İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2024/536 Karar: 2025/34 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2024/536 K.2025/34

Ceza Genel Kurulu 2024/536 E. , 2025/34 K. "İçtihat Metni" DAİRESİ : YARGITAY 5. Ceza Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 6-25 I. HUKUKİ SÜREÇ Görevi kötüye kullanma ve göreve ilişkin sırrın açıklanması suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın eylemlerinin görevi kötüye kullan

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2024/536 E. , 2025/34 K. "İçtihat Metni" DAİRESİ : YARGITAY 5. Ceza Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 6-25 I. HUKUKİ SÜREÇ Görevi kötüye kullanma ve göreve ilişkin sırrın açıklanması suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın eylemlerinin görevi kötüye kullan

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2024/536 E. , 2025/34 K. "İçtihat Metni" DAİRESİ : YARGITAY 5. Ceza Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 6-25 I. HUKUKİ SÜREÇ Görevi kötüye kullanma ve göreve ilişkin sırrın açıklanması suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 257/1 ve 53/1-5. maddeleri uyarınca 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 25.06.2024 tarih, 6-25 sayı ve oy çokluğuyla verilen hükme yönelik, sanık müdafii tarafından temyiz başvurusunda bulunulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının onama istemli 26.11.2024 tarihli ve 120222 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafii, görevi kötüye kullanma suçunun unsurları oluşmadığından ve sanık aleyhine yeterli delil olmadığından beraat kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle temyiz başvurusunda bulunmuştur. III. İNCELEME KONUSU Sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün isabetli olup olmadığına ilişkin temyiz incelemesi yapılacak ise de inceleme konusunun esasına geçilmeden önce bir kısım Ceza Genel Kurulu üyelerince gerekçeli kararın, Anayasa'nın 141 ve CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine öncelikle bu husus değerlendirilmiştir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Şırnak 2. Ağır Ceza Mahkemesinin son soruşturmanın açılması kararıyla; ... Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan sanığın ... ve ... kod adlı gizli tanıklar hakkında 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu’na aykırı şekilde koruma kararı aldırmaması sebebiyle görevi kötüye kullanma suçunu ve ayrıca ... adlı gizli tanığın dinlenmesi sırasında kimlik bilgilerinin ifşa olmaması için yeterli özeni göstermeyerek deşifre olmasına neden olduğundan bahisle 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun 20. maddesi yollamasıyla TCK'nın 258. maddesinde düzenlenen göreve ilişkin sırrın açıklanması suçunu işlediğinden TCK'nın 257/1 ile 5726 sayılı Kanun'un 20. maddesi yollaması ile TCK'nın 258/1 ve 53. maddelerinin uygulanması istemiyle kamu davası açıldığı, Yapılan yargılama sonucunda Yargıtay 5. Ceza Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla; "...Sanığın doğrudan gizli tanıkla ilgili bilgileri ifşa etme kastı bulunmadığı, ancak gizli tanığın kimlik bilgilerinin ifşa olmaması için yeterli özeni göstermediği, böylece gerekli tedbiri almamak suretiyle gizli tanığın kimliğinin ortaya çıkmasına neden olduğu anlaşılmıştır. Sanığın sabit görülen gizli tanığın kimlik bilgilerinin ifşa olmasına ilişkin eyleminin hukuki nitelendirmesine gelince; her ne kadar sanık hakkında Tanık Koruma Kanunun 20. maddesi yollamasıyla TCK'nın 258. maddesinde düzenlenen göreve ilişkin sırrın açıklanması suçundan kamu davası açılmış ise de; anılan suçun oluşması için failin, görevi nedeniyle kendisine verilen veya aynı nedenle bilgi edindiği ve gizli kalması gereken belgeleri, kararları ve emirleri ve diğer tebligatı açıklama, yayınlama veya başkalarının bilgi edinmesini kolaylaştırma bilinç ve iradesi ile hareket etmesi gerektiği, somut olay bakımından açıklama ya da yayınlama hâlinin söz konusu olmadığı, başkalarının bilgi edinmesini kolaylaştırma fiili bakımından ise, failin göstermiş olduğu ihmal neticesinde başkalarının bilgi edinmesini kolaylaştırdığının farkında olması gerektiği, başka bir anlatımla bu durumun bilincinde olup buna kayıtsız kalınması gerektiği, somut olayda ise sanıkta gizli tanığın saklı kalması gereken kimlik bilgilerinin başkaları tarafından bilinmesi bilinç ve iradesi olmaksızın bu hususta yeterli özen ve dikkati göstermemesi durumunun söz konusu olduğu, hâl böyle olunca sanığın sabit görülen bu eyleminin TCK'nın 258. maddesinde tarif edilen göreve ilişkin sırrın açıklanması suçunu oluşturmayacağı, ancak gerek her iki gizli tanığı yasaya aykırı şekilde dinlemesi, gerekse de ... adlı gizli tanığın dinlenmesi sırasında gerekli tedbirleri almayarak adı geçenin gizli tanık olduğunun ortaya çıkmasına neden olmak şeklindeki eylemlerinin kül hâlinde görevi kötüye kullanma suçunun görev gereklerine aykırı davranış unsurunu oluşturacağı..." şeklindeki gerekçe ile sanığın eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilerek mahkûmiyet hükmü kurulduğu, Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, Anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir. CMK'nın "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.”, "Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde de; "(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler. b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanunu'nun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanun'un 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi. d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar. (2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.", Hükümlerine yer verilmiştir. Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2003/7-223, 2003/239 ve 2004/4-23, 2004/38 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; Karar; sorun, gerekçe ve sonuç bölümlerinden oluşur. Sorun bölümünde, somut olay ile suçun işlenmesindeki özellikler ve suçun ne şekilde işlendiği açıklanmalı, gerekçe kısmında mevcut deliller irdelenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ, diğer bir söylemle neden bu sonuca varıldığı anlatılmalı ve hukuki nitelendirme yer almalıdır. Sonuç, hüküm kısmında ise CMUK'un 268. maddesi uyarınca, verilen kararın ne olduğu, uygulanan yasa maddeleri, hükmolunan ceza miktarı, yasa yollarına başvurmanın mümkün olup olmadığı duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir. Gerekçe/esbabı mucibe; tarafların esasa müessir iddia, savunma ve taleplerinin dinlendiğini, hangisinin hangi nedenle makbul addedilip üstün tutulduğunu, hangi beyan ya da delilin niçin kabul edilmediğini (İHAM Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85,Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27.), bu cümleden olarak; maddi vakıanın kabulüne hangi delillere dayanılarak ulaşıldığını açıklamalıdır. Karar mahkûmiyete ilişkin ise; eylemin hangi suçu oluşturduğuna dair hukuki değerlendirmeler ile cezanın belirlenmesi ve kişiselleştirilmesine ilişkin kriterlerin, somut olaya özgü hangi olgusal temellere göre belirlendiğini gösterilmelidir. Yargılama faaliyeti sonucunda ortaya çıkan vicdani kanaatin oluşum sürecinin in'ikâsı olan gerekçe; akla, bilime, hukuka ve dosya kapsamına uygun, tarafların ve kamuoyunun ikna ve güveni ile kanun yolu mahkemelerinin denetimine elverişli yeterlilikte (Hadjianastassiou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33.) olduğunu açıkça ortaya koymalı, gerek kendi içinde gerekse hüküm fıkrası ile çelişki oluşturacak ifade ve unsurlar barındırmamalıdır. Nihayet bir cihette hükmün meşruiyetini tahkim eden hukuki ve edebi bir metin olması itibarıyla insan onuruna, mahkemenin mehabetine, hukuk biliminin gerekleri ile temel kavramların da özgün anlamları ile kullanıldığı Türkçenin belagat ve selasetine yaraşır bir üslupla kaleme alınmalıdır. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta, tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34.). Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, CMK'nın 289/1-9 ve 1412 sayılı CMUK'nın 308/7. maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır. Diğer taraftan ön sorun yönünden önemi nedeniyle görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçuna ilişkin olarak şu hususların hatırlanmasında fayda görülmüştür: Türk Ceza Kanunu'nun "Görevi kötüye kullanma" başlıklı 257. maddesi şöyledir; "(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." . Madde gerekçesi, suçun fiil unsuru ile ilgili yeni bir açıklamaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Gerekçede; "görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, görevin gereklerine aykırı davranışın mutlaka icrai davranış olması gerekmemektedir. Görevin gereklerine aykırı davranışın, ihmalî bir hareket olması hâlinde de, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir. Görevi kötüye kullanma suçunun icrai veya ihmali davranışla işlenmesinin sadece ceza miktarı üzerinde bir etkisi olabilecektir... kamu görevlisinin görevinin gereği olan belli bir icraî davranışta bulunmak yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemesi dolayısıyla, görevi kötüye kullanma suçunun oluştuğunda kuşku yoktur." denilerek, normun birinci ve ikinci fıkralarında düzenlenen suçlar arasındaki tek farkın, fiilin icrai ya da ihmali davranışla işlenmesi olduğuna işaret edilmiştir. Şu hâle göre; suç kastı bakımından her iki fıkra arasında bir fark yoktur. Kanunda açıkça belirtilmedikçe suç, kasten işlenir ve kast; suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK madde 21/1, 22/1). Görevi kötüye kullanma suçunun iki şekli de kasten işlenen suçlardandır. Böyle olduğu içindir ki; ikinci fıkrada düzenlenen ihmali davranışla görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunun manevi unsuru da kasttır ve "kamu görevlisinin görevini bilerek ve isteyerek ihmal etmesi veya geciktirmesini" gerekli kılar. Bu fıkradaki suçun, "dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeme" şeklindeki genel/basit taksirle işlenen bir suç olmadığı her türlü tartışmadan varestedir. Bu açıklamalar ışığında ön sorun konusu değerlendirildiğinde: ... Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan sanığın ... ve ... kod adlı gizli tanıklar hakkında 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu’na aykırı şekilde koruma kararı aldırmaması sebebiyle görevi kötüye kullanmak suçunu ve ayrıca ... kod adlı gizli tanığın dinlenmesi sırasında kimlik bilgilerinin ifşa olmaması için yeterli özeni göstermeyerek deşifre olmasına neden olduğundan bahisle 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun 20. maddesi yollamasıyla TCK'nın 258. maddesinde düzenlenen göreve ilişkin sırrın açıklanması suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasına istinaden, Özel Dairece İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama neticesinde; "...Sanığın doğrudan gizli tanıkla ilgili bilgileri ifşa etme kastı bulunmadığı, ancak gizli tanığın kimlik bilgilerinin ifşa olmaması için yeterli özeni göstermediği, böylece gerekli tedbiri almamak suretiyle gizli tanığın kimliğinin ortaya çıkmasına neden olduğu anlaşılmıştır. Sanığın sabit görülen gizli tanığın kimlik bilgilerinin ifşa olmasına ilişkin eyleminin hukuki nitelendirmesine gelince; her ne kadar sanık hakkında Tanık Koruma Kanunun 20. maddesi yollamasıyla TCK'nın 258. maddesinde düzenlenen göreve ilişkin sırrın açıklanması suçundan kamu davası açılmış ise de; anılan suçun oluşması için failin, görevi nedeniyle kendisine verilen veya aynı nedenle bilgi edindiği ve gizli kalması gereken belgeleri, kararları ve emirleri ve diğer tebligatı açıklama, yayınlama veya başkalarının bilgi edinmesini kolaylaştırma bilinç ve iradesi ile hareket etmesi gerektiği, somut olay bakımından açıklama ya da yayınlama hâlinin söz konusu olmadığı, başkalarının bilgi edinmesini kolaylaştırma fiili bakımından ise, failin göstermiş olduğu ihmal neticesinde başkalarının bilgi edinmesini kolaylaştırdığının farkında olması gerektiği, başka bir anlatımla bu durumun bilincinde olup buna kayıtsız kalınması gerektiği, somut olayda ise sanıkta gizli tanığın saklı kalması gereken kimlik bilgilerinin başkaları tarafından bilinmesi bilinç ve iradesi olmaksızın bu hususta yeterli özen ve dikkati göstermemesi durumunun söz konusu olduğu, hâl böyle olunca sanığın sabit görülen bu eyleminin TCK'nın 258. maddesinde tarif edilen göreve ilişkin sırrın açıklanması suçunu oluşturmayacağı, ancak gerek her iki gizli tanığı yasaya aykırı şekilde dinlemesi, gerekse de ... adlı gizli tanığın dinlenmesi sırasında gerekli tedbirleri almayarak adı geçenin gizli tanık olduğunun ortaya çıkmasına neden olmak şeklindeki eylemlerinin kül hâlinde görevi kötüye kullanma suçunun görev gereklerine aykırı davranış unsurunu oluşturacağı..." gerekçesiyle sanığın eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK'nın 257/1. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verildiği görülmektedir. Dava açan belge ve gerekçeye göre sübutu kabul edilen, "doğrudan gizli tanıkla ilgili bilgileri ifşa etme kastı bulunmayan sanığın, dinlediği ... ve ... kod adlı gizli tanıklar haklarında 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu uyarınca koruma kararı aldırmamak ve gizli tanığın kimlik bilgilerinin ifşa olmaması için yeterli özeni göstermemek, böylece gerekli tedbiri almamak suretiyle gizli tanığın kimliğinin ortaya çıkmasına neden olmak, gizli tanığın saklı kalması gereken kimlik bilgilerinin başkaları tarafından bilinmesi bilinç ve iradesi olmaksızın bu hususta yeterli özen ve dikkati göstermemek"ten ibaret eylemlerinin, kül hâlinde TCK'nın 257/2. maddesinde düzenlenen ihmali davranışla görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçuna vücut verebilecek fiiller olduğu gözetilmeden, icrai davranışla görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçunu düzenleyen aynı kanun maddesinin birinci fıkrası gereğince mahkûmiyet hükmü kurulmak suretiyle gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulduğu açıkça görülmektedir. Bu itibarla Özel Daire kararının, Anayasa'nın 141 ile CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçeyi içermediğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 25.06.2024 tarihli ve 6-25 sayılı kararının Anayasa'nın 141 ile CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçeyi içermemesi isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, 2- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.01.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla