KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2023/4024 E., 2024/3840 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 16 Eylül 2024
- Mahkemesi
- Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/1630 E., 2023/1961 K.
- Dava tarihi
- 03.12.2018
- Karar
- Esastan ret
- İlk derece mahkemesi
- Amasya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2018/818 E., 2023/242 K.
Karar Metni
1.326 kelime·7 dk okuma·12 bölüm
Taraflar arasındaki suya el atmanın önlenmesi ve kâl davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin İl Özel İdaresi tarafından tespiti yapılan topografik haritasına göre köy sınırları içerisinde yer alan su kaynağına davalı köy tarafından kanal döşenmek suretiyle müdahalede bulunulduğunu, müvekkilinin su kaynaklarının yetersiz olduğu ve dava konusu kaynağa acil ihtiyacı bulunduğunu ileri sürerek suya el atmanın önlenmesi ve kâl talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu kaynak hakkında davacı tarafından daha önce de dava açıldığını ve müvekkil köy lehine karar verilerek kesinleşmesi nedeniyle açılan dava hakkında kesin hüküm bulunduğunu, kaynağın 68 yıldır davalı köyün kullanımında olduğunu, kaynağın davalı köyün kullanım sınırları içerisinde kaldığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yapılan araştırmalar neticesinde davacı köyün su ihtiyacının bulunduğu, davalı köyün nüfusu ve dava konusu su kaynağının debilerine göre yapılan hesaplamaya göre dava konusu su kaynağının gözesinin 1/4'üne davalı tarafından yapılan müdahalenin önlenmesi gerektiği, müdahale olduğu tespit edilen su gözesinden akan suyun 1/4'ünün davacı köyün merkezine akıtılmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine, davaya konu su kaynağının gözesinden çıkan suyun 3/4'ünün davalı köye akıtılacağı gözetilerek kâl talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu su kaynağının müvekkil köyün tek su kaynağı olduğunu ve müvekkilin ihtiyacına dahi yetmediğini, bilirkişi raporunun davacının su kaynaklarını eksik tespit ettiğini, ayrıca Amasya İl Özel İdaresinin davacı köyün su ihtiyacını karşılamak maksadı ile su sondajı ihalesi çıkardığını ve kısa süre içerisinde davacının su sorununun çözüleceğini, bilirkişi raporunda su kaynaklarının içme suyu, hayvansal tüketim ve tarımsal kullanım olmak üzere kullanım önceliklerine ilişkin tespit yapılmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama ve uyuşmazlığa uygulanması gereken kurallara göre davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının müvekkili lehine bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, suya el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 1. Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz. Arazi maliklerinin ye altı sularından yararlanma biçimi ve ölçüsüne ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır.
2. Gerek Türk Medeni Kanununun 718 inci maddesi gerekse 756/2 nci maddesinde sözü edilen kaynaklar, yeraltı sularından farklıdır. 3. Kaynak, kökeni yeraltı suyu olan tâbi ve sürekli olarak yeryüzüne çıkan özel mülkiyete girecek nitelikte özel bir su olup, suni bir şekilde veya ara sıra yeryüzüne çıkan su kaynak niteliğini kazanmaz (Gürsoy/Eren/Cansel, Türk Eşya Hukuku, Ankara 1978, s.618). Ayrıca, kaynaktan çıkan suyun yararı kamuya ait bir akarsu oluşturacak kadar bol çıkması hâlinde kaynak artık özel mülkiyete konu olamaz. Yine, yeraltı suyundan sondaj gibi suni yollarla çıkartılan sulardan yararlanma usulü de 167 sayılı Yeraltı Suları Kanunu'na tâbidir.
4. Başka bir ifadeyle kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular da yararlanabilir. Bunun yanında kaynak suyu tapulu olmayan araziden (örneğin mera, orman vb.) çıkıyorsa suyun debisine bakılmaksızın genel sudur. Bu sudan ise kadim ve öncelik hakkı ihlâl edilmemek suretiyle herkes ihtiyacı oranında yararlanabilir.
5. Özel su ise tapulu taşınmazdan çıkan ve sadece o taşınmazın ve malikinin kişisel ihtiyacını karşılamaya yeterli olan sudur. Arazinin mülkiyetine tâbi olan kaynak suyu yani özel su üzerinde, hak sahibi dilediği gibi tasarruf etme yetkisine sahiptir. Bu suyu kendisi kullanabileceği gibi kaynağındaki suyu kullanması hususunda bir başkasına irtifak hakkı da tanıyabilir. Ayrıca mülkiyet hakkına dayanarak kaynağa elatma varsa elatmanın giderilmesi için davalar açmak yetkisi de bulunmaktadır.
6.Türk Medeni Kanununun 756/2 ve 837. maddesinde belirtilen kaynak irtifakına konu olabilecek su özel su olup genel su niteliğindeki yeraltı suyu bu düzenlemelerin dışındadır. Nitekim genel sular taşınmaz mülkiyetinin kapsamı içinde kabul edilemez.
5/1465 sayılı Yeraltı Suları Tüzüğü'nün 15. maddesi gereğince yeraltı suyunu kullanacak arazi veya kuyu sahibinin veya işletmecilerinin faydalı su ihtiyacı; sırasıyle içme, temizlik, belediye hizmetleri, hayvan sulaması, zirai sulama ve maden ve sanayi suyu, sportif ve benzeri tesislerin faydalı kullanış miktarı gözönünde bulundurularak tahsis edilecek maksada göre ilgili bakanlıkların mütalaası alınmak suretiyle DSİ tarafından tespit edilir.
Faydalı ihtiyaç için ayrılacak su miktarı hiç bir zaman yeraltı suyu deposunun emniyetli veriminden daha yüksek olamaz.
3. Değerlendirme 1. Dosya kapsamında yapılan incelemeye göre; dava konusu nizalı su kaynağının 106 ada 47 parselde kaynadığı ve orman parseli içerinde yer aldığı, dolayısıyla suyun genel su niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Genel sulardan ise kadim ve öncelik hakkı nazara alınmak koşulu ile herkes ihtiyacı oranında yararlanabilir.
2. Kadim, başlangıcı çok eskilere uzanan öncesi anlamındadır. Davalı köy tarafından, dava konusu kaynağın 68 yıldır kullanıldığı gerekçesiyle kadimlik iddiasında bulunulmuş ise de davalı köyün suyu belirli bir yıldan bu yana kullanılması su kaynağı üzerinde kadim hakkını oluşturmaz.
Aynı zamanda davalı köy cevap dilekçesinde 1980'li yıllara ait su davasının davalı köy lehine sonuçlandığını iddia etmiş ise de Mahkeme kararına ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı görülmekle birlikte İlk Derece Mahkemesince yapılan araştırmada ise davacı ve davalı arasında görülen ve kesinleşen dava konusu suya ilişkin herhangi bir Mahkeme kararı da tespit edilememiştir.
Dolayısıyla, davalının suyu kullanım hakkına yönelik bir mahkeme kararı veya kadimlik hakkı bulunduğunu söyleyebilme imkanı bulunmamaktadır.
Ancak dava dosyası içerisinde 23.11.2021 tarihli Amasya İl Özel İdaresi Su ve Kanal Hizmetleri Müdürlüğü'den gelen müzekkere cevabına göre taraf köylerin Tokat iline bağlı olduğu yıllarda Tokat Mülga Köy Hizmetleri Müdürlüğü tarafından hazırlanan tahsis kararlarına göre davalı köye 1981 yılında ... ve ... gözeleri için içme suyu tahsisi yapıldığı anlaşılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince bu tahsis kararına ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunulmadan eksik inceleme ile sonuca gidilmiştir. Nitekim 18.10.2022 tarihli keşif zaptında Mahkemece dava konusu su kaynağının ... gözesi olduğunun tespit edildiği gibi yine keşif sırasında dinlenen mahalli bilirkişi beyanlarında da dava konusu su kaynağının ... gözesi olduğu söylenmiştir.
Bu bağlamda alınan bilirkişi raporlarında da dava konusu su kaynağının ... gözesi olup olmadığına ilişkin bir tespitin ve bu kapsamda dosya arasında bulunan tahsis kararı ile birlikte bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
3. Dolayısıyla, 1981 tarihli tahsis kararının bu kapsamda araştırılarak tahsise konu su gözesi ile dava konusu olan su kaynağının aynı yer olup olmadığının araştırılması, tahsis kararının devam edip etmediği ve buna bağlı olarak tahsisin kapsamına göre davacıya öncelikle kullanım hakkı verip vermediğinin araştırılması,
tahsisin devam etiğinin tespiti halinde ise bu kez tahsis kapsamına göre taraf köylerin su ihtiyacı yukarıda açıklanan sıra gözetilerek belirlendikten sonra davalı köye tahsis edilenden ihtiyaç fazlası suyun tespiti halinde ise ihtiyaç durumları da gözetilerek tarafların bu sudan yararlanma şekil ve şartları belirlenmek suretiyle infaza elverişli, taraflar arasındaki nizayı kesin olarak çözümler nitelikte su düzeneği ve su rejimi kurularak muaarazanın önlenmesine karar verilmesi gerekmektedir.
4. Değinilen yönler gözetilmeden eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/4024, K. 2024/3840, 16 Eylül 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama