İçeriğe geç
AC
8. Ceza Dairesi Esas: 2024/20553 Karar: 2025/7495 Tarih: 2025

Yargıtay 8. Ceza Dairesi E.2024/20553 K.2025/7495

8. Ceza Dairesi 2024/20553 E. , 2025/7495 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/791 Esas, 2024/284 Karar SUÇ : Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜM : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Düzeltilerek onama Sanık hakkında Yargıtay bozma ilamı üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz

Karar Özeti

8. Ceza Dairesi 2024/20553 E. , 2025/7495 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/791 Esas, 2024/284 Karar SUÇ : Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜM : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Düzeltilerek onama Sanık hakkında Yargıtay bozma ilamı üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz

Karar Detayı

8. Ceza Dairesi 2024/20553 E. , 2025/7495 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/791 Esas, 2024/284 Karar SUÇ : Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜM : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Düzeltilerek onama Sanık hakkında Yargıtay bozma ilamı üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ A. Yargıtay Bozma İlamı Bursa 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.03.2016 tarihli kararı ile sanık hakkında çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan verilen kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, 13.09.2023 tarih ve 2020/13550 Esas, 2023/6100 Karar sayılı kararı ile; "...olay tarihinde 15 yaşından küçük olan mağdure Işıl' ın sanığı olay öncesinde tanıdığı, olay tarihinde evden kaçarak sanığın ikametine gidip 3-4 gün kaldığı, sonrasında sanığın evinden ayrıldığı ve sokakta yürüdüğü sırada polisler tarafından bulunduğu olayda; dairemizcede benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.12.2015 tarihli ve 2014/14-198 Esas, 2015/428 Karar, 17.02.2015 tarihli 2014/14-307 Esas, 2015/8 sayılı Kararları nazara alındığında, 15 yaşını tamamlamamış olan mağdurenin kendi özgür iradesiyle serbestçe hareket etme hakkı, niteliği itibariyle üzerinde mutlak surette tasarrufta bulunabileceği bir hak olmadığından, bu hakkının ihlaline yönelik olarak sanık tarafından gerçekleştirilen eylemle ilgili gösterdiği rıza hukuken geçerli sayılmadığından, sanığın eyleminin Türk Ceza Kanunu 109 uncu maddesi birinci fıkrası ve 109 uncu maddesi üçüncü fıkrası (f) bendi maddelerinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek sanığın çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi..." nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. B. Yargıtay Bozma İlamından Sonraki Yargılama Süreci Yargıtay bozma ilamı üzerine Bursa 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.03.2024 tarih ve 2023/791 Esas, 2024/284 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 109/1, 109/3-f, 53. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 3 21... . maddeleri gereğince sanığın kazanılmış hakkı korunarak 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Katılan vekilinin temyiz sebebi Sanığın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan takdiri indirim yapılmaksızın üst hadden cezalandırılması gerektiğine ve baro tarafından görevlendirilen katılan vekili olarak lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir. 2. Sanık ...'in temyiz sebebi Üzerine atılı suçlamayla alakasının olmadığına, katılan tarafından kendisine iftira atıldığına, katılanın aşamalarda çelişkili ve asılsız beyanlarda bulunduğuna ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava dosyası kapsamına göre, sanığın olay tarihinde on beş yaşından küçük olan ve rızası hukuken geçerli olmayan katılan ...'ı kendi evinde rızaen tutup kalmasını sağlayarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediği iddia edildiği olaya ilişkin olarak; 1. Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanaatin dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, katılan ...'a ilgili baro tarafından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (5271 sayılı Kanun) uyarınca atanan ve vekaletnameli vekil olmayan katılan vekili lehine avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca vekalet ücreti takdir edilmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından, katılan vekili ve sanığın temyiz sebeplerinin incelenmesinde düzeltme nedenleri dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır. 2. Yargıtay bozma ilamı öncesi verilen 22.03.2016 tarihli hükmün yalnızca sanık tarafından temyiz edilmesi ve 1412 sayılı Kanun'un 326/son maddesinde düzenlenen kazanılmış hak nedeniyle sanık hakkında hükmedilen 2 yıl hapis cezasının 6 ay hapis cezası üzerinden infaz olunacağının belirtilmesi ile yetinilmesi gerekirken sonuç ceza olarak 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi, 3. Sanığın adli sicil kaydında bulunan ve Yargıtay bozma ilamı öncesi 22.03.2016 tarihli hükümde de yer verilen Bursa 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.03.2012 kesinleşme tarihli 2005/1331 Esas ve 2009/161 Karar sayılı mahkumiyet hükmünün, tekerrüre esas olmasına karşın sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmaması hususları hukuka aykırı görülmüş ise de bahse konu hukuka aykırılıklar Yargıtay tarafından giderilmiştir. III. KARAR Gerekçe bölümünde (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle Bursa 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.03.2024 tarih ve 2023/791 Esas, 2024/284 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekili ve sanığın temyiz istemleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322. maddesi gereği, hüküm fıkrasının 4. paragrafı çıkarılarak yerine ''1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326/son maddesi gereğince sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının 6 ay hapis cezası üzerinden infazına'' ibaresi yazılmak ve hüküm fıkrasının 6. paragrafından sonra gelecek şekilde "sanığın Bursa 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.03.2012 kesinleşme tarihli 2005/1331 Esas ve 2009/161 Karar sayılı sayılı kararı ile verilmiş 5 ay hapis cezasına dair mahkumiyet kararı ile mükerrir olduğu anlaşıldığından 5237 sayılı Kanun'un 58/6. maddesi gereğince hakkında mükerrirlere özgü infaz rejimi ve cezanın infazından sonra DENETİMLİ SERBESTLİK TEDBİRİ UYGULANMASINA,” ibaresi eklenmek suretiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak Üye ...'in karşı oyu nedeni ile oy çokluğu ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.10.2025 tarihinde karar verildi. (KD) KARŞI DÜŞÜNCE Sanık hakkında suç tarihinde 13 yaşında olan katılan çocuğa karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 109/1 ve 109/3-f maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yargılama merciinin talebi üzerine baro tarafından 13 yaşında olan katılana 5271 sayılı Kanun'un 234/2. maddesi uyarınca zorunlu vekil görevlendirildiği, yargılama sonunda 18 yaşını dolduran katılan lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde belirtilen vekalet ücretine hükmedilmediği anlaşılmıştır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin kanuni dayanağı olan 1136 sayılı Kanun'un 168. maddesinde, asgari ücret belirleme hususunda zorunlu vekil ile seçilmiş/vekaletnameli vekil arasında herhangi bir ayrım yapılmamıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 01.06.2021 tarihli ve 2018/45 Esas, 2021/234 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, "...avukatlık ücreti temyiz aşaması da dahil kesin hüküm elde edilinceye kadar yapılan işin karşılığını..." ifade etmektedir. Buna ek olarak, her ne kadar Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 14/1. maddesinde katılan yararına avukatlık ücretine hükmedileceği düzenlenmiş ise de Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesinin son fıkrasında "...Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir..." şeklindeki düzenlemeye yer verilerek, katılan lehine hükmedilecek vekalet ücretine taraf avukatının hak kazanacağı açıkça belirtilmiştir. Bu kapsamda, katılanlara sundukları hukuki hizmet arasında fark bulunmayan seçilmiş veya görevlendirilmiş vekillerin yargılama sonunda hükmedilecek vekalet ücreti arasında da fark bulunmaması gerektiği kabul edilmelidir. Çünkü, yukarıda da belirtildiği üzere, ücreti vekalet katılan lehine hükmedilse bile Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesinin son fıkrası gereğince bu ücret avukata aittir. Bu açıklamalar ışığında, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14/1. maddesinde yer alan; "Kamu davasına katılma üzerine, mahkumiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise vekil ile temsil edilen katılan lehine bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde belirlenen avukatlık ücreti sanığa yükletilir. Bu hüküm, katılanın 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen vekili bulunması durumunda kovuşturma için ödenen ücret mahsup edilerek uygulanır." hükmü ile Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesinin son fıkrası nazara alındığında, katılan lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca karar tarihi itibarıyla tarifenin ilgili bölümünde belirlenen vekalet ücretinin ödenmesi gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun katılan lehine ücreti vekalete hükmedilmemesine ilişkin yerel mahkeme kararının onanması gerekçesine katılmamaktayım. Ayrıca; sayın çoğunluğun yerel mahkemenin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurduğu hükmün onanması yönündeki görüşünde dayandığı gerekçe, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.12.2015 tarih ve 2014/14-198 Esas, 2015/428 Kararı ile 17.02.2015 tarih ve 2014/14-307 Esas, 2015/8 Karar sayılı kararlarında belirtilen 15 yaşını bitirmemiş küçüklerin alıkoyma suçuna rızalarının hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemeyeceğine dair kararlarıdır. Ayrıntılı gerekçesi Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 16.05.2023 tarih ve 2020/7459 Esas, 2023/3312 Karar sayılı kararındaki karşı oy yazımızda belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun'un 234/3. maddesinde belirtilen çocuğun alıkonulması suçunda, çocuğun rızasının geçersiz olduğu gerekçesi ile çocuğun rızası ile alıkonulması suçunun kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna dönüştürülerek bu suçtan mahkumiyet kararı verilmesinin 5237 sayılı Kanun'daki düzenlemelere yani kanuna ve hukuka aykırı olduğu düşüncesindeyiz. Şöyle ki; 5237 sayılı Kanun'un 1 09... . maddelerine bakıldığında, 5237 sayılı Kanun'un 109. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun kişilere karşı suçlar bölümünde, çocuğun kaçırılması ve rızası ile alıkonulması suçunun ise 5237 sayılı Kanun'un 234. maddesinde belirtilen topluma karşı suçlar kısmında düzenlendiği görülmektedir. Hürriyeti tahdit suçuna baktığımızda; kanundaki düzenleniş şekline göre bu suçun oluşabilmesi için mutlaka kişinin rızasına aykırı olarak fiziki özgürlüğünün kısıtlanması gerekmektedir. 5237 sayılı Kanun'un 109. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda yaşı küçük mağdurun var olan rızasının yok sayılması sureti ile bu suçun oluşacağına dair bir ifade bulunmamaktadır. Hile ve aldatma olmadığı takdirde çocuk dahi olsa rızası bulunan kişilere yönelik rızaen fiziki alıkoyma eylemi başka bir suç oluştursa dahi (örneğin çocuklar yönünden alıkoyma suçunu oluşturması hali) kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturmayacağı madde metni içeriğinden anlaşılmaktadır. Kişi özgürlüğü kişiye sıkı sıkıya bağlı mutlak bir haktır. Bu nedenle yukarıda belirtildiği üzere 5237 sayılı Kanun'un 109. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda yaş küçüklüğü rızaya engel bir durum olarak görülmemiştir. Rıza var ise sadece bunun hile ile sağlanıp sağlanmadığı aranmıştır. Rızanın varlığı halinde 15 yaşından küçüklerin alıkonulmasında da hürriyeti tahdit suçunun unsurlarının oluşmayacağı madde metninden anlaşılmaktadır. Nitekim 5237 sayılı Kanun'un 109. maddesindeki düzenlemeye göre yaşı küçük (15 yaşından küçük) çocukların bir yere gitmeleri ya da kalmaları anne-babaları tarafından dahi zorla engellense hürriyeti tahdit suçunu oluşturacağı kabul edilmektedir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundaki bu düzenlemeden kişi özgürlüğünün yaş sınırı aranmaksızın kişiye sıkı sıkıya bağlı mutlak ve devredilemez bir hak olduğu anlaşılmaktadır. Çocuğun rızaen alıkonulması suçunun düzenlendiği 5237 sayılı Kanun'un 234/3. maddesinde ise korunan hukuki yarar aile düzenidir. Bu nedenle bu suçun mağduru anne-baba veya yetkili makamlardır. Dolayısı ile bu suçta çocuğun iradesine değil, anne-baba veya yetkili makamların iradesine üstünlük tanınmıştır. Ancak bu düzenlemede dikkatten kaçan husus çocuğun rızasının tamamen geçersiz ve yok sayılmadığıdır. Yani çocuğun rızasının tamamen geçersiz veya yok sayılması durumu yoktur. Çünkü; eğer çocuğun rızası yoksa suç zaten çocuk yönünden çocuğa kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturacaktır. Çocuğun rızası var ise bu takdirde eylem aile düzenine aykırılığa dönüşmektedir. Bu halde de aile veya yetkili makamların şikayetçi olması durumunda alıkoyan kişi bu eylemi nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 234/3. maddesi gereğince cezalandırılacaktır. Bu suçta kanun koyucu çocuğun kendi yanında bulunduğunu aileye haber vermeyen kişiyi aile düzenine aykırı davranmaktan dolayı cezalandırma yönüne gitmiştir. Bu eylem kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna göre daha hafif bir eylem olarak görüldüğü içinde kanun koyucu bu eyleme 5237 sayılı Kanun'un 234/3. maddesinde belirtilen cezayı öngörmüş ve bunu da şikayete tabi tutmuştur. Burada gözden kaçırılan en önemli husus çocuğun rızasının varlığının suçun vasfına ve mahiyetine doğrudan etki ettiğidir. Eylem çocuğun rızasının varlığı sayesinde 5237 sayılı Kanun'un 234/3. fıkrası kapsamında kalmaktadır. Yoksa eylem zaten doğrudan kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturacaktır. 5237 sayılı Kanun'un 234/3. maddesinde düzenlenen suçta anne-baba veya yetkili makamlar suçun mağduru olsalar da özgürlükleri fiziken kısıtlananlar onlar olmadığı için eylem 5237 sayılı Kanun'un 234/3. maddesi kapsamında kalmaktadır. Yani özgürlüğü kısıtlanan kişi (suçun konusu olsada) çocuktur. Bu nedenlerle 5237 sayılı Kanun'un 234/3. maddesinde düzenlenen alıkoyma suçunda evi terk eden çocuğun rızası olduğu için kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları oluşmamaktadır. Aksi düşünce unsurları itibari ile oluşmayan kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ceza verilmesi gibi kanuna ve hukuka aykırı bir durum ortaya çıkarmaktadır. Burada şunu da belirtmek gerekir ki; hukukta suçun oluşması için suçun tipiklik unsurunun (kanunda düzenlenen unsurların) gerçekleşmesi ve kastın varlığı gerekir. Sanığın eylemlerinin ahlaki redeati (kötülüğü) kesin kurallara bağlanmış hukuk kuralları karşısında etkisini kaybeder. Yani ahlaki değerlerle hukuk kurallarını birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü ahlaki değerlerle hukuk kuralları her zaman örtüşmeyebilir. Eylemin hukuki kötülüğünü bertaraf etmek için kanun ve hukuk kurallarını amacına aykırı yorumlamak keyfiliğe sebebiyet verebilir. Olayda kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun oluşması için gerekli olan genel kastın varlığı ve kanundaki hürriyeti tahdit suçunun unsuru olan fiziki hürriyetin kısıtlanması gerçekleşmemiştir, bu nedenle suçun tipiklik unsuru gerçekleşmemiştir. Aksine davranışla şikayete tabi bir eylemin kanunun düzenleniş amacına ve gerekçesine aykırı bir şekilde yorumlanıp bağlamından koparılarak şikayet kapsamından çıkarılıp şikayete tabi olmayan bir suça dönüştürülmesi 5237 sayılı Kanun'un 2. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesine ve maddi ceza içeren hükümlerin aleyhe yorumlanamayacağına ilişkin aleyhe yorum yasağına açık aykırılık oluşturacaktır. Eğer Ceza Genel Kurulunun mezkur kararında yapıldığı gibi bir kıyas yapılacak ise yaşı küçüklerde temyiz yeteneğini düzenleyen Türk Medeni Kanunu'nun 16. maddesi, Türk Ceza Kanunu'nun genel hükümler bölümünde düzenlenen çocukların cezalandırılması ile ilgili 31. maddesi ve çocukta rızanın nazara alınabileceği yaşa ilişkin bir düzenleme olan 5237 sayılı Kanun'un 234. maddesinin 2. fıkrasının birlikte değerlendirilerek bir kıyas yapılması gerekir. (Bu husus tarafımızca yazılan geniş gerekçeli muhalefet şerhinde açıklanmıştır.) Açıklanan nedenlerle Türk Medeni Kanunu'ndaki çocuğun kendi aleyhine borçlandırıcı tasarruflara girmesini yasaklayan özel hukuka ilişkin kısıtlamalarından ve 5237 sayılı Kanun'un özel hükümler bölümünde yer alan bazı suçlara ilişkin düzenlemelerden hareketle hakimin özel hukuk alanında olduğu gibi kendisini kanun koyucunun yerine koyarak kıyas yolu ile suç oluşturması maddi ceza hukukundaki aleyhe yorum ve kıyas yasağına açık aykırılık oluşturacaktır. Böyle bir yorumla varılacak sonuç 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 1. maddesindeki özgürlükleri koruma amacına, 5237 sayılı Kanun'un 2. maddesindeki suçta ve cezada kanunilik ilkesine, 5237 sayılı Kanun'un 3. maddedeki cezada adalet ilkesine, Anayasadaki kişi özgürlüğüne, hukuki belirliliğe ve hukuk güvenliğine de aykırılık oluşturacaktır. Anayasal hukuk devletinde yasama, yürütme ve özellikle yargı mercileri kanunlarla bağlıdır. Aksine hareket özgürlük-güvenlik dengesini bozmak suretiyle devletin hukuk devleti olma vasfına ve hukuk devletine olan güvenin zedelememesine yol açar. Bu nedenlerle 5237 sayılı Kanunu'nda açıkça belirtilen haller dışında rıza yaş sınırının 5237 sayılı Kanun'un 31. maddesindeki çocukların cezalandırılmasına ilişkin düzenlemeye paralel bir düzenleme olan ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 234/2. fıkrasında belirtilen 12 yaşı bitirme olarak kabul edilmesi ve 12-15 yaş aralığında olan çocuklarda rızaya ehil olup olmadığının araştırılması, ehil olduğunun tespiti halinde on iki yaşını bitirmiş evi terk eden çocuklarında kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olan bir yere gitme veya bir yerde kalma haklarının bulunduğunun kabul edilerek bu yaşta evi terk eden çocukların durumunun ailesine veya yetkili makamlara haber verilmemesinin 5237 sayılı Kanun'un 234/3. maddesindeki düzenleme gereği bu madde de belirtilen suçu oluşturduğunun kabul edilmesinin Türk Ceza Kanunu'na, Medeni Kanun'daki düzenlemelere, Anayasa'ya, hukuka ve kanun koyucunun amacına daha uygun olacağı kanaatindeyiz. Bu açıklamalar doğrultusunda suç konusu olay değerlendirildiğinde; olay tarihinde 13 yaşında olan katılanın evden kaçarak sanığın ikametine gidip 3-4 gün kalması, sonrasında da sanığın evinden ayrılıp sokakta yürüdüğü sırada polisler tarafından bulunması şeklinde gerçekleşen olayda; sanığın olay tarihinde 15 yaşından küçük katılan çocuğu rızasına aykırı olarak zorla yanında tuttuğuna dair, katılanın aşamalarda değişen ve çelişki gösteren beyanları dışında başka herhangi bir iddia ve delil bulunmadığı, suça konu olayda 12 yaşını bitirmiş katılan çocuğun kendi rızası ile sanık ile birlikte kaldığı, bu hali ile sanığın üzerine atılı eylemin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarını oluşturmayıp 5237 sayılı Kanun'un 234/3. fıkrasında düzenlenen evi terk eden çocuğu anne-baba veya yetkili makamlara haber vermeksizin yanında tutma suçunu oluşturduğu, aksine düşüncenin yukarıda kısaca açıklanan gerekçelerle kanuna ve hukuka aykırılık oluşturacağından sayın çoğunluğun yerel mahkemenin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurduğu hükmün onanması yönündeki görüşüne de katılmadığımı saygıyla arz ederim. 08.10.2025 Karşı Düşünce

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla