KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2010/6930 E., 2011/7200 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Kasım 2011
Karar Metni
917 kelime·5 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı-karşı davalı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Asıl dava taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın aidiyetinin tespiti, karşı dava ise ecr-i misil alacağının tahsili istemine ilişkindir.
1-Asıl davaya yönelik temyiz incelemes; mahkemece asıl davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de varılan sonuç dosyada toplanan delillere ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi hükmünde kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere karşı kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağı açıklanmıştır. Bu sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu ve taraflarca öne sürülmese bile mahkemece kendiliğinden değerlendirileceği kuşkusuzdur.
Öte yandan; taşınmaz üzerinde daha önce mevcut bulunan bir muhtesata yeni bölümler ilave edilmesi, muhdesatın tamamlanması, oturulabilir hale getirilmesi veya mevcut muhtesatın bakım ve onarımının yaptırılması bağımsız bir muhtesat meydana getirme niteliğinde olmayıp mevcut muhtesatın daha kullanılır hale gelmesini, bir başka deyişle muhtesattan sağlanacak faydanın artmasını sağlayan işlerdir. Mevcut muhdesat inşaatının tamamlanması için harcanan giderler de muhtesatın değerini artıran faydalı ve zorunlu giderlerdendir. İyileştirici nitelikteki bu giderleri tek
başına karşılayan taşınmaz malik ya da maliklarinin koşullarının varlığı halinde bu giderlerden paylarına düşen kısmını B.K.nun 61 ve onu izleyen maddeleri hükmüne ve sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açacağı eda nitelikli bir alacak davası ile taşınmazın diğer maliklerinden isteyebileceği tartışmasızdır.
Somut olaya gelince; dava konusu muhdesatın asıl kısmının (temelinin ve ana bölümünün) kadastro tespitinden önce meydana getirildiği, tespit tarihinden sonra yapılan ilave bölümlerin ve buna yönelik harcamaların iyileştirme gideri niteliğinde olduğu, muhdesatın üzerinde bulunduğu 37 parsel sayılı taşınmazın tespitinin kesinleştiği tarih ile davanın açıldığı tarih arasında 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi hükmünde sözü edilen kamu düzenine ilişkin, 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmaktadır.
Davanın hak düşürücü süreden sonra açıldığının belirlenmesi halinde salt bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekir, davanın esasına girilemez.Bu halde davalı tarafın davayı kabulü dahi sonuç doğurmaz. Kaldı ki, dava konusu taşınmaz iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi olduğu gözetildiğinde bir kısım paydaş davalıların tek başına kabulünün de hukuki sonuç doğurmayacağı kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca; asıl davanın hak düşürücü süre nedeniyle tümüyle reddine karar verilmesi gerekirken, yasal düzenlemeler gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2-Karşı davaya yönelik temyiz incelemesine gelince; karşı davalının temyizi, mahkemece kabulüne karar verilen 512,22 TL. alacağa yöneliktir.
HUMK.nun 427. maddesi hükmünde açıklanan yargı denetimine ilişkin kesinlik sınırı 4146 ve 5219 sayılı Yasalar uyarınca 01.01.2007 tarihinden itibaren 1.170,00 TL.’ye yükselmiştir. Temyize konu karar 23.10.2007 tarihinde verildiğinden incelenmesi istenilen hüküm kesinlik sınırı içinde kalmaktadır. Niteliği itibariyle kesin olan kararların temyiz edilmeleri halinde, temyiz istemi hakkında yerel mahkemece bir karar verilmesi gerektiği gibi yerel mahkemenin bir karar vermemesi halinde 01.06.1990 gün, 3/4 sayılı İBK. uyarınca Yargıtay’ca da temyiz isteminin reddine karar verilebileceği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca az yukarıda açıklanan hukuksal olgular dikkate alınarak karşı davalının temyiz inceleme isteğinin reddine karar verilmelidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2010/6930, K. 2011/7200, 23 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama