KÜNYE
Hukuk Genel Kurulu 2024/753 E., 2025/572 K.
- Karar tarihi
- 24 Eylül 2025
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2023/42 E., 2023/121 K.
- Özel daire kararı
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 22.09.2022 tarihli ve
Karar Metni
1.922 kelime·10 dk okuma·12 bölüm
2022/4697 Esas, 2022/6869 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, davalı vekilinin karar düzeltme talebi sonucu Özel Dairece ilk bozma kararı kaldırılarak yeni bir gerekçeyle bozma kararı verilmiş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin Kasım 2012 tarihinden, iş akdinin feshedildiği 30.05.2016 tarihine kadar davalı şirkette mal satımı ve satın alma müdürü olarak çalıştığını, davalı tarafından müvekkilinin sigorta girişinin yapılmadığını, primlerinin ödenmediğini, iş akdinin haksız feshi nedeniyle doğan tazminat ve diğer alacaklarının da ifa edilmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret alacağı, prim alacağı, fazla mesai alacağı, yıllık izin ücret alacağı, UBGT alacağı, asgari geçim indirimi olmak üzere toplam 73.000,00 TL'nin davalıdan tahsilini istemiş, ıslah dilekçesi ile talebini 116.873,01 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davacının iddialarının asılsız olduğunu, taraflar arasında işçi-işveren ilişkisi bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. GÖREVSİZ MAHKEMEDE YAPILAN YARGILAMAYLA İLGİLİ SÜREÇ
1. Davanın açıldığı Gebze 3. İş Mahkemesinin 30.01.2018 tarihli, 2016/468 Esas, 2018/26 Karar sayılı kararıyla davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
2. Karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesinin 15.10.2020 tarihli, 2020/88 Esas, 2020/93 Karar sayılı kararıyla istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.
3. Karara karşı davalı vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 16.02.2021 tarihli, 2020/8783 Esas, 2021/4012 Karar sayılı kararıyla taraflar arasındaki uyuşmazlığın 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında olmadığı, davada genel mahkemelerin görevli olduğu gerekçesiyle karar bozulmuştur.
4. Gebze 3. İş Mahkemesinin 18.05.2021 tarihli, 2021/136 Esas, 2021/152 Karar sayılı kararıyla bozma kararına uyulmak suretiyle göreve ilişkin dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş, kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi ve talep üzerine dosya görevli mahkemeye gönderilmiştir.
IV. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Gebze 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.10.2021 tarihli ve 2021/167 Esas, 2021/230 Karar sayılı kararı ile taraflar arasında iş ilişkisi bulunmadığından iş hukukuna özgü olan dava dilekçesindeki alacak kalemlerinin talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 07.02.2022 tarihli, 2021/9013 Esas, 2022/644 Karar sayılı kararıyla; davacının davalı şirket bünyesinde çalıştığı ve işten çıkarıldığı sabit olmakla uyuşmazlığın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 393/2. maddesi çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği şeklindeki gerekçeyle bozma kararı verilmiştir.
3. Davalı vekilince karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine Özel Dairece bu kez yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “… 1-Dosyadaki yazılara mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre HUMK'nın 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiçbirine uygun olmayan davalının üçüncü bendin kapsamı dışında kalan sair karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
2-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davacı vekilinin üçüncü bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
3-Uyuşmazlık taraflar arasındaki hukuki ilişkinin hizmet akdi mi, adi ortaklık mı olduğuna ilişkindir.
Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir ( TBK. 620/1 md. ).
Adi ortaklık sözleşmelerinde "şekil serbestisi" ilkesi uygulanmakta olup, ortaklık ilişkisinin sözlü olarak da kurulabilmesi mümkündür. Adi ortaklık sözleşmesinde şekil, ispat açısından önem arz etmektedir.
İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir (HMK m.190/1). Taraflar arasında ortaklık ilişkisinin varlığına dair ihtilaf çıktığında, ispat yükü, ortaklık ilişkisinin varlığını iddia edene düşer.
Adi ortaklık ilişkisi, TBK'nın 620 inci maddesinde de tanımlandığı gibi sözleşme temeline dayanmakta olup, aynı zamanda bir hukuki işlemdir. Bu nedenle, parasal sınırın üzerindeki ortaklık ilişkisinin varlığının ispatında, kural olarak, senetle ispat zorunluluğu geçerlidir.
Somut olayda; davacı, davalı şirket ile aralarında hizmet akdi ilişkisinin olduğunu iddia etmiş, davalı ise savunmalarında aralarındaki hukuki ilişkinin adi ortaklık olduğunu beyan etmiştir. Davalı tarafından dosyaya sunulan, imzası davacı tarafından inkar edilmemiş ortaklık sözleşmesine göre; tarafların adi ortaklık kurduğunun yazılı olarak ispatlandığı ve yapılan satışlardan nasıl kar payı dağıtımı yapılacağının belirlendiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca davacının ekonomik risk kendisine ait olacak şekilde çalıştığı, işyerinde kendisine emir ve talimat veren kimse olmadığı gibi kayden sigortalı olarak da görünmediği, işyeri organizasyonu içerisinde yer almasının tamamen işin mahiyetinden kaynaklı olduğu ve bunun da davalıya bağımlı çalıştığı sonucunu doğurmayacağından aralarındaki hukuki ilişkinin hizmet akdi olmadığı Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 16/02/2021 tarih, 2020/8783 esas, 2021/4012 karar sayılı ilamı ile de kesinleşmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hâkime aittir.(6100 sayılı HMK m.33). Dava dilekçesinde anlatılan maddi vakıalar doğrultusunda ilk derece mahkemesinin, davacının kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, UBGT ücreti, yıllık izin ücreti ve AGİ alacağı taleplerinin reddine karar vermesi yerinde ise de, davacının Mayıs 2015 tarihinden fesih tarihine kadar olan ücret ve prim alacağı talebinin kar payı alacağına ilişkin olduğunun gözetilmemesi doğru görülmemiştir.
Hâl böyle olunca, ilk derece mahkemesince yapılacak iş; iddianın ileri sürülüş sebebine göre, davacının talebinin kar payı alacağına ilişkin olduğunu gözeterek davanın esasını incelemek ve hâsıl olacak sonuca göre davacının kar payı alacağına hükmetmek olmalıdır.
Ne var ki mahkeme kararının açıklanan bu hususlar gözetilerek bozulması gerekirken, zuhulen farklı bir sebeple bozulduğu bu defa yapılan inceleme ile belirlendiğinden, davalının bu yöne ilişkin karar düzeltme isteminin kabulüne karar vermek gerekmiştir…" şeklindeki gerekçeyle önceki bozma kararı kaldırılarak hükmün açıklanan değişik gerekçeyle bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Verilen Direnme Kararı
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken direnme kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Ön Sorun
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle; bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinden sonra yapılan yargılamada 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) ve söz konusu mülga Kanun'da düzenlenen karar düzeltme yolunun işlerlik kazanıp kazanmayacağı, bu noktada yargılamanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na (HMK) tâbi olduğu kabul edilecek olur ise yargılama sürecinde HMK'nın istinaf ve temyize ilişkin hükümlerinin usulüne uygun şekilde tatbik edilip edilmediği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.
1. İlgili Hukuk
1. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440 vd. maddeleri
2. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341-373. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Hukuka aykırı veya haksız olduğu iddia edilen yargı kararlarının, kural olarak bir üst dereceli veya farklı mahkemelerce, istisnai olarak da kararı veren mahkemece tekrar incelenmesine ve değiştirilmesine olanak tanıyan hukuksal mekanizmalara genel olarak “kanun yolu” denilmektedir.
2. Bir uyuşmazlıkla ilgili olarak mahkemelere başvurulduğunda mahkemenin bu uyuşmazlığı nasıl çözümleyeceği, yargılama faaliyetini yürütürken nasıl bir yöntem izleyeceği, tarafların usul işlemlerini hangi süre ve kurallara bağlı kalarak gerçekleştireceği usul hukukunun konusunu oluşturmakta olup kanun yolları da bir usul hukuku kurumudur.
3. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde ilk derece ve temyiz mahkemesi olmak üzere iki dereceli yargılama sistemi uygulanmaktayken Yargıtayın içtihat mahkemesi olma niteliğinin korunması ve denetim yargılamasının güçlendirilerek daha etkin hâle getirilmesi için ülkemizde istinaf aşamasının varlığı gerekli görülmüş ve henüz HUMK'un yürürlükte olduğu dönemde 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun ile bölge adliye mahkemeleri kurulmuştur. Ne var ki 5235 sayılı Kanun 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de bölge adliye mahkemeleri hemen göreve başlayamamıştır.
4. İstinaf sistemi 01.11.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK'da da öngörülmüş ve kanun yollarını düzenleyen 341-381. maddeleri arasında sırasıyla istinaf (md. 341-360), temyiz (md. 361-373) ve yargılamanın iadesi (md. 374-381) düzenlenmiştir.
5. Ancak bölge adliye mahkemeleri HMK'nın yürürlüğe girdiği dönemde de henüz göreve başlayamamış, bu sebeple istinaf sistemi fiilen uygulanamayacağından kanun koyucu 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesiyle HMK'ya eklenen "Geçici Madde 3" düzenlemesiyle bir geçiş öngörmüştür. Buna göre bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar HUMK'un temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunacak ve bu tarihten önce verilen kararlar hakkında ise kesinleşinceye kadar HUMK'un 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 444. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacaktır.
6. Anılan geçici 3. madde düzenlemesiyle bölge adliye mahkemeleri göreve başlayamadığı sürece, 01.10.2011 tarihinden sonra verilen kararlar için, bölge adliye mahkemesi yerine 1086 sayılı Kanun hükümlerine göre temyiz ve ardından karar düzeltme yoluna başvurulmasının yolu açılmıştır.
7. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesinin 25.03.2016 tarihli kararnamesi ile bölge adliye mahkemelerine atamalar yapılarak 20.07.2016 tarihi itibariyle istinaf sistemi fiilen faaliyete geçirilmiştir.
8. Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamasından sonra temyiz kural olarak ilk derece mahkemelerinin kararlarına karşı başvurulan ilk aşama kanun yolu olmaktan çıkmıştır. Bundan böyle ilk derece mahkemelerinin kararlarına karşı, ilk önce bölge adliye mahkemelerine, buradaki istinaf incelemesi üzerine verilen kararlara karşı da temyiz yoluna başvurulabilinecek ve mülga Kanun uygulaması olan karar düzeltme yolu artık tatbik edilemeyecektir.
9. Bununla birlikte HMK'nın 373/4. maddesi gereği, Yargıtayın bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya uygun olarak karar verildiği takdirde istinaf yolunu atlayan kanun koyucunun bu karara karşı ancak temyiz yoluna başvurulabileceğini öngördüğü de göz ardı edilmemelidir.
10. Bu açıklamalar ışığında ön sorun incelendiğinde. HMK döneminde açılan eldeki davada ilk karar bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten sonra, 30.01.2018 tarihinde verilmekle önce istinaf kanun yolu işlerlik kazanmış, istinaf mahkemesi kararının temyizi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi görev yönünden bozma kararı vermiş, iş mahkemesince bu bozmaya uyularak dava usulden reddedilmiştir.
Görevli Gebze 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin direnmeye esas 08.10.2021 tarihli kararında, henüz HMK'nın 373/4. maddesi tatbik olunamayacakken istinaf olarak gösterilen kanun yolu yanılgılı değerlendirmeyle temyiz olarak tashih edilmiştir. Bu sebeple davacı taraf temyiz yoluna başvurduğunu belirtmiş ise de ilk derece mahkemesi kararının öncelikle istinaf incelemesinden geçmesi gerektiği açıktır.
Buna rağmen Özel Daire tarafından işin esası incelenerek bozma kararı tesis edilmiş ve kararda geçici 3. maddenin işlerlik kazanacağı değerlendirmesiyle karar düzeltme yolu açık olarak gösterilmiştir. Oysa bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten sonra yapılan söz konusu incelemede karar düzeltme yolunun mevcut olmadığında tereddüt olmamalıdır.
Karar düzeltme yolunun açık olduğunun belirtilmesi üzerine davalı tarafça bu yönde dilekçe verilmiş ve Özel Daire bu kez önceki bozma kararını kaldırarak yeni bir bozma kararı tesis etmiştir. Temyiz istemine konu direnme kararı da bu bozma kararına ilişkin olarak verilmiştir.
11. Hukuk Genel Kurulunun direnme kararı üzerine temyiz incelemesi yapabilmesi için ortada öncelikle usulüne uygun şekilde tesis edilmiş direnme hükmünün bulunması zorunludur. Hemen yukarıda ortaya konulan sürece bakıldığında, davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesinin 08.10.2021 tarihli kararına karşı kanun yolu başvurusunun istinaf başvurusu olarak değerlendirilmesi ve uyuşmazlığın öncelikle bölge adliye mahkemesi nezdinde incelenmesi gerekirken temyiz yoluna geçildiği ve yürürlükteki usulde mevcut olmayan karar düzeltme yoluyla bozma kararı verildiği, direnmenin de bu karar esas alınarak tesis edildiği, bu hâlde 08.10.2021 tarihinden sonra verilen bozma kararı ve direnme kararının hukuken bir değer taşımadığı açıktır.
12. Hâl böyle olunca temyize esas direnme kararının, Özel Dairenin karar düzeltme ve temyiz incelemesi yoluyla verdiği bozma kararlarının kaldırılarak istinaf incelemesine ilişkin sürecin usulüne uygun şekilde tamamlanabilmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
VII. KARAR
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/753, K. 2025/572, 24 Eylül 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama