Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2024/465 E. , 2025/23 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2023/106130 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1017-930 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın mağdurlar ... ... ve... ...'e yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-1
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2024/465 E. , 2025/23 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2023/106130 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1017-930 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın mağdurlar ... ... ve... ...'e yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-1 ve 3. cümleleri, 103/3-c, 103/4, 43, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca iki kez 23 yıl 5 ay 7 gün hapis; mağdur ... ...'e yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçundan ise aynı Kanun'un 103/1-1 ve 3. cümleler, 103/3-c, 103/4, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 18 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.12.2021 tarihli ve 21-440 sayılı resen istinafa tabi hükümlere yönelik sanık müdafii, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ile mağdurlar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesince 09.06.2023 tarih ve 1017-930 sayı ile dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda istinaf başvurusunun vekâlet ücreti yönünden düzeltilerek esastan reddine karar verilmiş, anılan kararın da sanık müdafii ile katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 21.02.2024 tarih ve 12616-1458 sayı ile; "5271 sayılı Kanun'un 180 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre; 'Davayı görmekte olan mahkeme, zorunluluk olmadıkça, büyükşehir belediye sınırları içerisinde bulunan şikâyetçi, katılan, sanık, müdafii veya vekil, tanık ve bilirkişilerin istinabe yoluyla dinlenmesine karar veremez.' hükmü yer olmakta olup Mahkemece herhangi bir zorunluluk bulunmadığı hâlde mağdureler, mağdur ve şikâyetçilerin beyanlarının istinabe yoluyla alınması ve kamu düzenine ilişkin görev hususu atlanılmak suretiyle Ağır Ceza Mahkemesi yerine Asliye Ceza Mahkemesine istinabe yazılması hukuka aykırı görülmüştür." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 24.04.2024 tarih ve 106130 sayı ile; "...Sanık hakkında Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2021/21 Esasına kayıtlı kamu davasının yapılan yargılaması sırasında, mağdur, müşteki ve bir kısım tanıkların beyanlarının Gazipaşa Asliye Ceza Mahkemesince istinabe yoluyla alındığı, bu işleme yönelik bir itirazda bulunulmadığı gibi temyize de konu yapılmadığı, anılan hukuka aykırılığın kesin hukuka aykırılık hallerinden de olmadığı gözetildiğinde, Yüksek Dairenin temyiz incelemesi sonunda işin esası hakkında bir karar vermek yerine bu husustan hükmü bozmasının hukuka aykırı olduğu..." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 26.06.2024 tarih ve 4121-6409 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve anılan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU Sanık hakkında inceleme dışı mağdur ...'e yönelen çocuğun basit cinsel istismarı suçundan verilen beraat kararı Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme mağdurlara karşı çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararı ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine ilişkin karara yönelik sanık müdafii ile katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından sunulan temyiz dilekçelerine veya CMK'nın 289. maddesine dayanılarak aynı Kanun'un 180. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen istinabe yasağına aykırılığın bozma nedeni yapılıp yapılamayacağının, 2- Bozma nedeni yapılabileceğinin kabulü hâlinde, Ağır Ceza Mahkemesince mağdurların ve şikâyetçilerin beyanlarının istinabe yoluyla alınıp alınamayacağı ve bu hususta ağır ceza mahkemesi yerine asliye ceza mahkemesinin naip mahkeme tayin edilip edilemeyeceğinin, Belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Mağdurlar ile mağdurların kanuni temsilcileri olan şikâyetçilerin Gazipaşa ilçesinde ikamet ettikleri, Alanya Adliyesinin mülhakatı olan Gazipaşa Adliyesinde ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı, Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 2021/21 esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sırasında mağdurlar, şikâyetçiler ve tanıkların beyanlarının alınması amacıyla yazılan istinabe talebinin Gazipaşa Asliye Ceza Mahkemesince ikmal edilerek adı geçenlerin beyanlarının alındığı, Katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının 16.06.2023 tarihli temyiz dilekçesinde; " Mahkemece cezalandırma kararı doğru olsa da tam olarak adalete uygun karar verilmemiştir ... Sanığın işlemiş olduğu çocuğun cinsel istismarı suçunun konusunun önem ve değeri, suçların işleniş biçimi, suçların işlenmesinde failin kusurunun ağırlığı ve kastının yoğunluğu, suçlardan dolayı meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı gözetilerek sanığın işlemiş olduğu olduğu çocuğun cinsel istismarı suçundan en üst hadden cezalandırılması ve cezasında takdiri indirime gidilmemesi gerekmektedir. Ayrıca, katılan sıfatına sahip olan Bakanlık lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi de hatalı olmuştur. ...istinaf mahkemesinin kararının temyizen incelenerek sanığın aleyhine bozulmasına karar verilmesini vekâleten arz ve talep ederiz.", Sanık müdafiinin 04.07.2023 tarihli temyiz dilekçesinde ise; "...İstinaf mahkemesi kararı hukuka aykırıdır. Şöyle ki; dosyada dinletmek istediğimiz tanığımız dinlenmemiştir. Bu durum savunma hakkımızın kısıtlanmasına neden olmuştur. Dosyada, müvekkil ile yeğeni olan çocukların anneleri ve babaları arasında açık husumet vardır. Özellikle uzun yıllardır devam eden bu durum çevredeki birçok kimse tarafından da bilinmektedir. Bu durum yargılama esnasında da dile getirilmiştir. Bu durumda, taraflar arasında iftira atmasını gerektirecek bir husumet bulunması da dikkate alındığında, müvekkil hakkında haksız bir cezaya hükmolunduğu anlaşılmaktadır. Müşteki ailelerin beyanları çelişkilidir. Ayrıca, müvekkil yeğenlerine sadece bir akraba ilgisi ve şefkati ile yaklaşmıştır. Yine, aileler tarafından iddia edilen olayın duyulmasından sonra dahi, çocuklar müvekkilin yanında bulunmaya devam etmişlerdir. Hayatın olağan akışı gereğince, bu durumun normal karşılanması mümkün değildir. Yine, bölgenin sosyal kültürel yapısının da ele alınması gerekir iken, bunu dikkate alınmaması hatalıdır. Zira, müvekkil, amca olmasından kaynaklı olarak sadece müştekilere bir büyük gibi ilgi göstermiştir. Bunun ötesinde olayda müştekilere cinsel bir saikle yaklaşması asla mümkün değildir. Müştekilerin olayda birbirlerinden etkilenip etkilenmediği uzman bir bilirkişi heyeti tarafından araştırılmamıştır. Zira, bazı müştekiler, aşamalarda beyanlarını değiştirmiş ve bu nedenle müvekkil bu iddialar yönünden beraat etmiştir. Büyük ihtimalle, ailelerin yönlendirmesi neticesinde müştekiler müvekkile yönelik hayali bir suç isnadında bulunmuşlardır. Özellikle günümüz teknoloji dünyasında, çocukların bir çok mahrem konuya dahi rahatlıkla internet üzerinden ulaşması mümkündür. Bu nedenle, bir uzman heyetinden oluşacak bilirkişi heyeti ile çocukların beyanlarına itibar edilip edilmeyeceği araştırılmalıdır... Kararın bozularak müvekkilin beraatine karar verilmesini ... arz ederiz." İfadelerine yer verildiği, Yargıtay 9. Ceza Dairesince 21.02.2024 tarih ve 12616-1458 sayı ile; CMK'nın 180. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, İlk Derece Mahkemesince herhangi bir zorunluluk bulunmadığı hâlde mağdurlar ve şikâyetçilerin beyanlarının istinabe yoluyla alınması ve kamu düzenine ilişkin görev hususu atlanılmak suretiyle ağır ceza mahkemesi yerine asliye ceza mahkemesine istinabe yazılması isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 24.04.2024 tarih ve 106130 sayı ile; sanık hakkında yapılan yargılaması sırasında, mağdurlar, şikâyetçiler ve bazı tanıkların beyanlarının Gazipaşa Asliye Ceza Mahkemesince istinabe yoluyla alınması işlemine yönelik bir itirazda bulunulmadığı, bu hususun temyize konu edilmediği gibi kesin hukuka aykırılık hâllerinden de olmadığı, Özel Dairece temyiz incelemesi sonunda işin esası hakkında bir karar vermek yerine bu husustan hükmün bozulmasının hukuka aykırı olduğu görüşüyle itiraz yoluna başvurulduğu, Anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar 1.Genel olarak Mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun "Temyiz istidası ve ihtiva edeceği noktalar" başlığını taşıyan 313. maddesi; "Temyiz eden taraf hükmün hangi cihetine itiraz ve neden dolayı bozulmasını taleb etmekte olduğunu temyiz istidasında veya beyanında veyahut layihasında gösterir. Temyiz için istinad edilen sebeplerde muhakeme usulüne müteallik hukuki bir kaideye mi yoksa kanuni diğer hükümlere mi, muhalefet etmiş olmasından dolayı itiraz olunduğu gösterilir. Birinci hâlde kanuna muhalif olan vak’alar izah olunur.", CMK'nın "Temyiz nedeni" başlığını taşıyan 288. maddesi; "(1) Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. (2) Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.", "Temyiz başvurusunun içeriği" başlığını taşıyan 294. maddesinin ilk fıkrası; "(1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. (Ek cümle:2/3/2024-7499/20 md.) Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir.", "Temyiz isteminin reddi" başlıklı 298. maddesi; "(1) Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder.", "Temyizde incelenecek hususlar" başlığını taşıyan 301. maddesi ise; "(1) Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.", Hükümlerine yer vermektedir. Bölge adliye mahkemelerinin Türk yargı sistemine dâhil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir durum ve anlayış ortaya çıkmıştır. İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı başvurulabilen, hatta başvuru olmasa da bir kısmı için resen öngörülen bir kanun yolu (CMK'nın 272/1. maddesi) olarak istinafta, hem maddi vakıa denetimi hem de hukuki denetim yapılabilmekte, sebep gösterilmese de ilk derece mahkemesi hükmü, bir bütün olarak incelenmekte, varsa hukuka aykırılıklar resen belirlenerek, kural olarak yeniden yapılacak yargılama ile ıslah edilmekte iken, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerini konu edinen temyiz yolu, bir hukuki denetim mekanizması olarak öngörülmüş, temyiz merciinin yetkisi de, kural olarak bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen kararların, maddi ceza hukuku ve muhakeme hukuku normlarının kullanılması bakımından hukuka aykırılık taşıyıp taşımadıklarının incelenmesi ile sınırlanmış (CMK madde 288/1 ve 294/2), hukuka aykırılık, aynı kanun maddesinin ikinci fıkrasında; "Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması" olarak tanımlanmıştır. Usulüne uygun olarak açılmış bir temyiz davasının varlığı; kararın/hükmün temyiz edilebilir olması (CMK madde 286), temyiz edenin buna hakkının bulunması (CMK madde 260-262), başvurunun süresi içinde yapılması (CMK madde 291) ve temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermesi (CMK madde 294) şartlarına bağlanmış, bu şartların herhangi birinin bulunmadığı/yerine getirilmediği hâllerde temyiz isteminin reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır (CMK madde 298). Bu cümleden olarak; "Hükmü temyiz ediyorum.", "Resen dikkate alınacak nedenlerle temyiz ediyorum", "Hükmün bozulmasını istiyorum", "Hüküm usul ve kanuna aykırıdır." şeklindeki ifadelerden ibaret başvuruların, usulüne uygun bir sebep/gerekçe oluşturmadığı açıktır. Temyiz sebebi ise, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir (CMK'nın 294/2. maddesi). Yargıtay, resen temyiz ve tüm hukuka aykırılıkları resen tespiti yöntemlerinden vazgeçilen yeni sistemde, CMK'nın 289. maddesindeki hâller dışında yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar (CMK madde 301.) Kural olarak Yargıtay ilk mahkemenin yerine geçerek olaya (maddi vakıaya) ilişkin sorunları çözemez (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 14.12.1992 tarihli ve 1-5 sayılı kararı). Böylece öncelikle CMUK ile CMK'nın temyiz kanun yolunu düzenleyen hükümlerindeki benzerlik/kısmen ayniyetin, temyiz davasının açılma yöntemleri ile Yargıtayın kararı inceleme yetkisinin sınırları bağlamında, bölge adliye mahkemeleri kanun yolu sistemine hiç dâhil olmamış gibi davranılarak CMUK'un mer'i olduğu dönemdeki uygulamaların aynen sürdürülmesine gerekçe yapılamayacağı gözetilmelidir. Davasız yargılama olmayacağına göre temyiz incelemesi/yargılaması da usulüne uygun olarak açılmış bir temyiz davasının varlığını zorunlu kılar. CMK'nın 294. maddesi uyarınca temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermesi gerekmektedir. Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Hukuka aykırılık ise bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır. Bu hukuk kuralından maksadın, öncelikle muhakeme hukukuna ve maddi ceza hukukuna ilişkin normlar olduğunda kuşku yoktur. Bunun yanında CMK'nın 288. maddesinin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde ise hukuka aykırılık ve hukuk kuralı, doktrin ve uygulamada benimsendiği üzere daha kapsamlı olarak; "Madde, 1412 sayılı Kanun'dan ayrılarak 'kanuna aykırılık' yerine daha geniş anlamlı ve amaca uygun olan 'hukuka aykırılık' sözcüklerine yer vermiştir. Yargılamanın konusunu oluşturan cezai uyuşmazlık çözüldükten ve maddi gerçeğe ulaşıldıktan sonra ilgili hukuk kuralının eksik veya yanlış uygulanması veya hiç uygulanmaması hukuka aykırılığı oluşturur. Hukuk kuralı deyimi, temel hukuk ilkelerini, yazılı olan veya olmayan hukuk kurallarını, yargılama hukukuna ilişkin kurallarla maddi hukuka ilişkin kuralların tümünü kapsar." şeklinde ifade olunmuştur. Fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediği maddi sorunu oluştururken sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturduğu kabul edilen fiile hangi cezanın verilmesi gerektiği, delillerin nasıl değerlendirildiği, nasıl yargılama yapıldığı, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, hükmün doğru oluşturulup oluşturulmadığı gibi hususlar ise hukuki soruna ilişkindir. Sübut da denilen maddi mesele, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin sözlülük ve doğrudan doğruyalık ilkelerini uygulayarak eylemi öğrenmesidir. Hukuki mesele ise olayın hukuk karşısındaki durumunu tespit etmek anlamına gelir. Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile, taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup, muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey, aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach’a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermesi gerekmektedir. Bozulma nedenlerinin kapsamını, muhakeme hukukuna ve/veya maddi ceza hukukuna ilişkin normlara aykırılıklar oluşturacaktır. Böylece başvuruda (dilekçe, beyan ya da layihada) gösterilen nedenler/sebepler/gerekçe, bir yandan usulüne uygun temyiz davasını açan başvurunun zorunlu unsuru olmakta, diğer yandan da temyiz incelemesinin sınırlarını çizmektedir. Zira Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapacaktır (CMK madde 301.). CMK'nın 301. maddesinin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde de vurgulandığı üzere; "Yargıtay, temyiz istemi yargılama hukukuna ilişkin kuralların uygulanmaması veya eksik veya yanlış uygulanmasından dolayı yapılmışsa bu olgular hakkında inceleme yapar." Dolayısıyla temyiz başvurusunda bu husus açıkça ileri sürülmeli, bunu belirten olaylar ve olgular da açıkça anlatılmalıdır. Muhakeme hukukuna aykırılık iddiasına dayanan temyiz taleplerinde Yargıtay muhakeme normunun doğru uygulanıp uygulanmadığını, anlatılması istenen maddi olay üzerinden değerlendirecektir. Kararın hukuka, usule aykırı olduğunu ifade etmek, gerekli ve yeterli bir temyiz sebebi olarak kabul edilemez. Aksi hâlde soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin tarzı icrasına dair tutanaklarda da bir açıklığın bulunmadığı durumlarda iddianın denetlenme olanağı olmayacaktır. Usule ilişkin normlar maddi gerçeğe ve adalete erişme amacına hizmet eden birer vasıta olmakla, ancak bir bütün hâlinde yargılamanın adil olmadığı sonucunu doğuracak, yani hükmü etkileyecek nitelikteki ihlallerin bozma sebebi olacağı kuşkusuzdur. Kanun'un 289. maddesindeki mutlak hukuka aykırılık hâllerinin, hükmü doğrudan etkilediği kabul edildiğinden gösterilen usule aykırılık hâlleri ile çizilen inceleme sınırlarının da istisnasını oluşturdukları anlaşılmaktadır. Temyiz istemi, maddi hukuk kurallarına aykırılık sebebine dayanıyorsa, temyiz edenin yine usulüne uygun temyiz davasını açan başvurunun zorunlu unsuru olduğundan hukuka aykırılık sebeplerini de başvurusunda göstermesi gerekir. Ancak maddi hukuk normlarının anlam ve kapsamının ne olduğuna dair nihai yorum ve tespitin/maddi hukukun ne olduğunu nihai olarak söyleme yetkisinin, doğrudan mahkemelere ait olması nedeniyle gösterilen bu sebepler, usule ilişkin aykırılıklarda olduğu gibi temyiz incelemesinin sınırlarını çizemez. Yargıtay yalnız gösterilen hukuka aykırılıkları değil tüm maddi hukuka aykırılıkları tespit ederek temyiz edenin sıfatını da dikkate almak suretiyle hükmü bozar. Yargıtayın maddi hukuk normlarının tümünü göz önünde tutup inceleme yapması gerektiği hususu doktrinde de (Serap Keskin Kiziroğlu, Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Temyiz Yasa Yoluna İlişkin Değişikliklere Bakış, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Kasım-Aralık, 2017, s. 182 vd.), savunulmaktadır. Erdem ve Kavlak'a göre;"...kararın hukuka aykırı olduğu ve bozulması gerektiği yönünde bir irade ortaya konulduğu sürece incelemenin maddi hukuka ilişkin tüm hukuka aykırılıklar yönünden yapılabileceği, bu bağlamda, Yargıtayın olayda meşru savunma koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle yapılan bir temyiz istemi karşısında bu istemi yerinde bulmasa bile haksız tahrikin koşullarının gerçekleştiği ve bu nedenle de cezanın indirilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozabilir." (Mustafa Ruhan Erdem, Cihan Kavlak, Ceza Muhakemesinde Temyiz İncelemesinin Kapsamı ve Sınırları, Yargıtay Dergisi, Ekim, 2018, Sayı: 4, s. 1434 ve 1472), Çetintürk de; "Muhakeme hukukuna ilişkin aykırılıklardan farklı olarak, maddi hukuka ilişkin denetimin, hükmün tüm yönleriyle incelenmesini gerektirdiği, maddi hukukun yanlış uygulandığına ilişkin genel bir ifade içeren temyiz dilekçesinde açıkça ileri sürülmemiş olsa dahi, dosyaya yansıyan delillere göre suçun unsurlarının oluşmaması, sanığın suçu işlediğinin sabit olmaması, suçun vasfının yanlış belirlenmesi, suçun nitelikli hâllerinde yapılan hata sonucu cezanın yanlış belirlenmesi veya teşebbüs, iştirak, içtima, haksız tahrik ve şahsi cezasızlık sebepleri gibi maddi hukuka ilişkin hükümlerin yanlış uygulanması sonucu sanığın ceza alması veya almaması ya da hak ettiğinden az veya çok ceza alması durumlarında Yargıtayın bu hukuka aykırılığı bozma nedeni yapabileceği" (Ekrem Çetintürk, Ceza Muhakemesinde Temyiz Kanun Yolunda Maddi (Fiili) Sorunun İncelenmesi, Terazi Hukuk Dergisi, Mart 2019, s. 466-489) düşüncesindedir. Şu hâle göre, istemin; sanığın suçu işlediğinin sabit olmadığı (maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmediği), suçun unsurlarının oluşmadığı, suç vasfının yanlış belirlendiği, hukuka uygunluk nedenleri, teşebbüs, iştirak, içtima, haksız tahrik ve şahsi cezasızlık sebepleri gibi maddi hukuka ilişkin hükümlerin yanlış uygulanması nedeniyle sanığın hukuka aykırı biçimde cezalandırıldığı veya cezanın yanlış belirlendiği şeklindeki maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıklara dayanması durumunda Yargıtay, maddi hukuk normlarının anlam ve kapsamının ne olduğuna dair nihai yorum ve tespitin/maddi hukukun ne olduğunu söyleme nihai yetkisinin, doğrudan kendisine ait olması nedeniyle sebeple ve gerekçedeki hukuki nitelendirme ile bağlı olmaksızın, tüm hukuka aykırılıkları saptayarak hükmü bozacaktır. Uyuşmazlık konusuyla ilgili muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının ise temyiz nedeni olarak açıkça ileri sürülmesi gerekmektedir. Muhakeme hukukuna aykırılık iddiasına dayanan temyiz taleplerinde Yargıtay hem muhakeme normunun doğru uygulanıp uygulanmadığını hem de ilk derece veya bölge adliye mahkemelerince muhakeme normunun uygulandığı olayın doğru tespit edilip edilmediğini denetleyecektir. Temyiz dilekçesinde muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece CMK'nın 289. maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayacak, bu aykırılıklara kararda işaret edilmekle yetinilecektir. Mutlak temyiz nedenleri, sanığa hak tanıyan kurallar olmalarının yanı sıra aynı zamanda adil bir yargılamanın yapılabilmesi için öngörülmüş, kamusal menfaatleri gözeten kurallardır. Bu hâllerin varlığı durumunda hükmün bundan mutlak olarak etkilendiği kabul edilmiştir. Kanun bu noktada hukuka aykırılığa ilişkin nedensellik bağını kendisi kurduğundan hâkime takdir yetkisi bırakmamıştır (Nur Centel, Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 13. Baskı, İstanbul, 2016, s; 834 vd.). CMUK’un "Kanuna muhalefet hâlleri" başlığını taşıyan 308. maddesi; "Aşağıdaki hâllerde kanuna mutlaka muhalefet edilmiş sayılır. 1- Mahkemenin kanun dairesinde teşekkül etmemiş olması, 2- Hâkimlik vazifesine iştirakten kanunen memnu olan bir hâkimin hükme iştirak etmesi, 3- Makul şüpheden dolayı hakkında ret talebi vakı olupta bu talep kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme iştirak etmesi yahut bu talebin kanuna mugayir olarak reddolunması suretiyle hâkimin hükme iştirak ettirilmesi, 4- Mahkemenin kanuna muhalif olarak davaya bakmaya kendini vazifeli veya salahiyetli görmesi, 5- Cumhuriyet Müddeiumumisi yahut kanunen vücudu lazım diğer şahsın gıyabında duruşma yapılması, 6- Şifahi bir duruşma neticesi olarak verilen hükümde aleni muhakeme kaidesinin ihlâl edilmesi, 7- Hükmün esbabı mucibeyi ihtiva etmemesi, 8- Hüküm için mühim olan noktalarda mahkeme kararıyla müdafaa hakkının tahdit edilmiş olması,", 5271 sayılı CMK’nın "Hukuka kesin aykırılık hâlleri" başlıklı 289. maddesi ise; "1- Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır: a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması, b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması, c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması, d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi, e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi, g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi, h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması, i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması," Şeklindedir. Görüldüğü üzere mutlak hukuka aykırılık hâlleri, CMUK’nın 308. maddesinde, CMK’da ise 289. maddede sayılmış olup her iki hüküm karşılaştırıldığında ilk dikkat çeken husus hükümlerin başlıklarının farklı olmasıdır. Belirtmek gerekir ki, iki hükmün başlığının farklı olması içerikte bir değişikliğe yol açmamaktadır. CMUK’da seçilen terim kanuna muhalefet hâlleri iken, CMK’da hukuka kesin aykırılık hâlleri ibaresidir. CMK’nın hukuka kesin aykırılık hâlleri olarak adlandırdığı nedenleri ifade etmek için öğretide geçmişten bu yana "mutlak temyiz nedenleri" terimi de kullanılmaktadır. Temyiz nedenleri bağlamında iki Kanun arasındaki en önemli fark ise CMK’nın 289. maddesinin (i) bendine eklenen hükümle "hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanmasının" bir mutlak hukuka aykırılık hâli olarak kabul edilmesidir. Doktrinde bir kısım yazarlarca, kanun koyucu tarafından hükme etkili oldukları açıkça kanuni düzenlenmeye bağlanmamış hukuka aykırılıkların nispî temyiz sebebi olarak ileri sürülebileceği, temyiz dilekçesinin gerekçeli olması kuralının hem nispî hem de mutlak temyiz sebepleri bakımından geçerli olduğu yani hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetilemeyeceği savunulmaktadır. Bu anlayışa göre, CMK'nın 289. maddesinde yer alan kabul edilebilirlik denetimine ilişkin kural, bünyesinde en az bir temyiz sebebi bulunan dilekçeler yönünden geçerlidir. Nitekim maddede yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır." kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Gerekçesiz bir dilekçe Yargıtayın ön incelemesinden geçemeyeceği için hükümde var olan ancak gösterilmeyen nedenin mutlak mı yoksa nispî bir temyiz nedenine mi ilişkin olduğunu denetlemek mümkün olmayacaktır. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, Yargıtayın bu nedenleri kabul etmemesine karşın CMK’nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmü bozması mümkündür (Hakan Karakehya, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Baskı, Ankara, 2016, s; 635 vd.; Fahri Gökçen Taner, 5271 sayılı CMK'nın Temyiz Kanun Yoluna İlişkin Hükümlerinin Yürürlüğe Girmesiyle Ortaya Çıkan Farklılıklar, Ankara Barosu Dergisi, Nisan, 2017, s; 66). 2.Usul hukukuna aykırılık olarak CMK'nın 180/3.maddesinin değerlendirilmesi CMK'nın "Tanık ve bilirkişinin naiple veya istinabe yoluyla dinlenmeleri" başlıklı 180. maddesi şöyledir; "(1) Hastalık veya malûllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle bir tanık veya bilirkişinin uzun ve önceden bilinmeyen bir zaman için duruşmada hazır bulunmasının olanaklı bulunmayacağı anlaşılırsa, mahkeme onun bir naiple veya istinabe yoluyla dinlenmesine karar verebilir. (2) Bu hüküm, konutlarının yetkili mahkemenin yargı çevresi dışında bulunmasından dolayı getirilmesi zor olan tanık ve bilirkişinin dinlenmesinde de uygulanır. (3) Davayı görmekte olan mahkeme, zorunluluk olmadıkça, büyükşehir belediye sınırları içerisinde bulunan şikâyetçi, katılan, sanık, müdafi veya vekil, tanık ve bilirkişilerin istinabe yoluyla dinlenmesine karar veremez. (4) İstinabe olunan mahkeme, büyükşehir belediye sınırları içerisinde ise, ilgililer kendi yargı çevresinde bulunmasa da büyükşehir belediye sınırları içerisinde yerine getirilmesi gereken istinabe evrakını geri çevirmeksizin gereğini yapar. (5) Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak ifade alınır. Buna olanak verecek teknik donanımın kurulmasına ve kullanılmasına ilişkin esas ve usuller yönetmelikte gösterilir." Öğrenme yargılaması yapan derece mahkemelerinin kural olarak tarafları, tanık ve gerektiğinde bilirkişileri doğrudan/yüzyüze dinlemeleri gerekir. Ne var ki bu durumun çoğu haklı gerekçelerle her zaman mümkün olmadığı da vakıadır. CMK'nın 180. maddesinin, bu kuralın istisnalarını içeren usul normlarından biri olarak düzenlendiği görülmektedir. Buna göre doğrudan/yüzyüze dinleyememenin haklı gerekçelerinin bulunduğu durumlarda; hastalık veya malûllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle bir tanık veya bilirkişinin uzun ve önceden bilinmeyen bir zaman için duruşmada hazır bulunmasının olanaklı bulunmayacağı anlaşılırsa veya konutlarının yetkili mahkemenin yargı çevresi dışında bulunmasından dolayı tanık ve bilirkişinin getirilmesi zor ise mahkeme onun bir naiple veya istinabe yoluyla dinlenmesine karar verebilir. (CMK madde 180/1,2) Tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin (SEGBİS) kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak ifade alınır (CMK madde 180/5). Normun 3 ve 4. fıkralarında yargılamanın makul sürede sonuçlanmasını engelleme riski bulunan bir ihtimal bertaraf edilmek istenmiştir. Ezcümle, davayı görmekte olan mahkemenin, zorunluluk olmadıkça, büyükşehir belediye sınırları içerisinde bulunan şikâyetçi, katılan, sanık, müdafi veya vekil, tanık ve bilirkişilerin istinabe yoluyla dinlenmesine karar veremeyeceği (CMK madde 180/3), istinabe olunan mahkemenin de, ilgililer kendi yargı çevresinde bulunmasa da büyükşehir belediye sınırları içerisinde yerine getirilmesi gereken istinabe evrakını geri çevirmeksizin gereğini yapması lüzumu (CMK madde 180/4) hükme bağlanmıştır. Ne var ki CMK'nın 180. maddesinin (3 ve 4. fıkralarının) yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nda, 6.12.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6360 sayılı kanunun 5. maddesi ile değişikliğe gidilerek; "büyükşehir belediyelerinin sınırları, il mülki sınırlarıdır" denilmek suretiyle Büyükşehir belediyesinin sınırları il mülki sınırları olarak belirlenmiş, böylece il merkez ilçeleri yanında bazısı müstakil ağır ceza mahkemesi yargı çevresi olan çevre ilçeler de büyükşehir sınırları içinde kalmıştır. Hâl böyle iken normun 3 ve 4. fıkralarının bu değişiklik sonrasında, konuluş amacı doğrultusunda yeniden ve somut olay özelinde değerlendirilmesi bir mecburiyettir. Zira büyükşehir merkezine oldukça uzak ilçe yargı merkezlerinin/birimlerinin bulunduğu malumdur. Diğer taraftan mağdur ve müştekilerin duruşmaya çağrılmaları ve dinlenmeleri CMK'nın 233 ve 234. maddelerinde düzenlenmiş, çağrılma bakımından tanıklara ilişkin hükümlerin mağdur ve müştekiler için de uygulanacağı (CMK madde 233/2) belirtilmiş, mağdurun tanık olarak dinlenmesi halinde de yemin hariç tanıklığa ilişkin hükümlerin tatbik edileceği (CMK madde 236/1) benimsenmiştir. Kanunun, mağdur ile şikâyetçinin dinlenmesini tanzim eden 236. maddesi konuyla ilgili daha spesifik hükümler içermesi itibarıyla önemlidir. Anılan madde şöyledir: "Madde 236 – (1) Mağdurun tanık olarak dinlenmesi halinde, yemin hariç, tanıklığa ilişkin hükümler uygulanır. (2) İşlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk veya mağdur, bu suça ilişkin soruşturma veya kovuşturmada tanık olarak bir defa dinlenebilir. Maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunluluk arz eden haller saklıdır. (3) Mağdur çocukların veya işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş olan diğer mağdurun tanık olarak dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişi bulundurulur. (Mülga cümle:17/10/2019-7188/22 md.) (4) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından ifade ve beyanının özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların ifade ve beyanları özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınır. (5) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Türk Ceza Kanununun 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olan çocukların soruşturma evresindeki beyanları, bunlara yönelik hizmet veren merkezlerde Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınır. Mağdur çocuğun beyan ve görüntüleri kayda alınır. Kovuşturma evresinde ise ancak, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından mağdur çocuğun beyanının alınması veya başkaca bir işlem yapılmasında zorunluluk bulunması hâlinde bu işlem, mahkeme veya görevlendireceği naip hâkim tarafından bu merkezlerde uzmanlar aracılığıyla yerine getirilir. Mağdur çocuk yargı çevresi ve mülkî sınırlara bakılmaksızın en yakın merkeze götürülmek suretiyle bu fıkrada belirtilen işlemler yerine getirilir. (6) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olanların soruşturma evresindeki beyanları bakımından da beşinci fıkra hükmü uygulanır. Ancak, beyan ve görüntülerin kayda alınmasında mağdurun rızası aranır. (7) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Beşinci ve altıncı fıkra kapsamında alınan beyan ve görüntü kayıtları dava dosyasında saklanır, kimseye verilmez ve gizliliği için gerekli tedbirler alınır. (8) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Beşinci ve altıncı fıkra kapsamında alınan beyan ve görüntü kayıtları, yazılı tutanağa dönüştürülür. Bu tutanak, talepte bulunan şüpheli, sanık, müdafii, mağdur, vekil veya kanuni temsilciye verilir. Beyan ve görüntü kayıtları bu kişilere soruşturma ve kovuşturma makamlarının gözetiminde gizliliği korunmak suretiyle izletilebilir. (9) (Ek:14/11/2024-7532/17 md.) Beşinci ve altıncı fıkrada belirtilen merkezler, devlet üniversiteleri tarafından da kurulabilir." Görüldüğü üzere, kanun vazıı cinsel istismar suçlarından mağdur olan çocuklarla ilgili hassasiyetini bu maddede açıkça ortaya koymuş ve ihtilaf konusu bağlamında da kovuşturma evresinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından beyanının tekrar alınmasında zorunluluk bulunması hâlinde mağdur çocuğun "yargı çevresi ve mülkî sınırlara bakılmaksızın" en yakın merkeze/mahkemeye götürülmek suretiyle dinlenmesi gerektiğini emretmiştir. Şu hale göre her olayda soyut, müstakil ve kategorik olarak CMK'nın 180. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen istinabe yasağına aykırılığın bozma nedeni kabul edilmesi mümkün değildir. Zira Kanun'un 289. maddesindeki mutlak hukuka aykırılık hâlleri saklı olmak üzere, usule ilişkin normlar maddi gerçeğe ve adalete erişme amacına hizmet eden birer vasıta olmakla, ancak bir bütün hâlinde yargılamanın adil olmadığı sonucunu doğuracak, yani hükmü etkileyecek nitelikteki ihlallerin bozma sebebi olacağında (CMK madde 302/2) kuşku duyulmamalıdır. Yapılması gereken, savunma hakkı ile dinlenmesi gerekenlerin hak ve menfaatleri arasında hakkaniyete uygun adil bir dengenin kurulması, ne savunma hakkının kısıtlanması ne de mağdur ya da tanığın taşımalı yargılama anlamına gelecek bir külfete mecbur kılınmasıdır. Bu cümleden olarak, mesela tanığın ya da tanık sıfatıyla dinlenen mağdurun dinlenmelerinde, taraflara soru sorma hakkı imkanının sağlanmaması suretiyle savunma hakkının kısıtlandığı durumlarda, bu hususun açıkça temyiz sebebi yapılması elbette hükmün bozulmasını sonuçlayabilecektir. B. Hukuki Değerlendirme Mağdurlar ile mağdurların kanuni temsilcileri olan şikâyetçilerin Gazipaşa ilçesinde ikamet ettikleri, yargılamanın icra edildiği Alanya Adliyesinin mülhakatı olan Gazipaşa Adliyesinde ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı, Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesince mağdurlar, şikâyetçiler ve tanıkların beyanlarının alınması amacıyla yazılan istinabe talebinin Gazipaşa Asliye Ceza Mahkemesince ikmal edilerek adı geçenlerin beyanlarının alındığı, Katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından sunulan 16.06.2023 tarihli ve TCK'nın 61-62. maddeleri ile vekâlet ücretine hasredilen dilekçe ve sanık müdafii tarafından sunulan 04.07.2023 tarihli ve tanığın dinlenmemesi suretiyle savunma hakkının kısıtlandığı, mağdurların beyanlarına itibar edilip edilemeyeceğinin tespiti bakımından bilirkişi raporu alınmayarak eksik araştırmaya dayalı karar verildiği, taraflar arasındaki husumet, mağdurların beyanlarındaki çelişki, sosyo-kültürel yapı ve cinsel amaç bulunmadığı dikkate alınarak sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği şeklindeki gerekçelerle istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararının temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece, İlk Derece Mahkemesince herhangi bir zorunluluk bulunmadığı hâlde mağdurlar ve şikâyetçilerin beyanlarının istinabe yoluyla alınması ve kamu düzenine ilişkin görev hususu atlanılmak suretiyle ağır ceza mahkemesi yerine asliye ceza mahkemesine istinabe yazılması isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği anlaşılan dosyada; Kanun'un 289. maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâllerinden sayılmayan, soyut, müstakil ve kategorik olarak bozma nedeni kabul edilmesi mümkün olmayan CMK'nın 180. maddesinin üçüncü fıkrasındaki istinabe yasağına muhalefetin, katılan Bakanlık vekili ile sanık müdafiinin dilekçelerinde de temyiz nedeni olarak açıkça ileri sürülmemiş olması karşısında, bozma nedeni yapılamayacağı kabul edilmelidir. Kaldı ki, somut olay itibarıyla Alanya Adliyesinin mülhakatı olan ve ağır ceza mahkemesi bulunmayan Gazipaşa'da, mağdurlar ve şikâyetçilerin beyanlarının istinabe yoluyla aynı yer asliye ceza mahkemesinde alınmasının hükme etki edecek nitelikte usule aykırılık taşımadığı da gözetilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 21.02.2024 tarihli ve 12616-1458 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Ulaşılan sonuç ile sanığın tutukluluk nedenlerinde herhangi bir değişiklik bulunmadığı gözetilerek CMK'nın 100 ve devamı maddeleri uyarınca sanığın tutukluluk hâlinin DEVAMINA, 4- Dosyanın, esasının incelemesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.01.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.