KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2011/911 E., 2011/7489 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 30 Kasım 2011
Karar Metni
790 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı ... ve davalı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 366 ada 28 parsel sayılı 22288,72 m2 yüzölçümündeki taşınmaz davalı olduğundan söz edilerek malik hanesi açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir. Tespit gününden önce davacılar ... ve arkadaşları tarafından açılan tapu iptali ve el atmanın önlenmesi davası görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Davacı ...
Mart 1290 tarih 9/18, 9/19 ve 9/20 varak sayılı tapu kayıtlarının tedavül yoluyla oluşan Ağustos 1326 tarih 2, 3, 4 ve Şubat 1962 tarih, 1, 2, 3, 4 ve 5 sayılı tapu kayıtlarına dayanarak açtığı dava ile aktarılan dava mahkemece birleştirilmiştir. ... satış vaadi sözleşmesine dayanarak davaya katılmıştır.
Mahkemece katılan davacının davasının kabulüne, diğer davacıların davalarının reddine, dava konusu 366 ada 28 parsel sayılı taşınmazın uzman bilirkişi ... tarafından düzenlenen rapor ve haritasında (A) harfi ile işaretli 5929,24 m2 yüzölçümündeki bölümün katılan davacı ... adına, (B) harfi ile işaretli 16359,47 m2 yüzölçümündeki bölümün ise davalı ... adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı ... tarafından esasa, davalı ... tarafından yargılama gideri ve vekalet ücretine yönelik olarak temyiz edilmiştir.
1-Davacı ...'ın temyiz itirazlarına ilişkin olarak;
Davacı tarafın tutunduğu dava dışı taşınmazlara yüzölçümü ile revizyon gören genişletilmeye elverişli ve değişebilir sınırlı, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca kapsamlarının yüzölçümü ile belirlenmesi zorunlu bulunan tapu kayıtlarının dava ve temyize konu taşınmazı kapsamadığı, bir an için tapu kaydının taşınmazı kapsadığı düşünülse dahi 3402 sayılı Kadastro Kanununun 13/B-c maddesi hükmü karşısında söz konusu tapu kaydının hukuki geçerliliğini yitirdiğinin kabulü gerekir.
Öte yandan; 4342 sayılı Mera Kanununun 36. maddesi düzenlemesine göre 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren Medeni Kanun hükümlerine aykırı olmayan hükümlerinin halen yürürlükte olduğu kabul edilen Şevval 1274 tarihli Arazi Kanunnamesinin 20 ve 78. madde hükümleri ile 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının da davalı taraf yararına gerçekleştiği gibi, dava konusu taşınmaz üzerinde davalı tarafın bir insan ömrüne ulaşan süre ve malik sıfatı ile çekişmesiz ve aralıksız süren zilyetliğinin bulunduğu da mahkemece yapılan keşif, uygulama ve toplanıp değerlendirilen deliller ile Kadastro Mahkemesinin 1996/11 esas sayılı dava dosyası içeriği ile belirlenmiştir.
Ayrıca davacı taraf öne sürdüğü iddialarını ve davalı tarafın savunmasının aksini de kanıtlayamamıştır. Bu nedenlerle davacı ...'ın temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davalı ...'ın temyiz itirazlarına gelince;
Davalı ...'ın temyizi yargılama giderleri ile vekalet ücretine yöneliktir.
İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere ve hüküm yerinde gösterilen gerekçelere, Kadastro davalarında vekalet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre değil, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 31. maddesi hükmüne göre mahkemece davalı vekilinin emek ve mesaisi gözetilerek takdiren vekalet ücreti belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
HUMK'nun 94. maddesi hükmüne göre kural olarak davalı tarafın davayı kabul etmesi halinde yargılama giderlerinden ve yargılama giderlerinden sayılan vekalet ücretinden sorumlu tutulması, bunun sonucu olarak davacı tarafın yaptığı giderlerin davalıdan tahsiline, vekille temsil edilmiş ise davacı taraf yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir.
Aynı maddenin ikinci fıkrası hükmüne göre davanın kabulü halinde davacı tarafın yargılama giderlerinden ve vekalet ücretinden sorumlu tutulmaması için davayı kabul etmesi yeterli olmayıp aynı zamanda ve birlikte kabulün en geç taraf teşkilinden sonraki ilk duruşma oturumunda yapılması ve davalının hal ve durumu itibarı ile dava açılmasına sebebiyet vermemiş olması gerekir.
Bu iki koşuldan herhangi birinin gerçekleşmemiş olması halinde davanın kabul edilmiş olması nedeniyle davalının yargılama giderlerinden ve yargılama giderlerinden sayılan vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerekeceği kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince, dava konusu taşınmazın davalı olduğundan söz edilerek malik hanesi açık bırakılmak suretiyle tespit edildiği belirlendiğine göre, davalının dava açılmasına sebebiyet verdiğinden söz edilemez. Katılan davacı ...'un davaya katıldığı 18.03.2010 tarihli duruşmada davalı taraf katılma dilekçesinde öne sürülen iddiaları ve dolayısı ile davayı kabul etmiştir. Davalının dava açılmasına sebebiyet vermediği ve katılan davacının davasını ilk duruşma günü kabul ettiği dikkate alındığında az yukarıda açıklanan hukuksal olgu gözönüne alınarak davalının yargılama giderlerinden ve bu çerçevede vekalet ücretinden sorumlu tutulmaması gerekir.
Hal böyle olunca mahkemece açıklanan doğrultuda hüküm oluşturulması, davacı ve katılan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılması, katılan davacı taraf yararına vekalet ücretine hükmedilmemesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, davalı yararına hükmedilen vekalet ücretinin müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerekirken yasal düzenlemelere aykırı olarak mütesaviyen tahsiline karar verilmesi dahi isabetsiz ise de, yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirmediğinden hüküm yerinden 2, 5 ve 8 nolu bendlerin çıkarılmasına,
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2011/911, K. 2011/7489, 30 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama