KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2025/29 E., 2025/3744 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Eylül 2025
- Mahkemesi
- Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2024/1861 E., 2024/2271 K.
- İlk derece mahkemesi
- Karaman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2023/474 E., 2024/337 K.
Karar Metni
610 kelime·3 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle. Karaman ili, ... ilçesi, .... Mahallesinde bulunan ve 4614 ada 148 parsel sayılı taşınmazın 13.01.1981 tarihinde yapılan kadastro tespiti ile mera vasfı ile senetsizden ... Belediyesi adına tapuda tescil edildiğini, bu tescil işleminin müvekkili olan İdare tarafından öğrenilmesi üzerine ...
Bakanlığına bilgi verilerek inceleme başlatıldığını, Bakanlıkça düzenlenen 03.04.2017 tarihli inceleme raporunda taşınmazın mera vasıflı olarak Kamu Orta Malları Siciline kaydedilmesi gerektiğinin belirtildiğini, bu nedenlerle dava konusu Karaman ili, ... ilçesi, ... Mahallesi sınırları içerisinde bulunan 4614 ada 148 parsel sayılı taşınmazın davalı adına olan tapusunun iptali ile taşınmazın mera vasfı ile Kamu Orta Malları siciline tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu taşınmazın 13.01.1981 tarihinde tapuda müvekkili olan Belediye adına tescil olduğunu, 4342 sayılı Mera Kanun'u ise 28.02.1998 tarih ve 23272 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini, tescil tarihinden daha sonra yürürlüğe giren yasa esas alınarak taşınmazın tescil işleminin usulsüz olduğu iddiasının kabulünün mümkün olmadığını, taşınmazın müvekkili olan Belediyeye 1979 tarihinde tescil edildiğini ve tescil zamanındaki mevzuat göz önüne alındığını, taşınmazın Hazineye iadesinin mümkün olamayacağının anlaşıldığını, bu nedenlerle öncelikle hak düşürücü süre yönünden davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararıyla; davanın kabulü ile dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptaline, taşınmazın mera vasfı ile sınırlandırılarak özel sicile kaydedilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 08.11.2024 tarihli kararı ile taraf vekillerinin istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Davanın 10 yıllık hak düşürücü süre geçirildikten sonra açıldığını, zira tapu tescilinin 1981 yılında gerçekleştiği davaya konu taşınmaz hakkında, mülkiyet edinimi için kadastro veya tapu görevlilerine karşı hiçbir yanıltıcı beyanı ya da hukuka aykırı müdahalesi olmayan ... Belediyesi aleyhine, tapu tescilinin üzerinden 42 yıl geçtikten sonra tapu iptal davası açılmasının, 3402 sayılı Kanun'un 12/3 hükmünde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçirildiğini açıkça ortaya koyduğunu,
2. Ayrıca taşınmaza dair son tapu işleminin üzerinden bile 12 yılın geçtiği ve bu işlemlerden davacının haberdar olduğu dikkate alındığında, 10 yıllık hak düşürücü sürenin davacıya uygulanamayacağını iddia etmenin hukuki bir dayanağı bulunmadığını, yine Bölge Adliye Mahkemesinin, kamu malı iddiasıyla açılacak davalarda hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı yönündeki gerekçesinin de hatalı olduğunu,
3. Dava konusu taşınmazın Belediye adına tapu tescilinin kadastro işlemi ile gerçekleştiğini,
4. Bilirkişi raporunda, taşınmazın mera vasfının tam olarak tespit edilemediğini, bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerektiğini ileri sürmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, tapunun iptali ile mera vasfı ile sınırlandırılarak özel sicile kaydedilmesi istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/29, K. 2025/3744, 18 Eylül 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama