KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2011/3153 E., 2012/1763 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Mart 2012
Karar Metni
518 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Dava konusu 465 parsel sayılı taşınmaz hakkında Aydıncık Kadastro Mahkemesinin 2.6.2003 tarih 1991/352-10 E.K. sayılı ilamı ile karar verilmiş, verilen karar Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Davacı ..., yargılamanın iadesi davası açabilmesi için; dava konusu taşınmazın, dayandığı tapu kaydının kapsamında kaldığının tespiti istemiyle dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, Yargılamanın İadesi yoluna başvurabilmek için HUMK'nun 445. maddesi hükmündeki şartların varlığının tespitine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Kural olarak tespit davasının dinlenebilmesi için genel dava şartlarından başka iki özel koşula daha ihtiyaç vardır.
Sözü edilen özel koşulların ilki, tespit davasının konusunu ancak bir hukuki ilişkinin oluşturabileceğidir. Gerçekten, tespit hükmü, hak ve alacakların doğduğu hukuki ilişkinin mevcut olup, olmadığını tespit etmekte olup, miktarları hakkında bir şey içermez. Bu nedenle uygulamada, konusu yalnızca maddi vakıa ya da vakıalar olan tespit davalarının dinlenemeyeceği sonucuna varılmıştır. Kural olarak maddi vakıa ya da vakıalar ancak hukuki bir ilişki ile birlikte tespit davasına konu olabilirler.
Özel koşulların ikincisi ise hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının hemen tespitinde hukuki bir yararı bulunmalıdır. Hukuki yarar koşulu, tespit davasını düzenleyen tüm yasalarda, öğretide ve uygulamada kararlılıkla aranmaktadır. Öte yandan, bir hukuki ilişkinin, hemen tespitinde hukuki yararın varlığının kabul edilebilmesi için üç unsurun birlikte olması zorunludur. Sözü edilen üç unsuru hemen açıklamak gerekirse;
a)Davacının bir hakkı veya hukuki durumunun halihazır bir tehlike ile ciddi biçimde tehdit edilmiş olması ve sözü edilen tehlikenin yakın ve tehdidin ciddi olması gerekir.
b)Bu ciddi tehdit sebebiyle davacının hukuki durumunun tereddüt ya da belirsizlik içinde olması, bu hususun davacı için bir zararı meydana getirebilecek nitelikte bulunması gerekir. Tehdit, objektif olarak değerlendirildiğinde, bir zarar doğurabilecek nitelikte olmalıdır.
c)Yalnızca koşulları usulün 237. maddesi hükmünde tanımlanan biçimde kesin hükmün sonuçlarını meydana getiren, cebrî-icraya yetki vermeyen bir başka deyişle icra ve infaz kabiliyeti bulunmayan tespit hükmünün bu tehlikeyi ortadan kaldıracak nitelikte olması zorunlu olduğu gibi, davacının, hukuken korunma ihtiyacıda halihazırda bulunmalıdır. Özellikle hukuki yarar koşulu tespit davasının açıldığı günde mevcut olmalı ve hüküm verilene dek varlığını sürdürmesi de zorunludur. Açıklanan nedenle davacının, hukuki korunma ihtiyacını, başka bir vasıta ile tamamen tatmin edebilmesinin, mümkün olduğu hallerde, hukuki ilişkinin mücerret tespitinde, hukuki yararının bulunmadığı bu nedenle tespit davası açamayacağı kuşkusuzdur.
Öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında “eda davası” açılmasının mümkün olduğu hallerde tespit davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı kural olarak kabul edilmiştir.
Sözü edilen kuralın ayrık hali olarak “eda davası” ile elde edilecek tespit hükmünün kapsamı, tespit davası ile elde edilecek tespit hükmünün kapsamından daha dar ise, bağımsız olarak ayrı bir tespit davası açılabileceği’de öğretide ve uygulamada kabul görmüştür.
Somut olaya gelince; davacının talep ettiği 465 parsel sayılı taşınmazın, dayandığı tapu kaydının kapsamında kaldığının tespiti, açılacak eda nitelikli Yargılamanın İadesi davasında tartışılıp değerlendirileceği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca davacı tarafın dava açmakta hukuksal yararının bulunmadığının kabulü gerekir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2011/3153, K. 2012/1763, 14 Mart 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama