Karar Özeti
9. Ceza Dairesi 2024/10211 E. , 2025/2457 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2014/497 E., 2015/143 K. SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı HÜKÜMLER : Mahkumiyet İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Onama İTİRAZA KONU KARAR : Bozma Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 06.05.2024 tarihli ve 2021/5179 Esas, 2024/4018 Karar sayıl
Karar Detayı
9. Ceza Dairesi 2024/10211 E. , 2025/2457 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2014/497 E., 2015/143 K. SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı HÜKÜMLER : Mahkumiyet İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Onama İTİRAZA KONU KARAR : Bozma Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 06.05.2024 tarihli ve 2021/5179 Esas, 2024/4018 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 22.10.2024 tarihli ve 14-2015/148036 sayılı itirazı üzerine dava dosyası, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308/2. maddesi gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İTİRAZ SEBEPLERİ Özetle, mağdure ...'nın aşamalarda eylemin oluşuna ilişkin tutarlı, detaylı ve istikrarlı ifadeleri ile diğer mağdure ...'nın ve anneleri ...'ın beyanlarının bu ifadeleri doğruladığına, sanığın tevil yoluyla ikrarda bulunduğuna, sanığın her iki mağdureye karşı eylemlerinin sabit olduğuna, kurulan hükümlerin onanması talebine ilişkindir. II. GEREKÇE Mağdurelerin beyanları, sanığın aşamalardaki savunması, tanık ifadeleri ve tüm dosya kapsamından, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek sanık hakkında atılı suçtan beraat kararları verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri verilmesi hukuka aykırı bulunmuş bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. III. KARAR 1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İTİRAZININ Üye ...'ın ve ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla REDDİNE, 2. 5271 sayılı Kanun’un 308/3. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 06.05.2024 tarihli ve 2021/5179 Esas, 2024/4018 Karar sayılı bozma kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.03.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Kardeş olan mağdurlardan ...'de alınan beyanında ”okulların tatil olduğu hatırlamadığı tarihte aynı binada birinci katta oturan sanığın evine tabletine oyun yükletmek için gittiğini, sanığın kendisini dudağından öpmeye çalıştığını, cinsel organını çıkarıp gösterdiğini, eteğini kaldırıp arkasını açtığını ve fotoğrafını çektiğini, kucağına oturttuğunu, tablete oyun yükledikten sonra evine gittiğini” bildirdiği, Mağdurlardan ... mahkemedeki beyanında " sanık ile aynı apartmanda oturduklarını, ailesiyle birlikte zaman zaman sanığın evine gittiklerini, canı sıkıldığında sanığın odasına gittiğini, sanığın bir kez odasında kenidisini dudağından öpmek istediğini, ancak izin vermediğini, daha sonra bu hareketini yine tekrarladığını, bir kez de bilgisayar oynarken elini tutarak pipisini tutturmak istediğini, elini geri doğru çektiğini, kolunu tutarak çekip pipisine dokundurduğunu, olay sırasında bağırmadığını, yine başka bir tarihte kardeşi ile çöp atmaya gittiğini, sanığın kendileriyle birlikte asansöre bindiğini, asansörde kendisini öpmeye çalıştığını, köşeye çömeldiği için öpemediğini, ilk başta olayları annem bana kızar diye anlatmadığını, daha sonra başka bir kişi daha kendisine benzer hareketleri yapınca bir daha olmasın diye annesine anlattığını, sanığın kardeşine bir şeyler yaptığını duyduğunu, ancak ne yaptığını tam olarak bilmediğini, ona yapmış olduğu hareketleri görmediğini" bildirdiği, mağdurun ...'deki ifadesinin de benzer olduğu, Mağdurların annesi katılan ..., mağdur ...'nın sanığın evine gitmek istememesi üzerine sorduğunda ...’nın olanları anlattığını, asansördeki olayı diğer mağdur ...'ya sorduklarında onun da kendisine yönelik eylemleri anlattığını, ...'nın rehberlik öğretmeniyle konuştuktan sonra olayı adli makamlara intikal ettirmeye karar verdiklerini beyan ettiği, Sanığın soruşturma aşamasında "mağdurların zaman zaman aileleriyle zaman zaman da yalnız olarak evlerine geldiklerini, odasında oyun oynadıklarını, bir gün ...’nın tabletle geldiğini ve oyun yüklemesini istediğini, kendisinin de oyun yüklediğini, yükleme sırasında ...’nın dizlerine oturduğunu ve sonrasında da dizlerinde tabletten oyun oynadığını, bir başka seferinde mağdurların odasına gelip oyun oynadıklarını, kendisinin bilgisayarda oyun oynamasını seyrettiklerini, mağdurlara karşı herhangi bir cinsel davranışta bulunmadığını, bir seferinde oyun oynarken ... dizine oturduğunda çok hareketli olduğu için cinsel organına değdiğini ve elleri ile temas ettiğini ve hatta cinsel organını kavradığını, hemen ellerini tutup çektiğini, mağdurları kardeşi gibi sevdiği için, ...'yı yanağından öptüğünü, zaman zaman da çocukların cep telefonuyla fotoğraflarını ve videolarını çektiğini, çocuklar gidince de sildiğini" beyan ettiği, Mağdurlar ile sanığın olay öncesine dayalı husumetleri bulunmadığı, Hususları birlikte değerlendirildiğinde, mağdur ...'nın aşamalardaki birbiriyle tutarlı beyanları, mağdur ...'nın ...'deki samimi beyanları, sanığın soruşturma ifadesinde mağdur ...'yı kucağına oturttuğuna ve başka bir gün mağdur ...'nın dizinde otururken yanlışlıkla cinsel organını eliyle kavradığına dair tevilli ikrar içeren savunmaları karşısında sanığın üzerine atılı çocuğun cinsel istismarı suçlarının sabit olup Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulü ile, mahkemece kurulan hükümlerinin onanması gerektiği kanaatiyle Ceza Genel Kuruluna Tevdi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum. KARŞI OY İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararının temyizi üzerine Dairemizce yapılan inceleme sonucunda hükmün esastan bozularak dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Ancak; Dava dosyası ilk derece mahkemesine gitmeden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Dairemiz kararına karşı CMK 308. maddesi uyarınca itiraz üzerine Daire tarafından yapılan incelemede oy çokluğu ile itirazın reddine ve dosyanın itirazın görüşülmesi için Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. Doktrinde ve uygulamada Kanun Yollarına ilişkin ayrım yapılırken esas alınan en önemli ölçüt, kararın kesinleşmiş olup olmadığıdır. Buna göre; kesinleşmemiş kararlara karşı başvurulabilen kanun yollarına "olağan kanun yolu", kesinleşmiş kararlara karşı kanun yolu başvurularına ise "olağanüstü kanun yolu" denilmektedir. Bu ayrıma uygun olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun İkinci Kısmında olağan kanun yolları (itiraz, istinaf ve temyiz), Üçüncü Kısmında ise olağanüstü kanun yolları (Yargıtay Başsavcısının ve Bölge Adliye Cumhuriyet Başsavcılığının İtiraz Yetkisi (CMK-308 ve 308/A), Kanun Yararına Bozma (CMK 309) ve Yargılamanın Yenilenmesi (CMK 311 ve devamı) olarak düzenlenmiştir. Yasa koyucunun açıklanan bu düzenlemesi karşısında sayın çoğunluk ile aramızdaki ihtilaf Yargıtay Ceza Dairelerinin bozma ilamına karşı Yargıtay Başsavcısının 5271 sayılı Yasanın 308. maddesinde düzenlenen ve olağanüstü nitelikteki itiraz yetkisini kullanıp kullanamayacağına ilişkindir. 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 308. Maddesinde Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebileceği, sanığın lehine itirazda süre aranmayacağı, itiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderileceği ve Dairenin, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceleyerek, itirazı yerinde görmesi halinde kararını düzelteceği, görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göndereceği hususu düzenlenmiştir. Yasa metninde itiraz edilebilecek kararların onama mı yoksa bozma kararlarına karşı mı yapılabileceği konusunda açık düzenleme mevcut değil ise de; hemen belirtmek gerekir ki başvurulan kanun yolunun, "madde başlıklarının" yasa metnine dahil olduğu hususu da göz önüne alındığında kanun sistematiği içerisinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin olağanüstü kanun yolları bölümünde düzenlenmiş olması Yargıtay Başsavcısının bu yönde yapabileceği itirazın ancak "onama" kararlarına, yani kesinleşmiş nitelikteki kararlara karşı gidilebilecek bir yol olduğu sonucuna varılacaktır. Zira Dairenin bozma kararı ile henüz yargı süreci/kovuşturma aşaması devam etmektedir. CMK'nın 308. maddesinin lafzına bakıldığında hangi kararlara karşı itiraz yoluna gidilebileceği, bir başka ifade ile itirazın Ceza Dairesinin onama kararlarına karşı mı, yoksa bozma kararlarına karşı mı yapılacağı yönünde CMK'nın 308/A maddesinde olduğu gibi açık bir düzenleme mevcut değildir. Bu halde maddenin lafzına göre mi yoksa Kanun’un sistematiğine göre mi yorum yapılacağının belirlenmesi gerekecektir. Bu kapsamda hemen belirtmek gerekirse kesinleşmemiş, henüz yargı süreci devam eden davalara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz kanun yoluna gidebilmesi madde başlığı ve Kanun sistematiği ile çelişmektedir. Yargıtay Ceza Dairesi tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucunda bozulan bir karar üzerine dosya kendisine gelen ilk derece veya istinaf mahkemesinin 5271 sayılı Kanun'un 307/4 maddesine göre bozma ilamına karşı direnme hakkının bulunduğu, yerel mahkemenin direnme kararı vermesi üzerine de olağan bir kanun yolu olan temyiz kanun yoluna başvurulabiliceği, dolayısıyla "olağan kanun yolu"nun tüketilmesinden sonra ancak kesinlik kazanan bir ilama karşı olağanüstü kanun yolların gidilebileceği kabul edilmelidir. Aksi halde; yani Dairenin bozma ilamına karşı "itiraz" yetkisinin kullanılabileceğinin kabul edilmesi halinde yargılama sürecine ve sistematiğine aykırı bir yöntem kullanılmış olacaktır. Olağan kanun yolunun genel kural, olağanüstü kanun yolunun ise istisna olduğu hususu tartışmasızdır. Hal böyle olunca yargılamanın doğal seyri içerisinde Dairenin bozma ilamına direnme hakkı olan ilk derece veya istinaf mahkemesinin direnme gerekçeleri de henüz bilinmeden CMK'nın 307. maddesini bir olasılığın gerçekleşmesi şartına bağlayarak yargılamanın asli unsuru olan mahkemeyi dışarıda tutmak anılan kurala da aykırılık oluşturacaktır. Zira; ceza yargılamasında asıl olan tarafların ve kamu adına da Cumhuriyet savcısının hazır bulunduğu aleni şekilde gerçekleştirilen bir duruşmada silahların eşitliği ilkesi de gözetilerek doğrudan doğruya ve yüz yüze bir yargılamanın yapılarak maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Aksi halde yargılama sürecinin doğal seyri içerisinde ve asli süjesi olan "mahkeme"nin direnme hakkının elinden alınması suretiyle 5271 sayılı Yasanın 307. maddesinin işlevsiz kılınmış olacağı açıktır. Bozulan kararın gönderildiği mahkeme CMK m.307 uyarınca tarafları bozma ilamından haberdar ettikten sonra duruşma açarak, kural olarak tarafların katılımı ile yaptığı yargılamadan sonra ya bozma kararına uyacak ya da kararında direnecektir. Bu noktada mahkemece bir yargılama faaliyeti sonunda karar verildiği görülmektedir. Mahkeme, direnme kararı verirse karar önce temyiz incelemesi için ilgili daireye gidecek, dairenin direnmeyi yerinde görmemesi halinde hüküm yine bu kez Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının müdahalesi olmadan Ceza Genel Kuruluna gidecek ve zaten itiraz yolu ile ulaşılmak istenen hedef gerçekleşmiş olacak, kararın Ceza Genel Kurulunun denetimine/incelemesine tabi tutulması sağlanacaktır. Yargıtay Başsavcılığının itiraz yetkisi düzenlenirken 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununun 308. Maddesinde "... Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı" denilmesine rağmen aynı Yasanın 308/A maddesinde Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının itirazına ilişkin olarak "....Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı..." şeklindeki düzenleme ile bir farklılık yaratıldığı görülmekte ise de; bu farklılığın bilerek oluşturulduğu (özellikle kanun gerekçesi de göz önüne alındığında) söylenemez. Zira; Bölge Adliye Mahkemeleri ile ilgili düzenlemenin 308. maddeden sonra yürürlüğe girdiği gibi, kanun koyucunun olağanüstü kanun yolları başlığı altında düzenlediği bu hukuki müessesede "daire kararı" derken onama veya bozma ayırımı yapmaya gerek görmemesinden, dairenin bozma kararını yani "henüz kesinleşmemiş, olağan yasa yolları tüketilmemiş" bir karara karşı olağan kanun yollarına zaten başvurabileceği kabulüne dayandırdığı değerlendirilmiştir. Ayrıca sanık lehine itirazda süre aranmayıp diğer kararlara karşı 30 günlük süre sınırı getirilmesi kesinleşmiş bir kararı sanık aleyhine uzun ya da öngörülemeyen bir süre sonucunda aleyhe sonuç doğuracak şekilde kaldırılması da hukuk düzenine ... ilkesi ile de bağdaşmayacağı için burada itiraza konu kararların kesin ve infaz edilebilir nitelikteki kararların kastedilmiş olduğu görülecektir. Çünkü Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi olağanüstü bir yol olduğu için, kesinleşmiş bir kararı sanık aleyhine sonuç verecek şekilde kaldırmak hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmaz ve haliyle CMK 309. madde hükmüne de aykırı olurdu. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10.04.2017 tarih ve 2007/3-64 Esas 207/83 sayılı kararı ve son günlerdeki benzer içtihatlarında Dairenin bozma kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yetkisinin kullanılabileceği değerlendirilmiş ise de; Mahkemece bozma kararına uyularak verilen yeni kararın temyiz edilmesi ve ilgili Ceza Dairesi tararfından onanması halinde bu ilama karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yetkisini kullanması mümkün olduğundan yargılamanın temel ilkeleri ile uyum gösteren bir yol tercih edilmiş olacaktır. Yukarıda da açıklandığı üzere olağanüstü kanun yolu ancak ve ancak kesinleşen kararlara karşı başvurulabilecek bir yasa yoludur. Yargıtay ilgili Dairesinin bozma ilamı ile yargılama henüz bir kesin hüküm ile sona ermediği ve kovuşturmanın halen sürdüğü düşünüldüğünde Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun bu yöndeki kabulü kesin hüküm müessesesi ile bağdaşmayacaktır. Yukarıdaki kararına rağmen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04.06.2013 gün ve 2013/1-305 Esas, 2013/282 sayılı Kararında "Bölge Adliye Mahkemesi ile kanunda açık hüküm bulunması durumunda ilk derece mahkemeleri kararlarının temyizi sonucu Yargıtay ilgili Ceza Dairesince incelenmesi ile olağan kanun yolları sona ermektedir. Bu aşamadan sonra ancak 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca olağanüstü kanun yolu olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının gündeme geleceği" belirtilmiştir. Yine Ceza Genel Kurulunun 17.03.1998 tarih 6/18-19 ve YCGK 21.05.2002 gün, 124-256 Esas Karar sayılı kararlarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazının olağanüstü bir yasa yolu olduğunun belirtildiği görülmektedir. Öte yandan bozma kararlarına karşı olağanüstü itiraz yoluna gidilmesinin mümkün olmayacağının ileri sürülmesi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yasa yolu ile Ceza Genel Kuruluna başvurarak ülkedeki ceza yargılamasında oluşan farklılaşmayı ortadan kaldırmak istemesinin yararını red etmek anlamına da gelmemektedir. Konu doktrinde de tartışmalara konu olmuş ve farklı düşünceler ileri sürülmüş ise de; ağırlıklı görüş Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının Daire bozma kararına karşı kullanılamayacağı yönündedir. CMK'nın 308. maddesinin olağanüstü kanun yolları başlığı altında yer aldığı düşünüldüğünde bozma kararlarına karşı bu yola gidilemeyeceği sonucuna ulaşılacağı, olağanüstü kanun yolunun kesinleşmiş kararlara karşı gidilebilen bir yasa yolu olduğu, Kanun koyucunun bunu gözden kaçırdığı, anlamını bilmediği veya Başsavcının itiraz yetkisini yanlışlıkla bu başlık altına koyduğu herhalde düşünülemez. (Prof. Dr. ... Centel) "… bir yasal çareye başvuruluyorsa bu olağan bir yasa yoludur. Olağanüstü yasa yolu ise, ancak yasal çare tükenince gidilebilen yasal son çaredir. Bu ölçüte göre de Yargıtay C. Başsavcısının itirazı olağanüstü bir yasa yoludur."(Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.03.1998-6/18-19.zikreden: Centel/..., CMH.4.bası,İstanbul 2006, sayfa 701, dn.1)" Prof. Dr ...- Doç.Dr. ... , Doç. Dr. ..., Doç. Dr. ... Yargıtay ceza dairesinin bozma kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz edemeyeceği, zira bozma kararının nihai bir karar olmadığı görüşlerine yer vermişlerdir. Prof. Dr. ... ve bir kısım akademisyenlerce CMK 308 de hükümden değil karardan, hükümlüden değil sanıktan bahsedildiği ileri sürülerek bozma kararına karşı da itiraz edilebilineceği, kanun koyucunun bu ibareleri bilerek kullandığı ileri sürülmüştür. Yine ...309 da hüküm ve ...311 de kesinleşmiş hükümden bahsedildiğini görüşlerine destek olarak öne sürmüşlerdir. Ancak bu ibarelerin bilinçli kullanılmadığını, sadece ibareler kullanılırken özenli davranılmadığını değerlendirilmelidir. Zira CMK 308 de hüküm, 309 da kesinleşmiş hüküm ibareleri akademisyenlerin görüşlerine destek aldıkları "karardan değil hükümden bahsedildiği " savıyla çelişmektedir. Hüküm kelimesini kesinleşmiş karar anlamına geldiğini öne sürmüşler ancak, 309. madde de kesinleşmiş hüküm ifadesindeki çelişkiye dikkat etmemişlerdir. Zira bu halde kesinleşmeyen hüküm de olacaktır. Bu açıklamalar ışığında : Yargıtay Ceza Dairelerinin verdiği bozma kararları nihai karar değildir. Süreç devam etmektedir. İstinaf veya ilk derece mahkemesinin bozma kararına direnmesi halinde süreç işleyecek ve karar yine dairemizin vereceği karara göre Ceza Genel Kurulu'na gidecek ve nihai karar verilecek, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itiraz yolu ile ulaşmak istediği genel kurul denetimi sağlanmış olacaktır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bu aşamada bile düzenlediği tebliğname ile dosya hakkındaki görüşünü söylemesine mani bir hal de yoktur. İlk derece mahkemesinin bozma kararımıza uyarak mahkumiyet kararı vermesi halinde de süreç işleyecek ve dairemizin mahkumiyet hükmünü onaması halinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz yoluna başvurarak kararın genel kurulca incelenmesini sağlayabilecektir. Bu nedenlerle: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın dairemizce verilen bozma kararına karşı itiraz yetkisi bulunmadığı görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.