İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2015/10298 Tarih:

A.k. Başvurusu (B. No: 2015/10298)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

A.K. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/10298)

Karar Tarihi: 7/3/2019

R.G. Tarih ve Sayı: 26/4/2019-30756

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, özel hayat kapsamında kalan eylemler gerekçe gösterilerek

görevden alınmanın özel hayata saygı hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 22/6/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Müftü olarak görev yapan başvurucu 5/5/2005 tarihinde

şiddetli geçimsizlik nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiası

ile boşanma davası açmıştır. Ankara 6. Aile Mahkemesi 27/06/2008 tarihli

kararıyla davayı reddetmiş ise de anılan karar temyiz incelemesinde

bozulmuştur. Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada, her iki taraftan

kaynaklanan kusurlu hareketler nedeni ile evlilik birliğinin temelinden

sarsıldığı gerekçesiyle15/9/2010 tarihinde boşanma davasının kabulüne

hükmedilmiştir. Anılan karar, temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.

8. Başvurucu ayrıca soy bağı ilişkisi bulunan iki çocuğun kendi

çocuğu olmadığı iddiasıyla 10/11/2005 tarihinde nesebin reddi davası açmıştır.

Ankara 9. Aile Mahkemesi davanın süre yönünden reddine karar vermiştir. Temyiz

incelemesinden geçerek kesinleşen kararda; tanık ve taraf beyanları ile DNA

testi için çıkarılan isticvap davetiyelerine davalıların cevap vermemesi

gözetilerek her iki çocuğun da başvurucunun çocuğu olmadığının anlaşıldığı

ancak öğrenme tarihi üzerinden bir yıllık süre geçtikten sonra dava açıldığı

vurgulanmıştır.

9. Başvurucu 25/5/2013 tarihinde başka biriyle evlenmiştir. Bu

arada aile sorunlarının personel ve halk arasında duyulduğu, başvurucunun

yıprandığı gerekçesiyle görev yeri değiştirilmiştir.

10. Aynı Kurumda çalışan bir personelin şikâyet dilekçesi

nedeniyle Diyanet İşleri Başkanlığı Teftiş Kurulu tarafından soruşturma

yapılmıştır. İnceleme sonrası düzenlenen 11/3/2013 tarihli raporda;

başvurucunun tedavi görmesine rağmen çocuğunun olmaması üzerine eşini bir başka

erkekle tanıştırarak cinsel ilişkiye girmelerini sağladığı ve bu şekilde iki

çocuk sahibi olduğu ancak çocuklarının kendinden olmadığını başından beri

bildiği belirtilmiştir. Ayrıca 2002 yılında hac başkanlığı yaptığı sırada

kafilede olan bir kadın ile gönül ilişkisi yaşamaya başladığı, bu bayan ile nişanlandığını

çevresine açıklamasına rağmen 2013 yılında başka bir bayanla evlendiği ifade

edilmiştir. Söz konusu fiillerin bir din görevlisine yakışmayacak, memurluk

sıfatıyla bağdaşmayacak nitelikte yüz kızartıcı olduğu, başvurucunun 15/4/2015

tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Diyanet İşleri

Başkanlığı Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 5. maddesi (1)

numaralı fıkrası (b) bendinde düzenlenen ortak nitelik şartını görevi sırasında

kaybettiği belirtilerek 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları

Kanunu'nun 98. maddesinin (b) bendine göre görevine son verilmesi teklif

edilmiştir.

11. Diyanet İşleri Başkanlığı Atama ve Yer Değiştirme Kurulunun

(Kurul) 9/7/2013 tarihli kararıyla yukarıda belirtilen gerekçeye dayanılarak

başvurucunun görevine son verilmiştir.

12. Başvurucu, anılan işlemin iptali istemiyle dava açmıştır.

Hatay İdare Mahkemesi 18/6/2014 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

Kararda, din görevlisi olan ve toplumu dinî konularda aydınlatma görevi bulunan

başvurucunun yürüttüğü görevin özelliği ve sorumluluğu dikkate alındığında

çevresine sözleriyle ve davranışlarıyla örnek bir kişi olması gerektiği

belirtilmiştir. Hatay İdare Mahkemesince başvurucunun eski eşinin iffetsizlik

yaptığı, üzerine kayıtlı çocukların başkasından olduğunu çevresine anlattığı,

uzun süre flört ettiği kişiyle görüşebilmek için sık sık Ankara'ya gidip

geldiği, bu kişiyle nişanlandığını birçok kişiyle paylaştığı hâlde

nişanlandığını inkâr ederek bir başkası ile evlendiği, Kur'an Kursu öğreticisi

bayan memur ile görüşmelerinde amir-memur arasındaki ciddiyeti korumamasının

Yönetmelik'te belirtilen özel şartı kaybettirecek nitelikte olduğu vurgulanarak

dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

13. Başvurucunun temyiz istemi, Danıştay Onaltıncı

Dairesi tarafından 3/4/2015 tarihinde derece mahkemesinin kararının hukuka ve

usule uygun olduğu gerekçesiyle oyçokluğuyla reddedilmiştir. Karşıoy görüşünde; ortak nitelik vasfının kaybedildiği

tespitinin her türlü şüpheden uzak, somut ve kesin delillerle yapılmadığı

belirtilmiştir.

14. Nihai karar 1/6/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu tarafından 22/6/2015 tarihinde bireysel başvuru

yapılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

16. 657 sayılı Kanun'un "Memurluğun

sona ermesi" kenar başlıklı 98. maddesinin ilgili kısımları şu

şekildedir:

" b)Memurluğa alınma şartlarından her

hangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması veya memurlukları sırasında bu

şartlardan her hangi birini kaybetmesi;

d) ... hallerinde memurluğu sona erer."

17. 2/7/1965 tarihli ve 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığının

Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'un "Personelin nitelikleri" kenar

başlıklı 9. maddesi şu şekildedir:

"Başkanlık personelinde, 14/7/1965

tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda belirtilen genel şartlar

yanında; Başkan, başkan yardımcısı, genel müdür, Rehberlik ve Teftiş Başkanı,

il ve ilçe müftüsü, Başkanlık vaizi ve vaizlerin en az lisans düzeyinde dinî yüksek

öğrenim mezunu olması gerekir. Yönetim Hizmetleri Genel Müdürü için ise dört

yıllık yüksek öğrenim mezunu olması şartı aranır.

Başkanlık personelinin 657 sayılı Kanunda ve

bu Kanunda yer almayan diğer nitelikleri ile atanmalarında dinî öğrenim şartı

arananlara ilişkin ortak nitelikler yönetmelikle düzenlenir."

18. Yönetmelik'in "Genel

şartlar" kenar başlıklı 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(a) ve (b) bentleri şu şekildedir:

"a)

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendindeki

şartları taşımak.

b) Atanmalarında dini öğrenim şartı esas

alınan unvanlarda; itikat, ibadet, tavır ve hareketlerinin İslâm törelerine

uygunluğunun çevresinde bilinir olduğu şeklinde ortak bir nitelik taşımak."

B. Uluslararası Hukuk

19. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı"

kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"(1) Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu

hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla

öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin

ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya

ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir

tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."

20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında özel hayatın eksiksiz bir tanımı

bulunmayan, geniş bir kavram olduğu belirtilmektedir. Özel hayata saygı hakkı

alt kategorisinde geçen özel hayat kavramını

AİHM oldukça geniş yorumlamakta ve bu kavrama ilişkin ayrıntılı bir tanım

yapmayı uygun bulmamaktadır (Koch/Almanya,

B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51). Bununla birlikte Sözleşme'nin denetim

organlarının içtihatlarında bireyin

kişiliğini serbestçe geliştirmesi ve gerçekleştirmesi ve kişisel bağımsızlık kavramlarının özel

hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır

(Sidabras ve Džiautas/Litvanya,

B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/7/2004, § 43; K.A.

ve A.D./Belçika, B. No: 42758/98, 45558/99, 17/2/2005, § 83; Pretty/Birleşik Krallık, B. No: 2346/02,

29/4/2002 § 61; Christine Goodwin/Birleşik Krallık

[BD], B. No: 28957/95, 11/7/2002, § 90).

21. Özel hayata saygı hakkına kamu makamlarının keyfî bir

şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi, Sözleşme'nin 8. maddesi ile sağlanan

güvenceler kapsamında yer almaktadır. AİHM, özel hayata saygı hakkı kapsamında

bulunan bir menfaate devletin müdahale ettiğini tespit ettiğinde Sözleşme'nin

8. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen koşulları incelemektedir. Buna göre

kamu makamlarının müdahalesinin yasal bir dayanağı bulunup bulunmadığı, anılan

fıkrada yer alan meşru amaçlara dayalı ve demokratik bir toplumda gerekli ve

orantılı olup olmadığı araştırılmaktadır (Dudgeon/Birleşik Krallık [GK], B.

No: 7525/76, 22/10/1981, § 43; Olsson/İsveç No.1 [GK],B.No:10465/83,24/3/1988;De Souza Ribeiro/Fransa [BD], B. No: 22689/07,

13/12/2012, § 77).

22. AİHM'e göre mesleki hayat özel hayat kavramı dışında tutulamaz. Özel

hayat unsurları gerekçe gösterilerek mesleki hayata getirilen sınırlamalar,

bireyin sosyal kimliğini etkilediği ölçüde Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamına

girebilmektedir. Bu noktada belirtmek gerekir ki insanların büyük çoğunluğu,

dış dünya ile olan ilişkilerini geliştirme olanaklarını en çok mesleki

hayatları çerçevesinde yürüttükleri faaliyet kapsamında elde etmektedir (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §

45; Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, §

29).

23. AİHM mesleki hayatla ilgili başvuru türlerinde özel hayat kavramını iki farklı yaklaşıma

göre uygulamaktadır: özel hayata ilişkin bir unsurun anlaşmazlık nedeni olup

olmadığı (sebebe dayalı yaklaşım) itiraz edilen tedbirin sonuçları bakımından

özel hayata dokunan bir meselenin olup olmadığı (sonuca dayalı yaklaşım). AİHM'e göre özel hayata ilişkin unsurların mesleğin icrası

bakımından aranan nitelik ve yeterlilik koşulları bakımından gözetilmiş veya

kişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alınmış olduğu durumlardan

kaynaklanan başvurular sebebe dayalı yaklaşım çerçevesinde, özel hayata saygı

hakkı kapsamında değerlendirilir (Denisov/Ukrayna [BD], B. No:76639/11, 25/9/2018, §§ 100-103).

24. AİHM kişinin meslek hayatını etkileyen bir tedbir için öne

sürülen gerekçelerin kişilerin özel hayatına ilişkin olmadığı ancak söz konusu

tedbirin kişinin özel hayatına yönelik ciddi olumsuz etkilerinin bulunduğu veya

bulunma ihtimalinin olduğu durumların konu edildiği başvuruların sonuca dayalı

yaklaşım kapsamında Sözleşme'nin 8. maddesinin kapsamına girebileceğini ifade

etmiştir. Bu bağlamda söz konusu olumsuz etkilere ilişkin değerlendirmede AİHM;

kişinin yakın çevresi üzerindeki özellikle de maddi bakımdan ortaya çıkan

sonuçları, diğerleri ile ilişki kurma ve geliştirme olanakları ile itibarı

üzerindeki olumsuzlukları dikkate almaktadır (Denisov/Ukrayna, § 107).

25. AİHM sebebe dayalı yaklaşımın Sözleşme'nin 8. maddesinin

uygulanmasını gerekli kılmadığı durumlarda, söz konusu tedbirin sonuçlarının

özel hayatın üzerindeki etkilerine ilişkin bir inceleme yapılması gerektiğini

vurgulamıştır. Bununla beraber söz konusu bu ayrımın ilgili tedbirin altında

yatan sebepleri ve tedbirin sonuçlarını incelerken her iki yaklaşımın birlikte

uygulanmasına engel teşkil etmediğini de belirtmektedir (Denisov/Ukrayna,§109).

26. AİHM sonuca dayalı yaklaşım uyarınca inceleme yapılabilmesi

için söz konusu meslekle ilgili tasarrufun özel hayat üzerinde doğurduğu

etkilerin belirli önem ve ciddiyette olmasını aramakta, asgari ağırlık seviyesine

ulaşmış olması gerektiğini vurgulamaktadır. AİHM, sadece bu sonuçların çok ağır

olduğu ve kişinin özel hayatını önemli derecede etkilediği durumlarda

Sözleşme'nin 8. maddesinin uygulanabilir olduğunu kabul etmektedir (Denisov/Ukrayna,§§ 113, 116).

27. AİHM,sonuca dayalı yaklaşımı

uyguladığı başvurularda iddia edilen ihlallerin ağırlık ve ciddiyet derecesini

değerlendirmeye yönelik kıstaslar oluşturmuştur. Bu kapsamda başvurucunun söz

konusu tedbir öncesi ve sonrasındaki yaşamı kıyaslanarak maruz kaldığı olumsuz

etki değerlendirilmektedir. Ayrıca sonuçların ciddiyetinin belirlenmesinde

başvurucunun iddia ettiği öznel algıların somut başvuruda mevcut nesnel

koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra yapılacak

incelemenin iddia edilen tedbirin hem maddi hem de manevi etkilerini kapsaması

gerekmektedir. AİHM, başvurucuların şikâyet ettikleri tasarrufun özel hayatları

üzerindeki olumsuz sonuçlarını somut verilere dayalı olarak uygun şekilde

ispatlamakla yükümlü olduklarını ifade etmektedir. Ayrıca başvurucular söz

konusu şikâyetlerini ulusal merciler önünde de uygun şekilde dile getirmiş

olmalıdırlar (Denisov/Ukrayna, §§ 113-117).

28. AİHM; görevine son verilen kişinin çıkarlarıyla toplumun

veya diğer bireylerin menfaatleri arasında adil bir denge kurulması gereğine

dikkat çekmektedir. Fernandez Martinez/İspanya (B.

No:56030/07, 12/6/2014) kararında,

devlete ait bir ortaokulda Katolik din ve ahlak dersi öğretmeni olarak sözleşmeli

şekilde çalışan başvurucunun evli olması ve Kilisenin zorunlu bekârlık kuralını

eleştiren hareket içinde yer alması nedeniyle öğretmenlik görevine son

verilmesi konusunu Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında incelemiştir. AİHM,

Katolik inancını öğretmenin sadece teknik anlamda öğretme yeteneğinden ibaret

olmadığını, Kilise kurallarına bağlı olmayı da gerektirdiğini vurgulamıştır (Fernandez Martinez/İspanya, §§

111, 138). Ayrıca başvurucunun Katolik Kilisesi doktrininin bir parçası olan

bilgi ile kişisel görüşüne karşılık gelen bilgiyi birbirinden ayırmak için

henüz yeterli olgunlukta olmayan öğrencileri eğittiğine dikkat çekmiştir (Fernandez Martinez/İspanya, §

142).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 7/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu;

i. Yönetmelik'te öngörülen ortak nitelik şartlarını kaybettiğine

dair her türlü şüpheden uzak somut ve kesin delil olmadığını, soruşturma

raporunun eski eşinin çelişkili ve tutarsız iddialarına dayandırıldığını ifade

etmiştir. Eski eşinin başka bir erkekle ilişkisi olduğunu ve çocuklarının bu

ilişkiden olduğunu sonradan öğrendiğini, eski eşinin işyerini ve esnafı

arayarak özel durumlarını anlatması sonucu kendine yöneltilen sorulara mecburen

cevap verdiğini, mahrem konuları kendisinin ifşa etmediğini ve aleyhine ifade veren

tanıkların yalan söylediğini iddia etmiştir.

ii. Türk toplumunda ve dinimizde nişanlıların ahlak kuralları

çerçevesinde görüşmelerini engelleyen bir kural olmadığını, nişanlandığını

inkâr etmediğini ancak nişanlılık döneminde ahlak dışı bir ilişki yaşamadığını

belirtmiştir. Ayrıca Kur'an Kursu öğreticisi kadın ile duygusal ilişkisi

olduğuna dair tespitlerin doğru olmadığını, yaşadığı sorunların eski eşinin

iftiralarının bir sonucu olduğunu vurgulamıştır. Aynı eylem nedeniyle hakkında

hem kınama cezası hem de göreve son verme işlemi uygulanmasının haksız ve

ölçüsüz olduğunu belirtmiştir.

iii. Yönetmelik'te belirtilen ortak

nitelik kavramının muğlak ve objektiflikten uzak olduğunu, idareye

sınırları belli olmayan bir takdir yetkisi verdiğini ifade etmiştir. Eski

eşinin iftiralarından oluşan iddiaların, mahrem konuları çevresine anlattığı ve

nişanlısı ile görüşmelerine dair tespitlerin ortak nitelik vasfının

kaybedilmesi nedeni sayılamayacağını vurgulamıştır. Yönetmelik'teki anılan

düzenlemenin dinen açıkça yasaklanan ve toplumda infial uyandıran zina,

hırsızlık, kumar, içki ve tefecilik gibi eylemleri yapan personelin din

hizmetinin özelliği de gözetilerek görevden alınması amacıyla tesis edildiğini,

kendine isnat edilen eylemlerin bu kapsamda olmadığını, öte yandan ortak

nitelik şartının tüm personele uygulanan bir kural da olmadığını ifade

etmiştir. Açıklanan nedenlerle özel hayata saygı hakkı ile ifade hürriyeti ve

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürerek yargılamanın yenilenmesi ile

lehine tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Ayrıca dava konusunun özel

hayatını ilgilendirdiğini belirterek kimlik bilgilerinin kamuya açık belgelerde

açıklanmamasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun özel hayatına ilişkin bazı

bilgilere dayanılarak hakkında göreve son verme işlemi tesis edildiği yönündeki

şikâyetinin Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan özel hayata saygı

hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

32. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesine dayanak alınacak

20. maddesi şöyledir:

"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına

saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz."

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel

hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

34. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan, geniş bir

kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlıktır. Özel

hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramı

temel alınmaktadır. Anılan hak, herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak

kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte

kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de

içermektedir (Serap Tortuk,

B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; Bülent

Polat, B. No: 2013/7666,10/12/2015, §§ 61, 62; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704,

3/3/2016, §§ 50, 51; Ata Türkeri,

B. No: 2013/6057, 16/12/2015,§§ 30-32).

35. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Özellikle mahremiyet alanında

cereyan eden cinsel içerikli eylem ve davranışların özel hayata saygı hakkı kapsamında

olduğunda kuşku yoktur. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendi

bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkilere

girebilecekleri özel bir alana işaret etmektedir (Serap Tortuk, §§ 31-36; Ata Türkeri, §§ 31, 32).

36. Öte yandan özel hayata saygı hakkı, ilişki kurmak ve

geliştirmek üzere çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını da içermektedir.

Kişilerin mesleki hayatı özel hayatlarıyla sıkı bir irtibat içindedir. Özel

hayata dair hususlar kişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alınmışsa

özel hayata saygı hakkı gündeme gelecektir (Bülent

Polat, § 62; Ata Türkeri,

§ 31).

37. Bu kapsamda mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı

hakkında sorgulanması ve bunun doğurduğu idari sonuçlar, buna ek olarak

kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmaları özel

hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturmaktadır (Serap Tortuk, §

37; Bülent Polat, § 63; Ata Türkeri, § 33).

38. Somut olayda başvurucunun eski eşiyle ilişkisine dair

iddiaların ve özel hayatına dair mahrem konuların başvurucu hakkında tesis

edilen idari işlemin sebebi olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, tesis edilen

idari işleme kişinin özel yaşamına ilişkin bir kısım eyleminin dayanak alınması

suretiyle özel hayata saygı hakkına müdahalede bulunulduğu sonucuna

varılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

39. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

40. Bu kapsamda yukarıda anılan müdahalenin ihlal oluşturup

oluşturmadığının Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun

düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen

nedenlere dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olma ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşulları yönünden incelenmesi gerekir.

i. Kanunilik

41. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasa

yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz

konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir

kanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 36).

42. Başvurucu hakkında tesis edilen idari işlemin Yönetmelik'in

5. maddesi ve 657 sayılı Kanun'un 98. maddesi temelinde yürütüldüğü,

başvurucunun özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir

dayanağının mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme kararının söz konusu Kanun

ve Yönetmelik hükümlerine dayandığı ve belirtilen yargısal kararların yeterli

bir hukuki temeli olduğu görülmüştür.

43. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatına saygı

hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

44. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayata saygı hakkı için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez.

Anayasa Mahkemesi kararlarında, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve

özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş

hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM,

E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012; E.2012/108, K.2013/64, 22/5/2013; E.2013/95,

K.2014/176, 13/11/2014; E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015; Hüseyin Dayan, B. No:

2013/5033, 13/4/2016, § 46).

45. Kamu görevlilerinin atanma ve nakillerine ilişkin esasların

belirlenmesi hususunda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Kanun

koyucuya tanınan takdir yetkisinin amacı kamu hizmetlerinin kesintisiz bir

şekilde yürütülmesini temin etmektedir. Öte yandan Anayasa'nın 129. maddesinin

birinci fıkrasında "Memurlar ve diğer

kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla

yükümlüdürler." denilmiştir. Kamu görevlilerinin Anayasa'ya ve

kanunlara sadakat yükümlülüğünün kamu hizmetlerinin devamlılığının ve belli bir

disiplin içinde yürütülmesinin sağlanmasıyla yakından ilgili olduğu açıktır.

Dolayısıyla Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen sadakat

yükümlülüğü kapsamında, kamu hizmetinin etkin bir şekilde yürütülmesi ve

mesleki disiplinin sağlanması amacıyla idarenin takdir yetkisini kullanarak

işlem tesis etmesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır (Namet Sevinç, B. No: 2015/9155, 10/1/2019, § 42).

46. Somut olayda ilçe müftüsü olarak görev yapan başvurucu, ifa

ettiği görev için belirlenen özel şartları görev sırasında kaybettiği

gerekçesiyle görevinden alınmıştır. Başvurucunun müftülük görevinden alınması

dolayısıyla özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'nın 129.

maddesinin birinci fıkrası kapsamında kalan kamu görevinin etkin bir şekilde

yürütülmesi ve mesleki disiplinin sağlanması suretiyle kamu düzeninin korunması

meşru amacına dayalı olduğu anlaşılmaktadır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine

Uygunluk ve Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

47. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun

kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı

olması gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın

amacı ile bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki

üzerinde temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın

13. maddesinde demokratik toplum düzeninin

gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük

ilkesine aykırı olmama biçiminde iki ayrı kritere yer verilmiş

olmakla birlikte bu iki kriter bir bütünün parçaları olup aralarında sıkı bir

ilişki vardır (Ferhat Üstündağ,

B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).

48. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı

karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması,

başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini

göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya ulaşılmak

istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin zorunlu bir

toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (Ferhat Üstündağ, § 46).

49. Orantılılık

ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri

arasında dengesizlik bulunmamasına işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle

orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının

haklarını korumak ise diğer bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir

dengenin kurulmasına işaret etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan

hakkın sahibine terazinin diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer

bireylerin menfaatine nazaran açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti

hâlinde orantılılık ilkesi yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir (Ferhat Üstündağ, § 48).

50. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda

kamu görevini yürütmekle görevli kişilerin hak ve özgürlüklerine herhangi bir

vatandaşa uygulanamayacak sınırlamalar getirilmesi demokratik bir toplumda

gerekli olabilir. Bu kapsamda kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve

sınırlamanın amacına göre değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunması

doğaldır. Ancak özel hayatın gizliliği hakkının mahremiyet hakkı gibi en gizli

yönleri söz konusu olduğunda kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır ve bu

alanlara yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için kamu makamlarınca

ciddi gerekçelerin özellikle gösterilmesi gerekir (Ata Türkeri,§ 47).

51. Buna göre özel hayata saygı hakkına yapılan bir müdahale,

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal

ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

52. Öncelikle kamu görevlisi olarak atanmak için aranan genel

şartlar yanında ifa edilecek görevin niteliği gözetilerek özel şartlar

öngörülmesinin ayrıca atama için aranan niteliklerin görev sırasında

kaybedilmesi hâlinin yaptırıma bağlanmasının idarenin takdir hakkı kapsamında

kaldığı ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi amacına yönelik olduğu

açıktır. Din görevlisinin toplum nezdindeki yeri ve önemi ile ifa edilen

görevin sosyal yapıya etkileri gözetilerek istihdam için özel şartlar

öngörülmesinin demokratik toplum gereklerine uygun olmadığı söylenemez. Ancak

idarenin özel hayat alanına giren sebeplere dayanarak memur olma niteliklerinin

kaybedildiği gerekçesiyle yaptırım uygulaması hâlinde ciddi ve inandırıcı

gerekçelere dayanması gerekmektedir.

53. Somut olayda başvurucu hakkındaki iddialara ilişkin yapılan

soruşturmada, başvurucunun birlikte görev yaptığı personel ile eski eşi ve

konuyla ilgisi olan bazı kişilerin ifadelerine başvurularak ayrıntılı bir

müfettiş raporu düzenlenmiştir. Raporda, başvurucunun eski eşi ve çocukları ile

ilgili yargı kararlarına da yansımış konular tanık ifadeleri de gözetilerek

değerlendirilmiş; başvurucunun aile ve cinsel hayatına ilişkin mahrem konuları

iş ortamında anlatarak alenileştirdiği, mahrem konuların çalıştığı kurum

personeli tarafından da bilindiği vurgulanarak özel hayatına ilişkin konuların

meslek hayatına yansıdığı tespit edilmiştir.

54. Öte yandan raporda ve raporu esas alan mahkeme kararında;

başvurucu hakkındaki iddiaların tartışıldığı, ifa edilen görevin önemi ve

özellikleri ile özel hayata ilişkin konuların mesleki hayata olumsuz

yansımaları gözetilerek bir sonuca varıldığı görülmüştür. Başvurucunun din

görevlisi olduğu hususu ile ifa edilen görevin önemi ve özelliği gözetildiğinde

başvurucu ile ilgili ciddi iddiaların kurum disiplini ile itibarını zedeleyerek

kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini engellemeyeceği söylenemez. Ayrıca

idarenin yaptığı değerlendirmede başvurucuya isnat edilen eylemlerin özel hayat

sınırlarını aşarak göreve yansımalarının olduğu hususu ile kamu hizmetinin

devamlılığını sağlamada disiplin kurallarının ve din görevlisinde aranan

niteliklerin önemini gözettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucunun özel

hayatına ilişkin eylemlerinin ifa edilen görevin özelliklerine göre belirlenen

niteliklerin kaybedilmesi sebebi olarak kabul edilmesi ile kurum disiplinini ve

itibarını olumsuz yönde etkileyen bir unsur olarak değerlendirilmesinin ve kamu

hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacıyla alınması zorunlu bir

tedbir olarak başvurucunun görevine son verilmesinin demokratik toplum

gereklerine uygun olmadığını söylemek güçtür.

55. Ayrıca disiplin soruşturması ve mahkeme sürecinde

başvurucunun katılımı ve savunması ile delillerini sunması sağlanmak suretiyle

özel hayata saygı hakkının gerektirdiği usule ilişkin güvencelerden

yararlandırılmış olduğu görülmüştür. Öte yandan başvurucuya isnat edilen

eylemin görev yaptığı kuruma yansımalarının olduğunun tespit edilmesi

karşısında başvurucu hakkında uygulanan yaptırımın kamu hizmetinin

devamlılığını sağlamak amacına uygun olduğu anlaşılmıştır. Bu bağlamda

başvurucunun kamu kurumuna yansıyan eylemlerinin kurum disiplinini ve itibarını

olumsuz yönde etkileyen bir unsur olarak değerlendirilmesi ve bu eylemler

nedeniyle başvurucuya idari yaptırım uygulanmasının demokratik bir toplumda

gerekli ve ölçülü olduğu kabul edilmelidir.

56. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun iddialarının bir ihlal

içermediği anlaşıldığından Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun gizlilik talebinin kabulüne ve kimlik

bilgilerinin kamuya açık belgelerde GİZLİ TUTULMASINA,

B. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata

saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

7/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Ali KOZAN

Başvurucu

:

A.K.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/10298, 7 Mart 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası