Karar Özeti
8. Ceza Dairesi 2024/16503 E. , 2024/5802 K. "İçtihat Metni" I. HUKUKİ SÜREÇ 1. Av. Gökmen Döner tarafından Konya Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kuruluna sunulan 23.01.2024 tarihli dilekçesi ile; 6136 sayılı Kanun'un 1. maddesinde ateşli silahlarla mermilerin ve bıçaklarla saldırı ve savunmada kullanılmak üzere, özel
Karar Detayı
8. Ceza Dairesi 2024/16503 E. , 2024/5802 K. "İçtihat Metni" I. HUKUKİ SÜREÇ 1. Av. Gökmen Döner tarafından Konya Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kuruluna sunulan 23.01.2024 tarihli dilekçesi ile; 6136 sayılı Kanun'un 1. maddesinde ateşli silahlarla mermilerin ve bıçaklarla saldırı ve savunmada kullanılmak üzere, özel olarak yapılmış bulunan diğer aletlerin memlekete sokulması, yapılması, satılması, satın alınması, yapılmış bulunan diğer aletlerin memlekete sokulması, yapılması, satılması, satın alınması, taşınması veya bulundurulmasının bu kanun hükümlerine tabi olduğu hükmü ile aynı Kanun'un 7. maddesinin 5. bendinde "26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlara affa uğramış olsalar bile ateşli silah taşıma ve bulundurma izni verilemez. Ateşli silahla işlenen suçlardan hükümlü bulunanlar ile taksirli suçlar hariç olmak üzere bir yıldan fazla hapis cezasına mahkûm olanlara, mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren beş yıl geçmedikçe ve haklarında yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin karar verilmedikçe, ateşli silah taşıma ve bulundurma izni verilemez." hükmünün bulunduğu, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri doğrultusunda ruhsatlı silahı bulunduğu halde bu silahın suçta kullanıldığı veya suç aleti olarak kabul edilerek, mahkeme kararı ile müsadere edilmesi halinde şahıslara yeniden silah satın almaları hususunda idari izin verilmeyeceğinin hükme bağlandığı, mülkiyeti sanığa ait olan ruhsatlı tabanca veya ateşli silahın mahkemece kovuşturma sonucunda hüküm kurulurken sanık lehine olan CMK'nın 231/5. maddesinin uygulanması ve TCK'nın 54/1. maddesi gereğince ruhsatlı tabanca veya ateşli silahın ayrıca müsadere edilmiş olması, CMK'nın 231/10. maddesi gereğince denetim süresinin iyi hal ile geçirildiğinin tespiti halinde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşürülmesine dair hüküm kurulurken müsadere kararının da kaldırılması veya müsadere kararının infazının devam edip etmeyeceği hususunda uyuşmazlık bulunduğu, müsadere müessesinin bir güvenlik tedbiri olduğu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin ise sanık hakkında hükmolunan cezanın belli bir denetim süresi içerisinde sonuç doğurmaması ve yükümlülüklere uygun davranması halinde kararın kaldırılarak davanın düşmesine yol açan bir durum olduğu, her iki müessesenin farklı hukuki kavramlar içerdiği; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.12.2021 tarih, 2018/4-476 Esas, 2021/650 Karar, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 27.11.2017 tarih, 2017/17901 Esas, 2017/10371 Karar, 14.06.2022 tarih, 2021/1985 Esas, 2022/9430 Karar, 06.06.2016 tarih, 2016/5776 Esas, 2016/7400 Karar, 19.11.2015 tarih, 2015/48239 Esas, 2015/24883 Karar, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 30/06/2022 tarih, 2021/17901 Esas, 2022/10371 Karar sayılı ilamları, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 2021/2628 Esas, 2022/2084 Karar, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin 2022/813 Esas, 2022/2636 Karar, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 2021/2261 Esas, 2021/3313 Karar sayılı kararları ile Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 2023/3629 Esas, 2023/3634 Karar sayılı kararı arasında görüş aykırılığının bulunduğu, bu aykırılığının ceza hukuku ve idare hukuku anlamında ikilik oluşturduğu; TCK'nın 54. maddesi gereğince ruhsatlı tabancanın suçta kullanıldığının kabul edilebilmesi için öncelikle suçun işlendiğinin sabit olması gerektiği, eşyanın müsaderesi veya iadesi hususu suçla ilgili hükmün sonucuna bağlı olduğu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararında sanığa ait tabancanın müsaderesine karar verilmiş ise de; müsadere kararı güvenlik tedbiri olmakla birlikte hükmün bir parçası niteliğinde olduğu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile birlikte verilen müsadere kararı da hükme bağlı olduğundan askıda bir karar olduğu, hüküm açıklanıncaya kadar hukuki sonuç doğurma yeteneği bulunmadığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın denetim süresi dolduğunda düşmesine karar verilmesi esnasında Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 23/06/2022 tarih, 2021/8735 Esas, 2022/5004 Karar sayılı ilamı da gözetilerek duruşma açılmak suretiyle sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği, denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlenmemesi nedeniyle sanık hakkındaki kamu davasının düşmesine karar verilmesi ve müsaderesinin bağımsız birer hüküm olduğu, Adli Emanette kayıtlı tabancanın ruhsatlı olması halinde karar tarihi itibariyle ruhsat süresinin dolup dolmadığı, varsa buna ilişkin aslı veya onaylı örneklerinin denetime olanak verecek şekilde ilgili birimden istenilerek dosya içerisine alınması ve sonucuna göre müsadere veya iade yönünden hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği, bu bağlamda Konya Bölge Adliye Mahkemesinin ilgili kararında belirtilen ve sanığın aleyhine tesis olan hükmün Anayasanın 2. maddesine ve AİHS'nin 6.maddesine aykırı olduğu, kanunda yeni bir düzenleme yapılmadan, içtihatın değiştirilmesine ilişkin Ceza Genel Kurulu içtihadi birleştirme kararı veya içtihat değişikliği kararı mevcut değilken, ihtisaslaşmış Yargıtay 8. Ceza Dairesinin yerleşik uygulamalarından da anlaşılacağı üzere 6136 sayılı Kanun ve 91/1779 sayılı Yönetmelikte yapılan değişiklik ve bu konuda İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün çıkarmış olduğu genelge doğrultusunda silah taşıma veya bulundurma ruhsatı verilecek şahısların yeni silah ruhsatı müracaatında bulunduğunda hukuki durumunun mahkumiyete değil, 6136 sayılı Kanun'un ve yönetmelik gereğince müsadere kararına bağlı oluşu ve CMK'nın 231/10. maddesinin lehe uygulanmış olmasına rağmen özel kanun düzenlemelerinden kaynaklanan hak mahrumiyetlerinin halen devam etmesi sonucunu doğurması yönünde verilen kararların yerinde bir karar olmadığı, talebe konu kararlar ve yerleşik içtihatlardan vazgeçilmesini gösterir içtihat değişikliği yapıldığına dair bir karar mevcut olmadığı, bu sebepler ile meydana gelen içtihat uyuşmazlığının çözülmesi gerektiği belirtilerek Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 2023/3629 Esas, 2023/3634 Karar sayılı kararının Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 2021/2628 Esas, 2022/2084 Karar, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin 2022/813 Esas, 2022/2636 Karar Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 2021/2261 Esas, 2021/3313 Karar sayılı kararları arasında görüş aykırılığı bulunduğundan uyuşmazlığın giderilmesi için başvuruda bulunmuştur. 2. Konya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 05.02.2024 tarihli ve 2024/1 sayılı kararı ile; Konya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu olarak yapılan toplantıdaki inceleme ve değerlendirme sonucunda, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin anılan kararı ile Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi ve Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin kesin nitelikteki kararları arasında uyuşmazlık bulunduğu oy birliği ile sabit kabul edilmiş ve konunun Yargıtay'a taşınması yönünde karar verilmiştir. Yine yapılan toplantıdaki değerlendirmede, uyuşmazlığın Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 2021/2628 Esas, 2022/2084 Karar, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin 2022/813 Esas, 2022/2636 Karar ve Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 2021/2261 Esas, 2021/3313 Karar sayılı kararları doğrultusunda giderilmesi görüşü oy çokluğu ile ( Muhalif A. Odabaş, A. Göztaş, G.Şimşek ) oluşmuştur. Şöyle ki; Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 24.09.2019 tarih 2017/12-1100 Esas 2019/561 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere ; Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesine eklenen 5 ilâ 14. fıkralarıyla büyükler içinde uygulamaya konulmuş, aynı Kanun'un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun'un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır. Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun'un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna "Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez." cümlesi, 6545 sayılı Kanun'un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasına karar verilemez." cümlesi eklenmiştir. 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesindeki şartlarının gerçekleşmesi hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. İkinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en ... ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır. Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise CMK'nın 231/11. maddesi gereğince hüküm açıklanacak, ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilecektir. CMK'nın 231/5. maddesinde sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmadığı belirtilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı sanığın belirli sürelerle denetime tabi tutulmasını öngörmesi, adli sicile işlenmese dahi kendisine mahsus bir sisteme kaydedilmesi, 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel teşkil etmesi, yine müsadere, yargılama giderleri ve bu kapsamda vekâlet ücretinin sanığa yüklenmesi bakımından hukuki etkilerinin bulunması nedenleriyle bu karar esasında kesin bir hükmün hukuki sonuçlarını doğurmaktadır. (Nur Centel-Hamide ..., Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayıncılık, 13. Bası, İstanbul, 2016, s. 779-780) Yargıtay 8. Ceza Dairesinin yerleşik kazanmış uygulamalarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra deneme süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde duruşma açılarak sanığın hukuki durumunun tayini gerektiği kabul edilmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ikinci kısım ikinci bölümünde düzenlenen müsadere usulüne ilişkin 257. maddesinde; müsadere kararının duruşmalı olarak verileceği, müsadere veya iade olunacak eşya veya diğer malvarlığı değerleri üzerinde hakkı olan kimselerin duruşmaya çağrılacağı düzenlenmiş ve uygulamada bu yönde gelişmiştir. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi'nin 19.12.2023 tarih 2023/3629 Esas, 2023/3634 Karar sayılı kararındaki somut olayda; Sanık ...'un, adına kayıtlı taşıma ruhsatlı tabancası ile havaya ateş etmesi nedeniyle korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçundan Afyonkarahisar 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 01/12/2014 tarih 2014/381 Esas, 2014/543 Karar sayılı kararı ile mahkumiyetine ve hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, suçta kullanılan tabanca ve şarjörünün ise TCK'nın 54/1. maddesi uyarınca müsaderesine karar verildiği, sanığın denetim süresi içinde suç işlememesi üzerine sanık müdafinin sanık hakkındaki davanın düşürülmesine ve silahın ruhsat işlemlerinin tamamlanması için idareye teslimini talep ettiği, Afyonkarahisar 3. Asliye Ceza Mahkemesince duruşma açılmaksızın 01.11.2023 tarihli ek kararıyla ceza hükmünün ortadan kaldırılarak davanın düşmesine, Afyonkarahisar İl Emniyet Müdürlüğünün 26/10/2023 tarihli yazı cevabına göre suçta kullanılan silahın ruhsat süresinin uzatılmaması ve red nedeniyle iptal olduğu, buna göre silahın sanık adına ruhsatının bulunmadığından bahisle silahın idareye teslimi talebinin reddine karar verildiği, kararın müsadereye ilişkin kısmının istinafı üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesince ilk derece mahkemesinin müsadere kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Yukarıda belirtildiği üzere; denetim süresi içinde suç işlenmemesi ya da yükümlülüklere uyulması nedeniyle verilecek düşme kararıyla birlikte hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın bütün hüküm ve sonuçları ile ortadan kalkacağı gözetildiğinde, düşme kararı ile birlikte suçta kullanılan eşyanın akıbeti hakkında da yeniden bir karar verilmesi gerekir. Düşme kararı, CMK'nın 223/8. maddesinde "Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması halinde davanın düşmesine karar verilir." şeklinde tanımlanmıştır. Sanığın CMK'nın 231/8. maddesinde düzenlenen 5 yıllık denetim süresi içerisinde suç işlememesi ya da yükümlülükleri yerine getirmesi, kovuşturmanın devamına engel olmakla bu husus bir kovuşturma şartına dönüşmektedir. Bu durumda CMK'nın 231/10. maddesine göre verilecek düşme kararı da aynı Kanunun 223/8. maddesi kapsamında değerlendirilmelidir. Bu niteliği itibariyle düşme kararı, sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren nedenlerden birisini oluşturmaktadır. Dolayısıyla hakkında düşme kararı verilen kimsenin hukuk düzeni açısından hüküm giymiş gibi kabul edilerek bir suç işlediği gerekçesiyle hakkında doğrudan ceza (hapis veya adli para cezası) olmasa da güvenlik tedbiri biçiminde cezai sonuçlar da uygulanması mümkün değildir. Bir güvenlik tedbiri olan müsaderenin uygulanabilmesi için kişinin suç işlediğinin kesinleşen bir mahkeme kararı ile ortaya konulması zorunludur. Sonuç olarak; savunma hakkının kısıtlanmaması için ve CMK'nın 257. maddesinin emredici hükmü gereğince ilk derece mahkemesince duruşma açılmasının zorunlu olduğu, duruşma açıldıktan sonra açıklanması geri bırakılan hükmün, suç işlenmeden ya da yükümlülüklere uygun şekilde tamamlanan denetim süresi sonunda CMK'nın 231/10. ve 223/8. maddeleri uyarınca ortadan kaldırılarak verilen davanın düşmesine dair karar, kişinin suç işlediğini ortaya koyan ve hukuki açıdan sonuç doğurmaya elverişli bir mahkeme hükmü niteliğinde bulunmadığından güvenlik tedbiri olan müsaderenin uygulanmasının mümkün bulunmadığı, kayıtlı silahın idareye teslimi gerektiği, açıklanan nedenlerle Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 2021/2628 Esas, 2022/2084 Karar, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin 2022/813 Esas, 2022/2636 Karar ve Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 2021/2261 Esas, 2021/3313 Karar sayılı kararlarının hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, Başkanlar Kurulu olarak belirtilen Ceza Dairelerinin hukuka uygun kararları doğrultusunda uyuşmazlığın giderilmesi gerektiğine ve uyuşmazlığın giderilmesi yönünden talep dilekçesi ve eklerinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiştir. II. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRESİ KARARLARI: 1. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi'nin 19.12.2023 tarihli 2023/3629 Esas 2023/3634 Karar sayılı kararında; Korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçundan ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucu sanığın TCK'nın 170/1-c, 62. maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, adli emanetin 2014/189 sırasında kayıtlı tabancanın ve şarjörün TCK'nın 54/1. maddesi uyarınca müsaderesine karar verildiği, 09/12/2014 tarihinde bu kararın kesinleştiği, ilk derece mahkemesinin 01.11.2023 tarih ve 2014/381 Esas ve 2014/543 Karar sayılı Ek kararı ile 5 yıllık deneme süresi içerisinde kasıtlı bir suçtan mahkumiyet kararı verilmediği anlaşıldığından CMK'nın 231/10. maddesi gereğince ceza hükmünün ortadan kaldırılarak kamu davasının düşürülmesine ve silaha ilişkin müsadere kararının geri alınması ve silahın kolluğa iadesi talebinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Karara yönelik istinaf başvurusu üzerine yapılan inceleme sonucu Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi'nin 19.12.2023 tarihli 2023/3629 Esas, 2023/3634 Karar sayılı kararı ile CMK'nın 280/1-a maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddi kararı verilmiştir. 2 . Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi'nin 13.10.2022 tarihli 2021/2628 Esas 2022/2084 Karar sayılı kararında; Silahla tehdit suçundan ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucu sanığın TCK'nın 106/2-a, 29, 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, suçta kullanılan tabanca ve eklerinin de müsaderesine karar verildiği, bu kararın 16.11.2015 tarihinde kesinleştiği, sanık müdafiinin deneme süresinin dolduğundan bahisle düşme kararı ile birlikte müsadere kararının kaldırılarak tabancanın iadesine karar verilmesi talebini içeren 20.11.2020 tarihli dilekçesi üzerine, mahkemece dosya üzerinden duruşma açılmadan 09.12.2020 tarihli ek kararla silahla tehdit suçundan açılan kamu davasının düşürülmesine ve müsadere kararının kaldırılması talebinin de reddine itirazı kabil olmak üzere karar verildiği anlaşılmaktadır. Kanun yolu başvurusu üzerine itirazının reddine ilişkin Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.01.2021 tarih ve 2021/17 Değişik İş sayılı kararı ile sanık müdafiinin istinaf başvurusunun reddine ilişkin Düziçi Asliye Ceza Mahkemesinin 19.11.2021 tarihli ek kararının, Adana Bölge Adliye Mahkemesince yok hükmünde olduğu belirlenerek yapılan inceleme sonucu; "1- ... Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 23.06.2022 tarih ve 2021/8735 Esas, 2022/5004 Karar sayılı ilamı gözetildiğinde, duruşma açılarak sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde evrak üzerinden duruşma açılmadan ek karar ile hüküm kurulması suretiyle sanığın savunma hakkının ihlal edilmesi, 2 - ... tabancanın ruhsatlı olup olmadığı, karar tarihi itibariyle ruhsat süresinin dolup dolmadığının araştırılması, varsa buna ilişkin belgelerin aslı veya onaylı örneklerinin denetime olanak verecek şekilde dosya içerisine alınması ve sonucuna göre müsadere veya iade yönünden sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı görülmüş olmakla CMK'nın 289/1-e maddesi uyarınca hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 3 - Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi'nin 30.11.2022 tarih 2022/813 Esas, 2022/2636 sayılı kararında; Davaya konu olan silah bulundurma ruhsatlı olup, suç tarihinde ruhsat süresinin henüz bitmediği, yerleşik Yargıtay içtihatları da dikkate alındığında sanığa ait olan silahın müsadere edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu kabul edilerek, hükmün müsadereye ilişkin 6. fıkrasında emanetin 2011/4859 sırasında kayıtlı Parabellum Girsan Madeın Turkey ibaresi yazılı 6368-10Z00055 seri numaralı tabancanın ve Emanet Memurluğunun 2011/4859 suç eşya defter sırasında kayıtlı bulunan 11 adet MKE yapımı dolu fişeğin sanığa iadesinin gerektiği, bu aykırılıkların CMK.nın 280/1-a, c, 303/1-c maddeleri gereğince düzeltilebileceği kabul edilerek, hükmün 6. fıkrasının hükümden çıkartılıp, yerine "2011/4859 sırasında kayıtlı Parabellum Girsan Madeın Turkey ibaresi yazılı 6368-10Z00055 seri numaralı tabancanın (ve Emanet Memurluğunun 2011/4859 suç eşya defter sırasında kayıtlı bulunan 11 adet MKE yapımı dolu fişeğin) silahın ruhsat işlemlerinin tamamlanması ve ardından başvurusu halinde sanığa iadesi için Mersin İl Emniyet Müdürlüğüne teslimine" ibaresinin eklenmesi suretiyle, hukuka aykırılıkların düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. 4 - Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi'nin 21.12.2021 tarih 2021/2261 Esas 2021/3313 Karar sayılı kararında; Sanık hakkında ilk derece mahkemesince verilen 25.06.2013 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 04.09.2013 tarihi itibariyle kesinleştiği, sanığın 5 yıllık denetim süresi içinde yeniden suç işlemediği, sanık müdafiinin talebi üzerine 31.03.2020 tarihli ek karar ile 5271 sayılı CMK'nın 231/10. maddesi uyarınca, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak davanın düşmesine ve suçta kullanılan ve Adli Emanetin 2012/241 sırasında kayıtlı tabanca ve eki şarjörün ruhsat sahibine iadesine karar verilmiş, istinaf başvurusu üzerine yapılan inceleme sonucu Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2016/12493 Esas, 2017/2425 Karar, 13.03.2017 tarihli, 2016/4787 Esas, 2017/1421 Karar, 15.02.2017 tarihli, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 2016/16414 Esas, 2016/10849 Karar, 23.11.2016 tarihli, 2016/12313 Esas, 2016/9481 Karar, 04.10.2016 tarihli kararlarında da belirtildiği üzere, bu nevi kararların duruşma açılarak verilmesi gerektiği halde dosya üzerinde inceleme yapılarak yazılı şekilde karar verilerek 5271 sayılı CMK'nun 289/1-e maddesine aykırı davranılması kanuna aykırı görüldüğünden hükmün CMK'nın 280/1-e maddesi gereğince hükmün bozulmasına karar verildiği, anlaşılmıştır. III. UYUŞMAZLIK HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.03.2024 tarihli ve UG-2024/20186 sayılı Tebliğnamesinde; 5235 sayılı Kanun'un 35. maddesi uyarınca, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi'nin 2023/3629 Esas, 2023/634 Karar sayılı kararı ile Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi'nin 2021/2628 Esas, 2022/2084 Karar sayılı, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi'nin 2022/813 Esas, 2022/2636 Karar sayılı, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi'nin 2021/2261 Esas 2021/3313 Karar sayılı kararları arasındaki uyuşmazlığın, bulundurulması bizatihi suç teşkil etmeyen ruhsatlı silahların suçta kullanılmasından ötürü verilen mahkumiyet ve müsadereye, ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kesinleşen kararlarda, denetim süresi içerisinde yeniden suç işlenmemesi nedeniyle açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararının verilmesi için duruşma açılmasının zorunlu olmadığı ve bulundurma ruhsatlı silah ve eklerinin Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmeliğin 3. ve 17. maddeleri uyarınca işlem yapılmak üzere idareye teslimine karar verilmesi yönünde giderilmesi talep edilmiştir. IV. GEREKÇE Uyuşmazlık 1. Birinci Uyuşmazlık Konusu Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi'nin 19.12.2023 tarihli 2023/3629 Esas, 2023/3634 K. sayılı kararı, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi'nin 30.11.2022 tarih 2022/813 Esas, 2022/2636 sayılı Kararı, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi'nin 13.10.2022 tarihli 2021/2628 Esas 2022/2084 K. sayılı kararı ve Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi'nin 21.12.2021 tarihli 2021/2261 Esas, 2021/3313 K. sayılı kararları arasındaki birinci uyuşmazlık, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın kesinleşmesi üzerine, sanığın denetim süresi içerisinde yeniden suç işlememesi nedeniyle açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verildiği hallerde, sanığın suç tarihi itibarıyla sahibi olduğu ruhsatlı silahının müsaderesine mi, sanığa iadesine mi yoksa işlem yapılmak üzere idareye teslimine mi karar verileceğine ilişkindir. 2. İkinci Uyuşmazlık Konusu Birinci gruba ilişkin Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi'nin 19.12.2023 tarihli 2023/3629 Esas, 2023/3634 K. sayılı karar, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi'nin 30.11.2022 tarih 2022/813 Esas, 2022/2636 K. sayılı kararı ile ikinci gruba ilişkin Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi'nin 13.10.2022 tarihli 2021/2628 Esas , 2022/2084 K. sayılı karar, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi'nin 21.12.2021 tarihli 2021/2261 Esas, 2021/3313 K. sayılı kararları arasındaki uyuşmazlık, sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararda, denetim süresinin suç işlenmeden ya da yükümlülüklere uygun şekilde tamamlanması sonrasında 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin onuncu fıkrası ve 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca ortadan kaldırılarak, davanın düşmesine dair verilecek kararın duruşma açılarak yapılan yargılama neticesinde mi yoksa dosya üzerinden duruşmasız olarak yapılan inceleme neticesinde ek kararla mı verileceğine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Daireleri Arasındaki Birinci Uyuşmazlık Konusuna Yönelik İlgili Hukuk 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un, 20.11.2017 tarihli ve 696 sayılı KHK’nın 92 nci maddesi ile değişik, "Başkanlar Kurulunun Yetkileri" başlıklı 35 inci maddesinin üçüncü fıkrası; "...(3)Re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet Başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanununa göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtay'dan bu konuda bir karar verilmesini istemek, (Değişik fıkra: 20/11/2017 – KHK-696/92 md.; Aynen kabul: 01.02.2018-7079/87 md.) (3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir..." hükümlerini içermektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun, "Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması" kenar başlıklı 231 inci maddesinin beşinci fıkrasında; (5) (Ek: 06/12/2006-5560/23 md.) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder. Aynı maddenin sekizinci fıkrasında; (8) "(Ek: 06/12/2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. (Ek cümle: 18/6/2014-6545/72 md.) Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak; a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine, b) Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına, c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine, karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur." Aynı maddenin onuncu fıkrasında; "(10) (Ek: 06/12/2006-5560/23 md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir." 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun, "Eşya müsaderesi" kenar başlıklı 54 üncü maddesinde; (1) İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/11 md.) Eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hakkın bulunması hâlinde müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilir. (2) Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkansız kılınması halinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir. (3) Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir. (4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir. (5) Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir. (6) Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur. 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'un 9 uncu maddesinde; "Ateşli silah taşımak müsaadesini haiz olanlar, bu silahları resmi ruhsatı haiz bulunanlardan başkasına satamıyacakları gibi muvakkaten de olsa başkalarına veremezler. Silah bulundurma ve taşıma ruhsatını haiz olan kimsenin bu silahla suç işlemesi veya silahın muhafazasındaki ihmal ve kusurlu neticesi başkaları tarafından bir suç işlenmesi veya intihar ve intihara teşebbüs edilmesi hallerinde silah vesikası geriye alınır ve bir daha silah bulundurma ve taşıma izni verilmez." Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmeliğin "Ruhsatlar" kenar başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında; "(Değişik fıkra: 17/7/2017 - 2017/10643 K.) Taşıma ve bulundurma ruhsatları onay tarihinden itibaren beş yıl için geçerli olup, gerekli şartların varlığı halinde her beş yılda bir yenilenir. Ruhsatlar verilirken ruhsatın geçerlilik süresi ve süre bitiminden itibaren en geç altı ay içinde ruhsatın yenilenmesi gerektiği kişiye tebliğ edilir. Beş yıllık geçerlilik süresini müteakip altı ay içinde ruhsatın yenilenmemesi halinde o silaha ait ruhsat başka bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilerek bu Yönetmelik hükümlerine göre devri sağlanır. Bu şekilde ruhsatı iptal edilen silah, ancak Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında belirlenen idari para cezasının ödenmesi kaydıyla aynı şahıs adına tekrar ruhsata bağlanabilir." Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmeliğin "Taşıma veya bulundurma hakkının kaybı" kenar başlıklı 17. maddesinde ise; "(Değişik: 02/12/1999 - 99/13749 K.) Taşıma veya bulundurma ruhsatı verilen kişilerden sonradan 16 ncı maddede belirtilen hallerden birine girmesi nedeniyle silah taşıma ve bulundurma şartlarını kaybedenlerin, yeni ruhsat talepleri kabul edilmeyeceği gibi mevcut silah ruhsatları iptal edilerek, silahlar zaptedilir. Bu silahların, zaptedildiği tarihten itibaren altı ay içinde silah sahibinin isteği dikkate alınarak, silah satın almaya hak kazanmış kişilere devri sağlanır. Bu süre içinde devri sağlanamayan silahlar ilgili kanunlara göre işlem yapılmak üzere adli makamlara intikal ettirilir. Bu Yönetmeliğin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası hükümlerine göre ruhsatı iptal edilen silahlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır." hükümlerine yer verilmiştir. Değerlendirme 5271 sayılı Kanun, 5237 sayılı Kanun, 6136 sayılı Kanun ve Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelikte yer alan yasal düzenlemeler ve Yargıtay (8.) Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre yapılan değerlendirmede; Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan, ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, şartlara uyulması halinde düşme hükmüne dönüşecek, şartlara uyulmaması halinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmü, ikinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en ... ve belirgin özelliği, varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır. Müsadere kararı güvenlik tedbiri olmakla birlikte hükmün bir parçası niteliğinde olup, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile birlikte verilen müsadere kararı da bu hükme bağlı olduğundan askıda bir karardır ve hüküm açıklanıncaya kadar hukuki sonuç doğurma yeteneği bulunmamaktadır. Bu açıklamalar ışığında; hükmün 5271 sayılı Kanun' un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası ve devamı maddeleri uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi ve bu kararın kesinleşmesinin ardından, sanığın denetim süresi içerisinde yeniden suç işlememesi nedeniyle açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verildiği hallerde, sanık hakkında kesin hükümle sonuçlanmış bir mahkumiyet kararının bulunmadığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın açıklanmasının gerektiği hallerde ise sanığın beraatine karar verilmesi olasılığının bulunduğu, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın kesinleşmesi, belirlenen denetim süresi ile kararın verildiği tarih arasında Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelikteki öngörülen silah ruhsatı geçerlilik süresinin de dolmuş olacağı nazara alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kesinleşmesinden sonra denetim süresinde suç işlenmediğinin anlaşılması halinde, talebe konu ruhsatlı silah ve eklerinin Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmeliğin 3 üncü ve 17 nci maddeleri uyarınca işlem yapılmak üzere idareye teslimine karar verilmesi gerekmektedir. Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Daireleri Arasındaki İkinci Uyuşmazlık Konusuna Yönelik İlgili Hukuk 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36 ncı maddesinde, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde; “1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir... ... 3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir: a) Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek; ... c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak...” 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun, "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" kenar başlıklı 223 üncü maddesinin birinci fıkrasında; ''Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.'' Aynı maddenin sekizinci fıkrasında; ''Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir.'' 5271 sayılı Kanun'un, ''Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar'' kenar başlıklı 230 uncu maddesinde; ''(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler. b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62 nci maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi. d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar. (2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223 üncü maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.'' Aynı Kanun'un müsadere usulünü düzenleyen bölümünde yer alan ''Duruşma ve karar'' kenar başlıklı 257 nci maddesinde; ''256 ncı maddeye göre verilmesi gereken kararlar, duruşmalı olarak verilir. (2) Müsadere veya iade olunacak eşya veya diğer malvarlığı değerleri üzerinde hakkı olan kimseler de duruşmaya çağrılır. Bu kişiler, sanığın sahip olduğu hakları kullanabilirler. (3) Çağrıya uymamaları, işlemin ertelenmesine neden olmaz ve hükmün verilmesini engellemez.'' hükümlerine yer verilmiştir. Değerlendirme Ceza Muhakemesinin amacı usul hukuku kurallarına riayet etmek ve şüpheli, sanık ve mağdurun haklarını gözetmek suretiyle maddi gerçeğin araştırılıp bulunmasıdır. Maddi gerçeğin araştırılması, esas itibarıyla hukuk devleti ilkesinin bir unsurudur. Ceza muhakemesinin bir diğer amacının da, hukuk devleti ilkesine uygun şekilde bireylerin hukuki güvenliklerini sağlamak olduğu ifade etmek doğru olacaktır. Ceza muhakemesinin başlıca amacı olan maddi gerçeğin bulunmasını sağlamaya yarayan en önemli muhakeme unsurlarından biri şüphesiz duruşmadır. Ceza yargılamasının duruşmalı olarak yapılması esastır. 5271 sayılı Kanun'un 182 nci maddesinde duruşmaların herkese açık olduğu düzenlenmiştir. Bu aşamada ''Aleniyet İlkesi''nin üzerinde durulması da faydalı olacaktır. Duruşmanın aleniliği ilkesi, muhakeme işlemlerinin kamuya açık olarak yapılmasını ve bunların duyurulabilmesini ifade eder. Söz konusu ilke adil yargılanma hakkının bir parçası olarak hem Anayasa’nın 141 inci maddesinde hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 ncı maddesinde güvence altına alınmıştır. Kural olarak, duruşma evresinde alenilik esastır. Yargılamanın alenî olmasının iki boyutu vardır. İlk olarak, alenîyet, yargılamanın, halk tarafından izlenmesini gerektirir. İkinci olarak, mahkemenin yargılama faaliyetinin ürünü olarak vermiş olduğu hükmün herkesin içinde, tarafların yüzüne karşı okunması suretiyle halkın bilgisine sunulması, alenîyet ilkesinin unsuru konumundadır. Yargılamanın duruşmalı olarak yürütülmesi ile uyuşmazlığın taraflarının iddia ve savunmalarını dile getirmeleri sağlanmış olacaktır. Burada ise devreye ''Silahların Eşitliği İlkesi'' girmektedir. Bir suç işlendiği şüphesi üzerine başlayan ve bu şüphenin yenilerek maddi hakikate ulaşılmasıyla sonuçlanan ceza muhakemesi sürecinin adil yargılanma hakkına uygun bir şekilde yürütülebilmesinin yolu, silahların eşitliğinin sağlanmasıdır. Ceza davalarında silahların eşitliği ilkesi, iddia ve savunma makamlarının haklarını kullanırken eşit imkânlara sahip olmasını ifade eder. Aynı zamanda bu ilke, davanın taraflarının iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir. Silahların eşitliği ilkesi, ceza yargılamasında sanığın aleyhine bir hukuki durumun yaratılmamasını da kapsamaktadır. O halde yetkili mahkemenin muhakemenin tarafları ile birlikte kesintisiz, aleni ve sözlü olarak yürüttüğü, delillerin ikame edilmesini ve tartışılmasını sağlamak suretiyle maddi gerçeğe ulaşmaya çalıştığı en önemli aşama duruşma aşamasıdır. Taraflar çağrılarak, duruşmalı olarak yapılan yargılama neticesinde mahkemece bir hüküm verilir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, birer hükümdür. Maddenin sekizinci fıkrasında, Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanığın, aynı maddenin onuncu fıkrasına göre de; denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davrandığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilecektir. Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmemesi ve yükümlülük yüklenmesine karar verilmişse yükümlülüklere uygun davranılması halinde verilen düşme kararı ''Hüküm'' niteliğindedir. 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrasında gösterilen düşme sebeplerinden farklı olarak, aynı Kanun'un 231 inci maddesinin onuncu fıkrasında gösterilen kendine özgü düşme sebebine dayanılarak verilen bir hükümdür. Mahkeme denetim süresi dolduğunda, duruşma açıp tarafları ''gelmemeleri halinde yokluklarında yargılamaya devam edilerek karar verileceği'' hususunda ihtaratlı olarak duruşmaya çağırarak, gelmeseler bile, sanığın gerekli şartları sağladığı hususunda araştırma yaptıktan sonra düşme kararı vermelidir. Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; Taşıma veya bulundurma ruhsatlı tabanca ile suç işleyen ve hakkında 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanığın, kararla birlikte tabi tutulduğu denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davrandığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararının 223 üncü madde uyarınca bir hüküm niteliğinde olması, aynı Kanun'un 230 uncu maddesine göre, hükümde iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin, tartışılan ve değerlendirilen delillerin açıkça gösterilmesi, ulaşılan kanaatin, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiilinin nitelendirilmesinin zorunlu olması, 231 inci maddesindeki düzenleme gereği, yapılan duruşma sonunda, duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesinin ana çizgileriyle anlatılıp, hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresinin bildirileceğinin düzenlenmiş olması, Anayasanın 36 ncı maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğunun öngörülmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1 ve 6/3-a-c maddelerinde davanın tarafların huzurunda yapılacak açık duruşma ile görülmesi ve sanığa kendisini bizzat savunma veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanma haklarının tanınması ve düşme kararı verecek mahkemenin düşme koşullarının oluşup oluşmadığını değerlendirme zorunluluğunun bulunması, aleniyet ve silahların eşitliği ilkelerinin sağlanmasının gerekliliği karşısında; mahkemece taraflara çağrı kağıdı tebliğ edilmesinden sonra düşme kararının koşullarının oluşup oluşmadığının duruşma açılarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. V. KARAR 1. Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Daireleri Arasındaki Birinci Uyuşmazlık Konusuna Yönelik Bulundurma ruhsatlı silahın, kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırı olarak taşınması ya da taşıma veya bulundurma ruhsatlı silahla suç işlenmesi nedeniyle sanığın cezalandırılması istemli olarak açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi ve kesinleşen kararın belirlenen denetim süresinin kasıtlı suç işlenmeksizin ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranılarak geçirilmesi nedeniyle sanık hakkındaki kamu davasının aynı maddenin 10 uncu fıkrası uyarınca düşmesine karar verilmesi halinde, davaya konu taşıma ya da bulundurma ruhsatlı silahın, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmeliğin 3 üncü ve 17 nci maddeleri uyarınca işlem yapılmak üzere idareye teslimine karar verilmesi gerektiğinin kabulü ile, 5235 sayılı Kanun’un 35 inci maddesi uyarınca Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin görüşü doğrultusunda, birinci gruba ilişkin Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi ile ikinci gruba ilişkin Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi ve Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi arasındaki arasındaki UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİNE, 2. Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Daireleri Arasındaki İkinci Uyuşmazlık Konusuna Yönelik Taşıma veya bulundurma ruhsatlı tabanca ile suç işleyen ve hakkında 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanığın, kararla birlikte tabi tutulduğu denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davrandığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararını verecek mahkemenin duruşma açarak yapacağı yargılama neticesinde, tarafları ihtaratlı olarak çağırıp, gelmeseler bile, sanığın gerekli koşulları sağlayıp sağlamadığını değerlendirdikten sonra düşme kararı vermesi gerektiğinin kabulü ile, 5235 sayılı Kanun’un 35 inci maddesi uyarınca Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi ve Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin görüşü doğrultusunda, birinci gruba ilişkin Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi ve Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi ile ikinci gruba ilişkin Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi ile Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi arasındaki UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİNE, 3. Dosyanın talepte bulunan Konya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine, 4. Karardan bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemelerinin ceza dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine, 03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.