3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 22/2-a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosu sırasında, ... ili ...ilçesi ... mahallesi çalışma alanında ve tapuda davacı ... adına kayıtlı bulunan eski 1148 parsel sayılı ve 44.500,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 104 ada 29 parsel numarasıyla ve 40.658,82 metrekare yüzölçümlü olarak; davalı ... adına tapuda kayıtlı bulunan eski 1149 parsel sayılı ve 34.000,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ise 104 ada 26 parsel numarasıyla ve 34.023,88 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir.
İtirazı kadastro komisyonunca reddedilen davacı ... vekili dava dilekçesinde; uygulama kadastrosu sırasında müvekkiline ait taşınmazın yüzölçümünün eksildiğini ve sınırının hatalı belirlendiğini, eksikliğin davalı ...'e ait taşınmazdan kaynaklandığını ileri sürerek dava açmıştır.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın öncelikle husumet yokluğundan, aksi durumda esastan reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazların davacı ve müvekkiline miras yoluyla intikal ettiğini ve 1979 yılında taksim edildiğini, davacının iddia ettiği duvarın kadastro tespitinden sonra yapıldığını ve gerçek sınırı göstermediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; "dava konusu taşınmazların güncelleme kadastrosunda belirlenen sınırı ile tesis kadastrosunda tespit edilen sınırının birbiriyle uyumlu olduğu, bu uyumun 1959, 1964, 1972 ve 1993 tarihli hava fotoğrafları, harita ve ortofolar tarafından doğrulanıp belgelendiği;
davacının taşınmazında güncelleme kadastrosu neticesinde meydana gelen yüzölçümü azalmasının, ilk tesis kadastrosu paftasına planimetrenin hatalı tersiminden ve bu pafta üzerinde mahkeme kararı ile yapılan ayırma işleminde hazırlanan ayırma beyannamesinin evrak üzerinden koordinatlandırılarak alan hesabının hatalı yapılmasından kaynaklandığı, güncelleme kadastrosunda bu hataların düzeltildiği, güncelleme kadastrosunda hata bulunmadığı" gerekçesiyle davanın reddine, çekişmeli taşınmazların güncelleme kadastrosundaki tespit gibi tapuya tescillerine karar verilmiş;
hükmün, davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; "dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve yöntemine uygun olarak yapılan inceleme sonucunda, harita mühendisi bilirkişiler tarafından denetime elverişli olarak hazırlanan raporda; kadastro pafta değerlerine göre hesap edilerek beyannamesi hazırlanan dava konusu parselin alanının 44.500,00 metrekare olarak hesaplanıp tescil edildiği, fakat kendilerince takeometre verileri üzerinden yapılan alan hesabında dava konusu parselin 42.200,25 metrekare olarak hesaplandığı,
dava konusu 104 ada 29 parselin tapu yüzölçümünün 44.500,00 metrekare olmasının mümkün olmadığının anlaşıldığı, güncelleme çalışmaları sonucu oluşan geometri ve yüzölçümün 1959, 1964, 1972 ve 1993 tarihli hava fotoğrafları, ortofoto haritası, zemin durumu, mahkeme kararına uygun hazırlanan beyanname ve takeometrik değerlere göre oluşturulan geometri ile uyumlu olduğunun anlaşıldığı, güncelleme çalışmalarında dava konusu parselde yapılan ölçü, sınırlandırma ve tespitin doğru olduğu,
parselde meydana gelen yüzölçüm azalmasının ilk tesis kadastrosu paftasına planimetresinin hatalı tersiminden ve bu pafta üzerinden mahkeme kararı ile yapılan ifraz işleminde hazırlanan ifraz beyannamesinin evrak üzerinden koordinatlandırılarak alan hesabının hatalı yapılmasından kaynaklandığı, mahkemece verilen kararda usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı" belirtilerek, istinaf başvurusu esastan reddedilmiş.
Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.