KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2009/3651 E., 2010/2295 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Nisan 2010
Karar Metni
714 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen ve kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi dahili davalılardan ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 124 ada 2 parsel sayılı taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak mirasçılarının tam olarak belirlenemediğinden söz edilerek ölü .... adına tespit edilmiştir. Davacı ... askı ilan süresi içinde ve paylaşmaya dayanarak dava açmıştır. Yargılama sırasında.... mirasçıları davaya dahil edildikten sonra davanın kabulüne, dava konusu parselin kadastro tespit tutanağının malik kısmının iptali ile yerine davacı .... ... oğlu ...'nın malik olarak tespit ve tesciline karar verilmiş; hüküm dahili davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, taraf teşkili sağlanmadığından yapılan yargılama usul hükümlerine uygun düşmemiştir.
HUMK 73. maddesi hükmüne göre hakim, tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hüküm veremez.
Bunun yanında hak ehliyeti bulunan herkesin davada taraf olma ehliyeti bulunmakta ise de, dava açma ve açılan bir davayı takip ehliyeti ancak fiil ehliyeti bulunan kişilere tanınmış bir haktır.
Fiil ehliyeti bulunmayan bir kişinin bizzat kendisinin dava açması veya açılmış bir davayı takip ederek sonuçlandırması düşünülemeyeceğinden, fiil ehliyeti bulunmayan bu kişiler adına davanın kanuni temsilcileri tarafından açılması ve kanuni temsilcileri tarafından takip edilerek sonuçlandırılması gerekir. Dava açma ve açılan bir davayı takip ehliyeti dava koşuludur. Bu nedenle de taraflarca öne sürülmese dahi mahkemelerce kendiliğinden incelenmesi gerekir.
Nitekim 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 404. maddesinde velâyet altında bulunmayan her küçüğün vesayet altına alınacağı, görevlerini yaparlarken vesayeti gerektiren böyle bir hâlin varlığını öğrenen nüfus memurları, idarî makamlar, noterler ve mahkemelerin bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorunda oldukları, 405. maddesinde akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her erginin kısıtlanacağı,
görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idarî makamlar, noterler ve mahkemelerin bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorunda oldukları, 406. maddesinde savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her erginin kısıtlanacağı açıklanmıştır.
Somut olaya gelince; dosya içeriğinden davanın ölü olan tespit maliki .... hasım gösterilerek açıldığı, Rize Sulh Hukuk Mahkemesinin 04.02.2008 gün ve 2008/126 esas, 2008/125 karar sayılı mirasçılık belgesi ile tespit malikinin mirasçılarının belirlenmesi üzerine mahkemece mirasçıların davaya dahil edildiği, mirasçılardan ...'ya dava dilekçesi ve duruşma gününün tebliğ edilemediği, buna rağmen 17.06.2008 günlü duruşma oturumuna gelen adı geçen mirasçının mahkemece kimlik tespitinin yapılarak beyanının alınmak istendiği,
alınan cevaplar karşısında fiil ehliyetinin olmadığı kanısına varılması üzerine bu olgu da açıklanarak dahili davalı ...'ya vasi atanması için bir sonraki celseye kadar mehil verilmesine şeklinde ara kararı kurulduğu, ancak mahkemece bu ara kararı doğrultusunda herhangi bir işlem yapılmadığı, taraf teşkili sağlanmadan keşif yapılarak delil toplandığı, 28.10.2008 günlü oturumda davacının ... ile ilgili davasından feragat ettiğini açıkladığı ancak imzasının alınarak beyanının belgelendirilmediği, mahkemece daha sonra karar verildiği anlaşılmaktadır.
Az yukarıda açıklanan hukuksal olgular ve davaya konu taşınmazın miras bırakan adına kayıtlı olması nedeniyle mirasçılar arasında zorunlu arkadaşlık bulunduğu göz önüne alındığında fiil ehliyeti var ise dahili davalı ...'ya, fiil ehliyeti yoksa kanuni temsilcisine tebligat yapılıp taraf teşkili sağlanmadan davanın esasına girilerek hüküm verilemeyeceği kuşkusuzdur.
Ne var ki, mahkemece bu olgu göz ardı edilerek taraf teşkili sağlanmış gibi davanın esasına girilmiş ve hüküm verilmiştir.
O halde, duruşma oturumunda yapılan gözlem sonucunda dahili davalı ...'nın vesayet altına alınması gerektiği kanısına varıldığına göre mahkemece öncelikle vasi atanması için vesayet makamına ihbarda bulunulmalı ve sonucu beklenmeli, vesayet makamınca vasi atanmasına gerek görülmediği taktirde ...'nın kendisine, vasi atanması halinde ise ... adına vasisine dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğe çıkartılarak bu yolla taraf teşkili sağlanmalı, dahili davalı ... veya vasisi duruşma oturumuna geldiğinde davaya karşı diyecekleri ve delilleri sorulup saptanmalı, gösterecekleri deliller toplanmalı,
daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmelidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2009/3651, K. 2010/2295, 19 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama