KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2012/6304 E., 2013/8557 K.·Yargıtay İlamı
- Karar tarihi
- 9 Mayıs 2013
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
666 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi asıl ve birleşen davanın davalısı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Asıl ve birleşen dava tapuya kayıtlı ve ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen taşınmazdaki muhdesatın bağımsız bölümlerinin aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.
Duraksamadan belirtmek gerekir ki; kural olarak, öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında aidiyetin tespiti davaları yönünden eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı kabul edilmiştir. Bu hukuksal olgunun ışığı altında duraksamasız belirtmek gerekirse hukuki yarar dava koşuludur.
Öte yandan. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 684. maddesi hükmünde, bir şeye malik olan kimsenin o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, 718. maddesi hükmünde de, arazi üzerindeki mülkiyetin, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklanmıştır.
Genel kuralı oluşturan bu hükümler dikkate alındığında taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhtesatların mülkiyeti kural olarak arzın mukadderatına tabidir. Muhtesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez.
Aksine bir hüküm bulunmadıkça da muhtesatların mülkiyetinin taşınmazın malik veya maliklerinden başka birisine veya maliklerden bir veya birkaçına ait olduğunun tespiti dava edilemeyeceği gibi mahkemelerce de bu sonucu doğuracak şekilde hüküm verilemez.
Ne var ki, böyle bir istemle dava açılması halinde "çoğun içinde azı da vardır" kuralı gözetilerek hukuki yarar bulunması, diğer koşulların da varlığı ve davanın kanıtlanması halinde davanın kısmen kabulü ile muhtesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gerekir.
Bunun yanında taşınmaz üzerinde daha önce mevcut bulunan bir muhtesata yeni bölümler ilave edilmesi veya mevcut muhtesatın bakım ve onarımının yaptırılması bağımsız bir muhtesat meydana getirme niteliğinde olmayıp mevcut muhtesatın daha kullanılır hale gelmesini, bir başka deyişle muhtesattan sağlanacak faydanın artmasını sağlayan işlerdir.
Mevcut muhtesata yeni bölümler ilave edilmesi veya mevcut muhtesatın bakım ve onarımının yaptırılması muhtesatın bu işleri yapan kişiye ait olması sonucunu doğurmaz. Bu tür işlerin yapılması için harcanan giderler muhtesatın değerini artıran faydalı ve zorunlu giderlerdendir.
İyileştirici nitelikteki bu giderleri tek başına karşılayan taşınmaz malik ya da maliklerinin koşullarının varlığı halinde bu giderlerden paylarına düşen kısmını sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açacağı eda nitelikli bir alacak davası ile taşınmazın diğer maliklerinden isteyebileceği tartışmasızdır.
İyileştirme giderlerini yapan taşınmaz malik ya da maliklerinin taşınmazın ortaklığının giderilerek satılması ve muhtesattan yararlanmalarının son bulması ile istenebilir hale gelecek bu giderler için eda nitelikli alacak davası açma hakkı mevcut iken önceden açacağı bir dava ile iyileştirme giderlerinin tespitini istemekte hukuki yararı bulunduğundan da söz edilemez.
Somut olaya gelince; davaya konu 97 ada 80 parsel sayılı taşınmazda kat mülkiyetinin kurulduğu ve asıl dava konusu birinci kat dört numaralı bağımsız bölümün mesken niteliği ile tarafların ortak miras bırakanı adına tapuya kayıt edildiği anlaşılmaktadır. Ana taşınmazın bahçeli iki katlı dört daireli kargir apartman niteliği ile tapuya kayıtlı olduğu ve taşınmazda Kat Mülkiyeti Kanununa göre bağımsız bölümlerin tescil edildiği, tarafların da taşınmazda iştirak halinde paydaş oldukları bu nedenle tek başlarına davayı kabullerinin de hukuki sonuç doğurmayacağı gözetildiğinde davacı tarafın taşınmazın hukuki durumunu ancak açacağı eda nitelikli bir dava ile değiştirebileceği, bu nitelikte bir dava açması mümkün iken tespit davası açmasında da hukuki yararının bulunmadığı kuşkusuzdur.
Yine aynı taşınmaz üzerindeki birleşen davaya konu çatı katı için birleşen davanın davacısı tarafından muhdesatın oturulabilir hale getirilmesi için harcamalar yapıldığı anlaşılmaktadır.
Taşınmaz üzerindeki muhtesatın oturmaya elverişli hale getirilmesi için sonradan yapıldığı öne sürülen işlerin bağımsız muhtesat meydana getirme niteliğinde olmadığı, bunların yapılması için harcanan giderlerin de iyileştirme gideri olduğu gözetildiğinde birleşen davada da hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmelidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2012/6304, K. 2013/8557, 9 Mayıs 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama