İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Gökhan Koçar ve Mesut Kasırğa Başvurusu (B. No: 2016/777)

1. Başvuru; bedensel zararın tazmini talebiyle açılan davada

Başvuru No2016/777Tarih12 Kasım 2019Okuma27 dk · 5.324 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Gökhan Koçar Ve Mesut Kasırğa Başvurusu

Karar tarihi
12 Kasım 2019
Başvuru Numarası
2016/777
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.324 kelime·27 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; bedensel zararın tazmini talebiyle açılan davada

tazminattan indirilecek unsurların belirlenmesine ilişkin kanun hükmünün

uygulanmasında yargı kolları arasındaki içtihat farklılığının yargılamanın

hakkaniyetini zedelemesi, yargılamanın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından yürütülmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 15/1/2016 ve 1/2/2016 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından 2016/777 ve 2016/2064 numaralı bireysel

başvuru dosyalarının aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunması

nedeniyle 2016/777 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve

incelemenin 2016/777 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yapılmasına

karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. Başvurucular, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) emrinde asker

olarak görev yapmaktayken 4/8/2012 ve 18/10/2012 tarihlerinde terör örgütü

mensuplarında yapılan saldırılar nedeniyle yaralanmıştır.

10. Yapılan tüm tetkik ve tedavileri neticesinde başvurucular

hakkındaki raporları inceleyen Ankara Gülhane Askerî Tıp Akademisi Hastanesi

(GATA) tarafından, başvurucuların TSK'da görev yapamayacağı ve askere elverişli

olmadığı yönünde 6/11/2013 ve 2/12/2013 tarihli sağlık raporları

düzenlenmiştir.

11. Başvurucular, olay nedeniyle uğradıkları zararların tazmini

talebiyle 9/5/2014 ve 12/12/2013 tarihlerinde Millî Savunma Bakanlığına (MSB)

başvurmuş, başvurularının zımnen reddi üzerine 17/7/2014 ve 5/3/2014

tarihlerinde Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) maddi ve manevi tazminat

ödenmesi istemleriyle tam yargı davaları açmışlardır.

12. AYİM İkinci Dairesi (Daire), başvurucunun uğradığı

zararların kusursuz sorumluluk ilkesine göre karşılanması gerektiği yönündeki

sonuç ve kanaatine istinaden başvurucunun maddi zararının hesaplanması için

bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir.

13. 28/5/2015 ve 7/5/2015 tarihli bilirkişi raporlarından,

başvuruculara Sosyal Güvenlik Kurumunca (SGK) yapılan ödemelerle maddi tazminat

hak edişlerinin fazlasıyla karşılandığı belirlenmiştir.

14. Başvurucular 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye

Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun ek 79. maddesi kapsamında yapılan ek

ödemelerin zarar verene rücu edilebilen ödeme olmadığı gibi ifa amacı da

taşımadığını, bu sebeple 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar

Kanunu'nun 55. maddesi uyarınca maddi zarar hak edişinden mahsup edilmemesi

gerektiğini belirterek bilirkişi raporuna itiraz etmiştir.

15. Daire başvurucuların bilirkişi raporlarına yaptığı

itirazları kabul etmemiş ve söz konusu raporlar uyarınca maddi tazminat

istemlerini reddetmiş, elde ettikleri nakdi tazminat yararını dikkate alarak

14.000 TL ve 40.000 TL manevi tazminata hükmetmiş, fazlaya ilişkin taleplerini

ise reddetmiştir. Kararların gerekçesinde, 5434 sayılı Kanun'un ek 79. maddesi

uyarınca yapılan ek ödemenin 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi uyarınca "ifa amacı taşıyan" bir ödeme olduğu

belirtilmiş ve tazminat miktarı belirlenirken bu ödemenin toplam tazminat

hesabından düşülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Daire bu değerlendirmesinden

hareketle başvurucular yönünden bir yarar unsuru olarak kabul ettiği söz konusu

ödemeyi, hesaplanan toplam tazminat miktarından indirmek suretiyle hüküm

kurmuştur. Kararın karşıoyunda ise 5434 sayılı

Kanun'un ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin yarar kabul edilmemesi ve

hesaplanacak maddi tazminat miktarından indirilmemesi, ayrıca nakdi tazminat

miktarının da manevi zararın karşılığı olduğu gerekçesiyle indirim yapılmaması

gerektiği belirtilmiştir.

16. Başvuruculardan Gökhan Koçar'ın

karar düzeltme istemi aynı Dairenin 23/12/2015 tarihli ilamı ile reddedilmiş,

diğer başvurucu ise karar düzeltme isteminde bulunmamıştır. Nihai kararlar

4/1/2015 ve 18/1/2016 tarihlerinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucular 15/1/2016 ve 1/2/2016 tarihlerinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Kanun

18. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Türk Borçlar

Kanunu'nun 46. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Cismani bir zarara düçar

olan kimse külliyen veya kısmen çalışmağa muktedir olamamasından ve ileride

iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün

masraflarını isteyebilir."

19. 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi şöyledir:

"Destekten yoksun kalma zararları ile

bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre

hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile

ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez;

zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak

hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.

Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve

işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut

bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı

zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır."

20. 5434 sayılı Kanun'un ek 79. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"Aşağıda belirtilen kişilere bu madde

uyarınca ek ödeme yapılır:

a) Harp malullerine.

b) Şehit dul ve yetimlerine.

c) Barışta, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı haller ile talim, tatbikat veya manevra sırasında görevin veya

çeşitli harp silah ve vasıtalarının sebep ve tesiriyle vazife malûlü sayılan

Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ile Askerî harekâtı gerektiren iç tedip

hareketleri veya güvenlik veya asayişin sağlanmasında Silahlı Kuvvetlerle

birlikte veya ayrı olarak görevlendirilenlerden bu görevlerin çeşitli sebep ve

tesirleriyle vazife malûlü sayılan jandarma ve emniyet mensupları ile sivil

görevlilere.

d) (c) bendinde belirtilen görevlerin ifası

sırasında, bu görevlerin çeşitli sebep ve tesirleriyle ölenlerin dul ve

yetimlerine.

Hak sahiplerine, yukarıda yazılı durumlar

sebebiyle, sosyal güvenlik kurumlarınca aylık bağlanmasına esas olan tarihten

geçerli olmak üzere müracaat tarihini izleyen yılın en geç ilk üç ayı içinde

T.C. Emekli Sandığı tarafından ek ödeme yapılır. Ay farkları yıllık miktarın onikiye bölünmesi suretiyle hesaplanır.

...

Bu maddeye göre yapılan ödemeler herhangi bir

vergi ve kesintiye tâbi olmayıp, faturası karşılığında, Hazineden tahsil

edilir."

2. İlgili Yargı Kararları

a. Yargıtay İçtihadı

21. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun (YİBGK)

6/3/1978 tarihli ve E.1978/1, K.1978/3 sayılı kararının ilgili kısımları

şöyledir:

"Borçlar Kanunu'nun 45. maddesinin 2.

fıkrasında öngörülen destekten yoksun kalma tazminatı isteminde bulunan

kişilere, T.C. Emekli Sandığınca bir ödemede bulunulduğu takdirde, bunun tazminatın

saptanmasında gözönünde bulundurulmasına dair Onbirinci Hukuk Dairesinin kararları ile T.C.Emekli Sandığınca yapılan ödemelerin tazminattan

indirilemeyeceğine dair Dördüncü ve Onbeşinci Hukuk

Daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun kararları arasındaki aykırılığın içtihadı

birleştirme yolu ile giderilmesi Birinci Başkanlık Divanınca istenildiğinden

6/3/1978 günlü toplanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunda,

aykırılığın bulunduğuna, içtihadın birleştirilmesi gerektiğine oybirliği ile karar

verildikten ve raportör üye dinlendikten sonra konu görüşülüp tartışıldı:

...

5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu'nun

129. maddesinde, görevleri içinde veya dışında ölenlerin dul ve yetimlerinin,

ölüme sebep olanlar aleyhine açacakları davaları kovuşturmaya, davalara üçüncü

şahıs ise bunu doğrudan doğruya açmaya sandık yetkili kılınmıştır. Dava sonunda

para tazminatı da alınırsa kovuşturma masrafları ile birlikte, dul ve yetim

aylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı, toptan ödeme yapılan

hallerde de yarısının Sandıkça alınarak, varsa geri kalanının ilgililere

ödeneceği öngörülmüştür.

Tartışmada beliren bir görüşe göre, bu hüküm

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 26.ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar

Kurumu Kanunu'nun 63. maddesi ile eşdeğerdedir. Bu itibarla T.C. Emekli

Sandığına böylece kısıtlı olarak rücu hakkı tanınmıştır. Zarara uğrayanın

alabileceği tazminat saptanırken T.C. Emekli Sandığının mal varlığına geçmesi

gereken para indirildikten sonra kalan miktara hükmedilmesi gerekir.

Çoğunluğunun benimsediği görüş ise; sözü geçen

129. maddede bir hesaba sayılmanın öngörülmediği, aksine madde metninin açık

olduğu ve zarar veren kişinin T.C. Emekli Sandığının ödediği paranın,

kendisinin ödemek zorunda kalacağı tazminattan indirilmesini isteyemeyeceği

biçiminde belirlenmiştir.

Gerçekten, haksız eylem sonucu ölen kişi,

yaşamı süresince çalışmış ve maaşından düzenli olarak belirli bir miktar para

kesilerek sandığa yatırılmıştır. Zarar verenin bu paradan yararlanması söz

konusu olamaz. O halde zarar veren, verdiği zararın tamamını açılan davada ödemelidir.

Esasen 129. madde zarar verenden tazminatın tamamının alınacağı hükmünü

getirmiş ve Emekli Sandığı davaya katılmış veya doğrudan doğruya dava açmış

olduğu takdirde alınacak tazminatın zarara uğrayanlar ile Sandık arasında nasıl

bölüşüleceğini saptamıştır. Bu itibarla tazminat ödemekle yükümlü olan kişi bu

maddeye dayanarak tazminatın indirilmesini isteyemez."

22. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15/1/2008 tarihli ve

E.2007/10817, K.2008/85 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Davacı... tarafından, davalı İçişleri Bakanlığıaleyhine 02/01/2004 gününde verilen dilekçe ile

trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine

yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen

17/05/2007 günlü kararın Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili

ile duruşmasız olarak incelenmesi de davalı vekili taraflarından süresi içinde

istenilmekle... gereği düşünüldü.

...

Davacı vatani görevini yaparken meydana gelen

trafik kazasında vefat eden eşinden dolayı destekten yoksun kalma tazminatı

istemiştir. Dosyadaki kanıtlardan desteğin eşine dul aylığı bağlandığı

anlaşılmaktadır. Mahkemece destekten yoksun kalma tazminatının miktarının

belirlenmesi için bilirkişi görüşüne başvurulmuştur. Hükme esas alınan

bilirkişi raporunda davacıya TC. Emekli Sandığı tarafından bağlanan görev

şehidi dul aylığı tutarının peşin sermaye değeri ile davacıya ödenen tütün

ikramiyesi gözetilerek indirim yapılmıştır. Mahkemece bu rapor doğrultusunda

maddi tazminata hükmedilmiştir.

...

Somut olayda; destek, vatani görevini jandarma

asteğmen olarak yaparken vefat etmiş olup ölmeden önce yedek subay maaşı

almaktadır. Emekli Sandığı tarafından davacıya bağlanan aylık desteğinin

hayatta iken maaşından Emekli Sandığı tarafından kesilen miktarların

karşılığıdır. O halde Emekli Sandığı tarafından bağlanan aylıklar 5434 sayılı

Emekli Sandığı Kanunu gereğince rücuya tabi olmayıp

destekten yoksun kalma tazminatının hesabında gözetilmemesi gerekir. Açıklanan

nedenlerle davacının destekten yoksun kalma tazminatının hesabında T.C. Emekli

Sandığınca bağlanan dul aylığı ile tütün ikramiyesinin indirilmiş olması doğru

görülmemiştir. Mahkemece açıklanan bu yön gözetilmeksizinyukarıda

anılan içtihadı birleştirme kararına uygun olmayan bilirkişi raporunun hükme

esas alınmış olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir."

23. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 13/6/2013 tarihli ve

E.2012/11954, K.2013/11356 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Davacı ...tarafından, davalı Milli Savunma Bakanlığı aleyhine 24/07/2008 gününde verilen

dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda;

davanın reddine dair verilen 19/04/2012 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi

davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle... gereği görüşüldü.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı

kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir

isabetsizlik görülmemesine, özellikle tütün beyi ikramiyesi ile kira yardımı

ödemesinin ifa amaçlı ödemeler olmaması nedeni ile zarar hesabında gözetilmesi

doğru değil ise de sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme ve 2330 sayılı Yasa

kapsamında yapılan ödemelerin davacıların destek ve manevi tazminat zararlarını

karşıladığı anlaşıldığına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının

reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA [karar

verilmiştir.]"

b. Danıştay İçtihadı

24. Danıştay Onuncu Dairesinin 25/3/2008 tarihli ve E.2005/7940,

K.2008/1409 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Dairemizin 20.11.2007 tarihli ara

kararına verilen cevapta; davacılar murisinin yaklaşık 5 yıl 10 ay hizmeti

bulunması nedeniyle, davacılara; 15.5.2001 tarih ve 368 sayılı Nakdi Tazminat

Komisyonu Kararı ile 2330 sayılı Yasa uyarınca 14.709.000.000 TL nakdi

tazminat; 17.5.2001 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü Sosyal Yardım Fonundan

3.000.000.000 TL; İl Sosyal Fonundan da 1.500.000.000 TL ödeme yapıldığı,

Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce tütün ikramiyesi tahakkuk ettirildiği ve dul

ve yetim aylığı bağlandığı belirtilmektedir.

Bilirkişi tarafından maddi tazminat

hesaplanırken, davacılara yapılan bu ödemelerden; nakdi tazminat tutarının 2330

sayılı Yasa'nın 6. maddesi uyarınca maddi tazminattan indirilmesinde; sosyal

yardım fonlarından yapılan ödemelerin ise indirilmemesinde hukuki isabetsizlik

bulunmamaktadır.

Ancak, davacılar adına destekten yoksun kalma

tazminatı hesaplanırken, davacılar murisinin yaklaşık 5 yıl 10 ay hizmeti

bulunmasına karşın, Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü'nce tahakkuk ettirilen tütün

ikramiyesi ile bağlanan aylığın maddi tazminat tutarından düşülmemiş olduğu

anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacılar adına hesaplanacak destekten yoksun

kalma tazminatının, davacılara bağlanan aylığın vazife malullüğü aylığı olup

olmadığı hususu araştırılarak ve davacılar murisinin hizmet cetveli de

incelenerek tespit edilmesi gerekmektedir.

Belirtilen saptamalar doğrultusunda; yeni bir

bilirkişi heyeti oluşturmak suretiyle, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi

raporunda yer alan ve yukarıda yanlışlığı belirtilen hususlar da dikkate

alınarak, ... davalı idarece ödenmesi gereken tazminat miktarının yeniden

hesaplanması gerekmektedir."

25. Danıştay Onuncu Dairesinin 8/10/2015 tarihli ve E.2012/4747,

K.2015/4139 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Dava; polis memuru olarak görev yapan

davacılar murisi Ö.D.'nin 10.08.2010 tarihinde

meydana gelen olayda hayatını kaybetmesi sonucunda uğranıldığı ileri sürülen

500.000,00 TL maddi (destekten yoksun kalma tazminatı) ve 100.000,00 TL manevi

olmak üzere toplam 600.000,00 TL zararın yasal faiziyle birlikte tazminine

karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

...

Prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulan

sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak ilgililere bağlanan aylıklar ve

yapılan ödemeler, idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran olay nedeniyle sağlanan

yarar niteliğinde bulunmamaktadır. Bu nedenle, prim karşılığında ilgililere

bağlanan aylıklar ile yapılan her türlü ödemenin, aktif ve pasif dönemde

hesaplanacak maddi tazminat tutarından hiçbir şekilde yarar olarak kabul edilip

indirilmemesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, vazife malullüğü aylığının içinde

adi malullük aylığının da bulunduğu gözetilerek aktif ve pasif dönemde adi

malullük aylığının yarar olarak kabul edilip hesaplamaya dâhil edilmesine

olanak bulunmamaktadır.

...

Esasen, aktarılan yöndeki hesaplama, 6098

sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesine de uygun bulunmaktadır. Zira,

ilgililere ödedikleri prim karşılığı bağlanacak adi malullük aylıkları, 'rücu

edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri' kapsamında yer almakta iken; 3713 sayılı

Yasanın yukarıda alıntısı yapılan hükmünden de anlaşılacağı üzere, adi malullük

aylığını aşan vazife maluliyetine ilişkin tutarlar, sosyal güvenlik kuruluşunca

Hazineden tahsil edilmekle, 'rücu edilen sosyal güvenlik ödemeleri'ni

oluşturmaktadır. Yine, nakdi tazminat ödemeleri, ilgilinin olay nedeniyle uğradığı

zararı, Yasada öngörülen sınırlar çerçevesinde kısmen dahi olsa karşılamayı

amaçladığından, 'ifa amacını taşıyan ödemeler' kapsamında yer almakta; buna

karşılık, sosyal yardım sandıklarından yapılan ödemeler ise, 'ifa amacını

taşımayan ödemeler' niteliğinde bulunmaktadır. Böylelikle, vazife malullüğü

aylığının adi malullük aylığını aşan tutarı ile nakdi tazminat yarar olarak

kabul edilirken, adi malullük aylığı ile sosyal yardımlar yarar hesabına dâhil

edilmemektedir.

...

Buna göre, özetlenen bilirkişi raporu,

yukarıda aktarılan nitelikte ve mahkeme kararına dayanak alınacak mahiyette

görülmemektedir. Bu itibarla, Mahkemece yeniden yaptırılacak bilirkişi

incelemesinde, öncelikle, aktif ve pasif dönem zararları hesabında kullanılacak

verilerin (davacının emsali polis memurunun alacağı görev ve emekli

aylıklarının, vazife malullüğü ve adi malullük aylıklarının, emekli ikramiyesi

ile tütün ikramiyesinin peşin sermaye değerlerinin) yeniden düzenlenecek rapor

tarihi itibariyla değerlerinin ilgili idarelerden

sorulması; alınacak cevap üzerine, yukarıda 3 madde hâlinde aktarılan ilkeler

çerçevesinde bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Daha açık bir anlatımla, düzenlenecek yeni raporda, özellikle,

...

2. Davacıya bağlanan vazife malullüğü aylığı

peşin sermaye değeri ile adi malullük aylığı peşin sermaye değeri arasındaki

farkın, tütün ikramiyesi peşin sermaye değerinin (Sosyal Güvenlik Kurumu

Başkanlığından sorularak) aktif ve pasif dönem zararlarından düşülmesi,...

gerekmektedir."

26. Danıştay Onuncu Dairesinin 15/1/2016 tarihli ve E.2014/3352,

K.2016/131 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Davacılara 2330 sayılı Yasa hükümleri

uyarınca nakdi tazminat ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun Ek 79. maddesi

uyarınca tütün ikramiyesi ödendi ise, bu miktarların yeniden düzenlenecek rapor

tarihindeki güncel değeri hesaplanarak yarar kalemi olarak hesaplanan toplam

zarardan düşülmesi gerekmektedir."

c. AYİM İçtihadı

27. AYİM'in 22/10/2008 tarihli ve

E.2007/434, K.2008/1069 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Mahkememizin yerleşik içtihadı uyarınca

T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı iştirakçisi olmayan kimselere olay

sebebiyle T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca bağlanan aylıklar ve ödenen

tütün ikramiyeleri yarar kabul edilerek davacıların maddi zararlarından

düşüldüğünden bu husus araştırılmış...hakkında 5434 sayılı Yasa'nın vazife

malullüğü hükümlerinin uygulanmasına dair karar verildiği, ancak davacılar anne

ve babanın durumunun 5434 sayılı Yasa'nın 72. maddesi kapsamına girmediğinden

vazife malullüğü aylığı bağlanamadığı ve dolayısıyla tütün ikramiyesinin de

ödenemediğinin bildirildiği görülmüştür.

Davacılara yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle

maddi zararlardan düşülmesi gereken Devletçe hiçbir yarar sağlanamadığı

anlaşılmıştır."

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes davasının,

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla

kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve

makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir."

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

29. İlgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı için

bkz. Engin Selek (B. No:

2015/19816, 8/11/2017, §§ 29-340) başvurusuna ilişkin karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 12/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. AYİM'in Bağımsız ve Tarafsız Bir Mahkeme Olmadığına İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucular, heyetlerinde yer alan ve hâkimlik teminatından

faydalanmayan iki kurmay subay üyenin varlığı sebebiyle kuruluş ve yapısı

itibarıyla AYİM'in bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

olmadığını ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

32. Anayasa Mahkemesi tarafından bu konu daha önce incelenirken

belirtildiği üzere AYİM’in oluşumu, statüsü ve

görevleri Anayasa ve ilgili Kanun’da hüküm altına alınmıştır. AYİM’e atanan askerî hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa ve

ilgili Kanun hükümleri ile garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleri

yönünden askerî hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususun olmadığı,

kararlarından dolayı idareye hesap verme durumunda bulunmadıkları, disipline

ilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca incelenip karara bağlandığı

görülmektedir (Yaşasın Aslan, B.

No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29). Diğer yandan sınıf subayı üyelerin en fazla

dört yıllık bir süre ile görev yapmaları, disiplin konularında Disiplin

Kuruluna tabi kılınmaları, görev süreleri zarfında idari veya askerî

yetkililerce herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulmamaları bu subayların

idareye karşı bağımsızlıklarını güçlendirmiştir (Yaşasın Aslan, § 30).

33. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucular, adli yargıda görülen aynı nitelikteki

davalarda 5434 sayılı Kanun'un ek 79. maddesi kapsamında yapılan ek ödeme maddi

tazminat hak edişinden düşülmemesine rağmen AYİM'in

6098 sayılı Kanun'un 55. maddesindeki açık hükme olağanın dışında ve yerleşik

Yargıtay içtihadından farklı bir anlam vererek bunu tazminat hesabından

düştüğünü ifade etmektedir. Başvurucular, SGK tarafından yapılan bir ödemenin

tazminat hesabında indirim nedeni olabilmesi için zarar verene rücu edilebilen

veya ifa amacını taşıyan bir ödeme olması gerektiğini belirtmekte ve ek

ödemenin ise bu koşullardan herhangi birini taşımadığını iddia etmektedir. AYİM'in yorumunun bu yönüyle bariz takdir hatası içerdiğini

öne süren başvurucular, bu durumun hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik

ilkesine aykırı olduğundan şikâyet etmektedir. Başvurucular ayrıca, elde etme

yönünde meşru beklenti içine girdikleri ekonomik bir değerden yoksun

bırakıldıklarını iddia etmektedirler. Başvurucular farklı yargı kolları

arasındaki söz konusu içtihat farklılığından dolayı tazminat talebinin kısmen

reddedilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin zedelendiğini, hak arama hürriyetinin,

mahkemeye erişiminin ve etkili başvuru hakkının engellendiğini, mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte; ihlalin tespiti, yeniden yargılanma

ve tazminat taleplerinde bulunmaktadırlar.

2. Değerlendirme

35. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu adil yargılanma ve mülkiyet

hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sümekte ise de

başvurucunun şikâyetinin özü, içtihat farklılığından dolayı tazminat talebinin

kısmen reddedilmesine ilişkin olup ihlal iddiasının bir bütün olarak adil

yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

38. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

39. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birinci

fıkrasına "adil yargılanma hakkı"

ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf

olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil

yargılanma hakkı metne dâhil" edilmiştir. Dolayısıyla

Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu

ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de

düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır(Yaşar

Çoban [GK] B. No: 2014/6673, 25/7/2017,§ 53).

40. Adil yargılanma hakkı uyuşmazlıkların çözümlenmesinde hukuk

devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir. Anayasa'nın 2. maddesinde

Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, Anayasa'nın tüm

maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında gözönünde

bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir.

41. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk

güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 ve

E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı

amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de

idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,

net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî

uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39,

K.2013/65, 22/5/2013).

42. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden

fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin

benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan

birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk

kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa

Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden

fazla yorumunun hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini

tespit etmektir(Mehmet

Arif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).

43. Yargı yetkisini kullanan mahkemeler, aynı mahiyetteki

davalarda uyuşmazlığın çözümü için gerekli olan bir yasa hükmünü uygularken,

bir hukuki müesseseyi değerlendirirken ya da uyuşmazlığın çözümünde takip

edilecek usulü belirlerken birbirinden farklı ilke ve yorumlar benimseyebilir

ve bunun doğal sonucu olarak farklı bir içtihat geliştirebilirler. İçtihat

farklılığından söz edilebilmesinin ön koşulu, dava konusu edilen

uyuşmazlıkların, özü itibarıyla aynı mahiyette olmasıdır. Dolayısıyla

uyuşmazlıkların içeriğinin ve niteliğinin örtüşmediği, esaslı noktalarda

ayrıldığı durumlarda verilen kararlar arasındaki farklılık da içtihat

farklılığı olarak değerlendirilemez.

44. İçtihat farklılığı, aynı yargı kolu içine dâhil mahkemeler

arasında oluşabileceği gibi birbirinden tamamen bağımsız, aralarında yargısal

anlamda bir hiyerarşi ilişkisi olmayan birden fazla yargı koluna dâhil

mahkemeler arasında da oluşabilir. Bu sebeple içtihat farklılığından

kaynaklanan adil yargılanma hakkının ihlali iddialarına yönelik olarak

yapılacak incelemede Anayasa Mahkemesinin yaklaşımının ne olması gerektiği, söz

konusu farklılığın aynı yargı kolu içinde ya da ayrı yargı kolları arasında

gerçekleşme ihtimaline göre iki başlık altında irdelenmiştir.

(1)Aynı Yargı Kolu İçindeki İçtihat Farkı

45. Birbiriyle çelişen kararlar, belirli bir yargı kolundaki tek

yüksek mahkemenin farklı daireleri tarafından ya da yine aynı yargı kolu içinde

fakat son derece mahkemesi sıfatını haiz, nihai hüküm veren çeşitli mahkemeler

tarafından verilebilir.

46. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve

mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini

yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlamaları

beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin

edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları, bir kararın

belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele

alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları

ortaya çıkartır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters

düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerin

yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir

(Türkan Bal, [GK], B. No:

2013/6932, 6/1/2015, § 64).

47. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan bu

güveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhil

mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan

kaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir

şekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük,

adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir.

(2)Ayrı Yargı Kolları Arasındaki İçtihat Farkı

48. Bu durumda farklı yönde karar veren mahkemelerin her biri

kendi yargı kolunun içindeki alt derece mahkemelerinin yüksek mahkemesi

konumundadır. Bu yüksek mahkemelerin birbiri arasında ise bir yargı hiyerarşisi

bulunmamaktadır. Her biri kendi yargı kolundaki çok sayıda mahkemenin yüksek

mahkemesi konumundaki mahkemelerin aynı konuda farklı yorumlar getirmesi, yargı

ayrılığını benimsemiş ve Yargıtay, Danıştay, AYİM gibi çeşitli yüksek mahkemelerden

oluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir

(aynı yöndeki karar için bkz. Türkan Bal,

§ 53). Böyle bir durumda adil yargılanma hakkının devleti söz konusu mahkemeler

arasında içtihat farklılıklarını ortadan kaldırabilecek nitelikte bir

mekanizmayı kurmakla yükümlü kılacak kadar bir güvenceyi sağladığından söz

edilemez. Zira böyle bir yaklaşım, doğrudan Anayasa tarafından benimsenmiş

yargı ayrılığı sisteminin özüne bir müdahale teşkil edeceğinden Anayasa ile

çelişen bir duruma da sebebiyet verme riskini barındırmaktadır. Dolayısıyla

farklı yargı alanlarındaki uyuşmazlıkları çözmekle görevli her bir yüksek

mahkeme kendi yargı kolunun görev alanındaki dava tiplerine göre özü itibarıyla

aynı nitelikteki uyuşmazlıklarda farklı bir bakış açısıyla olaya yaklaşabilir

ve hukuki gerekçelerini de göstererek farklı sonuçlara ulaşabilir. Yargı

sisteminin yapısının doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan yargı kolları

arasındaki farklı içtihatlar zaman içinde birbiriyle tutarlı hâle de gelebilir.

Ancak bu tutarlılık zaman içinde sağlanamamış olsa dahi içtihat farklılığının

açıkça keyfîlik oluşturan bir durumdan kaynaklandığı

saptanmadığı sürece bu durum makul kabul edilebilir ve adil yargılanma hakkının

ihlaline yol açmaz. İlke bu şekilde olmakla birlikte yüksek mahkemeler nezdinde

farklı uygulamaların gelişmesinin toplumun yargıya güvenini azaltabileceği de

öngörülebilir bir durumdur. Bu itibarla yüksek mahkemelerin böyle bir olumsuz

sonucun bizatihi kaynağı olmamak adına farklı uygulamaları ortadan kaldırmaya

yönelik gerekli özeni göstermeleri beklenir (benzer yönde değerlendirme için

bkz. Mehmet Çelik (2) B. No:

2015/889, 17/11/2016, § 62).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

(1) Ön

Değerlendirme

49. Somut başvuruların konusu; aynı yargı kolundaki son derece

mercii olan mahkemelerin değil birbiriyle yargısal anlamda hiyerarşi ilişkisi

içinde olmayan, birbirinden tamamen bağımsız iki farklı yargı kolunun yüksek

mahkemelerinin içtihatları arasında uyumsuzluk olduğu iddiasıdır. Bu bağlamda

ayrı yargı kollarına dâhil mahkemelerin aynı tip uyuşmazlıkların çözümünde

uyguladıkları aynı Kanun hükmünü farklı şekilde yorumlamasından kaynaklanan bir

tutarsızlıktan söz edilmektedir.

50. Başvurucuların yukarıda yer verilen iddialarının (bkz. § 45)

mahiyeti itibarıyla Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası anlamında bir

kanun yolu şikâyetinin ilerisine geçtiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla somut

başvuruda öncelikle birbiriyle çelişen içtihatlar bulunup bulunmadığı, eğer

böyle bir durum var ise bireysel başvuruya dayanak davanın koşulları ışığında

bu çelişkili içtihatların adil yargılanma hakkının ihlaline yol açıp açmadığı

incelenmelidir.

(2)

İçtihatlar Arasında Çelişkinin Varlığı

51. Başvurucular

bedensel zararın tazmini talebiyle açılan davalarda 6098 sayılı Kanun'un 55.

maddesinin uygulanması ve bu bağlamda tazminat miktarının hesaplanması

noktasında AYİM'in, aleyhine sonuç doğuracak şekilde Yargıtayın yerleşik içtihadında benimsediği yaklaşımdan

farklı bir yaklaşım benimsemesinden şikâyet etmektedir.

52.Öncelikle belirtmek gerekir ki içtihat farklılığından söz

edilebilmesi için gerekli olan uyuşmazlıkların

özü itibarıyla aynı mahiyette olması ön koşulunun somut başvuru

yönünden gerçekleştiği görülmektedir. Zira içtihat farklılığına konu

uyuşmazlıklarda ortak temel olgu, tazmini istenen bir bedensel zararın varlığı

ve bu zararın hesaplanmasıdır. Çelişki, bedensel zararın karşılanması için

ödenecek tazminat miktarının hesaplanma yönteminde ortaya çıkmaktadır. Bu

çelişkinin kaynağı ise 5434 sayılı Kanun'un ek 79. maddesine göre yapılan ek

ödemenin tazminattan mahsup edilmesi gerekip gerekmediğini tespit etme

noktasında, anılan ödemenin 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi uyarınca ifa amacını

taşıyan bir ödeme niteliğinde olup olmadığına ilişkin olarak yapılan yorum ve

değerlendirmelerin farklılığıdır.

53. İhtilaf konusu ödeme ilk olarak 10/11/1983 tarihli ve 2951

sayılı Tekel Bey'iyeleri Üçte Birlerinin Dağıtımı

Hakkında Kanun ile maluller, şehit dul ve yetimlerine yılda bir yapılması

öngörülen ödeme olarak ortaya çıkmış, daha sonra 13/10/1988 tarihli ve 3480

sayılı Maluller ile Şehit Dul ve Yetimlerine Tütün ve Alkol Ürünlerinin Satış

Bedellerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun ile devam etmiştir. Söz konusu ödeme

günümüzde ise 14/7/2004 tarihli ve 5217 sayılı Kanun ile 5434 sayılı Kanun'a

eklenen ek 79. maddeyle devlet memur aylık katsayısına bağlanarak herhangi bir

vergi ve kesintiye tabi olmaksızın faturası karşılığında Hazineden tahsil

edilen özel bir ödeme şekline dönüşmüştür. Söz konusu ödeme, ilk ortaya çıkış

kaynağındaki niteliğinden ötürü Yargıtay, Danıştay ve AYİM kararlarında çoğu

zaman tütün ikramiyesi adıyla da

yer almıştır.

54. 1978 tarihli YİBGK kararı; zarar görenin zarar veren olayın

gerçekleşmesinden önce kendi ödemeleriyle oluşturduğu, bir başka ifadeyle

kendisinin finanse ettiği kaynaktan zararının karşılanamayacağı, zarar verenin

(davalının) bu paradan yararlanamayacağı ana fikrine dayanmaktadır. Adli

yargıda, bu içtihadı birleştirme kararından hareketle 5434 sayılı Kanun'un ek

79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin (tütün ikramiyesinin) tazminattan mahsup edilmemesi yönünde bir

uygulama benimsenmiştir (bkz. §§ 22, 23).

55. AYİM ve Danıştay ise 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe

girmesinden önceki dönemde önüne gelen ve destekten yoksun kalma zararı ya da

bedensel zararın tazmini talebini içeren uyuşmazlıklarda Yargıtay ile aksi

yönde bir uygulama benimsemiştir. Bu bağlamda gerek AYİM gerekse Danıştay 5434

sayılı Kanun'un ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemeyi, hesaplanan toplam

zarar miktarından mahsup edilmesi gereken bir yarar unsuru olarak görmüştür (bkz. §§ 24, 27).

56. AYİM 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesinin yürürlüğe

girmesinden sonraki uyuşmazlıklarda ve bu kapsamda başvuruya dayanak davada da

aynı yaklaşımını sürdürmüştür. Keza Danıştay da aynı uygulamayı devam

ettirmiştir (bkz.§§ 25, 26).

57.Bu duruma göre bedensel zararın tazmini talebiyle açılan

davalarda 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesinin uygulanması kapsamında 5434

sayılı Kanun'un ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin tazminattan mahsup

edilip edilemeyeceğiyle ilgili AYİM (ve Danıştay) ile Yargıtayın

yorumu birbirine taban tabana zıt olmuştur. Bu yorum farklılığı da iki ayrı

yargı kolundaki mahkemelerin aynı mahiyetteki davalara farklı hukuki

uygulamalar yapmalarına yol açmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda, farklı yargı

kolları arasında birbiriyle çelişen içtihatlar bulunduğu ve bu çelişkinin

öteden beri devam ettiği hususlarında tereddüt bulunmamaktadır.

(3) Birbiriyle

Çelişen İçtihatların Adil Yargılanma Hakkının İhlaline Neden Olup Olmadığı

58. Öncelikle başvuruya konu içtihat farklılığının yargı ayrılığını

anayasal ilke olarak benimseyen, bu sebeple çeşitli yüksek mahkemeleri

bünyesinde barındıran yargı sistemimizin yapısı ile doğrudan bağlantılı olduğu

gözden uzak tutulmamalıdır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bu noktadaki

görevi, bizzat Anayasa'da düzenlenen bir yargı sisteminin yerindeliğini

tartışmak değil bu sistemin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan içtihat

farklılığının yine Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkına

etkisini somut olayın koşulları ışığında değerlendirmektir.

59. Ülkemizde farklı yargı kollarındaki yüksek mahkemelerin

-somut olayda AYİM ve Yargıtayın- çelişen

içtihatlarını birleştirici bir mekanizma bulunmamaktadır. Esasen adil

yargılanma hakkının yargı sisteminin yapısına doğrudan müdahale edecek şekilde

devletten böyle bir mekanizma getirilmesini isteyecek bir gerekliliği özünde

barındırdığı da söylenemez.

60. Her biri kendine özgü farklı dava türlerine bakan farklı

yargı kollarındaki mahkemelerin son derece mahkemesi konumundaki Yargıtay ve AYİM'in hukuki dayanaklarını ve gerekçelerini göstermek

koşuluyla benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda uygulayacakları aynı kanun

hükmünün yorumunda farklı bir yaklaşım geliştirmeleri kaçınılmaz bir sonuç ve

makul karşılanabilir bir durum olarak kabul edilmelidir.

61. Bu durumda söz konusu içtihat farklılığının hukukun

üstünlüğü ilkesine zarar verecek şekilde açıkça keyfîlik

içeren bir yaklaşımdan kaynaklandığına dair bir bulguya rastlanmadığı sürece

yasa hükmünün yorumlanmasına ilişkin olarak yüksek mahkemenin yaptığı seçimi

denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi olmayacaktır.

62. Bu itibarla çelişen içtihatlardan hangisinin doğru olduğu

yönünde herhangi bir çıkarımda bulunulmaksızın bireysel başvuruya konu olayda AYİM'in 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesinin uygulanmasıyla

ilgili yaklaşımının ve bu yaklaşım sonucunda oluşturduğu içtihadın açıkça keyfîlik içerip içermediğinin tespiti gerekmektedir.

63. Başvurucular 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi ile getirilen

düzenlemenin tazminattan mahsup edilebilecek unsurların belirlenmesi hususunda

yargı kolları arasındaki içtihat farklılığını giderme amacına yönelik olduğunu

ifade etmektedir. Söz konusu Kanun hükmünün uygulanmasında tazminattan

indirilecek unsurların belirlenmesiyle ilgili AYİM yorumunun düzenlemenin

amacına aykırı olduğunu öne süren başvurucular 5434 sayılı Kanun'un ek 79.

maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin tazminat miktarından indirilmesi gerektiği

yönündeki içtihadın bariz takdir hatası içerdiğinden şikâyet etmektedir.

64. AYİM'in bireysel başvuruya konu

kararını gerekçelendirirken şu olgulardan hareket ettiği görülmektedir: "Başvurucu, olay sebebiyle maddi zarara uğramıştır.

Uğranılan maddi zararın gerçek ve somut verilere göre hesaplanması ilkesi

esastır. Başvurucuya 5434 sayılı Kanun'un Ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödeme,prim karşılığı olmayan, SGK'dan aylık alan herkese ödenmeyen, sadece somut olaydaki

gibi harp veya vazife malullüğü aylığı bağlananlara yapılan bir ödemedir. SGK,

dosya kapsamındaki muhtelif yazılarında Ek 79. madde uyarınca yapılan ödemenin

'rücu işlemine tabi olmadığını' belirtmiştir. Esasen SGK bu maddeye göre

yaptığı ödemeyi faturası karşılığında Hazineden, dolayısıyla somut davanın

tarafı olan genel bütçeye dâhil idareden tahsil etmektedir. Diğer bir ifadeyle

SGK bu ödemeyi zaten devletten alarak ilgilisine ödemektedir. Başvurucunun daha

öncesinde bu ödemenin kaynağının oluşturulmasına bir katkısı bulunmamaktadır.

Bu ödeme nihai olarak Hazinenin üzerinde kalmaktadır." Bu

tespitleri ışığında AYİM'in idari işlem ve eylemler

nedeniyle idarenin kusur ya da kusursuz sorumluluğu esaslarına göre açılan,

idarenin davalı konumunda olduğu tam yargı davalarında hesaplanan ve idarenin

ödemekle yükümlü kılınacağı tazminat miktarından söz konusu ek ödeme miktarı

düşülmediği takdirde idarenin idare hukuku ilkeleri uyarınca sorumlu olduğu

zararın tümünü hem tazminat olarak ödeyeceğini hem de SGK aracılığıyla yaptığı

ek ödeme ile ayrıca bir ödeme yapacağını, böylece aynı vakıadan ötürü mükerrer

tazminat ödemiş olacağını değerlendirdiği görülmektedir.

65. Kısacası AYİM, ihtilaf konusu ödemenin tazminat davasına

konu aynı olay (vazife malullüğüne sebep olan olay) nedeniyle ve bu olayın

gerçekleşmesinden sonra yapılan bir ödeme olduğuna ve bu ödemenin kaynağının

oluşturulmasında başvurucunun herhangi bir dahli bulunmadığına dikkat

çekmiştir. Bu tespitlerden hareketle söz konusu ödeme 6098 sayılı Kanun'un 55.

maddesi uyarınca ifa amacı taşıyan,

bir başka ifadeyle sosyal yardım niteliğinde olmayan, dolayısıyla tazminatı

ikame amacıyla yapılan bir ödeme olarak değerlendirilmiş ve başvurucu yönünden

bir yarar unsuru kabul edilerek davalı idarenin ödeyeceği tazminattan

indirilmiştir.

66. AYİM'in belirtilen ödemenin 6098

sayılı Kanun'un 55. maddesinin ifadesiyle "ifa amacını taşımayan ödeme" olarak kabul edilip

edilemeyeceğiyle, dolayısıyla anılan hükmün uygulanmasıyla ilgili yorum ve

değerlendirmesi somut olay bağlamında tatmin edici bir gerekçe

barındırmaktadır. Ayrıca bu yorum öngörülemez nitelikte değildir ve hukukun

üstünlüğü ilkesine zarar verecek şekilde bariz takdir hatası ya da açık bir keyfîlik de içermemektedir.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. AYİM'in bağımsız ve tarafsız

olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Engin

YILDIRIM

Celal Mümtaz

AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Zeynep

KARAKOÇ

Başvurucular

:

1.Gökhan

KOÇAR

Vekili

:

Av. Kadir

GÜNDOĞAN

2.Mesut

KASIRĞA

Vekili

:

Av. Ali

ÖMÜRLÜBAY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/777, 12 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. B. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal
  11. A. 1. AYİM'in bağımsız ve tarafsız
  12. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  13. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Kömürcü
  15. Yıldırım
  16. Akıncı
  17. Karakoç
  18. Koçar
  19. Gündoğan
  20. Kasırğa
  21. Ömürlübay
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/777
Tarih
12 Kasım 2019

İlgili Kararlar

  • Ahmet Yüksel ve Mehmet Yüksel Başvurusu (B. No: 2016/4338)
  • İlhan Cihaner Başvurusu (B. No: 2015/2611)
  • Mehmet Emin Sarıgül Başvurusu (B. No: 2015/2281)
  • İsa Turan Başvurusu (B. No: 2014/2962)
  • İzzet Ablak Başvurusu (B. No: 2013/8527)
  • Sedat Ekici Başvurusu (B. No: 2016/7368)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.