Karar Özeti
8. Ceza Dairesi 2024/23250 E. , 2025/7256 K. "İçtihat Metni" B O Z M A Ü Z E R İ N E MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2024/471 Esas, 2024/590 Karar SUÇ : Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Ret, onama Yapılan ön inceleme neticesinde; suça sürüklenen çocuğun temyiz dilekçesinde temyiz
Karar Detayı
8. Ceza Dairesi 2024/23250 E. , 2025/7256 K. "İçtihat Metni" B O Z M A Ü Z E R İ N E MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2024/471 Esas, 2024/590 Karar SUÇ : Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Ret, onama Yapılan ön inceleme neticesinde; suça sürüklenen çocuğun temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerinin nelerden ibaret olduğunu açıkça göstermediği, somut sebepler ileri sürmediği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 295/1. maddesi uyarınca gerekçeli temyiz dilekçesini sunmadığı anlaşılmıştır. Suça sürüklenen çocuk hakkında Yargıtay bozma ilamı üzerine verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ A. Yargıtay Bozma İlâmı İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi tarafından suça sürüklenen çocuk hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen mahkumiyet kararının katılan Bakanlık vekili tarafından temyizi sonrasında, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 26.12.2023 tarihli ve 2023/3118 Esas, 2023/10725 Karar sayılı kararı ile "birden fazla nitelikli halin gerçekleştiği nazara alınarak, temel hapis cezasının alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle tayin edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi" nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. B. Yargıtay Bozma İlâmından Sonraki Yargılama Süreci Yargıtay bozma ilamı üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Ceza Dairesinin, 20.03.2024 tarihli ve 2024/471 Esas, 2024/590 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 109/1, 109/3-b, f, 31/3 ve 62/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Suça Sürüklenen Çocuğun Temyiz İstemi Kararın usul ve kanuna aykırı olduğuna ilişkindir. Katılan Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi Mahkemece suça sürüklenen çocuk hakkında alt sınırdan ceza tayini ile hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 62. maddesinin uygulanması ile mağdurun tutarlı ve istikrarlı beyanları ve tanıkların ifadelerine gerekli şekilde itibar edilmeden kurulan mahkumiyet kararının bozulmasına ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava dosyası kapsamına göre, suça sürüklenen çocuk ...'nın temyiz dışı sanıklar... ...ve ... ile birlikte hareket ederek 14 yaşındaki mağduru araba ile gezdirme bahanesiyle Menderes ilçesinden Kuşadası ilçesine götürerek geceyi bir pansiyonda geçirdikten sonra Menderes ilçesine geri getirdikleri iddiasına ilişkin olarak; 1. Ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 10.10.2019 tarihli ve 2019/9. MD-355 Esas, 2019/596 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; suça sürüklenen çocuğun yüzüne tefhim edilen karara karşı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 291/1. maddesinde belirlenen kanuni süre içerisinde, 26.03.2024 tarihli, temyiz sebebi içermeyen dilekçe ile temyiz isteminde bulunduğu; ancak aynı Kanun’un 295/1. maddesinde öngörülen 7 günlük kanuni süre içerisinde temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesini sunmadığı anlaşılmakla, suça sürüklenen çocuğun temyiz isteminin reddine karar verilmiştir. 2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanaatin dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin suça sürüklenen çocuk tarafından temyiz dışı sanıklar ile birlikte gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, yargılama sonucunda oluşan kanaat ve takdire göre ceza yaptırımının yasal bağlamda ve gerekçesi gösterilerek belirlendiği, 5237 sayılı Kanun'un cezanın belirlenmesi başlıklı 61/1. maddesinde belirtilen kriterler ile aynı Kanun'un 3/1. maddesinde ifade edilen cezada orantılılık ilkesi nazara alındığında temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinin ve dosya kapsamıyla örtüşen gerekçelerle takdiri indirim hükmünün uygulanmasının isabetli olduğu anlaşıldığından, katılan Bakanlık vekilinin temyiz istemleri yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır. III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle; A. Suça sürüklenen çocuğun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 294. maddesinde belirlenen kanuni süre içerisinde, 26.03.2024 tarihli, temyiz sebebi içermeyen dilekçe ile temyiz isteminde bulunduğu; kanuni süre içerisinde temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesini sunmadığı anlaşılmakla, suça sürüklenen çocuğun temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle REDDİNE, B. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin, 20.03.2024 tarihli ve 2024/471 Esas, 2024/590 Karar sayılı kararında katılan Bakanlık vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden, aynı Kanun’un 302/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak, Üye ...'in karşı oyu nedeni ile oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Menderes 1. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,02.10.2025 tarihinde karar verildi. (KD) KARŞI DÜŞÜNCE Sayın çoğunluğun TCK. 109/1. maddesindeki hürriyeti tahdit suçunun oluştuğuna dair görüşünü dayandırdığı gerekçe Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 01.12.2015 tarih ve 2014/14-1 98... /428 Karar, ile 17.02.2015 tarihli 2014/14-307 Esas ve 2015/8 Karar sayılı kararlarında belirtilen 15 yaşını bitirmemiş küçüklerin alıkoyma suçuna rızalarının hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemeyeceğine dair kararlarıdır. Ayrıntılı gerekçesi 8. Ceza Dairesinin 16.05.2023 tarih ve 2020/7459 Esas, 2023/3312 Karar sayılı kararındaki karşı oy yazımızda belirtildiği üzere; Türk Ceza Kanunu'nun 234/3. maddesinde belirtilen çocuğun alıkonulması suçunda, çocuğun rızasının geçersiz olduğu gerekçesi ile çocuğun rızası ile alıkonulması suçunun hürriyeti tahdit suçuna dönüştürülerek bu suçtan mahkumiyet kararı verilmesinin Türk Ceza Kanunu'nundaki düzenlemelere yani kanuna ve hukuka aykırı olduğu düşüncesindeyiz. Şöyleki; Türk Ceza Kanunu'nun 109. ve 234. maddelerine bakıldığında, 109. maddesinde düzenlenen kişi hürriyetini sınırlama suçunun kişilere karşı suçlar bölümünde, çocuğun kaçırılması ve rızası ile alıkonulması suçunun ise Türk Ceza Kanunu'nun 234. maddesinde belirtilen topluma karşı suçlar kısmında düzenlendiği görülmektedir. Hürriyeti tahdit suçuna baktığımızda; kanundaki düzenleniş şekline göre bu suçun oluşabilmesi için mutlaka kişinin rızasına aykırı olarak fiziki özgürlüğünün kısıtlanması gerekmektedir. Türk Ceza Kanunu'nun 109. maddesinde düzenlenen hürriyeti tahdit suçunda yaşı küçük mağdurun var olan rızasının yok sayılması sureti ile bu suçun oluşacağına dair bir ifade bulunmamaktadır. Hile ve aldatma olmadığı takdirde çocuk dahi olsa rızası bulunan kişilere yönelik rızaen fiziki alıkoyma eylemi başka bir suç oluştursa dahi (örneğin çocuklar yönünden alıkoyma suçunu oluşturması hali) hürriyeti tahdit suçunu oluşturmayacağı madde metni içeriğinden anlaşılmaktadır. Kişi özgürlüğü kişiye sıkı sıkıya bağlı mutlak bir haktır. Bu nedenle yukarıda belirtildiği üzere Türk Ceza Kanunu'nun 109. maddesinde düzenlenen hürriyeti tahdit suçunda yaş küçüklüğü rızaya engel bir durum olarak görülmemiştir. Rıza var ise sadece bunun hile ile sağlanıp sağlanmadığı aranmıştır. Rızanın varlığı halinde yaşı 15'den küçüklerin alıkonulmasında da hürriyeti tahdit suçunun unsurlarının oluşmayacağı madde metninden anlaşılmaktadır. Nitekim Türk Ceza Kanunu'nun 109. maddesindeki düzenlemeye göre yaşı küçük (15 yaşından küçük) çocukların bir yere gitmeleri ya da kalmaları anne-babaları tarafından dahi zorla engellense hürriyeti tahdit suçunu oluşturacağı kabul edilmektedir. Hürriyeti tahdit suçundaki bu düzenlemeden kişi özgürlüğünün yaş sınırı aranmaksızın kişiye sıkı sıkıya bağlı mutlak ve devredilemez bir hak olduğu anlaşılmaktadır. Çocuğun rızaen alıkonulması suçunun düzenlendiği Türk Ceza Kanunu'nun 234/3. maddesinde ise korunan hukuki yarar aile düzenidir. Bu nedenle bu suçun mağduru anne-baba veya yetkili makamlardır. Dolayısı ile bu suçta çocuğun iradesine değil, anne-baba veya yetkili makamların iradesine üstünlük tanınmıştır. Ancak bu düzenlemede dikkatten kaçan husus çocuğun rızasının tamamen geçersiz ve yok sayılmadığıdır. Bu suçta korunan hukuki yararın aile düzeni olması nedeniyle anne-baba veya yetkili makamların iradesinin çocuğun rızasına üstün tutulması söz konusudur. Yani çocuğun rızasının tamamen geçersiz veya yok sayılması durumu yoktur. Çünkü; eğer çocuğun rızası yoksa suç zaten çocuk yönünden çocuğa karşı hürriyeti tahdit suçunu oluşturcaktır. Çocuğun rızası var ise bu takdirde eylem aile düzenine aykırılığa dönüşmektedir. Bu takdirde de aile veya yetkili makamların şikayetçi olması durumunda alıkoyan kişi bu eylemi nedeniyle Türk Ceza Kanunu'nun 234/3. maddesi gereğince cezalandırılacaktır. Bu suçta Kanun Koyucu çocuğun kendi yanında bulunduğunu aileye haber vermeyen kişiyi aile düzenine aykırı davranmaktan dolayı cezalandırma yönüne gitmiştir. Bu eylem hürriyeti tahdit suçuna göre daha hafif bir eylem olarak görüldüğü içinde kanun koyucu bu eyleme Türk Ceza Kanunu'nun 234/3. maddesinde belirtilen cezayı öngörmüş ve bunu da şikayete tabi tutmuştur. Burada gözden kaçırılan en önemli husus çocuğun rızasının varlığının suçun vasfına ve mahiyetine doğrudan etki ettiğidir. Eylem çocuğun rızasının varlığı sayesinde Türk Ceza Kanunu'nun 234/3. fıkrası kapsamında kalmaktadır. Yoksa eylem zaten doğrudan hürriyeti tahdit suçunu oluşturacaktır. Türk Ceza Kanunu'nun 234/3. maddesinde düzenlenen suçta anne-baba veya yetkili makamlar suçun mağduru olsalar da özgürlükleri fiziken kısıtlananlar onlar olmadığı için eylem Türk Ceza Kanunu'nun 234/3. maddesi kapsamında kalmaktadır. Yani özgürlüğü kısıtlanan kişi (suçun konusu olsada) çocuktur. Bu nedenlerle Türk Ceza Kanunu'nun 234/3. maddesinde düzenlenen alıkoyma suçunda evi terk eden çocuğun rızası olduğu için hürriyeti tahdit suçunun unsurları oluşmamaktadır. Aksi düşünce unsurları itibari ile oluşmayan hürriyeti tahdit suçundan ceza verilmesi gibi kanuna ve hukuka aykırı bir durum ortaya çıkarmaktadır. Burada şunu da belirtmek gerekir ki; hukukta suçun oluşması için suçun tipiklik unusurunun (kanunda düzenlenen unsurların) gerçekleşmesi ve kastın varlığı gerekir. Sanığın eylemlerinin ahlaki redeati (kötülüğü) kesin kurallara bağlanmış hukuk kuralları karşısında etkisini kaybeder. Yani ahlaki değerlerle hukuk kurallarını birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü ahlaki değerlerle hukuk kuralları her zaman örtüşmeyebilir. Eylemin hukuki kötülüğünü bertaraf etmek için kanun ve hukuk kurallarını amacına aykırı yorumlamak keyfiliğe sebebiyet verebilir. Olayda hürriyeti tahdit suçunun oluşması için gerekli olan genel kastın varlığı ve kanundaki hürriyeti tahdit suçunun unsuru olan fiziki hürriyetin kısıtlanması gerçekleşmemiştir, yani suçun tipiklik unsuru gerçekleşmemiştir. Bu nedenle şikayete tabi bir eylemin kanunun düzenleniş amacına ve gerekçesine aykırı bir şekilde yorumlanıp bağlamından koparılarak şikayet kapsamından çıkarılıp şikayete tabi olmayan bir suça dönüştürülmesi Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesine ve maddi ceza içeren hükümlerin aleyhe yorumlanamayacağına ilişkin aleyhe yorum yasağına açık aykırılık oluşturacaktır. Ceza Genel Kurulunun mezkur kararında yapıldığı gibi eğer bir kıyas yapılacak ise yaşı küçüklerde temyiz yeteneğini düzenleyen Türk Medeni Kanunu'nun 16. maddesi, Türk Ceza Kanunu'nun genel hükümler bölümünde düzenlenen çocukların cezalandırılması ile ilgili 31. maddesi ve çocukta rızanın nazara alınabileceği yaşa ilişkin bir düzenleme olan Türk Ceza Kanunu'nun 234. maddesinin 2. fıkrasının birlikte değerlendirilerek bir kıyas yapılması gerekir. (Bu husus tarafımızca yazılan geniş gerekçeli muhalefet şerhinde açıklanmıştır.) Açıklanan nedenlerle Türk Medeni Kanunu'ndaki çocuğun kendi aleyhine borçlandırıcı tasarruflara girmesini yasaklayan kısıtlamalarından ve Türk Ceza Kanunu'nun özel hükümler bölümünde yer alan özel suçlara ilişkin düzenlemelerden hareketle hakimin özel hukuk alanında olduğu gibi kendisini kanun koyucunun yerine koyarak kıyas yolu ile suç oluşturması maddi ceza hukukundaki aleyhe yorum ve kıyas yasağına açık aykırılık oluşturmaktadır. Böyle bir yorumla varılacak sonuç 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 1. maddesindeki özgürlükleri koruma amacına, Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesindeki suçta ve cezada kanunilik ilkesine, Türk Ceza Kanunu'nun 3. maddedeki cezada adalet ilkesine, Anayasadaki kişi özgürlüğüne, hukuki belirliliğe ve hukuk güvenliğine aykırılık oluşturacaktır. Anayasal hukuk devletinde yasama, yürütme ve özellikle yargı mercileri kanunlarla bağlıdır. Aksine hareket özgürlük-güvenlik dengesini bozmak suretiyle devletin hukuk devleti vasfına ve hukuk devletine olan güvenin zedelememesine yol açar. Bu nedenlerle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun da açıkça belirtilen haller dışında rıza yaş sınırının Türk Ceza Kanunu'nun 31. maddesindeki çocukların cezalandırılmasına ilişkin düzenlemeye paralel bir düzenleme olan ve Türk Ceza Kanunu'nun 234/2. fıkrasında belirtilen 12 yaşı bitirme olarak kabul edilmesi ve 12-15 yaş aralığında olan çocuklarda rızaya ehil olup olmadığının araştırılması, ehil olduğunun tespiti halinde on iki yaşını bitirmiş evi terk eden çocuklarında kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olan bir yere gitme veya bir yerde kalma haklarının bulunduğunun kabul edilerek bu yaşta evi terk eden çocukların durumunun ailesine veya yetkili makamlara haber verilmemesinin Türk Ceza Kanunu'nun 234/3. maddesindeki düzenleme gereği bu madde de belirtilen suçu oluşturduğunun kabul edilmesinin Türk Ceza Kanuna, Medeni Kanun'daki düzenlemelere, Anayasa'ya, hukuka ve kanun koyucunun amacına daha uygun olacağı kanaatindeyiz. Bu açıklamalar doğrultusunda suç konusu olay değerlendirildiğinde; olay tarihinde 15 yaşından küçük katılan mağdurun daha önceden tanıdığı suça sürüklenen çocuğun çağırması üzerine temyiz dışı sanıkların da bulunduğu araca bindiği, kendi isteği ile burada uyuşturucu madde kullandığı, beraber gezdiklei ve Kuşadası'nda bir pansiyonda konakladıkları, ertesi sabah hep birlikte kahvaltı yaptıkları, sonrasında yine hep birlikte tekrar Menderes'e döndükleri ve mağdur katılanı evine bıraktıkları olayda bu haliyle katılan mağdurun evi terk etme iradesinin olduğu anlaşılmakla eylemin Türk Ceza Kanunu'nun 234/3. maddesinde düzenlenen evi terk eden çocuğu yetkili makamları veya ailesini durumdan haberdar etmeksizin yanında tutmak suçunu oluşturduğu, hürriyeti tahdit suçunun unsurlarını içermediği, aksine düşüncenin yukarıda kısaca açıklanan gerekçelerle Kanuna ve hukuka aykırılık oluşturacağından Yüksek Dairenin sayın çoğunluğunca yerel mahkemenin hürriyeti tahdit suçundan kurduğu hükmün onanması kararına bu yönüyle katılmadığımı saygıyla arz ederim. 02.10.2025 Karşı Düşünce