KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/2192 E., 2013/5696 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Nisan 2013
Karar Metni
707 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının tüm davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, Üsküdar 2. İş Mahkemesinin 31.12.2009 tarih ve E. 2007/1020 K. 2009/1102 sayılı kararı ile alacak miktarlarının tespit edildiğini, davanın ıslah edilemediğini kısmi talepler üzerinden hüküm kurulduğunu belirterek bakiye kıdem tazminatı ve fazla mesai alacağının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı, davacının asıl dava kesinleşmediğinden ek dava açmasının yerinde olmadığını, davacının istifa ederek işyerinden ayrıldığından kıdem tazminatını ve satış müdürü olup saatleri kendisi ayarladığından fazla mesai ücreti alamayacağını, fazla mesai alacağının 5 yıllık zamanaşımına tabi olup 2000 yılından 2007 yılına dek 7 sene boyunca yapmış olduğunu ileri sürdüğü fazla mesai alacağını talep etmesine yasal olanak bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla ile davacının varsa 31.12.2002 tarihinden önceki döneme ait fazla mesai alacağının zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini istemiştir.Mahkemece,
anılan kararın kesin hüküm mahiyetinde olduğu, dosyada bulunan bilirkişi raporunun da kesin delil olduğu, davacının Üsküdar 2. İş Mahkemesinin 2007/1020 Esas sayılı dosyasındaki alacak miktarları düşülmek suretiyle hesap edilen kıdem tazminatı farkının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği, hesaplanan fazla mesai ücretinden izin hastalık vs. nedenlerle davacının çalışamayacağı günler olabileceği dikkate alınarak takdiri indirim yapıldığı belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında davacının işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki Uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Somut olayda davalı vekili tarafından süresi içinde usulüne uygun zamanaşımı savunmasında bulunulmuş ve 31.12.2002 tarihinden önceki fazla mesai alacaklarının zamanaşımına uğradığı belirtilmiştir. Mahkemece hükme esas alının bilirkişi raporunda ise dava 18.02.2010 tarihinde açıldığından dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık sürenin başlangıcı olan 18.02.2005 tarihinden önceki fazla mesai alacaklarının zamanaşımına uğradığı kabul edilerek hesaplama yapılmıştır.
Davalı bakiye alacakların tahsili amacıyla açtığı bu davaya karşı zamanaşımı savunmasında bulunmuş olup 31.12.2002 tarihinden önceki alacağın zamanaşımına uğradığını ileri sürdüğüne göre 31.12.2002-18.2.2005 tarihleri arasındaki dönem arasında tahakkuk eden alacaklara karşı zamanaşımı def'inin bulunmadığı kabul edilmelidir.
Bu nedenle mahkemece bu tarih aralığındaki fazla mesai alacağının da kabulü gerekirken hatalı olarak bu dönem fazla mesai alacağının reddi hatalı olup bozma nedenidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/2192, K. 2013/5696, 4 Nisan 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama