Davacı ... vekili dava dilekçesinde; ... ili ... ilçesi ... köyü 101 ada 1 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışmaları sonucunda orman vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edildiğini, 119 ada 2 ve 3 parselin ise davalı gerçek kişiler üzerine tespit ve tescil edildiğini, taşınmazın keşif esnasında sınırları gösterilecek olan bölümünün davacının ceddinden intikalen gelen ve yirmi yılı aşkın süredir nizasız ve fasılasız şekilde zilyetliği altında bulunan bir taşınmaz olduğunu ileri sürerek, 101 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının kısmen, 119 ada 2 ve 3 parselin ise tamamen iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 24.06.2020 tarihli ve 2019/503 Esas, 2020/370 Karar sayılı kararıyla; dava konusu 101 ada 1 parsel sayılı taşınmaz hakkındaki davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, dava konusu 119 ada 2 ve 3 parsel sayılı taşınmazlar hakkındaki davanın tefriki ile ayrı esasa kaydedilmesine karar verilmiş; hüküm; davacı vekili tarafından istinaf edilmekle, Bölge Adliye Mahkemesinin 09.07.2021 tarihli ve 2021/673 Esas, 2021/615 Karar sayılı kararıyla; "... dava konusu 101 ada 1 parsel sayılı taşınmazın askı ilanlarının 19.02.2009-20.03.2009 tarihleri arasında yapıldığı,
askı ilan süresi içerisinde dava dışı ... ve arkadaşları ile ... ve arkadaşları tarafından dava açıldığı, Pazar Kadastro Mahkemesi'nin 05.11.2010 tarih ve 2009/40 Esas, 2010/106 Karar sayılı kararıyla davanın reddine ve dava konusu 101 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi tesciline karar verildiği,
kararın taraflarca temyiz edilmeksizin 08.03.2011 tarihinde kesinleştiği, davaya konu taşınmazın kadastro tespiti askı ilan süresi içerisinde dava açılması nedeniyle askı ilan süresinin sonunda değil Pazar Kadastro Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen kararının kesinleştiği 08.03.2011 tarihi itibariyle kesinleştiği, dolayısıyla davanın 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3.maddesi uyarınca on yıllık hak düşürücü süre içerisinde 24.09.2019 tarihinde açıldığı,
Mahkemece, işin esasına girilerek toplanmış ve toplanacak tüm deliller çerçevesinde davacının talebi hakkında olumlu yada olumsuz bir karar verilmesi gerekirken hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu ..." gerekçesiyle İlk Derece Mahkeme kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a.(6) maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, iade kararı sonrası yapılan yargılama sonunda; "... davacının ağaç kesmek ve ağaçların yapraklarını sıyırmak haricinde, arazide başkaca kullanımın bulunmadığı, davacının kadastro tutanağının kesinleşme tarihi itibariyle, nizasız fasılasız 20 yıl süreyle kullanımın da bulunmadığı, dosya içindeki 22.08.2022 ve 10.10.2022 tarihli teknik bilirkişi raporu ile dava konusu taşınmazda bitki örtüsü olarak kızılağaç ve kestane ağaçlarının hakim olduğu,
1959 tarihli hava fotoğrafları, ortofoto haritaları, orman anejman planı ve keşif esnasında yapılan tespit, ölçüm ve değerlendirmeler sonucunda dava konusu taşınmazın öncesinde de orman niteliğinde bulunduğu ..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hükmün, davacı vekili tarafından, "taşınmazın ormandan ayrılan sınırının nerede başlayıp nerede bittiğinin tüm harita ve fotoğrafların üstüste çakıştırılması suretiyle netleştirilmesi gerektiği, bilirkişi raporunda 1965 tarihli memleket haritasında (B) harfli taşınmaza yönelik herhangi bir belirleme yapılmadığı,
(A) harfli kısım yönünden ise herhangi bir sembol belirlemesi ile tarif edilmediğinin belirtildiği, dolayısıyla bu haritanın çekişmeli taşınmaz bölümlerinin orman olduğunu kabul noktasında yeterli veriyi içermediği, taşınmazın orman olmadığı, 1930'lu yıllardan beri çevre arazilerle bütün halinde davacının murisleri tarafından kullanıldığı, 2009 yılındaki hatalı kadastro tespitinden sonra mülkiyetinin çekişmeli hale gelmesi nedeniyle ekilip biçilmediği ve zirai amaçla kullanılmadığı, tarım yapılmıyor olsa dahi ekonomik amaca uygun üzerinde oturma ve satış alanı kurulmak suretiyle davacı tarafından kullanıldığı,
arazinin daha öncesinde ise davacının ataları tarafından odun elde etmek amacıyla kullanıldığı, orman vasfından çıkarılan komşu arazinin de raporlarda dikkate alınmadığı, bu halde taşınmazın kül şekilde orman olduğu görüşünün dosya delilleri ile uyumlu bulunmadığı, mevcut deliller ışığında en azından humuslu yapı sergilemeyen ve orman eğimine sahip bulunmayan kısım yönünden davanın kabulü gerektiği" iddiasıyla istinaf edilmesi üzerine Trabzon Bölge Adliye Mahkemesince; "... dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde ve değerlendirilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamasına,
kamu düzenine aykırı bir hususun tespit edilememiş olmasına, istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplere, istinaf edenin sıfatına, hüküm kurmaya ve denetime elverişli bulunan bilirkişi kurulu raporuna, keşifte dinlenen tanık ve mahalli bilirkişilerin beyanlarına, çekişmeli taşınmaz bölümlerinin evveliyatı itibariyle orman olduğunun tespit edilmiş olmasına,
evveliyatı itibariyle orman olmasa dahi zilyetlikle kazanım koşullarının oluştuğunun davacı tarafça ispatlanamamış olmasına ve tüm dosya kapsamına göre, İlk Derece Mahkeme kararının usul ve kanuna uygun olduğu ..." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.(1) maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davacı vekili tarafından istinaf dilekçesinde belirtilen nedenlerle temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,427,60 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 187,80 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,14.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.