İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul
Genel KurulBaşvuru No: 2013/1827Tarih: 25 Şubat 2016

A. C. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1827)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

A. C. VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/1827)

Karar Tarihi: 25/2/2016

R.G. Tarih ve Sayı: 23/3/2016 - 29662

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; azami gözaltı sürelerinin aşılması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının, gözaltında yasak sorgu yöntemleriyle elde

edilen delillerin mahkûmiyete esas alınması ve yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/3/2013 tarihinde Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/9/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 30/10/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 30/12/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

9/1/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 26/1/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

7. Birinci Bölüm tarafından 4/2/2016 tarihinde yapılan

toplantıda başvurunun niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara

bağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 28.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular "Hizbullah silahlı terör örgütü üyesi olma"

suçlamasıyla 25/1/2000 ile 8/2/2000 tarihleri arasında muhtelif zamanlarda

gözaltına alınmış; bir kısmı gözaltı sonrasında serbest bırakılmış, bazıları

tutuklanmış ve ardından tahliye edilmiştir.

10. Van Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının 27/3/2000

tarihli ve E.2000/71 sayılı iddianamesi ile başvurucular hakkında “Hizbullah isimli silahlı terör örgütü üyesi olma”

suçlamasıyla kamu davası açılmıştır.

11. Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/1/2011 tarihli ve

E.2000/82, K.2011/5 sayılı kararı ile başvurucuların atılı suçtan hapis cezası

ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Derece Mahkemesi kararının ilgili

bölümleri şöyledir:

“...

D E L İ L L E R:

1) Yakalama ve

gözaltına alma tutanakları,

2) Ev arama, el koyma

ve teslim tutanağı,

3) Doküman inceleme,

4) Silah ve mühimmat

yakalama tutanağı,

5) Silah ve mühimmat

inceleme ve teslim tutanağı,

6) İmha raporu,

7)Emniyet Hizbullah

operasyonla ilgili bilgiler,

8) Teşhis tutanakları,

9) Tanık Beyanları,

10) Sanıkların örgüte

vermiş oldukları özgeçmiş raporları,

11) Sanıkların aşama beyanları.

…

Savunmalar:

...

Şu hale göre; anılan suçlardan kamu davası

açıldığını kabul etmek mümkün olmadığına göre zamanaşımına uğrayan bu suçlar da

gözetilerek sanıkların örgüt üyeliği suçu yönünden 765 sayılı TCK'nın

hükümlerinin lehe olduğunu kabul hukuken mümkün değildir ve tüm sanıklar

yönüyle 5237 sayılı TCK'nın 314/2. maddesinin lehe olduğu kabul edilerek hüküm

tesis edilmiştir.

Yargıtay 9 CD’nin; 2006/8280 Esas ve 2007/1486

Karar sayılı ve 26.02.2007 tarihli ilamında, 5237 Sayılı TCK'nun etkin pişmanlığa

ilişkin 221. maddesinin amaç, kapsam ve gerekçesi birlikte nazara alındığında

kolluk ifadelerini daha sonra değiştirip geri alan sanıkların etkin

pişmanlıklarından söz edilemeyeceği bu nedenle maddede aranan şartların

bulunmadığından cezadan indirim yapılamayacağına hükmetmiştir. Anılan bu

içtihat uyarınca alındığında kolluk ifadelerini daha sonra değiştirip geri alan

sanıkların etkin pişmanlıklarından söz edilemeyeceğinden sanıklar hakkında

etkin pişmanlık hükümler uygulanmadığı gibi koşulları oluşmadığından 4959

sayılı Yasa hükümleri de uygulanmamıştır.

Somut olayda ilgili suç tanımında belirlenen

cezaların, alt ve üst sınırı arasında ceza tayin edilirken, 5237 Sayılı TCK'nun

61. maddesinde gösterilen ölçütler dikkate alınmıştır. Bu bağlamda suçun

işleniş biçimi, suç konusunun önem ve değeri, sanıkların amaç ve saiki

gözetilmiş, aynı Kanun'un 3/1. maddesindeki “suç işleyen kişi hakkında işlenen

fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur” şeklindeki

hüküm de gözetilmek suretiyle cezalar, diğer sanıklar yönüyle takdiren alt

sınırdan uzaklaşılarak tayin edilirken, Hizbullah silahlı terör örgütünün

Muş’da yapılanmasını oluşturan, çok sayıda insanı örgüte kazandıran, bizzat

örgüt tarafından işkence görmelerine ve Adana C. Başsavcılığı tarafından

düzenlenen iddianamede mağdur olarak gösterilmelerine rağmen terör örgütünden

af dilemek suretiyle Muş’daki yapılanmayı dağıtmayıp tekrar örgütsel

faaliyetlerine devam eden sanıklar [A.C.] ve [M.S.A.]’ın asgari hadden uzaklaşılarak cezalandırılmalarına karar vermek

gerekmiş ve oluşan bu vicdani kanı ile cezalandırılmalarına dair aşağıdaki

hüküm kurulmuştur."

12. Başvurucular hakkındaki hüküm, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin

20/12/2012 tarihli ve E.2012/7970, K.2010/15259 sayılı ilamıyla onanmıştır.

İlamın ilgili kısmı şöyledir:

"Yapılan yargılama sonunda toplanan

deliller karar yerinde incelenip, sanıkların suçunun sübutu kabul, olay niteliğine

ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin

niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş,

sanıklar A.I., E. A. ve R. A. hakkında 4959 sayılı Kanun hükümleri uygulanmış,

incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş

olduğundan, sanıklar müdafilerinin temyiz dilekçeleri ile duruşmalı inceleme

sırasında sanıklar [A.C.]

ve [M.S.A.] müdafilerinin ileri

sürdüğü ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin

ONANMASINA, 20.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi."

13. Başvurucular 28/2/2013 tarihinde nihai karardan haberdar

olmuştur.

14. Başvurucular 1/3/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314.

maddesinin (2)numaralı fıkrası, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanunu’nun 5. maddesinin birinci fıkrası.

IV.İNCELEME VE GEREKÇE

16. Mahkemenin 25/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

17. Başvurucular; yargılamanın uzun sürdüğünü, azami gözaltı

sürelerinin aşıldığını, altı ile sekiz gün arasında değişen sürelerde

gözaltında kaldıklarını, yasak sorgu usullerinin kullanılması sonucu delil elde

edildiğini, işkence sonucu elde edilen bu beyanların hükme esas alındığını,

müdafi olmaksızın alınan beyanların delil olarak kullanıldığını, hukuka uygun olarak elde edilmeyen

deliller ve ilgilisi tarafından verilmeyen, bilirkişilerce incelemesi

yapılmayan öz geçmiş raporları esas alınarak haklarında mahkûmiyet hükmü

kurulduğunu, eksik araştırma ve soruşturma yapıldığını, etkin pişmanlık

hükümlerinin uygulanmadığını, zamanaşımı hükümlerinin dikkate alınmadığını,

bazı dinî gruplarda meşru toplululuk inancıyla bulunmanın suç teşkil

etmediğini, 2000 yılı öncesindeki yargılamaların gözetilmediğini, daha önce

hazırlanan ifadelerin kollukta zorla imzalattırıldığını belirterek Anayasa’nın

17., 19., 24., 36., 37., 38. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri

sürmüş; infazın ertelenmesi, yeniden yargılanma ve tazminat talebinde

bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

18. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı ve adil yargılanma hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Başvurunun Süresinde

Yapılıp Yapılmadığına İlişkin İnceleme

19. Bakanlık görüş yazısında, başvurucular A.C. ve M.S.A.

yönünden başvurunun Yargıtay ilamının tefhim edildiği tarihten itibaren otuz

gün içinde yapılmadığı belirtilmiştir.

20. Başvurucular, anılan kararın içeriğini tebliğ suretiyle

öğrendiklerini beyan etmişlerdir.

21. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi

içinde başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren onbeş gün içinde

ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler…"

22. İçtüzük'ün "Başvuru

süresi ve mazeret" kenar başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun,

başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin

öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."

23. Bireysel başvurunun ön şartlarından biri de otuz günlük süre

kuralıdır. Sürenin, başvurunun her aşamasında dikkate alınması gerekir (Deniz Baykal, B. No: 2013/7521, 4/12/2013,

§ 32).

24. Bireysel başvurunun süre koşuluna bağlanmasıyla

başvuruculara bireysel başvuruda bulunmak için imkân tanımanın yanında hukuki

belirlilik de sağlanmaktadır. Dolayısıyla dava açma ya da kanun yollarına

başvuru için belli sürelerin öngörülmesi -bu süreler dava açmayı imkânsız

kılacak ölçüde kısa olmadıkça- hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve

mahkemeye erişim hakkına aykırı değildir (Remzi

Durmaz, B. No: 2013/1718, 2/10/2013, § 27).

25. Bireysel başvuruların, 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin

(5) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca

başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin

öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir. Anılan

düzenlemelerde, başvuru yolu öngörülen durumlarda bireysel başvuru süresinin

başlangıcına ilişkin olarak "başvuru

yollarının tüketildiği" tarihten söz edilmekte ise de haberdar

olunmayan bir hususta başvuru yapılamayacağı dikkate alınarak bu ibarenin

"nihai kararın gerekçesinin öğrenildiği" tarih olarak anlaşılması gerekir. Bu öğrenme somut olayın

özelliklerine göre farklı şekillerde gerçekleşebilir.

26. Bireysel başvuru süresi bakımından "nihai kararın

gerekçesinin tebliği", öğrenme şekillerinden biridir (Mehmet Ali Kurtuldu, B. No: 2013/5504,

28/5/2014, § 27). Ancak öğrenme, gerekçeli kararın tebliği ile sınırlı olarak

gerçekleşmez; başka şekillerde de öğrenme söz konusu olabilir. Bu kapsamda

nihai kararın gerekçesinin "dosyadan suret alınması" gibi hâllerde

öğrenilmesi de mümkündür. Başvurucuların nihai kararın gerekçesini" öğrendiklerini

beyan ettikleri tarih" de bireysel başvuru süresinin başlangıcı olarak ele

alınabilir (bkz. İlyas Türedi, B.

No: 2013/1267, 13/6/2013, §§ 21-22).

27.Diğer yandan nihai kararın gerekçesi öğrenilmemiş olmakla

birlikte sonucunun öğrenildiği durumlar da söz konusu olabilir. Böyle bir

durumda sonucu öğrenilen nihai kararın gerekçesine derece mahkemesinden kesin

olarak erişilebilmesi mümkün ise bireysel başvuru süresinin sonucun öğrenildiği

tarihten itibaren başlatılması gerekir. Bu kapsamda bir ceza mahkûmiyetine ilişkin

nihai kararın sonucunun infaz aşamasında "yakalama", "müddetname

veya çağrı kağıdının ya da ödeme emrinin tebliği" suretiyle öğrenildiği

durumlarda başvurucular, nihai kararın sonucundan haberdar olmakta ve nihai

karar gerekçesini kesin olarak öğrenme olanağına sahip bulunmaktadırlar (Aydın Selçuk, B. No: 2014/3194,

20/11/2014, § 24; Özgür Çapkın,

B. No: 2014/2546, 30/12/2014, § 24; Halil

Aslan, B. No: 2014/3038, 10/12/2014, § 38).

28. Nihai kararın gerekçesinin bir şekilde öğrenilemediği veya

nihai kararın sonucunun öğrenilip gerekçesinin kesin olarak öğrenilme imkânının

elde edilemediği hâllerde başvuru süresinin hangi tarihten itibaren

başlayacağının da belirlenmesi gerekir. Aksi hâlde sınırsız bir başvuru süresi

söz konusu olabilecektir. Bu kapsamda bireysel başvuru süresinin başlangıç

tarihinin tespitinde, başvurucuların özen yükümlülükleri ile mahkemeye erişim

haklarının aşırı sınırlanmaması hususları birlikte dikkate alınmalıdır.

29.Başvurucuların bireysel başvuruda bulunmak için dava ve

başvurularını takip etmek için gerekli özeni gösterme yükümlülükleri vardır. Bu

yükümlülük kapsamında ilk derece mahkemesine ulaşan nihai kararın gerekçesini

öğrenme konusunda gerekli özeni gösterme sorumluluğu başvuruculara aittir.

Diğer bir ifadeyle başvurucular veya vekillerinin ilk derece mahkemesine ulaşan

kararın bir örneğini almak için özenli davrandıklarını kanıtlamaları gerekir

(benzer yöndeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları için bkz. Ölmez/Türkiye (k.k.), B. No: 39464/98,

1/2/2005; Refik Alpaya ve İbrahim

Dağılma/Türkiye (k.k.), B.

No: 34384/08, 12/3/2013, § 16).

30. Mevzuatta, Yargıtay ceza dairelerinin kararlarının taraflara

tebliğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ceza yargılamasında nihai

kararın tebliğ edilmediği durumlarda kararın derece mahkemesine ulaşmasından ve

böylece gerekçesinin erişilebilir olmasından sonra, özen yükümlülüğü kapsamında

makul bir süre içinde bireysel başvuru yapmak isteyen ilgililerden karara

erişmeleri ve karar gerekçesini öğrenmeleri beklenir. Bu kapsamda erişilebilir

olan nihai kararın en geç üç ay içinde ilgilileri tarafından bilindiği ve

gerekçesinin öğrenildiği kabul edilmelidir. Aksi tespit edilmediği sürece

bireysel başvuru için Kanun'da öngörülen otuz günlük başvuru süresi, en geç

anılan üç aylık sürenin sona ermesinden itibaren başlayacaktır.

31. Somut olayda Yargıtay 9. Ceza Dairesi temyiz incelemesini,

başvurucular A. C. ve M.S.A. yönünden duruşmalı; diğer başvurucular yönünden

duruşmasız olarak yapmıştır. Başvurucuların tümünün vekili olan Av. Zahir

Soğanda ilk duruşmaya katılmış, sonraki karar duruşmasına ise onun

yetkilendirdiği avukat katılmıştır. Onama ilamı 20/12/2012 tarihinde yetkili

kılınan avukata tefhim edilmiştir. UYAP sisteminden yapılan araştırmada

Yargıtay ilamının en geç 28/1/2013 tarihinde Mahkemeye ulaştığı görülmüştür.

Diğer bir ifadeyle başvurucuların ve müdafilerinin tefhim edilen nihai kararın

içeriğine erişme imkânını en geç 28/1/2013 tarihinde elde ettikleri

anlaşılmıştır.

32. Başvurucuların özen yükümlülükleri kapsamında 28/2/2013

tarihinde kararın içeriğini öğrendikleri ve 1/3/2013 tarihinde bireysel

başvuruda bulundukları görüldüğünden bireysel başvurunun süresi içinde

yapıldığı anlaşılmıştır.

b. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

33. Başvurucular azami gözaltı sürelerinin aşıldığını, altı ile

sekiz gün arasında değişen sürelerde gözaltında kaldıklarını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

34. 6216 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (8) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceler."

35. Bu hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zaman bakımından yetkisi ancak bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel

başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında anılan tarihten

önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde Mahkemenin yetki

kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S.,

B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

36. Somut olayda başvurucular 25/1/2000 ile 8/2/2000 tarihleri

arasında muhtelif zamanlarda gözaltına alınmış, sonrasında tutuklanmış veya

salıverilmişlerdir. Bu belirlemelere göre başvurucuların anılan şikâyetleri

25/1/2000 ile 8/2/2000 tarihleri arasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin

olup bu tarihlerin, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı

tarihten önceye ait olması nedeniyle başvurunun bu kısmı hakkında zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemezlik kararı verilmesi gerekir.

b. İşkence ve Kötü

Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

37. Başvurucular; yasak sorgu usullerinin kullanıldığını,

beyanlarının kollukta işkence ve kötü muaemele sonucu elde edildiğini

belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen “işkence ve kötü muamele yasağı” ilkesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

38. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."

39. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da

kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 80).

40. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 81).

41. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün bir de usul boyutu bulunmaktadır.

Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları

altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

42. Ancak etkili bir soruşturmanın başlayabilmesi için işkence

ve kötü muamele konusundaki iddialar öncelikle uygun delillerle

desteklenmelidir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Klaas/Almanya, B. No: 15473/89, 22/9/1993,

§ 30). İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için her türlü makul

şüpheden uzak kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt yeterince

ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen birtakım

karinelerden de oluşabilir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. İrlanda/Birleşik Krallık, B. No: 5310/71,

18/1/1978, § 161; Labita/İtalya

[BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 121). Ancak bu uygun koşulların tespiti

hâlinde bir soruşturma yükümlülüğün gerekliliğinden bahsedilebilir.

43. Diğer yandan Anayasa Mahkemesinin, başvurucunun yerine

geçerek genel ve soyut iddialardan hareketle resen her konuda hukuka uygunluğu

denetleme ve temel hakların ihlal edildiğini tespit etme yükümlülüğü

bulunmamaktadır (Sami Özbil, B.

No: 2013/543, 15/10/2014, § 50).

44. Somut olayda başvurucular, kollukta işkence ve kötü

muameleye maruz kaldıklarını belirterek soyut açıklamalarla haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş; iddia ettikleri hak ihlalini incelemeye imkân verecek

biçimde yeterli derecede ciddi ve tutarlı karinelerle de temellendirme

yapmamışlardır. Başvurucuların iddialarını bir doktor raporu veya kötü muamele

gördüklerine dair makul bir açıklamayı destekleyen bir kanıt unsuruna ya da

delil başlangıcına dayandırmadıkları da görülmektedir. Öte yandan

başvurucuların, yasa gereği zorunlu olarak düzenlenen doktor raporlarına itiraz

ettiklerine veya başka bir doktor tarafından muayene edilmeyi istediklerine

dair bir kanıt da sunulmamıştır. Başvurucuların işkence ve kötü muamele

iddialarını soyut olarak dile getirdikleri, gözaltı sırasında meydana geldiğini

iddia ettikleri olaylar hakkında hiçbir ayrıntılı bilgi iletmedikleri ve

şikâyetlerine konu ettikleri olayların gerçekleştiğini iddia ettikleri 2000

yılından itibaren aradan geçen zaman içinde ilgililer hakkında ihbar/şikâyet

girişiminde bulunduklarına dair delil sunmadıkları anlaşılmaktadır.

45. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

i. Yargılanmanın Sonucu İtibarıyla Adil

Olmadığına İlişkin İddia

46. Başvurucular; ilgilisi tarafından verilmeyen öz geçmiş

raporları esas alınarak haklarında mahkûmiyet hükmü kurulduğunu, eksik

araştırma ve soruşturma yapıldığını, bazı dinî gruplarda meşru toplululuk

inancıyla bulunmanın suç teşkil etmediğini ileri sürmüşlerdir.

47. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2)

numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.

48. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

açık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun

yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları açık

keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

49. Somut olayda Derece Mahkemesinin esas hakkında karar

verirken yakalama ve gözaltına alma tutanaklarına, ev arama, el koyma ve teslim

tutanağına, ele geçirilen dokümanların incelenmesinden elde edilen bulgulara,

silah ve mühimmat yakalama tutanağına, silah ve mühimmat inceleme ve teslim

tutanağına, Hizbullah operasyonlarıyla ilgili emniyetteki bilgilere, teşhis

tutanaklarına, tanık beyanlarına, örgüte verilen öz geçmiş raporlarına ve dosya

kapsamındaki sanıkların aşama beyanlarına dayandığı görülmüştür. Temyiz üzerine

Derece Mahkemesinin kararı, delilleri takdir ve gerekçeleri gösterilmek

suretiyle kurulan hüküm usul ve kanuna uygun olduğundan Yargıtayca onanmıştır.

50. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucuların iddiaları

incelendiğinde iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu görülmektedir.

51. Diğer taraftan başvurucular, zamanaşımı süresi dolmasına

rağmen haklarındaki davanın düşürülmediğini, etkin pişmanlık hükümlerinin

uygulanmadığını ve 2000 yılı öncesindeki yargılamaların gözetilmediğini iddia

etmişlerdir. Mahkemenin kabulüne göre başvuruculara atılı suçun tarihinin

25/1/2000 öncesi olduğu, etkin pişmanlık ve zamanaşımı hükümlerinin

değerlendirildiği, bu kapsamda bazı sanıklar yönünden düşme ve beraat kararları

verildiği, bu değerlendirmelere göre kararın onanıp kesinleştirildiği, Derece

Mahkemelerinin kararlarında bariz takdir hatası ile açık keyfîlik bulunmadığı

görülmüştür.

52. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik de içermediği

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

ii. Yargılamada Kullanılan Delillere İlişkin

İddialar

53. Başvurucular, öz geçmiş raporlarının bilirkişilerce

incelemesi yapılmadan haklarında mahkûmiyet kararı verildiğini, müdafi

olmaksızın ve kötü muamele sonucu alınan beyanların delil olarak kullanıldığını

ileri sürmüşlerdir.

54. Başvurucuların kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali

nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdükleri hak ve özgürlük ile dayanılan

Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden

olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğini başvuru

dilekçesine eklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden

olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına

göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi

nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §

20).

55. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak

olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin

açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlama yükümlülüğü

başvuruculara ait olmasına rağmen başvurucular, soyut şekilde birtakım iddialar

ileri sürmüş olup hangi tarihte, hangi sebeplerle ve hangi hususlara ilişkin

olarak bilirkişi incelemesi talebinde bulunduklarına veya hangi tarihli

beyanların mahkûmiyet hükmüne esas alındığına dair Anayasa Mahkemesine bir

bilgi ya da delil sunmamışlardır.

56. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

ihlal iddialarının kanıtlanamamış olması nedeniyle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiği İddiası

57. Başvurucular, haklarında yürütülen soruşturma ve

kovuşturmanın makul süre içinde sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir

nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

58. Başvurucular, haklarında yürütülen soruşturma ve

kovuşturmanın makul süre içinde sonuçlandırılmaması nedeniyle makul sürede

yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

59. Bakanlık tarafından benzer nitelikteki başvurulara ilişkin

daha önce bildirilmiş olan görüşlere atıfta bulunularak görüş sunulmasına gerek

görülmediği bildirilmiştir.

60. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma

alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan

Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan

ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve

haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun

dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen

ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların

en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi

olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği

ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

61. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve

diğerleri, §§ 41–45).

62. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede

karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza

kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).

Başvuru konusu olayda, başvurucular hakkında “terör

örgütüne üye olma” suçunu işlediği iddiasıyla soruşturma

başlatılmıştır. Başvurucular hakkında isnat olunan suçlar 5237 sayılı Kanun’un

ilgili maddesinde hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır. Bu

çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.

maddesinin güvencesi kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B.E., § 32).

63. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının

yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği

arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuru

açısından bu tarih, Van Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun gözaltına

alındığı 25/1/2000-8/2/2000 tarihleridir. Ceza yargılamasında sürenin sona

erdiği tarih; suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgili

kararını verdiği tarihtir (Ersin Ceyhan,

B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).

64. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

Van Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında

25/1/2000-8/2/2000 tarihlerinde başvurucuların gözaltına alındığı, bir kısmının

sonra tutuklandığı, yargılamanın konusunun devletin güvenliğine, anayasal

düzene ve bu düzenin işleyişine karşı oluşan silahlı terör örgütü üyeliği

olduğu, ayrı ayrı on iddianame ile açılmış ve kırk sekiz sanığı kapsayan

birleştirilmiş davanın yargılaması sonunda Van 3. Ağır Ceza Mahkemesince

13/1/2011 tarihinde verilen mahkûmiyet kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin

20/12/2012 tarihli ilamıyla onandığı anlaşılmıştır.

65. Başvuruya konu davada yer alan sanık sayısı ve davanın

mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu

yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte davaya bütün olarak

bakıldığında, somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek

bir yön bulunmadığı ve yaklaşık on üç yılda tamamlanan yargılama sürecinde

makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

66. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

67. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen

ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

68. Başvurucular 50.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

69. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

70. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında, davada

yargılanan sanık sayısı da nazara alınarak başvuruculara ayrı ayrı net 4.475 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

71. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın zaman bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. İşkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Yargılanmanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Yargılamada kullanılan delillere ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvuruculara ayrı ayrı net 4.475 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

25/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Erdal TERCAN

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Akif YILDIRIM

Başvurucular

:

1. A. C.

2. S. M. Ö.

3. A. C.

4. C. Y.

5. Y. Y.

6. N. E.

7. M. Ç.

8. H. A.

9. E. D.

10. M. R. Y.

11. B. C.

12. Ş. D.

13. D. Y.

14. N. A.

15. İ. E.

16. M. S. A.

Vekili

:

Av. Zahir SOĞANDA

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2013/1827, 25 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: Genel Kurul
  • Başvuru No: 2013/1827
  • Tarih: 25 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Mahmut Türk Başvurusu (B. No: 2013/5965)
  • Ecevit Şahin Başvurusu (B. No: 2013/5830)
  • Ali Can İster Başvurusu (B. No: 2013/1216)
  • Hakan Olğun Başvurusu (B. No: 2013/7588)
  • Mustafa Kupal Başvurusu (B. No: 2013/7727)
  • Erdem Gül ve Can Dündar Başvurusu (B. No: 2015/18567)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.