca üçte bir oranda indirim yapılacağı ihtarı yapılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken sanığa etkin pişmanlık hükmünün mahiyetini içeren yasal ihtarat yapılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi,
3. Suç tarihinde yürürlükte bulunan 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 3/5. maddesinde düzenlenen suçun üst sınırının iki yıl olduğu gözetilerek;
17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı Kanun’un 251/1. maddesine göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adlî para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun'un 31. maddesinde yer alan geçici 5/1. maddesinin (d) bendi ile “01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de,
Anayasa Mahkemesi'nin, 19.08.2020 tarih ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “...kovuşturma evresine geçilmiş...” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “...basit yargılama usulü...” yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla;
her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ise de, 5271 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olmakla birlikte, iptal kararının sonuçları itibariyle maddi ceza hukukuna ilişkin olduğu, zira 5271 sayılı Kanun’un 251/3. maddesinde
“Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan 5237 sayılı Kanun'un 7. ve 5271 sayılı Kanun’un 251. maddeleri uyarınca dosyanın “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
4.Yalnızca hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilebileceği, sanığın hapis cezasının yanında adlî para cezasına da mahkûmiyetine karar verildiği gözetilmeden, ayrım yapılmaksızın cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi,
5.Dava konusu kaçak eşyaların 5607 sayılı Kanun'un 13/1. maddesinin yollamasıyla 5237 sayılı Kanun'un 54/4. maddesi uyarınca müsaderesi gerekirken delalet maddesinin gösterilmemesi suretiyle 5271 sayılı Kanun’un 232/6. maddesine muhalefet edilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2025/3844, K. 2025/9902, 9 Eylül 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama