İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

A.b. Başvurusu (B. No: 2016/22702)

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, tutukluluğa ilişkin

Başvuru No2016/22702Tarih31 Ekim 2019Okuma38 dk · 7.615 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul A.B. Başvurusu

Karar tarihi
31 Ekim 2019
Başvuru Numarası
2016/22702
R.G. Tarih ve Sayı
29/1/2020-31023
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.615 kelime·38 dk okuma·23 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, tutukluluğa ilişkin

kararların kapalı bir devre içinde faaliyet gösteren ve bağımsız ve tarafsız

olmayan sulh ceza hâkimliklerince karara bağlanması ve soruşturma dosyasına

erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının;yetkisi olmayan soruşturma mercileri tarafından

verilen kararlar uyarınca konutta ve işyerinde arama yapılması nedeniyle özel

hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının; el koyma işlemi nedeniyle

mülkiyet hakkının; gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar nedeniyle de kötü

muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/9/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

7. İkinci Bölüm tarafından 13/6/2019 tarihinde, niteliği

itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden

başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

9. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve

yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında

Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet

Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu

değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok

sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma başlatılmıştır.

11. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün, Yüksek Mahkeme

üyelerinin de aralarında bulunduğu üç bine yakın yargı mensubu hakkında

FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında

gözaltı ve tutuklama tedbirine başvurulmuştur (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).

12. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul

etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde

(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz

mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde

verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin

silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmıştır.

13. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine

ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak

soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,

başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere

maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler Selçuk Özdemir kararında geniş olarak açıklanmıştır (Selçuk Özdemir, § 22).

B. Başvurucuya İlişkin Süreç

14. Başvurucu 24/2/2011 tarihinde Yargıtay üyeliğine

seçilmiştir. Soruşturma sürecinde ise başvurucunun meslekten çıkarılmasına

karar verilmiştir.

15. Darbe teşebbüsü sonrası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısının 16/7/2016

tarihli yazılı talimatıyla "Türkiye

genelinde hükümeti devirmeye ve anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs etmek

suçunun hâlen işlenmeye devam edildiği, bu suçu işleyen Fetullah[çı] Terör Örgütlenmesi

üyelerinin yurt dışına kaçıp saklanma ihtimali bulunduğu"

gerekçesiyle başvurucunun gözaltına alınmasına; konutu, aracı ve işyerinde

arama yapılmasına karar verilmiştir.

16. Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 17/7/2016

tarihinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre şüphelinin ve müdafiinin dosya

içindeki belgeleri incelemesinin ve belgelerden örnek almasının kısıtlanmasına

karar verilmesini Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinden talep etmiştir. Hâkimlik

17/7/2016 tarihinde dosya içeriğinin incelenmesi veya belgelerden örnek

alınmasının kısıtlanmasına karar vermiştir.

17. Ankara Emniyet Müdürlüğüne bağlı polislerce başvurucunun

konutu ve aracında 18/7/2016 tarihinde, işyerinde 19/7/2016 tarihinde arama

yapılmış ve suç delili olabileceği değerlendirilen bazı dijital materyallere

(laptop, flash disk, CD ve cep telefonu gibi) el

konulmuş; aynı zamanda başvurucu 18/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

18. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. Savcılık, ifade alma sürecine

geçmeden önce başvurucuya, FETÖ/PDY üyesi olması ve bu örgütün yargı ayağını

oluşturması nedeniyle hakkında bir soruşturma yürütüldüğünü bildirmiştir.

Başvurucu, ifadesinde; Yargıtay üyesi olarak görev yaptığını, bu nedenle

hakkında yürütülecek bir ceza soruşturmasının ancak Yargıtay 1. Başkanlık

Divanının görevlendireceği bir Ceza Dairesi başkanı tarafından yapılabileceğini

belirtmiştir. Başvurucu ayrıca hakkında iddia edilen suç yönünden suçüstü hâli

olmadığından genel hükümlere göre soruşturma yapılamayacağını, ifadesini

yetkili makama vermek istediğini belirtmiş ve isnat edilen suçlamalara ilişkin

olarak bir beyanda bulunmamıştır.

19. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucuyu 20/7/2016

tarihinde, tutuklanması istemiyle Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk

etmiştir. Başvurucu hakkındaki talep yazısında, başvurucunun "15-16 Temmuz 2016 tarihlerinde cebir ve şiddet

kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya

veya değiştirmeye teşebbüs ve FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütüne üye olmak

suç[ların]dan

mevcutlu olarak gönderildiği" belirtilerek "atılı suçların CMK [Ceza Muhakemesi

Kanunu] 100/3-a-11 maddesinde tutuklama

nedeni olarak gösterilmesi, FETÖ örgütünün bir kısım üyelerinin olaydan sonra

kaçtıkları tespit edilmiş olup [başvurucunun da aralarında olduğu] mevcutlu şüphelilerin de kaçma şüphesinin bulunması,

delillerin henüz tam olarak toplanmayışı, şüphelilerin delillere tesir edip

delilleri değiştirme ihtimallerinin olması, AİHM'nin [Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi] birden çok vermiş olduğu

kararlarında belirtildiği üzere şüphelilerin salıverilmeleri halinde adaletin

işleyişine zarar verecek faaliyetlerde bulunma tehlikesinin veya başka suçlar

işleme tehlikesinin bulunması nedenlerine göre" tutuklanmasına

karar verilmesi istenmiştir.

20. Başvurucunun sorgusu Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinde aynı

gün yapılmıştır. Savcılığın talep yazısı ve kısıtlama kararı kapsamı dışında

kalan bilgi ve belgeler, sorgu işlemi öncesinde Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya

okunmuştur. Sorgu tutanağında, başvurucuya isnat edilen suçların anlatıldığı da

belirtilmiştir. Bu sırada başvurucunun avukatı da hazır bulunmuştur. Sorgu

işlemi, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla kayda alınmıştır.

Başvurucu, sorgu sırasındaki ifadesinde özetle soruşturmanın 4/2/1983 tarihli

ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'na göre yürütülmesi gerektiğini, herhangi bir

örgütün üyesi olmadığını ve suçlamaları kesinlikle kabul etmediğini

belirtmiştir.

21. Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliği sorgu sonucunda başvurucunun

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir.

Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Şüpheliler ...A.B. [Başvurucu]...'un üzerlerine atılı bulunan silahlı terör

örgütüne üye olma suçunu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren şüphelilerin üyesi oldukları yüksek yargı organı tarafından haklarında

alınan karar içerikleri, bir kısım şüpheliler hakkında yapılan açık kaynak

araştırmalarına ilişkin düzenlenen tutanaklar, dosyada mevcut bilgi, belge ve

araştırma tutanakları, arama - el koyma ve yakalama tutanakları ile tüm dosya

kapsamındaki somut delillere göre soruşturmanın henüz tamamlanmadığı şüphelilerin

üzerlerine atılı suçun temadi eder nitelikte suçlardan olduğu, şüpheliler

hakkında delillerin henüz toplanamadığı, şüphelilerin kaçma ve delilleri

karartma ihtimallerinin mevcut olduğu, açıklanan nedenlerle adli kontrol

uygulamasının da yetersiz kalacağı, şüphelilerin üzerlerine atılı suçun CMK

100/2-11 maddesi hükmündeki suçlardan olması da değerlendirilerek CMK’nun 100. maddesi ile ilgili düzenlemeler ile AİHS [Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi] 5. maddesindeki

tutuklama şartları kapsamında isnat olunan suç ile orantılı olarak tedbir

kapsamında şüphelilerin CMK.nun 101 maddeleri

uyarınca ayrı ayrı tutuklanmalarına ... [karar verildi.]"

22. Başvurucu bu karara itiraz etmiş, Ankara 7. Sulh Ceza

Hâkimliği 2/8/2016 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir.

23. Başvurucu, anılan kararı 17/8/2016 tarihinde öğrenmiştir.

24. Başvurucu 9/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

25. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

kamu davası açılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben fezleke

düzenlemiştir. Anılan fezlekede 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe

teşebbüsünün arkasında FETÖ/PDY'nin olduğu

belirtilerek bu yapılanmaya mensup oldukları, yapılanmanın emir ve talimatları

doğrultusunda hareket ettikleri değerlendirilen yargı mensupları hakkında adli

soruşturma yapıldığına değinilmiştir. Savcılık, darbe tehlikesinin tam olarak

bertaraf edilemediğine dikkat çekerek ağır ceza mahkemesinin görev alanına

giren suçüstü hâlinin mevcut olduğunu belirtmiştir. Fezlekede, bu durum dikkate

alınarak başvurucu hakkında genel hükümlere istinaden Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca 16/7/2016 tarihinde soruşturma başlatıldığı ifade edilmiştir.

26. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/12/2017 tarihli

iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

cezalandırılması istemiyle Yargıtay 9. Ceza Dairesinde (ilk derece mahkemesi

sıfatıyla) kamu davası açılmıştır. FETÖ/PDY'ye ve bu

örgütün yargıdaki yapılanmasına ilişkin genel bilgilerin yer aldığı iddianamede

başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair temel olarak Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığının fezlekesindeki olgulara dayanılmıştır. Bu noktada iddianamede,

birtakım şüpheli ve tanıkların başvurucunun bu yapı içinde olduğu yönündeki

beyanlarına ve HTS kayıtlarının incelenmesi sonucunda elde edinilen verilere

yer verilmiştir. İddianamede yer verilen bu deliller özetle şöyledir:

i. Şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan M.G. beyanında; başvurucu

ile birlikte Ordu'nun Akkuş ilçesinde görev yaptıklarını, başvurucunun

konuşmalarından FETÖ/PDY'ye mensup olduğunun açıkça

anlaşıldığını, o ilçede örgütle irtibatlarının Z.K. tarafından sağlandığını

belirtmiştir.

ii. Şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan İ.D. beyanında;

başvurucunun hemşehrisi olduğunu, Yargıtay üyesi

olduktan sonra bu kişinin FETÖ/PDY tarafından Yargıtay üyesi seçtirildiğini

öğrendiğini belirtmiştir.

iii. Gizli tanık olarak ifadesi alınan "Sinop"

beyanında; katıldığı sohbetlerde ve görev yaptığı adliyelerde FETÖ/PDY mensubu

olan birçok kişiyi tanıdığını, bunlardan birinin de başvurucu olduğunu

belirtmiştir.

iv. Gizli tanık olarak ifadesi alınan "Murat" beyanında;

üniversitede hukuk fakültesinde öğrenci iken FETÖ/PDY'ye

mensup birden fazla kişiyi tanıdığını, bu kişilerden birinin de başvurucu

olduğunu, başvurucunun da aralarında olduğu bu kişilerle hep beraber FETÖ/PDY

tarafından organize edilen toplantı, piknik, kamplar ve konferanslar gibi

çeşitli etkinliklere katıldıklarını belirtmiştir.

v. Başvurucunun HTS kayıtlarının incelenmesi sonucunda, FETÖ/PDY'nin sivil imamları olduğu belirtilen C.S. ve S.A.yla bazı baz istasyonlarında ortak baz hareketliliğinin

olduğu tespit edilmiştir.

vi. Başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisaklı kurum olduğu belirlenen

Kimse Yok Mu Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği'nden seksen yedi kez mesaj almak

suretiyle bu dernekle iletişim kurduğu belirtilmiştir.

27. İddianamede başvurucu hakkındaki soruşturmanın yürütülmesine

ilişkin olarak "...isnat olunan ...

suçun ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren ve temadi eden suçlardan

olduğu, temadinin fiili ve hukuki kesintiye uğradığı tarihe kadar suçun

işlenmeye devam ettiği, yerleşik yargı kararları ile de kabul edilmiştir. Bu

itibarla; kesinti yani yakalanma tarihi, suç tarihi olarak, bir başka ifadeyle

suçüstü hali olarak kabul edileceğinden şüpheli hakkındaki soruşturma genel

hükümlere göre sürdürülmüştür." değerlendirmesine yer

verilmiştir.

28. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin

hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"...

Şüpheli A.B.[Başvurucu]'nin, hukuk fakültesinde

öğrenim gördüğü yıllardan başlamak üzere hakim olarak görev yaptığı dönemde

dahi terör örgütünün çeşitli isimler altında yaptığı toplantılarına iştirak

ettiği, terör örgütü mensuplarının 2010 yılında Hâkimler ve Savcılar Yüksek

Kurulu'nda çoğunluğu ele geçirmelerini müteakiben, örgüt liderinin talimatı ile

örgüt üyelerinin kendi aralarında yaptıkları toplantılar sonucunda Yargıtay

üyeliğine seçilmesine karar verilen isimlerden olduğu, örgütün sivil

imamlarıyla ortak baz hareketliliği oluşturacak biçimde biraraya

geldiği, örgüt ile iltisaklı kurumlarda olan Kimse Yok mu isimli dernekten 87

kez mesaj almak suretiyle iletişim kurduğu anlaşılmıştır.

Bu şekilde şüphelinin hiyerarşik yapıya dahil

olduğu, sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve

amacına uygun hareket ettiği, FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün üyesi

olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

..."

29. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 9/1/2018 tarihinde iddianamenin

kabulüne karar vermiş ve E.2018/9 sayılı dosya üzerinden kovuşturma

başlamıştır.

30. Yargıtay 9. Dairesi 7/8/2018 tarihli ikinci duruşmada,

soruşturma aşamasında başvurucu ile ilgili beyanda bulunan İ.D.yi tanık olarak dinlemiştir. Tanık İ.D.nin duruşmada vermiş olduğu beyanın ilgili kısmı

şöyledir:

"...

Yargıtaya üye olarak seçildik 2011 yılında A. [Başvurucu] Bey'le biz şeyde 13. Ceza Dairesinde birlikte görev

aldık. 13. Ceza Dairesinde birlikte görev yaptığımız sırada cemaat o zaman

kendi mensuplarını sohbet grubu olarak daire bazında görevlendirmişti ben A.[Başvurucu] Bey'i de öyle hatırlıyorum yani bizim dairede

görevli arkadaşlar A.B. [Başvurucu],

Z.D., M.M.F., 13. Ceza da görevli H.B. bir kişi daha vardı şuan ismini

hatırlayamadım. A.K. aynı grupta belli bir süre görev aldık. Yani belli

sohbetlere katıldığımızı hatırlıyorum.

...

himmet parası şöyle herkesin her an verdiğini göremezsiniz grup sorumluları

topluyordu grup sorumlularına arkadaşlar veriyorlardı ama durumu ne zaman

müsaitse o zaman veriyor herkes yani birebir bazen sohbetler ediliyordu.

...

Takip ediliyor ama diyelim sohbete geldi o

arkadaş o anda arkadaş mesela para getirmemişse daha sonra veriyordu yani

herkesin birebir aidat verdiğini görmeniz mümkün değil bazen görürsünüz bazen

göremezsiniz yani A. [Başvurucu] Bey'i ben bizzat aidat verdiğini şuanda

hatırlamıyorum ama sohbete gelenler genelde aidat verirler..."

31. Yapılan yargılama sonucunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi,

21/5/2019 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma

suçundan 8 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükümle birlikte

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Kararın gerekçesinin başvurucu

hakkındaki tanık beyanlarına ilişkin kısmı şöyledir:

"...Tanıklardan B.E.nin

açık beyanı ile FETÖ/PDY yandaşı olan grup tarafından sanığın ön plana

çıkarıldığı ve o grubun seçilmesini istediği bölüm içerisinde yer aldığınıbildirmektedir.

FETÖ/PDY'nin Yargı

ve Yüksek Yargı içindeki yapılanması örgütün yapısının anlatıldığı bölüm

içerisinde ayrıntılı bir şekilde yer almıştır. Örgüt kendi yandaşlarını yüksek

yargıya seçtirmek için ağırlık koymuş ve hatta yapılan bu ev toplantısında

örgütün lanse ettiği sayının fazlalığı gündeme geldiği zaman toplantıya ara

verilmiş bir kısım örgüt yandaşı yetkililer kendi içlerinde konuşmuşlar ve

örgütün 140 kişinin altında bir kontenjana razı olmadığını bildirmişlerdir. Bu

belirleme tanık beyanlarına göre 'bu işin daha önce hocaya sorulduğu' ve

koridorda görüşme yapıp dönenler tarafından bu durumun tebliğ edildiği

anlaşılmıştır.

Bunun üzerine yine yukarıdaki 2 tanığın

anlatımına göre yeniden pazarlık yapılmış ve sayı 108'e kadar indirilmiştir. Bu

nedenle sanığın FETÖ/PDY örgütü yandaşları tarafından mutlak surette Yargıtay'a

seçilmek istenmesi yolundaki veri (kaldı ki seçim bu şekliyle gerçekleşmiştir)

örgütün niteliği yapısı, amaçları doğrultusunda sanık aleyhine bir delil olarak

kabul edilmiştir.

Tanık M.G. sanığın 2000-2002 yılları arasında

Akkuş'ta hakim olarak görev yaptığı dönemde örgüt toplantılarına katıldığını

belirtmiş kriminolojik olarak yapılan değerlendirmede tanıklardan C.A.nın 2011 yılında Adana'ya tayin olmasının akibinde örgütün özel yetkili mahkemelerde çalışan hakim

savcıların oryantasyonu için yaptığı toplantıya sanığın da katıldığını

belirtmesi karşısında sanığın örgüt ile bağını geçenzamana

rağmen koparmadığını gösteren önemli bir delil olarak heyetçe takdir

edilmiştir.

Sanığın meslek hayatında önemli yer tutan

Yargıtay üyeliğine seçimi ve daha sonraki Yargıtay mahrem yapılanmasındaki yeri

ise tanıklar İ.D., B.E. ve M.S. birbirleri ile uyumlu beyanları ile ortaya

çıkmıştır.

Şöyleki; tanık İ.D. dosyaya yansıyan beyanlarında 2011 yılı Yargıtay üyeliği

seçiminden önce kendi yazlık evinde yapılan örgütün üye olmasını planladığı

hakim savcılarla yapılan örgütsel toplantıya sanığın da katıldığını belirtmiş;

devamında ise tanık B.E. sanığın, örgüt mensuplarının M.K.nın evinde yaptığı toplantı da onların isteği ve

ısrarı ile Yargıtay üyesi olarak seçilen kişilerden olduğunu söylemiştir. Bunun

yanında tanık İ.D.nin sanığın Yargıtay üyesi olduktan

sonra da örgütün mahrem yapılanmasında yer alıp Yargıtayda

oluşturtuğu örgütsel grup toplantılarına katıldığı,

himmet verdiği yönündeki anlatımı ... aleyhe delil olarak değerlendirilmiştir

..."

32. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararı başvurucu

tarafından temyiz edilmiş olup bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

dosya temyiz incelemesi için Yargıtay Ceza Genel Kurulundadır.

IV. İLGİLİ HUKUK

33. İlgili hukuk için bkz. Salih

Sönmez, B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 33-56.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 31/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucu; gözaltında altı kişinin kalabileceği bir

nezarethanede otuz bir kişi ile birlikte kaldığını, bu sürede avukat

yardımından yararlandırılmadığını, ters kelepçe takılarak nezarethaneye

götürüldüğünü, daha sonra adliyeye de bu şekilde getirildiğini belirterek

işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

36. Bakanlık görüşünde; başvurucunun bu bölümdeki iddialarına

ilişkin olarak başvuru yollarını tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu

belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca başvuru yolları tüketilmiş olsa dahi

iddia edilen eylemlerin kötü muamele oluşturmadığı ifade edilmiştir.

37. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında; evinin

aranması sonrasında gözaltına alındığını, gözaltına alınmasının akabinde

emniyete götürülene kadar kendisine herhangi bir şekilde kelepçe takılmazken

nezarethanede ve adliyede ters kelepçe takılmasının açık bir kötü muamele

oluşturduğunu, bu işlem sonrasında herhangi bir yola başvurulmasının kötü

muameleyi ortadan kaldırmayacağını, kaldı ki olağanüstü hâl döneminde yapılan

düzenlemelerle bu tür işlemlere karşı bir sorumsuzluk hâli getirildiğini

belirtmiştir. Başvurucu, bu noktada Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının vermiş

olduğu kovuşturmaya yer olmadığına dair bir kararı bu açıklamasına dayanak

olarak ifade etmiş ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini tekrar ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013 § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, gözaltı

sırasında ve devamındaki bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının

ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının

Anayasa'nın 17. maddesi çerçevesinde kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi

gerekir.

39. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

41. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

hak arama yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

42. Somut olayda gözaltı sürecindeki kötü muamele iddialarına

ilişkin olarak başvurucu, genel olarak gözaltında iken kamu görevlileri

tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ve insani olmayan gözaltı

koşullarında tutulduğunu ileri sürmektedir. Bu bölümdeki iddialar bir bütün

olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gözaltına alındığı andan itibaren kamu

görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi olduğu görülmektedir.

Başvurucu, gözaltında tutma koşullarının yetersizliğinden bahsetmişse de bu

kapsamda maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamu görevlilerinin

kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mı kaynaklandığını

açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddiaların Anayasa Mahkemesince

doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belge bulunmadığı anlaşılmıştır.

Bu bağlamda somut olayın koşullarının başvurucunun anılan iddialarının kamu

görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair adli

ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konması gerekmektedir (benzer yöndeki

bir değerlendirme için bkz. Mehmet Hasan

Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, § 249).

43. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini, varsa bu konudaki

kanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

iletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini,

çözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

45. Başvurucu, bilgisayarına ve cep telefonuna 5271 sayılı

Kanun'un 134. maddesine açıkça aykırı bir biçimde el konulduğunu belirterek

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

46. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddiasına

ilişkin olarak başvuru yollarını tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu

belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca başvuru yolları tüketilmiş olsa dahi

iddia edilen eylemlerin mülkiyet hakkına yönelik bir ihlal niteliği taşımadığı

ifade edilmiştir.

47. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında, genel olarak

başvuru formundaki iddialarının tekrarı niteliğinde açıklamalarda bulunmuştur.

2. Değerlendirme

48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü mülkiyet hakkının ihlal edildiğine

ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının bu kapsamında

incelenmesi gerekir.

49. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

50. Anayasa Mahkemesi, elkoyma

tedbirinin hukuka aykırı olmasından dolayı mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu

olduğunu kabul etmiştir (Nuray Işık,

B. No: 2014/7561, 28/9/2016, §§ 58-69). Somut olayda başvurucunun bu kapsamdaki

şikâyeti bakımından anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut

değildir.

51. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Özel Hayata Saygı ve

Konut Dokunulmazlığı Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

52. Başvurucu -Yargıtay üyesi olarak- hakkında Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca soruşturma yürütülmesinin mümkün olmadığını, bu itibarla

görevsiz mercilerce verilmiş arama kararına dayanılarak konutunda ve işyerinde

arama yapıldığını belirterek özel hayata ve aile hayatına saygı ile konut

dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

53. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarına

ilişkin olarak başvuru yollarını tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu

belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca başvuru yolları tüketilmiş olsa dahi

iddia edilen eylemlerin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına yönelik

olarak bir ihlal niteliği taşımadığı ifade edilmiştir.

54. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında, genel olarak

başvuru formundaki iddialarının tekrarı niteliğinde açıklamalarda bulunmuştur.

2. Değerlendirme

55. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı

haklarının ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının bu kapsamında incelenmesi gerekir.

56. Anayasa Mahkemesi Hülya

Kar ([GK], B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma

tedbirlerinin maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda

yapılması gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren

makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme

yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları

kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan

zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî

uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden

daha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler için

bkz. Hülya Kar, §§ 21-46).

57. Somut olayda başvurucu hakkında başlatılan bir soruşturma

kapsamında başvurucunun aracında, konutunda ve işyerinde arama yapıldığı

görülmektedir (bkz. § 17). Başvurucu, bu tedbir nedeniyle özel hayata ve aile

hayatına saygı ile konut dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğini iddia

etmektedir. Söz konusu tedbirin bir soruşturma kapsamında maddi gerçeğin ortaya

çıkmasını temin etmek amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

58. Anayasa Mahkemesi, koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde

kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma

tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi

bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir, kesin bir

hukuki düzenlemeye dayanmaktadır ve başvurucuya itirazlarını sorumlu makamlar

önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme imkânı tanınmıştır. Bundan başka

tedbir, süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır.

59. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma

tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde

başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma

tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru

formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

60. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, özel hayata

saygı ve konut dokunulmazlığı haklarına yönelik bir ihlal bulunmadığından açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

D. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltına Almanın

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

61. Başvurucu, suç şüphesi olmaksızın gözaltına alınması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

62. Bakanlık görüşünde, bu bölümdeki iddialara ilişkin bir

açıklamada bulunulmamıştır.

b. Değerlendirme

63. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

64. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

65. Somut olayda, başvurucu yönünden gözaltı tedbirinin hukuki

olmadığına ilişkin iddiayla ilgili olarak yukarıda anılan kararlarda varılan

sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

66. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a.Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

67. Başvurucu; somut olay bakımından tutuklama nedenlerinin

bulunmadığını, tutuklamaya neden olabilecek hiçbir maddi olgunun kararda

gösterilmediğini, tutuklama kararının gerekçesiz olduğunu ve tutuklama

kararında ölçülülük ilkesinin dikkate alınmadığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

68. Başvurucu ayrıca soruşturma tarihi itibarıyla Yargıtay

üyeliği sıfatının devam ettiğini, bu nedenle hakkındaki soruşturmanın ilgili

mevzuatta belirtilen özel soruşturma usulüne uyularak yürütülmesi gerektiğini,

ancak hakkında öngörülen özel soruşturma usulüne aykırı davranılarak genel

hükümlere göre soruşturma yürütüldüğünü, olayda kendisi yönünden suçüstü

hâlinin mevcut olmadığını ileri sürmüştür.

69. Bakanlık görüşünde; başvuruya isnat edilen suçun terör

örgütü üyeliği olması,bu suçun temadi eden bir suç

niteliği taşıması ve temadinin yakalanma anına kadar devam edeceği hususları

dikkate alındığında başvurucu açısından suçüstü hâlinin mevcut olduğu, ayrıca

isnat edilen suçun ağır cezayı gerektiren bir suç niteliği taşıdığı, hem 5271

sayılı Kanun'un 161. maddesinin 3. fıkrasındaki hem de 2797 sayılıKanun'un

46. maddesindeki düzenlemeler dikkate alındığında başvurucu hakkında yürütülen

soruşturmanın ulusal mevzuata uygun olduğu belirtilmiştir.

70. Bakanlık görüşünde ayrıca somut olayda başvurucu açısından

kuvvetli suç şüphesinin var olduğu ve tutuklama tedbirinin orantılı olduğu

ifade edilerek başvurucunun bu başlık altındaki iddialarının açıkça dayanaktan

yoksun olduğu belirtilmiştir.

71. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında; genel olarak

başvuru formundaki iddialarının tekrarı niteliğinde açıklamalarda bulunmuştur.

b. Değerlendirme

72. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

73. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

74. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

75. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir.

Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

76. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın

olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 57).

77. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

78. İlgili genel ilkeler için bkz. Salih Sönmez (§§ 99-104) başvurusu hakkında verilen karar.

(2)

İlkelerin Olaya Uygulanması

79. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin

mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü

üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır.

80. Diğer taraftan başvurucu, görevinden kaynaklanan güvencelere

riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.

81. 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,

Yargıtay üyelerinin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri

iddia edilen suçları ile kişisel suçları için soruşturma açılmasının Birinci

Başkanlık Kurulunun kararına bağlı olduğu, ancak ağır ceza mahkemesinin

görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturmanın genel hükümlere göre

yürütüleceği düzenlenmiştir.

82. Aynı Kanun'un 46. maddesinin (2), (3) ve (6) numaralı

fıkralarında ise ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili

suçüstü hâli istisna olmak üzere görevlerinden doğan veya görevleri sırasında

işledikleri iddia edilen suçları ve kişisel suçları nedeniyle Yargıtay üyeleri

hakkında koruma tedbirlerine ancak -soruşturma ile görevlendirilen başkanın

talebi üzerine- Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile karar verileceği, ağır

ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâllerinde

soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüleceği ifade edilmiştir.

83. Buna göre kural olarak Yargıtay üyeleri hakkında

görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçların

yanı sıra kişisel suçları bakımından da ceza soruşturması açılması Yargıtay

Birinci Başkanlık Kurulunun karar almasına bağlıdır. Yine bu suçlar bakımından

Yargıtay üyeleri hakkında tutuklama da dâhil olmak üzere koruma tedbirlerinin

uygulanmasına karar verme görevi nihayetinde Birinci Başkanlık Kuruluna aittir.

84. Bununla birlikte ağır ceza mahkemesinin görevine giren

kişisel suçlarla ilgili olarak suçüstü hâlinin bulunması durumunda soruşturma

genel hükümlere göre yürütülecek ve bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel

yetkili yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir.

Belirtilen durumda kovuşturma ise Yargıtayda

yapılacaktır.

85. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, 15/7/2016 tarihinde

yaşanan darbe teşebbüsüne değinilerek başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi

olma suçundan tutuklanması talep edilmiştir (bkz.§ 19).

86. Başvurucu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen

fezlekede -darbe tehlikesinin tam olarak bertaraf edilemediğine dikkat

çekilerek- somut olayda ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü

hâlinin mevcut olduğu belirtilmiş, buna göre başvurucu hakkında genel hükümler

doğrultusunda 16/7/2016 tarihinde soruşturma başlatıldığı ifade edilmiştir

(bkz.§ 25).

87. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede

ise başvurucuya isnat olunan suçun ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren

ve temadi eden suçlardan olduğuna, temadinin fiilî ve hukuki kesintiye uğradığı

tarihe kadar suçun işlenmeye devam ettiğinin yerleşik yargı kararları ile kabul

edildiğine değinilmiş; bu itibarla temadinin kesildiği yakalama tarihinin suç

tarihi olarak, bir başka ifadeyle suçüstü hâli olarak kabul edilmesi gerektiği

değerlendirilerek soruşturmanın genel hükümlere göre sürdürüldüğü ifade

edilmiştir (bkz.§ 27).

88. Başvurucu hakkındaki tutuklama talep yazısı, tutuklama

kararı, fezleke ve iddianamede yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında

soruşturma mercilerince isnat konusu suçun kişisel suç olduğu ve başvurucu

yönünden ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğu kanaatine varıldığı ve bu

itibarla soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüldüğü görülmektedir.

89. Başvurucuya isnat edilen ve 5237 sayılı Kanun'un 314.

maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun ağır cezalık

(ağır ceza mahkemelerinin görev alanında bulunan) suçlardan olduğu (Salih Sönmez, § 51) hususunda kuşku

bulunmadığı gibi başvurucunun da aksi yönde bir iddiası yoktur. Diğer taraftan

isnat konusu suçun kişisel suç olmadığı, bir başka ifadeyle görevden doğan veya

görev sırasında işlenen bir suç olduğu yönünde bir şikâyette de

bulunulmamıştır. Bir suçun niteliğinin (kişisel suç mu, görev suçu mu

olduğunun) belirlenmesi soruşturma ve kovuşturma süreçlerini yürüten adli

mercilere aittir. Yine bu belirlemeye göre varılacak sonucun hukuka uygun olup

olmadığı kanun yolu incelemesi ile tespit edilebilir. Hukuk kurallarının

yorumlanmasında -Anayasa'ya bariz şekilde aykırı olarak- keyfîlik

bulunması, bunun temel hak ve özgürlüklerin ihlaline sebebiyet vermesi hâli

dışında suçun niteliğinin belirlenmesine ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere

kanun hükümlerinin yorumu ve bunların somut olaylara uygulanması derece

mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır (benzer yöndeki değerlendirmeler

için bkz. Mehmet Haberal, B. No:

2012/849, 4/12/2013, § 77; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 223). Başvurucu hakkındaki tutukluluğa ilişkin belgeler başta

olmak üzere soruşturma dosyasında yer alan tespit ve değerlendirmeler ile

Yargıtay 16. Ceza Dairesinin isnat konusu suçun görev suçu olarak

nitelendirilemeyeceği yönündeki içtihadı (Salih

Sönmez, § 55) karşısında söz konusu suçun kişisel suç olarak

nitelendirilmesinin temelsiz ve keyfî bir yaklaşım olduğu söylenemez (aynı

yöndeki değerlendirme için bkz. Alparslan

Altan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 123; Erdal Tercan [GK], B. No: 2016/15637,

12/4/2018, § 140).

90. Somut olayda soruşturma mercilerince başvurucu yönünden

suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde değerlendirme yapılırken 15/7/2016 tarihinde

yaşanan darbe teşebbüsüne dikkat çekilmekte, ayrıca isnat edilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu hususuna

dayanılmaktadır.

91. Başvurucu hakkında darbe teşebbüsünün henüz savuşturulmakta

olduğu ve bu girişimin millî güvenlik ve kamu düzeni üzerinde oluşturduğu

tehlikenin tüm ağırlığıyla devam ettiği bir sırada Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca 16/7/2016 tarihinde gözaltına alma kararı verilmiş; başvurucu

bu karara istinaden 18/7/2016 tarihinde gözaltına alınmış ve gözaltı sürecinin

sonunda 20/7/2016 tarihinde Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğince tutuklanmıştır.

Başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler hakkında Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca gözaltına alma kararı verilirken darbe teşebbüsünün halen devam

etmekte olduğuna vurgu yapılmış, tutuklama talebinde bulunulurken de silahlı terör örgütü üyeliğinin yanı sıra anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye

teşebbüs suçuna da değinilmiştir. Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliği

tarafından başvurucu hakkında -olgusal temellere dayalı olarak- darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY'nin

yargı örgütlenmesinde yer aldığı değerlendirilerek anılan terör örgütüne üye

olma suçundan tutuklama kararı verildiği anlaşılmaktadır.

92. Öte yandan Yargıtayın yerleşik

uygulamasına göre başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu temadi eden suçlardandır (Salih Sönmez, §§ 52-55;

aynı doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/3/2008 tarihli ve E.2007/2495,

K.2008/1358 sayılı; 9/3/2011 tarihli ve E.2010/16588, K.2011/1626 sayılı;

6/11/2014 tarihli ve E.2014/6090, K.2014/10958 sayılı; Yargıtay 5. Ceza

Dairesinin 12/10/2010 tarihli ve E.2010/8491, K.2010/7430 sayılı kararları).

93. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu; darbe teşebbüsü

sonrasında başlatılan soruşturmalar kapsamında Cumhuriyet savcısı olarak görev

yapan bir şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma, Anayasa'yı

ihlal etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve

Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya, görevlerini yapmasını kısmen

veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından İstanbul 23. Ağır Ceza

Mahkemesinde açılan davada bu Mahkeme ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi arasında

çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin kararında, anılan

suçun temadi eden suçlardan olduğunu belirtmiş ve isnat edilen suçların kişisel

suç olduğuna da değinerek ağır ceza mahkemesinin görevsizlik kararının

kaldırılmasına karar vermiştir ( Salih

Sönmez, § 52; aynı doğrultudaki kararlar için diğerleri arasından

bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-996,

K.2017/403 sayılı; 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-998, K.2017/388 sayılı

kararları).

94. Dolayısıyla 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de

devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sırasında gözaltına alınmasına

karar verilen ve bu karar uyarınca 18/7/2016 tarihinde gözaltına alınıp darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca

silahlı terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan

20/7/2016 tarihinde tutuklanan başvuru yönünden darbe teşebbüsünden kaynaklanan

nedenlerle bağlantılı olarak suçüstü hâlinin mevcut olduğuna yönelik

değerlendirmelerin temelsiz olduğunun kabulü mümkün değildir. Yukarıda

değinilen ve atıf yapılan Yargıtay kararlarında yer alan silahlı terör örgütü

bakımından ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki yaklaşım da dikkate

alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçuna

ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma mercilerince yapılan

değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü

mümkün görülmemiştir (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Alparslan Altan, § 128; Erdal Tercan, § 145).

95. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun Yargıtay

üyesi olması nedeniyle 2797 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceler

uygulanmaksızın kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu

itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

96. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

97. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında, isnat edilen

suçun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin dosyada bulunduğu belirtilmiştir (bkz.

§ 21).

98. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ise isnat edilen

suçu (silahlı terör örgütü üyesi olma) işlediğine dair delil olarak

başvurucunun FETÖ/PDY örgütüne mensup olduğu yönündeki tanık beyanlarına

değinilmiştir (bkz. § 26).

99. İddianamede; FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan M.G. ve İ.D.nin tanık olarak verdikleri ifadelerinde ve gizli

tanıklar ''Murat'' ve 'Sinop"un beyanlarında

başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup

olduğuna yönelik anlatımlarda bulundukları görülmektedir. Ayrıca İ.D.nin daha sonra Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yapılan

yargılamada, başvurucunun Yargıtay üyesi olduktan sonra dahi FETÖ/PDY ile

irtibatının olduğuna dair birtakım ayrıntılı anlatımlarda bulunduğu

anlaşılmıştır. Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli

belirtilerin bulunduğu görülmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi Selçuk Özdemir başvurusunda; FETÖ/PDY

üyesi olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak görev

yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya

mensup olduğuna yönelik anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini

doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75).

100. Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesinin varlığını

doğrulayan belirtilerin dosya kapsamında bulunduğu görülmektedir.

101. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru

bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede

tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı

edilmemelidir.

102. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz

ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde

binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki onbinlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra

çoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında

doğrudan darbeyle ilişkili olmasa da FETÖ/PDY'ye

mensubiyet nedeniyle ivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate

alındığında soruşturma konusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde

toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için

tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir, § 78; Alparslan Altan, § 140).

103. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve

kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi,

ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili

olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt

dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir,§

79). Ayrıca Yargıtay üyesi olan başvurucunun -konumu itibarıyla- deliller

üzerinde etkide bulunmasının diğer kişilere göre daha kolay olacağı yadsınamaz.

104. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (Salih

Sönmez, § 44) isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen

cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak,

B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran

Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun

gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır (Salih Sönmez,

§ 33; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, § 148).

105. Somut olayda Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken kaçma ve delillerin karatılması ihtimalinin

bulunmasına, adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacak olmasına ve isnat

edilen suça göre tutuklamanın orantılı bir tedbir olmasına dayanıldığı

görülmektedir (bkz. § 21).

106. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 6. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelik tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Alparslan Altan,

§ 144; Erdal Tercan;

§ 162).

107. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

108. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda

örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde

hareket etme gibi özellikleri de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer

ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

109. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması

sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında

soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak

gerekli olmadığı sonucuna

varılması için herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

110. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı

sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

111. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

112. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

113. Başvurucu; sorgu aşamasında kendisine isnat edilen

suçlamalara ait delillerin gösterilmediğini, soruşturma dosyasında gizlilik

kararının bulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları öğrenemediğini belirterek

adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkeleri ile savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

114. Bakanlık görüşünde; soruşturma dosyasına getirilen

kısıtlamanın somut olayın koşullarında orantılı olduğu, kaldı ki kamu davası

açıldıktan sonra başvurucunun tüm bilgi ve belgelere erişeceği ifade edilerek

başvurucunun bu başlık altındaki iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğu

belirtilmiştir.

115. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel olarak

başvuru formundaki iddialarının tekrarı niteliğinde beyanlarda bulunmuştur.

b. Değerlendirme

116. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizinci

fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

117. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

118. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının

verildiği belirtilen soruşturma dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama,

olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu nedenle

kısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlamanın

Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit

edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki

ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,

242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

119. İlgili genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2) (§§ 169-174) başvurusu hakkında verilen karar.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

120. Başvuru formunda, soruşturma dosyasını incelemeye izin

verilmediği ileri sürülmüş ancak iznin verilmemesine neden olan kararın

savcılık ya da hangi mahkeme tarafından hangi tarihte verildiğine ilişkin bir

açıklamada bulunulmamıştır.

121. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonra

kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamakla

birlikte Yargıtay 9. Ceza Dairesince iddianamenin kabul edildiği 9/1/2018

tarihi (bkz. § 29) itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin

(4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

122. Soruşturma aşamasında başvurucuya yöneltilen suçlamanın

başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olması ve bu örgütün yargı ayağının içinde yer

alması hususlarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu suçlamaların içeriğinin

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade alma işlemi sırasında

başvurucuya açıklandığı görülmektedir (bkz. § 18).

123. Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 20/7/2016

tarihinde düzenlenen tutuklama talep yazısı incelendiğinde başvurucuya isnat

edilen suçlamalara ilişkin açıklamalara ayrıntılı şekilde yer verildiği

görülmektedir. Bu bağlamda suça konu edilen olaylarla ilgili bilgilere yer

verilmiş, bu eylemlerin hukuki niteliğine yönelik olarak da değerlendirmelerde

bulunulmuştur (bkz. § 19). Anılan talep yazısı sorgu işlemi öncesinde Ankara 6.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuş, ayrıca sorgu tutanağında

başvurucuya isnat edilen suçların anlatıldığı belirtilmiştir. Başvurucunun

sorgu sırasında suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımda bulunduğu

görülmektedir (bkz. § 20). Ayrıca

başvurucunun tutukluluğa itiraz dilekçesinde de usul ve esasa ilişkin ayrıntılı

bir biçimde beyanda bulunulmuştur. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel

teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu sonrasında

erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

124. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş, başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında soruşturma

aşamasında dosyanın incelenmesine izin verilmemesi nedeniyle başvurucunun

tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının kabulü mümkün

görülmemiştir.

125. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun dosyayı incelemeye izin

verilmemesi nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı

iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

126. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyle

yapıldığı belirtilen müdahalenin Anayasa'da (özellikle 19. maddenin sekizinci

fıkrası) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın

15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

4. Tutuklamaya Karşı

İtiraz Hakkının Etkin Olarak Kullanılamadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

127. Başvurucu; tutuklama kararını ve tutukluluğa itirazın reddi

kararını veren sulh ceza hâkimliklerinin kapalı bir sistem içinde faaliyet

gösterdiklerini, sosyal ve siyasal baskılar nedeniyle bu hâkimliklerin

bağımsız, tarafsız ve etkili bir başvuru mercii olmadığını, bu nedenle

tutukluluk işlemi bakımından etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

128. Bakanlık görüşünde; sulh ceza hâkimliklerinin diğer tüm

mahkemelerde olduğu gibi Anayasa'nın öngördüğü biçimde mahkemelerin

bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev yaptıkları, bu

hâkimliklerin yapılanması ve işleyişinde tarafsız davranamayacakları sonucuna

ulaşılmasını gerektiren bir unsurun bulunmadığı ifade edilerek başvurucunun bu

başlık altındaki iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğu belirtilmiştir.

129. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında önceki

beyanlarını tekrar etmiştir.

b. Değerlendirme

130. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim

güvencesini sağlamadığı, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve

tutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten

yoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle

getirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2),

B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

131. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

132. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun iddialarına ilişkin

olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Gözaltının hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

5. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

6. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasından dolayı kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Tutuklamaya karşı itiraz hakkının etkin olarak

kullanılamamasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

31/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Başkanvekili

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Engin

YILDIRIM

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör : Ömer MENCİK Başvurucu : A.B.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2016/22702, 31 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucuya İlişkin Süreç
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kötü Muamele Yasağının
  11. B. Mülkiyet Hakkının
  12. C. Özel Hayata Saygı ve
  13. D. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  14. B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran
  15. A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli
  16. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  17. Gökcan
  18. Kömürcü
  19. Özgüldür
  20. Yıldırım
  21. Akıncı
  22. Topal
  23. M. Emin KUZ
  24. Hakyemez
  25. Seferinoğlu
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2016/22702
Tarih
31 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • Mustafa Özterzi Başvurusu (B. No: 2016/14597)
  • Abdulkadir Demircan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/23178)
  • Orhan Bingöl Başvurusu (B. No: 2016/9154)
  • Gökhan Koçar ve Mesut Kasırğa Başvurusu (B. No: 2016/777)
  • Ahmet Yüksel ve Mehmet Yüksel Başvurusu (B. No: 2016/4338)
  • İlhan Cihaner Başvurusu (B. No: 2015/2611)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.