Davacı ... vekili, tarafların çalışmaları sonucunda elde ettikleri gelirlerle evlilik birliği içinde edinilerek davalı eş adına kayıtlanan dava dilekçesinde ada ve parsel numaraları yazılı 6 parça taşınmaz ile plakaları yazılı 3 adet araç bulunduğunu, ayrıca taraflar adına ortak olan hesaptan davalı tarafından 8.10.2001 tarihinde çekilerek götürülen 60000 Gulden para olduğunu belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava konusu mal varlığının edinilmesine vekil edeninin sağladığı katkılara karşılık olmak üzere 113000 TL alacağın faizi ile birlikte davalıdan alınarak vekil edenine verilmesini istemiş ve daha sonra ıslahla 234620 TL ye çıkartmıştır.
Davalı ... vekili ise; uyuşmazlık konusu mal varlığının 1.1.2002 tarihinden önce edinildiğini bu nedenle uyuşmazlığın edinilmiş mallara katılma rejimi kuralları uyarınca çözülemeyeceğini, tarafların halen evli olduklarını ve eldeki davanın vekil edeni üzerinde baskı kurmak için açıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 140896,6 TL katkı payı alacağının 113000 TL'sinin dava tarihinden, 27896,60 TL'sinin ise ıslah tarihinden işleyecek faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine ve fazlaya ilişkin isteğin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya arasında bulunan kayıt ve belgelere göre; tarafların 13.1.1976 yılında evlendikleri ve halen evli oldukları, eldeki davanın konusunu oluşturan mal varlığının
1.1.2002 tarihinden önce edinildiği ve görülmekte olan davanın da 12.11.2001 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafından katkının yapıldığı iddia edilen tarih ile eldeki davanın açıldığı tarih eşler arasında 743 sayılı TMK.nun 170. maddesi uyarınca “mal ayrılığı” rejimi kurallarının geçerli olduğu döneme ilişkin bulunduğundan görülmekte olan uyuşmazlığın Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerine göre çözüme kavuşturulması gerekmektedir.
Görev kamu düzenine ilişkindir (Yargıtay HGK. nun 16.11.2005 tarih 2-673-617 sayılı kararı). Bu nedenle yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Görülmekte olan davanın açılma tarihi 12.11.2001 tarihi olduğuna ve taraflar halen evli bulunduğuna göre davanın açıldığı tarihten sonra yürürlüğe giren 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4. maddesindeki.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere (TMK.nun m.118-395) kaynaklanan bütün davaların Aile Mahkemesinde bakılacağına ilişkin bulunan düzenlemenin eldeki davaya uygulanamayacağı açıktır. Davaya Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken bu husus düşünülmeden Aile Mahkemesi sıfatıyla yargılamaya devam edilip, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Davalı vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün görev yönünden ve HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 825 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine ve 2.093,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 14.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.