KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2023/4923 E., 2025/3509 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Mayıs 2025
- Mahkemesi
- ...Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/516 E., 2023/773 K.
- İlk derece mahkemesi
- ...Kadastro Mahkemesi
- Sayısı
- 2020/71 E., 2022/66 K.
Karar Metni
822 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasındaki uygulama kadastrosu davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davacı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR
...ili Merkez ilçesi...köyü çalışma alanında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/2-a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosu sonucunda, tapuda davacı ... adına kayıtlı bulunan eski 1350 parsel sayılı 36200 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 119 ada 138 parsel numarasıyla 35.285,67 metrekare yüzölçümlü olarak, iştiraken ... ve ... adına kayıtlı bulunan davalı eski 1347 ve 1352 parsel sayılı sırasıyla 20500 ve 5900 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, 119 ada 137 ve 139 parsel numarasıyla 24.007,96 ve 7.047,68 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir.
Aynı çalışma alanında 3402 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi gereğince yapılan kadastro sırasında, 119 ada 148 parsel sayılı 32.475,87 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğundan bahisle ham toprak vasfıyla Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; uygulama kadastrosu sırasında davalı 119 ada 137 ve 139 parsel sayılı taşınmazların yüzölçümlerinin, Hazineye ait 119 ada 138 ve 148 parsel sayılı taşınmazlar aleyhine genişletilmesinden dolayı arttığını ileri sürerek, davalı taşınmazlardaki artışların Hazine taşınmazlarına ilave edilerek hatanın düzeltilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; "...yerel bilirkişi beyanları, ve hava fotoğraflarının birbirleri ile uyumlu olduğu, uygulama kadastrosu sırasında tesis kadastrosuna ait pafta ve bu pafta ile uyumlu şekilde sınır tespiti yapıldığı, 119 ada 137 ve 139 parselin 119 ada 148 ve 138 parselden herhangi bir kazanıma sahip olmadığı, bilirkişi raporuna göre uygulama kadastrosunun yönetmelik hükümlerine uygun olduğu,
taşınmazlardaki yüzölçüm farkının, kıvrımların tam olarak ölçülmemesi ve zamanın ölçüm metodlarındaki teknoloji farklılıkarından kaynaklandığı" gerekçesiyle davanın reddine, çekişmeli 119 ada 137, 138, 139 ve 148 parsel sayılı taşınmazların uygulama kadastro tespiti gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hükme karşı, davacı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla İlk Derece Mahkemesi kararında isabetsizlik bulunmadığı belirtilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ve işbu karar, davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, bilirkişi raporuna göre, uygulama kadastrosunun yönetmelik hükümlerine uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesince de aynı gerekçeyle davacı ... vekilinin istinaf başvurusu reddedilmiş ise de, varılan sonuç, dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Şöyle ki; hükme esas alınan teknik bilirkişilerin raporunda; tesis kadastrosundan öncesine ait 1973 ve 1975 hava fotoğraflarında taşınmaz sınırlarının belirgin olduğu ve değişmediği, zirai yönden yapılan incelemede, davalı 119 ada 137 parselin davacı Hazineye ait 119 ada 138 ve 148 parsellerle, davalı 119 ada 139 parselin davacı ...'ye ait 119 ada 138 parselle olan sınırının zeminde belli olduğu, değişmediği, parsellerin genişlemeye müsait olmadığı, davalı taşınmazların Hazine parseli ile olan sınırından itibaren fiziki ve toprak yapısının değiştiği, taşlık kayalık alanın başladığı,
eğimin arttığı ve bitki örtüsünün değiştiği, davacı Hazineye ait 119 ada 138 ve 148 parsel sayılı taşınmazların davalı 119 ada 137 ve 139 parsellerden dolayı yüzölçümünün azalmadığı, farkın tesis kadastrosu sırasında taşınmazların müşterek sınırının kıvrımlarının düzgün ölçülmediğinden kaynaklandığı, uygulama kadastrosunun mevzuata uygun olduğu belirtilmiştir.
Ne var ki; söz konusu raporda, tesis kadastrosu sınırları ile uygulama kadastrosu sınırlarının çakıştırıldığı ve bu çakıştırmaya göre, tesis kadastrosu sınırları ile uygulama kadastro sınırlarının birbirine uymadığı ve davacı Hazineye ait 119 ada 138 parsel sayılı taşınmazda davalılara ait 119 ada 139 parsel sayılı taşınmaz lehine, 119 ada 148 parsel sayılı taşınmazda ise davalılara ait 119 ada 137 parsel sayılı taşınmaz lehine azalma olduğu görülmektedir.
Her ne kadar bilirkişi raporunda, davalı parsellerin genişlemeye müsait olmadığı, davalı taşınmazların Hazine parseli ile olan sınırından itibaren fiziki ve toprak yapısının değiştiği, taşlık kayalık alanın başladığı, eğimin arttığı ve bitki örtüsünün değiştiği belirtilmiş ise de; dava konusu taşınmazlar arasında davalı taşınmazların genişlemesine engel, sınır boyunca devam eden sabit sınır sayılabilecek sık ve dik bir taşlık kayalık alan, duvar, bina vb. bir sınırın bulunmadığı anlaşılmakta, bu husus rapora ekli fotoğraflarda da görülmektedir.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı, Uygulama Kadastrosu ile eldeki mevcut tesis kadastrosu paftasından hareketle yeni pafta oluşturulacağı, tesis kadastrosu sırasında taraflara ait taşınmazlar arasında sabit kabul edilebilecek herhangi bir sınırın bulunmadığı, buna göre, eldeki davada, tesis kadastrosu sonucu oluşan sınırlardan ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı ve tesis kadastrosu ile oluşan sınırların esas alınması gerektiği gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin yanılgılı değerlendirmesi sonucunda yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve kanuna uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2023/4923, K. 2025/3509, 7 Mayıs 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama