KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2012/1463 E., 2012/5634 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Eylül 2012
Karar Metni
485 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 115 ada 10 parsel sayılı 409,20 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı ... adına tespit edilmiştir. Davacı ... vergi kaydına, miras yoluyla gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davalı ... ... hakkında açılan davanın husumet yokluğundan, davalı ... hakkında açılan davanın ise esastan reddi ile taşınmazın tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı ... tarafından temyiz edilmiştir.
1-Kural olarak kadastro davaları lehine tespit ya da kadastro komisyonunca adına tescile karar verilen gerçek ya da tüzel kişiler arasında görülür. Bir başka deyişle kadastro davaları hakları çatışanlar arasında görülür. Davacı taraf dava konusu taşınmazın tespit maliki olmayan ... ...'u hasım göstererek dava açmıştır. Hal böyle olunca bu davalı yönünden gerçek hasma yöneltilen bir dava bulunmadığından mahkemece davalı ... ... yönünden husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
2- Davalı ... hakkında oluşturulan hükme yönelik davacı ...'in temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemece, davalı ... yönünden 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 36. maddesi hükmü gerekçe gösterilerek yazılı biçimde hüküm kurulmuş ise de, yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir.
Kadastro davalarında keşif giderleri yatırılmadığından kesin süre sonuçlarının uygulanabilmesi ve uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için öncelikle taşınmaz başında keşif yapılmasının zorunlu olması, dava dosyasının keşfe hazır hale getirilmesi, ispat yükü kendi üzerinde olan tarafa keşif giderlerini mahkeme veznesine depo etmesi için makul ve yeterli uzunlukta kesin süre verilmesi, verilen kesin süre içinde kabul edilebilir yasal bir mazeret olmaksızın keşif giderlerinin mahkeme veznesine yatırılmamış olması gerekir.
Somut olayda kanıtlama yükümlülüğünün davacı taraf üzerinde olduğu, dosyada keşif yapılmasının zorunlu bulunduğu kuşkusuzdur. Ne var ki, davacı tarafa keşif giderlerini yatırması için kesin önel verilmiş ise de, davacı tarafa verilen kesin önel gerekli koşulları içermemektedir.
Şöyle ki; mahkemece 14.07.2010 tarihli celsede verilen kesin süre sonuçlarını içerir keşif ara kararları davacı duruşmada hazır bulunmadığından ve ara kararları da kendisine usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğinden bir hüküm ifade etmemektedir.
Bundan ayrı olarak mahkemenin hükmüne esas aldığı ve kendisine bizzat 05.01.2011 gününde tebliğ edilen davetiyede ise mahkemenin 09.12.2010 gün ve 4 nolu celsesinde belirlenen 645,00 TL keşif giderinin 17.02.2011 gününe kadar yatırması için kesin süre verilerek kesin süre sonuçlarının ihtar edildiği belirtilmiştir.
Ancak dosyada yapılan incelemede mahkemenin 09.12.2010 tarihli celsesinde keşif gün ve saatinin belirlendiğine veya davacıya ödemesi gerekli keşif ücretlerinin açık bir şekilde belirtildiğine ve de davacıya ne kadar süre içinde belirlenen miktarın depo etmesi gerektiğini işaret eder bir ibare bulunmadığı gibi mahkemenin tebligat şerhinde belirttiği 645,00 TL keşif ücreti ile 17.02.2011 gününe kadar kesin süre verildiğine dair bir açıklamaya da söz konusu duruşma tutanağı içeriğinde rastlanmamıştır.
Belirtilen bu hususlara göre oluşturulan ara kararının kesin önel sonuçlarının uygulanmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2012/1463, K. 2012/5634, 6 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama