KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2010/7387 E., 2011/1347 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Mart 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
545 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacılar tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Dava taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların aidiyetinin tespiti ile tapu kaydının beyanlar hanesine şerh verilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda uyuşmazlığın Sulh Hukuk Mahkemesinde çözümleneceği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş ise de varılan sonuç yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Anayasanın “hak arama hürriyeti” başlıklı 36/2. maddesinde hiçbir mahkemenin görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı,“mahkemelerin kuruluşu” başlıklı 142.maddesinde de mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin Kanunla düzenleneceği ön görülmüş, yine 5219 ve 5236 sayılı Yasalarla değişik HUMK 8.maddesinde de Sulh Mahkemelerinde görülecek dava ve işler açıklanmış, aynı Yasanın 566. maddesinde ise ortaklığın giderilmesi davasına bakan sulh hakiminin görevi dahilindeki uyuşmazlıkları da basit usule göre çözümleyeceği, aksi halde uyuşmazlığın aynı Yasanın 567/1.madde uyarınca alelade usulü muhakeme dairesinde Asliye Mahkemesinde görüleceği belirtilmiştir.
Bu cümleden olarak.
Üzerinde ana taşınmazın değerinde artışa neden olan bina ağaç ve saire gibi bütünleyici parça niteliğinde muhtesat bulunan taşınmazların ortaklığının satış yolu ile giderilmesinin istenilmesi halinde, taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde muhtesatın maliklerden biri veya birkaçına ait olduğuna ilişkin kayıt bulunması veya tüm taşınmaz maliklerinin muhtesatın belirli bir veya birkaç malik tarafından kendi adına ve hesabına meydana getirildiğini oybirliği ile kabul etmeleri halinde,
ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkemenin taşınmaz satış bedelinin paylaştırma oranını belirlerken muhtesata isabet edecek satış bedelinin sadece bu muhtesatı meydana getiren malik veya maliklere verilmesini sağlayacak şekilde oranlama yapması ve buna göre hüküm vermesi, tapu kütüğünde muhtesata ilişkin bir kayıt yoksa veya taşınmaz malikleri arasında bu konuda oybirliği sağlanamazsa mahkemenin bu konuyu ön mesele yapması, muhtesat konusunda çıkan uyuşmazlığı çözmek miktar itibariyla (muhtesat değeri) kendi görevine giriyorsa uyuşmazlığı kendisinin çözmesi,
görevini aşıyorsa, muhtesatın kendisine ait olduğunu öne süren malik veya maliklere bu konuda tespit davası açmak üzere HUMK'nun 567. maddesi hükmüne göre süre vermesi ve açılacak bu davanın sonucunu beklemesi gerekir.
Öte yandan;3402 sayılı Kadastro Kanununun 19/2 maddesinde taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterileceği, aynı Kanunun 12/3 maddesi hükmünde de kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere karşı kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağı açıklanmıştır.
Somut olaya gelince; dava dilekçesi içeriğinden, tapuya kayıtlı 109 ada 1 parsel sayılı taşınmaz hakkında Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan ortaklığın giderilmesi davasının yargılaması sırasında taşınmaz üzerindeki muhdesat yönünden çıkan uyuşmazlık nedeni ile muhdesatın aidiyetinin tespiti ve tapu kaydının beyanlar hanesine şerh verilmesi istemiyle görülen davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Dava konusu muhdesatın dava dilekçesinde belirtilen değeri (10.000 TL) gözetildiğinde mevcut uyuşmazlığın, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevi dahilinde olduğu kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca; davada görevli olunduğu düşünülerek öncelikle oturum günü belirlenmeli ve taraflar duruşmaya çağrılmalı, davanın esasına girilerek taraflarca gösterilen ve gösterilecek deliller toplanmalı, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir hüküm verilmelidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2010/7387, K. 2011/1347, 8 Mart 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama