Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2024/528 E. , 2025/200 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 6. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 40-162 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık ...'ın, hukuki alacağını tahsil amacıyla tehdit suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 150/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 106/2-a, 62 ve 53. mad
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2024/528 E. , 2025/200 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 6. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 40-162 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık ...'ın, hukuki alacağını tahsil amacıyla tehdit suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 150/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 106/2-a, 62 ve 53. maddeleri uyarınca iki kez 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, sanık ...'in hukuki alacağını tahsil amacıyla kasten yaralama suçundan TCK'nın 150/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 86/2, 62, 50/1-a ve 52/2. maddeleri uyarınca 2.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Nazilli 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15.10.2014 tarihli ve 141-241 sayılı hükümlerin, sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesince 09.03.2021 tarih ve 443-4277 sayı ile; "...Katılan ...'ın diğer sanık ...’ün aracına zarar vermesi nedeniyle hukuki ilişkiye dayanan bir alacağının bulunduğu kabul edilse dahi sanık ...’in sanık ...’ün arkadaşı olduğu, sanık ...’in katılan ile arasında hukuken korunan bir alacağının bulunmadığı gözetildiğinde, diğer sanık ...’ın katılandan olan alacağını tahsil etmek amacıyla onu yaralayıp tehdit etmek suretiyle borcun ödenmesini istemesi şeklinde gerçekleşen eylemin sanık ... yönünden yağmaya teşebbüs suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşürülerek yazılı şekilde hüküm kurulması, 3- Kabule göre de; a- Oluş, dosya kapsamına göre, sanık ...’ün mağdur ...’e yönelik müstakil tehdit suçundan hüküm kurulması gerekirken yağmanın daha az cezayı gerektiren hali olan TCK’nın 150/1. maddesi yollamasıyla 106/2. maddesinde düzenlenen tehdit suçundan hüküm kurulması b- Sanık ...’ün, katılan ...’a yönelik tehdit suçunu silahla ve diğer sanıklarla birlikte aynı anda ve eylem bütünlüğü içerisinde el ve işbirliğiyle hareket edilmek suretiyle işlendiği anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK'nın 106/1. madde ve fıkrasının (a) bendinin yanı sıra (c) bendinin de uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi ve aynı Yasanın 61.maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken bunların değerlendirilerek alt sınır aşılarak ceza uygulaması yapılması gerektiğinin düşünülmemesi, c- Oluşa ve tüm dosya içeriğine göre, sanıkların aynı suç işleme kararının icrası kapsamında iştirak halinde eylemlerini gerçekleştirmeleri nedeniyle, sanık ...’nin de suçta kullanılan silahtan sorumlu tutularak hakkında 5237 sayılı TCK'nın 86/3-e maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararına uyan Yerel Mahkemece 08.04.2022 tarih ve 58-79 sayı ile; sanık ...'in teşebbüs aşamasında kalan nitelikli yağma suçundan TCK'nın 149/1-a-c-d, 35/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 6 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, ancak 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu'nun 326/son maddesi uyarınca cezanın 2.000 TL adli para cezası üzerinden infazına, sanık ...'ın mağdur ...'a karşı hukuki alacağını tahsil amacıyla tehdit suçundan TCK'nın 150/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 106/2-a-c ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, ancak CMUK'un 326/son maddesi uyarınca cezanın 1 yıl 8 ay hapis cezası üzerinden infazına; mağdur ...'ye karşı tehdit suçundan 106/2-a ve 62/1. maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve her iki suç yönünden de TCK'nın 53. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna ilişkin kurulan hükümlerin, sanık ... ve sanıklar müdafiileri tarafında temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesince 25.12.2023 tarih ve 13209-15579 sayı ile; "Sanık ... ...’ün öncesinde mağdur ...’a sonrasında ...’e yönelik tehdit eylemini aynı olay kapsamında, aynı sebeple, araya zaman aralığı da girmeden, bir suç işleme kararı ve kastıyla gerçekleştirmesi nedeniyle, eyleminin bütün hâlinde nitelikli tehdit suçunu oluşturduğu gözetilerek sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-a-c maddesi uyarınca belirlenen cezadan anılan Kanun'un 43/2. maddesi uyarınca artırım yapılarak tek hüküm kurulması gerekirken, iki ayrı hüküm kurulmak suretiyle fazla ceza tayin edilmesi, Sanık ...’ün alacağının tahsili amacıyla yağma suçuna iştirak eden sanık ...’nin, sanık ... ile olan arkadaşlık ilişkisi üzerine suça iştirak ettiği olayda, en başından itibaren daha az cezayı gerektiren yağma suçunun konusundan yararlanmadığı gibi kendi nam ve hesabına hareket etmediği gözetildiğinde, sanık ... hakkında 5237 sayılı Kanun’un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsili amacıyla yağma suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi gerekirken yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkeme 30.05.2024 tarih ve 40-162 sayı ile bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanıkların mahkûmiyetlerine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükümlerin de sanıklar müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.08.2024 tarihli ve 78437 sayılı onama-bozma istemli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 04.11.2024 tarih ve 4289-11647 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE KAPSAMI Direnmenin ve temyizin kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında teşebbüs aşamasında kalan nitelikli yağma ve sanık ... hakkında tehdit suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanık ... hakkında TCK'nın 150. maddesinin birinci fıkrasının uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının, 2- Sanık ... hakkında TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanıp uygulanamayacağının, Belirlenmesine ilişkindir. III. GEREKÇE Uyuşmazlık konularının birlikte değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. TCK'nın "Daha az cezayı gerektiren hâl" başlıklı 150. maddesi şöyledir; "(1) Kişinin bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması hâlinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir." TCK’nın 150. maddesinin gerekçesi ise şöyledir; "Madde metninde, yağma suçunun daha az cezayı gerektiren hâlleri belirlenmiştir. Bu hükme göre, bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması hâlinde, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Böylece, Kanunda, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308 inci maddesinde tanımlanan ve‘ihkakı hak’ veya ‘kendiliğinden hak alma’ diye ifade edilen suç tanımına ayrıca yer verilmemiştir." Görüldüğü üzere TCK’nın 150. maddesi, Kanun'un "Malvarlığına Karşı Suçlar" başlıklı onuncu bölümünde, yağma suçunu düzenleyen 148 ve 149. maddelerinden sonra, "Daha az cezayı gerektiren hâl" başlığıyla yer almaktadır. Normun ikinci fıkrasının; "yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir." şeklinde, yağma suçu bakımından daha az cezayı gerektiren hâl olarak düzenlendiğinde kuşku bulunmamakta ise de, birinci fıkrasının hukuki niteliğinin bu denli açık olmadığı da bir vakıadır. TCK'nın 150/1 maddesinin uygulanabilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir: a. Fail ile mağdur arasında hukuk düzenince meşru görülen ve gerçekten mevcut olan bir hukuki ilişkiden dogan alacak-borç ilişkisi olmalıdır. Tarafların hukuki ilişki doğduğu anda alacaklı-borçlu sıfatını haiz olmaları aranmalıdır. b. Mağdura yöneltilen cebir veya şiddet, kural olarak doğrudan alacaklı tarafından ve bu alacağın tahsili amacı ile gerçekleştirilmelidir. c. Alacak miktarı ile açık orantısız bir miktar istenmemeli/alınmamalıdır. Öncelikle anılan fıkra metninde "yağma" suçundan bahsedilmemekte, madde gerekçesinde de açıkça mülga 765 sayılı TCK'nın 308 inci maddesinde tanımlanan ve ‘ihkakı hak’ veya ‘kendiliğinden hak alma’ diye ifade edilen suç yerine ikame edildiğine işaret olunmaktadır. Yağma suçunun maddi konusunun, failin kendisine ait olmayan bir mal olduğunda (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2020, 7. Bası, s. 676, Soyaslan Doğan, Özel Hükümler, s. 394) şüphe bulunmadığına göre, kendisine ait olmakla birlikte başkasının zilyetliğinde bulunan bir malın/malvarlığı değerinin ya da alacağın tahsili amacıyla tehdit veya cebir kullanılması durumunda suç teorisi bakımından da yağma suçundan söz edilemeyeceği açıktır. Zira kanun vazıının, bir hukukî ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla yapılan hırsızlık fiilini cezalandırırken (madde 144/1-b) daha ağır bir bileşik suç olan yağmanın aynı amaçla işlenmesi durumunda, haksızlık muhtevasının sadece cebir ve/veya tehdit bölümünü cezalandırmakla yetinip bir çelişkiye düştüğünü (Koca-Üzülmez, s.710) söylemek icap edecektir. Diger taraftan 150. maddenin 1. fıkrasının, yağma suçu kapsamında değerlendirilmesi durumunda suçun bileşik yapısının çözülerek bileşenlerinden cebir ya da tehdit suçlarından sorumluk cihetine gidildiğinin kabulü hâlinde "bileşik suçun bölünmezliği" ilkesine de aykırı bir yorum yöntemi izlenmiş olacaktır. Keza, anılan fıkranın, suç tamamlandıktan sonra gerçekleşmesi mümkün olan "cezayı kaldıran şahsi sebep"lerden (TCK madde; 93,110,168,184,192,201,221 vb) olmadığı tartışmadan varestedir. "Şahsi cezasızlık ya da cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler", failin iter criminise girdiği andan itibaren mevcut olan sebeplerdir. (Özgenç İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. bası, s. 238) Şahsi cezasızlık ya da cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplerin söz konusu olduğu durumlarda, faile ya ceza verilmeyecek (TCK madde 167/1 vb) ya da ceza indirilecektir. (TCK madde 167/2 vb.) TCK'nın onuncu bölümünde yer alan suçlarla ilgili, "Şahsi cezasızlık sebebi veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebep" başlıklı ortak 167/1. maddesinin ilk cümlesinde, hükmün yağma ve nitelikli yağma suçu yönünden uygulanamayacağı düzenlemesine yer verilirken, TCK madde 150/1. fıkranın yağma suçu kapsamında değerlendirilmesi düşüncesi sorunlu bir neticeye götürür. Zira alacaklı borçlu ilişkisinde uygulanan lehe düzenlemenin, akrabalık ilişkisinde evleviyetle/a priori uygulanması gerekir. Normun hukuki niteliği hakkında doktrinde, düzenlemede sadece alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılmasından bahsedilmiş, amacın elde edilmesinden, yani malın alınmasından ise söz edilmemiş olduğundan bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla tehdit veya cebir kullanılması hâlinde, fiilin yağma suçunu değil, duruma göre tehdit veya kasten yaralama suçunu oluşturacağı ileri sürülmüştür. (Centel/Zafer/Çakmut s.357) Bu görüşe göre, kanun koyucunun bu düzenleme ile tehdit ve kasten yaralama suçlarının özel bir işleniş şekline yer verdiği benimsenmektedir. Yine bir başka görüşe göre de; burada cezanın azaltılmasını gerektiren bir sebepten ziyade farklı suçtan dolayı cezalandırılma öngörülmektedir. (Bayraktar Köksal, Yıldız Ali Kemal, Kangal Zeynel vd. Özel Hükümler, Cilt IV, onikilevha, s.107) TCK'nın 150. maddesine (Tasarı'daki hâli ile 152. madde) ilişkin Adalet Komisyonundaki 05.07.2004 tarihli görüşmelerle ilgili tutanaklar incelendiğinde de, maddenin birinci fıkrasının aslında yağma suçuyla ilgili "daha az cezayı gerektiren hâl" olarak öngörülmediği çok açıktır. (Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, Tutanaklarla Türk Ceza Kanunu, Ankara 2005, s. 583-590) Bu durumda TCK'nın 150/1. maddesinin, kanun sistematiğinde düzenlendiği yere bağlı kalınarak yağma suçu kapsamında değerlendirilmesinin sorunlu bir yaklaşım olduğu söylenmelidir. Nitekim Yüksek Ceza Genel Kurulu anılan fıkranın, yağma suçu kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, tehdit ve kasten yaralama suçlarının tüm unsurlarına ilişkin özel bir atıf maddesi olduğu sonucuna ulaşmış, şartların tekevvün etmesi durumunda uzlaştırma hükümlerinin (CGK 29.4.2021 tarih 2018/404-2021/184 sy.) ve haksız tahrik kurumunun ( CGK 17.1.2019 tarih 2015/1219-2019/13 sy.) uygulanmasının mümkün olduğunu kabul etmiştir. Normun hukuki mahiyeti böylece belirlendikten sonra, bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanan kişinin eylemine iştirak edenlerin ceza sorumluluğunun sınırları üzerinde durmak gerekmektedir. TCK'nın 150/1. maddesinin, yağma suçuna iştirak edenlerden herhangi biri için "cezalandırılmayı önleyen kişisel neden" düzenlemesi olmadığı, kendine özgü, özel kastla işlenebilen tehdit ve kasten yaralama suçlarına ilişkin spesifik bir atıf maddesi olarak va'zedildiği, bu nedenle, kural olarak iştirak hükümlerinin tatbikine engel bir durumun olmadığı söylenebilir. Ancak doktrin ve uygulama kural olarak, TCK'nın 150/1. maddesinin, münhasıran bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanan gerçek alacaklı hakkında tatbik edilebileceğini kabul etmektedir. Buna rağmen, gerek özel Daire gerekse Yüksek Kurul, alacaklı olmasa da; alacaklının, suça iştirak eden ortağı, çalışanı, kardeşi ve akrabasının sorumluluklarını da TCK'nın 150/1 maddesi kapsamında değerlendirmektedir. (CGK 2017/91-291,10.12.2013 tarih 452-612 s) Hatta Genel Kurul alacaklının azmettirdiği çalışanın sorumluluğunun da aynı fıkra kapsamında belirlenmesi düşüncesindedir. Keza Özel Daire de (6.CD.) alacaklının; eniştesinin (2021/15955-2022/2691 sy), oğlunun ve arkadaşının (2022/15474,2024/9088), alacaklı azmettirenin, azmettirdiği fail ya da şeriklerin, iş ortağı, çalışanı ya da yakın akrabası olması durumunda hepsinin (2021/24536, 2022/4787 sy) TCK'nın 150/1 maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği görüşündedir. Özel Daire'ye göre kural olarak, alacaklı azmettirenin aynı zamanda müşterek fail olarak katılması durumunda failliğin şerikliği tekaddüm etmesi nedeniyle diğer failler iş ortağı, çalışanı ya da yakın akrabası olmasalar da alacaklının TCK'nın 40. maddesi delaletiyle 150/1. maddesinden faydalanacağı, diğerlerinin eylemlerinin yağma suçunu oluşturacağı kabul edilmelidir. Yer verilen içtihadlardaki temel argümanın, alacaklının eylemine iştirak edenlerin iş ortağı, çalışanı ya da yakın akrabası olmaları hâlinde yağma suçundan sorumlu tutulmalarının haksız bir sonuca yol açtığı inancı olduğu görülmektedir. Gerçekten de suç konusunu, alacaklının kendisine ait olmakla birlikte başkasının zilyetliğinde bulunan bir mal/malvarlığı değeri ya da alacak oluşturduğuna göre, gerek alacaklı gerekse iştirak edenlerin eylemlerinin haksızlık içeriğinin, yağma suçu ile aynı ağırlık ve yoğunlukta olmadığı tartışmadan varestedir. Esasen bu durumun farkında olan kanun vazıının, 150/1. fıkrasındaki atıf maddesi ile, yağma suçunun konusu üzerinden bir suç ve yaptırım tercihinde bulunmadığını ortaya koymuştur. O hâlde fiilin haksızlık muhtevasının, doğrudan ihkak-ı hak, kendiliğinden hak almaktan ibaret olduğu sonucuna ulaşılabilir. Bu neticeye ulaşılması durumunda da şu hususların kabulü gerekecektir: a. Alacaklının eylemine iştirak edenlerin de kural olarak TCK'nın 150/1. fıkrası kapsamında sorumlu tutulmaları mümkündür. b. Kamu düzeni ve toplum huzurunun teminatı olan hukuk devletinde, hükümranlık hakkının bir parçası olarak yargılama ve hükümlerin icrası doğrudan adliyenin tekelinde olması gerekmekle, ‘ihkakı hak’ veya ‘kendiliğinden hak alma’ hiçbir sebeple meşru sayılamayacağı gibi, (bu nedenle mülga 765 sayılı TCK'nın 308 inci maddesinin yerine kaim olmak üzere 5237 sayılı TCK'nın 150/1 maddesi va'zedilmiştir.) alacaklı ile sosyolojik ve alacak ile dolaylı da olsa ekonomik bir bağı olmadığı hâlde; suç konusu alacaktan bağımsız olarak menfaat temini maksadıyla bireysel ya da örgütsel tahsilat işi için hareket edenler ile alacaklıyla birlikte suça katılanların sorumluluğunun yağma suçu kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Zincirleme suç hükümlerine ilişkin Ceza Genel Kurulunun 30.04.2025 tarihli ve 517-198 sayılı kararında detaylı açıklamada bulunulmuş olup uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi bakımından TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen "tek bir fiil" ifadesi ile kast edilen hususun ne olduğunun irdelenmesi gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlâl edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Buna göre Kanun'un 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen “tek bir fiil” ifadesi ile kastedilen fiil ya da hareketin doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmasıdır. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki "tek bir fiili" oluşturmaktadır. Örneğin; failin mağduru birden fazla yumruk ve tekme vurmak suretiyle yaralaması, yalan tanıklık yapan failin birden fazla beyanda bulunması, kasten öldürme fiilinin herbiri tek başına öldürücü nitelikte beş bıçak darbesi ile işlenmesi gibi. Failin mağdura birden fazla yumruk vurması suretiyle yaralaması durumunda, failin birden fazla hareketi olmasına rağmen kastı bir kişiyi yaralamaya yönelik olduğundan ortada tek fiil ve neticesi itibarıyla tek suç vardır. Bazı suç tiplerinde ise, kanundaki tanımda belirtilen birbirinin alternatifi olan birden fazla hareketin gerçekleştirilmesiyle suç işlenebilmektedir. Öğretide "seçimlik hareketli suçlar" olarak isimlendirilen bu suç tiplerinde, sayılan seçimlik hareketlerin herhangi birisinin gerçekleştirilmesi suçun oluşumu açısından yeterlidir. Belirtilen seçimlik hareketlerden birkaçının ya da tamamının yapılması hâlinde de birden fazla suç değil, tek suç oluşacaktır. Ancak seçimlik hareketli suçtan söz edebilmek için kanunda sayılan seçimlik hareketlerin aynı konuya ilişkin olması gerekmektedir (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 11. Bası, Ankara, 2015, s.169; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara, 2015, s.114.). Doktrin ve yargısal içtihatlara göre, fiilin tekliğinin belirlenmesinde esas alınan kriterler şunlardır; a) Tek iradi karar Fiil tekliğinden söz edebilmek için bütün hareketlerin tek bir hareketin iradi karara istinaden gerçekleştirilmesi gerekir. Failin farklı bir kararla hareket ettiği hâllerde, artık bu karara bağlı olarak gerçekleştirilen davranışlar doğal fiil tekniği kapsamında değerlendirilemez. Failin ne zaman eski suç işleme iradesinin devamı olarak, ne zaman yeni bir iradi kararla hareket ettiğinin subjektif bir unsur olması nedeniyle olaysal bazda değerlendirilmelidir. b) Tekrarlanan veya birbirini izleyen doğal anlamda birden fazla hareket bulunması, "Aynı nitelikte tekrarlanan hareketler, suç tipi karşısında ortak bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulmak suretiyle tek bir fiil bulunduğu sonucuna ulaşılır. Suç tipinin gerçekleştirilebilmesi için tek bir hareketin yeterli olmasına rağmen aynı nitelikteki hareketlerin tekrarlanması hukuki anlamda tek bir fiil olarak değerlendirildiği için, suçların içtimasından söz edilemez. Tek fiil ile aynı suç tipinin birden fazla defa ihlal edilmesi nedeniyle aynı neviden fikri içtima söz konusu olmayıp; tek bir fiil ve tek bir suç vardır. Örneğin, kasten yaralama suçunun birden fazla yumrukla, mala zarar verme suçunun birden fazla çekiç darbesiyle, hırsızın birden fazla eşyayı evden alarak teker teker dışarıdaki araca taşıması durumunda birden fazla alma hareketi bulunmasına rağmen hırsızlık suçu bağlamında tek bir fiil mevcuttur." (Göktürk, Neslihan, Fikri İçtima, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s. 111) . "Ardışık hareketlerde suç tipinin gerçekleştirilmesi durumunda da hukuki anlamda tek bir fiilin varlığı kabul edilebilecektir. Örneğin, kasten öldürme suçunda failin, mağdura birden fazla defa bıçak saplaması halinde, başlı başına ele alındığında yaralama teşkil eden her bir bıçak darbesi, adım adım ölüm neticesini gerçekleştirmesine yönelik olup, bıçak darbelerini gerçekleştirmek istenilen suç tipi karşısında ortak bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulduğunda hukuki anlamda tek bir fiilin bulunduğu sonucuna ulaşılır." (Göktürk s. 126). c) Yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunması, "Fiil tekliğinden söz edebilmek için yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunması aranacaktır. Ancak hareketler arasındaki zaman aralığının ne olması gerektiği konusunda kesin bir kriter ortaya koymak mümkün olmayıp, her somut olay bakımından ayrıca değerlendirme yapılmalıdır. Söz gelimi failin öldürmek amacıyla mağdura defalarca ateş etmesi halinde, atışlar arasında saniyeler bulunabileceği gibi bir kaç dakika zaman aralığı da bulunabilir. Alman Federal Yüksek Mahkemesi, failin öldürmek amacıyla mağduru bıçakladığı ve aradan yarım saat geçtikten sonra ölmediğini anlaması üzerine 4 km uzaklıkta bir yerde yine bıçaklayarak öldürmesi olayında zaman ve yer bakımından sıkı bağlantı koşulunun bulunduğu ve bütün bıçaklama hareketlerinin tek fiil olarak değerlendirilmesi gerektiği yönünde karar vermiştir." (Göktürk s. 129). d) Tarafsız gözlemci nazarında hareketlerin tek bir fiil olarak görülmesi, "Aralarında yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunan, tekrarlanan veya ardışık hareketlerin tarafsız bir gözlemci nazarında tabi bakış açısı esas alınmak suretiyle bir bütün olarak tek fiil şeklinde değerlendirilebilir olması en önemli unsurlardan birisidir. Söz konusu değerlendirmenin ise işlenen suç tipi dikkate alınarak somut olayın özelliğine göre hareketler arasındaki yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunması koşulu bağlamında yapılacağı açıktır." (Göktürk, s. 129). İçtimada fiil sayısı belirlenirken, failin gerçekleştirdiği hareketler hukuki bakış açısıyla değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Failin suç yolunda gerçekleştirdiği hareketler çoğu zaman tek bir vücut hareketinden oluşmayıp fail birden çok iradi davranışta bulunur. Doğal anlamda birden fazla hareket, hukuki bakış açısıyla yapılan değerlendirmede bir bütün oluşturmakta ise, hukuki anlamda fiil tekliğinden söz edilir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde; Sanık ...'ın, 29.03.2014 tarihinde meydana gelen bir kavga sırasında mağdur ... ve babasının aracına zarar vermesinden dolayı olay günü yanına arkadaşları sanık ... ve inceleme dışı sanık ...'i de alarak mağdur ...'ın iş yerinin önüne gittiği, mağdur ...'ı çağırarak "5000 TL vereceksin, arabamı düzelttireceğim." dediği, belinden kuru sıkı silahını çıkartıp mağdur ...'a doğrulttuğu ve sağ omzuna silahın kabzası ile vurduğu, bu sırada mağdur ...'ın yere düştüğü, sanıkların, tekme ile mağdur ...'ı darbederek "Zarar ziyanımızı karşılayacaksın, yine geleceğiz, seni ve aileni öldürürüz!" şeklinde tehditte bulundukları, bu sırada mağdur ...'a yardım için gelen mağdur ...'nin; "Ne yapıyorsunuz?" diye bağırması üzerine sanık ...'ın, aynı silahı doğrulttuğu mağdur ...'yi "Nereye gidiyorsun? Buraya gel, kaçarsan seni vururum!" diyerek tehdit ettiği ve kolundan tutup iki aracın arasına sokarak bir yere gidemeyeceğini söylediği olayda; Sanık ...'ın, alacağını tahsil etmek amacıyla mağdur ...'a karşı gerçekleştirdiği kasten yaralama eylemine, yakın arkadaşlık ilişkisi nedeniyle herhangi bir kişisel menfaati olmaksızın iştirak eden sanık ... hakkında da TCK'nın 150. maddesinin birinci fıkrasının uygulanma şartlarının oluştuğu, Alacağını tahsil edebilmek için mağdurlara yönelik tehdit eylemini gerçekleştiren sanık ...'ın zaman ve mekân yönünden aralarında sıkı bir ilişki olan benzer nitelikteki eylemlerinin hukuki anlamda tek bir fiil oluşturduğu ve sanık hakkında TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanması gerektiği, Kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin, sanık ... hakkında ise TCK'nın 150. maddesinin birinci fıkrasının uygulanma şartlarının oluştuğunun ve sanık ...'ın mağdurlara yönelik eylemlerinin hukuki anlamda tek bir fiil oluşturduğunun ve hakkında TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir. IV. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Nazilli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.05.2024 tarihli ve 40-162 sayılı; A- Sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, sanık hakkında TCK'nın 150. maddesinin birinci fıkrasının uygulanma şartlarının oluştuğunun, B- Sanık ... hakkında tehdit suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, sanığın mağdurlara yönelik eylemlerinin hukuki anlamda tek bir fiil oluşturduğunun ve sanık hakkında TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanması gerektiğinin, Gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.