İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

A.z.ö. Başvurusu (B. No: 2014/546)

1. Başvuru, kimlik bilgilerinin değiştirilmesi ve geçici maddi

Başvuru No2014/546Tarih19 Aralık 2017Okuma32 dk · 6.406 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm A.Z.Ö. Başvurusu

Karar tarihi
19 Aralık 2017
Başvuru Numarası
2014/546
R.G. Tarih ve Sayı
28/2/2018 - 30346
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.406 kelime·32 dk okuma·29 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kimlik bilgilerinin değiştirilmesi ve geçici maddi

yardım yapılmasına ilişkin tedbirlerin uygulanmasında ortaya çıkan aksaklık ve

gecikmeler nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının; yaşanan

intihar olayı nedeniyle ise yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/1/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını ibraz

etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

A. Başvurucunun Yer

Değişikliklerine ve Boşanma Davasına İlişkin Süreç

9. Başvurucu; önceki evliliğinden olan biri 1994 doğumlu, diğeri

1992 doğumlu serabral palsi (beyin

felci) hastası iki oğlu ve eşi S.K.dan olan 2008

doğumlu oğlu ile birlikte 2009 yılında Bursa'dan İstanbul'a taşınmıştır.

10. Başvurucu, İstanbul'da bir süre kız kardeşinin yanında

kalmıştır. Ancak başvurucu bir süre sonra, eşinden gördüğü şiddet nedeniyle il

değiştirdiğini ve kız kardeşinin yanında daha fazla oturamayacaklarını belirterek

başvuru yapması üzerine kirası ve taşınma masrafları İstanbul Valiliği Sosyal

Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (İstanbul Valiliği SYDV) tarafından karşılanarak

2010 yılında İstanbul ili Tuzla ilçesinde kiralık bir eve taşınmıştır.

Başvurucunun burada bir işe yerleşmesi de sağlanmıştır.

11. Başvurucu 23/8/2010 tarihinde eşi S.K. aleyhine boşanma

davası açmıştır.

12. Başvurucunun 17/9/2010 tarihinde işinden evine dönerken

eşinin kendisini darp ve tehdit ettiği iddiasıyla şikâyette bulunması üzerine

14/1/1998 tarihli ve 4320 sayılı mülga Ailenin Korunmasına Dair Kanun hükümleri

uyarınca başvurucu hakkında altı ay süreyle koruma kararı verilmiştir.

13. 2010 yılı sonunda başvurucunun kira ve taşınma masrafları

İstanbul Valiliği SYDV tarafından karşılanmak üzere başka bir adrese taşınması

sağlanmış ve burada yine kendisine işe girmesi konusunda aracılık yapılmıştır.

Başvurucuya, ikamet bilgilerini açıklamadan resmî işlemlerini yürütebilmesi

amacıyla İstanbul Valiliği tarafından bir yazı verilmiş; başvurucunun ikamet

bilgileri gizli tutulmuştur.

14. Başvurucuya yapılacak bir tebligat için emniyet tarafından

adres araştırması yaptırılması ve başvurucunun adres bilgilerinin dava

dosyasına girmesi nedeniyle eşi tarafından erişilebilir hâle gelmesi üzerine

İstanbul Valiliği SYDV tarafından başvurucunun adresi 2012 yılında yeniden

değiştirilmiştir.

15. Bakırköy 7. Aile Mahkemesinin 23/12/2011 tarihli kararıyla

başvurucunun açtığı boşanma davasının kabulüne, müşterek çocuk ile annenin

Valilik tarafından korunma altına alındığı ve can güvenliklerinin bulunmadığı

dikkate alınarak müşterek çocuk ile baba arasında şahsi ilişki kurulmasına yer

olmadığına karar verilmiştir. Babanın temyiz süresi geçtikten sonra yaptığı

temyiz isteminin reddi üzerine karar 21/5/2012 tarihinde kesinleşmiştir.

16. Başvurucu, bu tarihten sonraki mevcut adresinin de eski eşi

tarafından tespit edildiğini belirterek yeniden adres değişikliği talep

ettiğini ancak talebinin reddedildiğini beyan etmektedir. Adres değişikliği

talebine ve bu talebin reddine ilişkin dosyada bilgi ve belge yer almamaktadır.

17. Başvurucu; adres değişikliği talebinin reddi üzerine

yaşadığı korku nedeniyle işten ayrıldığını, çocuklarıyla birlikte eve

kapandığını, çalışmadığı için yaşadıkları maddi sıkıntı ve şiddet korkusu

nedeniyle hem çocuklarının hem kendisinin psikolojik olarak zarar gördüğünü,

beyin felci hastası olan 1992 doğumlu büyük oğlu F.B.K.nın bu süreçte depresyona girdiğini ve girdiği

depresyon sonucu intihar ettiğini ileri sürmektedir.

18. Başvurucu, oğlunun ölümünden sonra adresinin İstanbul

Valiliği SYDV tarafından yeniden değiştirildiğini bildirmektedir.

B. F.B.K.nın

İntiharına İlişkin Süreç

19. F.B.K. 17/1/2013 tarihinde şehir hatları vapurundan denize

atlayarak intihar etmiş, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen

soruşturmada 16/1/2014 tarihinde "olayda

başka bir kimseye atfı kabil bir kusurun bulunmadığı anlaşıldığı" gerekçesiyle

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.

C. Eski Eş S.K. Hakkında

Yürütülen Adli Süreç

20. Başvurucunun 17/9/2010 tarihinde işinden evine dönerken eşi

tarafından darp ve tehdit edildiği iddiasıyla yaptığı şikâyet üzerine Tuzla

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından konuya ilişkin başlatılan soruşturma

kapsamında 24/9/2010 tarihinde alınan sağlık raporunda, sağ bacakta femur iç arka kısımda 3 cm ekimoz,

sağ tibia arka kısımda 3 cm ekimoz,

sol bacakta femur ön yüzde 3 cm ekimoz,

her iki kolda ön kolda ikişer adet ekimoz bulunduğu

tespit edilmiştir.

21. Anılan olaya ilişkin Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığının

24/3/2011 tarihli iddianamesiyle S.K. hakkında basit yaralama, hakaret ve

tehdit suçlarından dava açılmıştır.

22. Başvurucu; 2011 yılı içinde işyerine gitmek için servisin

gelmesini beklerken S.K.nın

elindeki taşları kendisine attığı, bu tarihten sonra kendisini takip etmeye

başladığı, telefonla arayarak “O camdan

düşme, ben seni camdan atacağım. Kimse seni elimden kurtaramaz. Ben burdayım. Buradan ev tutacağım. Polis seni elimden

kurtaramaz.”, “Ölümlerden ölüm beğen.”, “Çocuğunu kaçıracağım.”

sözleri ile tehdit ettiği, 24/4/2011 tarihinde aradığı telefonu açan büyük oğlu

F.B.K.ya “Ben sizi buldum. Annenizi döveceğim, onu

öldüreceğim. Yüzüne kezzap atacağım.” diyerek, kendisine ise “Seni camdan atacağım.” diyerek tehditte

bulunduğu iddiasıyla şikâyetçi olmuştur.

23. Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığının 24/5/2011 tarihli

iddianamesiyle S.K.nın

tehdit suçundan cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.

24. Başvurucu; S.K.nın

kendisini takip ettiği, öldüreceğini ve müşterek oğlu H.yi

kaçırıp kötü insanların eline vereceğini söyleyerek sürekli tehdit ettiği

iddiasıyla şikâyetçi olmuş; Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığının 18/9/2011 tarihli

iddianamesiyle ölümle tehdit suçundan cezalandırılması istemiyle S.K. hakkında

dava açılmıştır.

25. Açılan üç ayrı davanın birleştirilmesine karar verilmiştir.

İstanbul Anadolu 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 22/5/2013 tarihli kararıyla, S.K.nın 17/9/2010 günü başvurucuyu

yaraladığının sağlık raporundan anlaşıldığı gerekçesiyle basit yaralama suçundan

adli para cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar verilmiştir. Sanığın

telefonla başvurucuyu arayarak "O

camdan düşme, ben seni camdan atacağım, kimse seni benim elimden kurtaramaz,

ben buradayım, buradan ev tutacağım, polis seni elimden kurtaramaz, ölümlerden

ölüm beğen, çocuğunu kaçıracağım." sözleriyle tehdit ettiğinin

tanık beyanları ve dosya kapsamından anlaşıldığı gerekçesiyle S.K.nın tehdit suçundan 6 ay hapis

cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. S.K.ya isnat edilen diğer suçlar yönünden ise atılı

suçların işlendiğine dair delil bulunmaması nedeniyle beraat kararı

verilmiştir. Anılan kararın beraat ve hapis cezasına ilişkin hükümler yönünden

temyiz incelemesi devam etmektedir.

26. Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 9/2/2012 tarihli

iddianamesiyle boşanma davası devam ederken S.K.nın

başvurucuya hakaret içerikli mesaj gönderdiğinden bahisle hakaret suçundan

cezalandırılması istemiyle dava açılmış; Küçükçekmece 5. Sulh Ceza Mahkemesince

4/6/2013 tarihinde, S.K.nın kendisini aldattığını

düşündüğü eşine telefonla mesaj göndermek suretiyle ve yapılan görüşmelerde

hakaret ettiği, sanığın atılı suçu kendisine yönelik haksız eyleme karşı

işlediği anlaşıldığından hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar

verilmiştir.

D. BaşvurucuyaYapılan Ekonomik Destekler

27. Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü (İl Müdürlüğü)

tarafından 1/8/2012 tarihinden geçerli olmak üzere başvurucuya en küçük oğlu

için bir yıl süreli ekonomik destek verilmiş olup bu kapsamda 4.150 TL ödeme

yapıldığı anlaşılmaktadır.

28. Başvurucuya, Bursa ve İstanbul Valilikleri Sosyal

Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından 2009 yılından 2014 yılına kadar

barınma yardımı ve nakdî yardım yapıldığı; başvurucunun ayrıca üç farklı

kaymakamlıktan farklı tarihlerde nakdî yardım aldığı anlaşılmaktadır.

E. Başvurucu ve Küçük

Oğlunun Kimlik Bilgilerinin Değiştirilmesi Süreci

29. Başvurucu 6/7/2012 tarihinde, 8/3/2012 tarihli ve 6284

sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un 4.

maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi uyarınca kendisinin ve eski eşiyle

müşterek çocukları H.K.nın

kimlik bilgilerinin değiştirilmesi talebinde bulunmuştur.

30. Bakırköy 3. Aile Mahkemesi 10/8/2012 tarihli kararıyla

başvurucu ve oğlu hakkında altı ay süreli önleyici tedbir kararına

hükmetmiştir. Kimlik bilgilerinin değiştirilmesi talebi ise alınan diğer

önleyici tedbir kararlarının uygulanmasında başvurucu açısından yarar bulunduğu

gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucunun anılan ret kararına karşı yaptığı

itiraz, Bakırköy 4. Aile Mahkemesi tarafından kabul edilmiş ve 5/9/2012

tarihinde 6284 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi

uyarınca başvurucu ve oğlu H.K.nın

kimlik bilgilerinin değiştirilmesi tedbirinin uygulanmasına karar verilmiştir.

31. 24/9/2012 tarihinde anılan karar, gereği ve kararın infazı

için İl Müdürlüğüne gönderilmiştir. 18/1/2013 tarihli ve 28532 sayılı 6284

sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna

İlişkin Uygulama Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) yürürlüğe girmesi üzerine

13/2/2013 tarihinde anılan karar, Yönetmelik'in 16. maddesinin (2) numaralı

fıkrası uyarınca İçişleri Bakanlığına gönderilmiştir.

32. 28/3/2013 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazıyla tedbir kararlarının ilk defada en çok

altı ay süre için verilebileceği dikkate alındığında kimlik bilgilerinin

değiştirilmesine ilişkin tedbirin geçerlik tarihinin 5/3/2013 tarihinde sona

erdiğinin anlaşıldığı belirtilmiş; tedbir kararının süresinin uzatılmasına

ilişkin olarak Mahkemece yeniden değerlendirilme yapılması talep edilmiştir.

33. Bakırköy 3. Aile Mahkemesinin 19/6/2013 tarihli ek

kararıyla, anılan tedbir kararının mahiyeti gereği süreye tabi olmadığı

belirtilmiş, tedbir kararı gereği ve kararın infazı için yeniden İçişleri

Bakanlığına gönderilmiştir.

34. Başvurucu ve oğlunun yeni kimlik belgeleri 25/7/2013

tarihinde kendilerine teslim edilmiştir.

F. Geçici Maddi Yardım

Yapılmasına İlişkin Karar

35. Başvurucunun 13/12/2012 tarihli talebi üzerine Bakırköy 4.

Aile Mahkemesinin 18/12/2012 tarihli kararıyla başvurucu ve en küçük oğlu için

6284 sayılı Kanun'un 17. maddesi kapsamında geçici maddi yardım yapılmasına,

gereği için kararın, İstanbul Valiliği Aile ve Sosyal Politikalar İl

Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmiştir.

36. Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü Koza Şiddet Önleme

ve İzleme Merkezi Müdürlüğü (ŞÖNİM) tarafından 19/2/2013 tarihinde, yapılacak

geçici maddi yardımın süresinin kararda belirtilmemiş olması nedeniyle

Mahkemeden, ödenecek yardımın başlangıç ve bitiş sürelerinin belirtilmesi

istenmiştir.

37. Bakırköy 4. Aile Mahkemesinin 19/2/2013 tarihli ek

kararıyla, geçici maddi yardımın ilk karar tarihinden başlayarak altı ay

süreyle geçerli olduğuna karar verilmiştir.

38. Başvurucu 16/7/2013 tarihinde, yapılacak maddi yardımı toplu

olarak almak istediğine dair dilekçe vermiştir. Yapılacak ödeme için ŞÖNİM

tarafından 29/7/2013 tarihinde ödenek talep edilmiş ve başvurucuya 4/9/2013

tarihinde toplu olarak ödeme yapılmıştır.

G. Başvurucunun Şikâyeti

Üzerine Kamu Görevlileri Hakkında Yürütülen Adli Süreç

39. Başvurucu, kimlik bilgilerinin değiştirilmesi ve geçici

maddi yardım yapılmasına ilişkin kararların uygulanmamasında İstanbul Valiliği

Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü bünyesinde görevli kamu görevlilerinin

ihmali bulunduğu iddiasıyla şikâyetçi olmuştur.

40. İstanbul Valiliği tarafından 9/9/2013 tarihinde, şikâyet

edilen kamu görevlilerinin görevlerini ihmal ettiklerine ya da kötüye

kullandıklarına ilişkin bilgi ve bulguya rastlanmadığı gerekçesiyle soruşturma

izni verilmemesi yönünde karar alınmıştır.

41. Soruşturma izni verilmemesine yönelik karara karşı başvurucu

tarafından yapılan itiraz, İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 12/11/2013 tarihli

kararı ile reddedilmiştir.

42. İtirazın reddine ilişkin kararın 11/12/2013 tarihinde tebliğ

edilmesi üzerine başvurucu 9/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

43. 6284 sayılı Kanun’un “Amaç,

kapsam, temel ilkeler” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"(1)

Bu Kanunun amacı; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan

kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru

olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla

alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

(2) Bu Kanunun uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasında

aşağıdaki temel ilkelere uyulur:

a) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu

uluslararası sözleşmeler, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi

Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve

yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınır.

b) Şiddet mağdurlarına verilecek destek ve hizmetlerin sunulmasında

temel insan haklarına dayalı, kadın erkek eşitliğine duyarlı, sosyal devlet

ilkesine uygun, adil, etkili ve süratli bir usul izlenir.

c) Şiddet mağduru ve şiddet uygulayan için alınan tedbir kararları

insan onuruna yaraşır bir şekilde yerine getirilir.

ç)

Bu Kanun kapsamında kadınlara yönelik cinsiyete dayalı şiddeti önleyen ve

kadınları cinsiyete dayalı şiddetten koruyan özel tedbirler ayrımcılık olarak

yorumlanamaz."

44. 6284 sayılı Kanun’un “Mülkî

amir tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları” kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"(1)

Bu Kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıdaki tedbirlerden

birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere mülkî amir tarafından

karar verilebilir:

a) Kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki

çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yeri sağlanması.

b) Diğer kanunlar kapsamında yapılacak

yardımlar saklı kalmak üzere, geçici maddi yardım yapılması.

c) Psikolojik, meslekî, hukukî ve sosyal

bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesi.

ç) Hayatî tehlikesinin bulunması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine veya

resen geçici koruma altına alınması.

d) Gerekli olması hâlinde, korunan kişinin

çocukları varsa çalışma yaşamına katılımını desteklemek üzere dört ay, kişinin

çalışması hâlinde ise iki aylık süre ile sınırlı olmak kaydıyla, on altı

yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının

yarısını geçmemek ve belgelendirilmek kaydıyla Bakanlık bütçesinin ilgili

tertibinden karşılanmak suretiyle kreş imkânının sağlanması.

(2) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde

birinci fıkranın (a) ve (ç) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk

amirlerince de alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi

takip eden ilk işgünü içinde mülkî amirin onayına sunar. Mülkî amir tarafından kırksekiz saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden

kalkar."

45. 6284 sayılı Kanun’un “Hâkim

tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları” kenar başlıklı 4.

maddesi şöyledir:

"(1)

Bu Kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıdaki koruyucu

tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim

tarafından karar verilebilir:

a) İşyerinin değiştirilmesi.

b) Kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim

yeri belirlenmesi.

c) 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunundaki şartların

varlığı hâlinde ve korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutu

şerhi konulması.

ç)

Korunan kişi bakımından hayatî tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi

için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde ve ilgilinin

aydınlatılmış rızasına dayalı olarak 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık

Koruma Kanunu hükümlerine göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin

değiştirilmesi."

46. 6284 sayılı Kanun’un “Hâkim

tarafından verilecek önleyici tedbir kararları” kenar başlıklı 5.

maddesi şöyledir:

"(1)

Şiddet uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçına

veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:

a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama

veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.

b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve

müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.

c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve

işyerine yaklaşmaması.

ç)

Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa,

kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması

ya da tümüyle kaldırılması.

d) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa

bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller

saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması.

e) Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi.

f) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız

etmemesi.

g) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları

kolluğa teslim etmesi.

ğ)

Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle

zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi.

h) Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya

uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere

ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde,

hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması.

ı) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve

tedavisinin sağlanması.

(2) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a), (b),

(c) ve (d) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de

alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk

işgünü içinde hâkimin onayına sunar. Hâkim tarafından yirmidört

saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.

(3) Bu Kanunda belirtilen tedbirlerle birlikte hâkim, 3/7/2005 tarihli

ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici

tedbirler ile 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre velayet, kayyım, nafaka ve

kişisel ilişki kurulması hususlarında karar vermeye yetkilidir.

(4) Şiddet uygulayan, aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda

bulunan kişi ise 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş

olması kaydıyla hâkim, şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak

talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir."

47. 6284 sayılı Kanun’un “Tedbir

kararlarının bildirimi ve uygulanması” kenar başlıklı 10. maddesi

şöyledir:

"(1)

Bu Kanun hükümlerine göre alınan tedbir kararları, Bakanlığın ilgili il ve ilçe

müdürlükleri ile verilen kararın niteliğine göre Cumhuriyet başsavcılığına veya

kolluğa en seri vasıtalarla bildirilir.

(2) Bu Kanun kapsamında ilgili mercilere

yapılan başvurular ile bu başvuruların kabul ya da reddine ilişkin kararlar,

başvuru yapılan merci tarafından Bakanlığın ilgili il ve ilçe müdürlüklerine

derhâl bildirilir.

(3) Korunan kişinin geçici koruma altına

alınmasına ilişkin koruyucu tedbir kararı ile şiddet uygulayan hakkında verilen

önleyici tedbir kararlarının yerine getirilmesinden, hakkında koruyucu veya

önleyici tedbir kararı verilen kişilerin yerleşim yeri veya bulunduğu ya da

tedbirin uygulanacağı yer kolluk birimi görevli ve yetkilidir.

(4) Tedbir kararının, kolluk amirince verilip

uygulandığı veya korunan kişinin kollukta bulunduğu hâllerde, kolluk birimleri

tarafından kişi, Bakanlığın ilgili il veya ilçe müdürlüklerine ivedilikle

ulaştırılır; bunun mümkün olmaması hâlinde giderleri Bakanlık bütçesinin ilgili

tertibinden karşılanmak üzere kendisine ve beraberindekilere geçici olarak

barınma imkânı sağlanır.

(5) Tedbir kararının ilgililere tefhim veya

tebliğ edilmemesi, kararın uygulanmasına engel teşkil etmez.

(6) Hakkında barınma yeri sağlanmasına karar

verilen kişiler, Bakanlığa ait veya Bakanlığın gözetim ve denetimi altında

bulunan yerlere yerleştirilir. Barınma yerlerinin yetersiz kaldığı hâllerde

korunan kişiler; mülkî amirin, acele hâllerde kolluğun veya Bakanlığın talebi

üzerine kamu kurum ve kuruluşlarına ait sosyal tesis, yurt veya benzeri

yerlerde geçici olarak barındırılabilir.

(7) İşyerinin değiştirilmesi yönündeki tedbir

kararı, kişinin tabi olduğu ilgili mevzuat hükümlerine göre yetkili merci veya

kişi tarafından yerine getirilir."

48. 6284 sayılı Kanun’un “Tedbir

kararlarına aykırılık” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"(1) Bu Kanun hükümlerine göre hakkında

tedbir kararı verilen şiddet uygulayan, bu kararın gereklerine aykırı hareket

etmesi hâlinde, fiili bir suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğine

ve aykırılığın ağırlığına göre hâkim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama

hapsine tabi tutulur.

(2) Tedbir kararının gereklerine aykırılığın

her tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre

zorlama hapsinin süresi onbeş günden otuz güne

kadardır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez.

(3) Zorlama hapsine ilişkin kararlar,

Cumhuriyet başsavcılığınca yerine getirilir. Bu kararlar Bakanlığın ilgili il

ve ilçe müdürlüklerine bildirilir."

49. 6284 sayılı Kanun’un “Geçici

maddi yardım yapılması” kenar başlıklı 17. maddesi şöyledir:

"(1) Bu Kanun hükümlerine göre geçici

maddi yardım yapılmasına karar verilmesi hâlinde, onaltı

yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının

otuzda birine kadar günlük ödeme yapılır. Korunan kişinin birden fazla olması

hâlinde, ilave her bir kişi için bu tutarın yüzde yirmisi oranında ayrıca ödeme

yapılır. Ancak, ödenecek tutar hiçbir şekilde belirlenen günlük ödeme tutarının

bir buçuk katını geçemez. Korunan kişilere barınma yeri sağlanması hâlinde bu

fıkrada belirlenen tutarlar yüzde elli oranında azaltılarak uygulanır.

(2) Bu ödemeler, Bakanlık bütçesine, geçici

maddi yardımlar için konulan ödenekten karşılanır. Yapılan ödemeler, şiddet

uygulayandan tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde tahsil edilir. Bu şekilde

tahsil edilemeyenler 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil

Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre ilgili vergi dairesi tarafından takip ve

tahsil edilir.

(3) Korunan kişinin gerçeğe aykırı beyanda

bulunduğunun tespiti hâlinde yapılan yardımlar, bu kişiden 6183 sayılı Kanun

hükümlerine göre tahsil edilir."

50. Yönetmelik'in “Geçici maddi yardım yapılması” kenar

başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"(1) Korunan kişi hakkında Kanunun 17 nci maddesi uyarınca geçici

maddi yardım yapılır.

(2) Tedbir kararı, ilgiliye tefhim veya tebliğ

edilir ve yerine getirilmek üzere ŞÖNİM’e gönderilir.

(3) Geçici maddi yardım kararı ile on altı

yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının

otuzda birine kadar günlük ödeme yapılır. Korunan kişinin birden fazla olması

hâlinde, ilave her bir kişi için bu tutarın yüzde yirmisi oranında ayrıca ödeme

yapılır. Ancak, ödenecek tutar hiçbir şekilde belirlenen günlük ödeme tutarının

bir buçuk katını geçemez. Korunan kişilere barınma yeri sağlanması hâlinde bu

fıkrada belirlenen tutarlar yüzde elli oranında azaltılarak uygulanır.

(4) Geçici maddi yardım, korunan kişinin

kimlik numarası ve banka hesap numarası beyanına istinaden, kararın ŞÖNİM’e tebliğ edilmesini müteakiben hazırlanan bordro ile

ödenir. Bordro, her ayın onbeşinde ve otuzunda

düzenlenerek tahakkuk eden meblağ ilgililerin banka hesabına yatırılır. Aynı

tedbir kararında birden fazla kişi hakkında geçici maddi yardım yapılmasına

dair karar verilmesi halinde bu kişiler aynı bordroda gösterilir ve ödemeler

aynı banka hesap numarasına yapılır. Ödeme evrakına karar örneği eklenir.

Geçici maddi yardıma dair ödemelere kararın geçerliliği süresince devam edilir.

Geçici maddi yardım yapılmasının kaldırılmasına ya da değiştirilmesine karar

verilmesi halinde kararın geçerli olduğu gün üzerinden hesaplanarak ödeme yapılır.

Korunan kişiye elden ödeme yapılmaz.

(5) Geçici maddi yardımlar için yapılan

ödemeler, Bakanlık bütçesine, geçici maddi yardımlar için konulan ödenekten

karşılanır. Geçici maddi yardıma ilişkin ödemelerin geri alımı 42 nci maddede belirtilen esaslara

göre yapılır.

(6) Diğer Kanunlara göre yapılan yardımlar,

geçici maddi yardım yapılması tedbirine karar verilmesine engel olmaz.

(7) Bu madde kapsamında yapılan ödemeler,

gelir vergisi ile veraset ve intikal vergisinden, bu ödemeler için düzenlenen

kâğıtlar ise damga vergisinden istisnadır."

51. Yönetmelik'in “Kimlik ve

diğer bilgi ve belgelerin değiştirilmesi” kenar başlıklı 8. maddesi

şöyledir:

"(1) Kimlik ve diğer bilgi ve belgelerin

değiştirilmesi tedbiri, hâkim tarafından, korunan kişinin hayati tehlikesinin

bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli

olmayacağının anlaşılması hâlinde, ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayanılarak

Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre verilen tedbir kararıdır.

(2) Karar, İçişleri Bakanlığınca gereği yerine

getirilmek üzere hâkim tarafından Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.

(3) Cumhuriyet başsavcılığınca bu karar

İçişleri Bakanlığına ivedilikle gönderilir. Karar üzerine yapılan işlemin

sonucu, İçişleri Bakanlığı tarafından Cumhuriyet başsavcılığına

bildirilir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

52. Mahkemenin 19/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi

Yönünden

53. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama

imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım isteminde bulunmuştur.

54. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça

dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi

gerekir.

B. Maddi ve Manevi

Varlığın Korunması Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

55. Başvurucu; kimlik bilgilerinin değiştirilmesi kararının

zamanında uygulanmaması nedeniyle çocuklarıyla birlikte şiddet korkusu içinde

yaşamak zorunda kaldıklarını, geçici maddi yardım yapılmasına ilişkin kararın

geç uygulanması, kimlik bilgilerinin değiştirilmesi tedbirinin uygulanmasından

sonra ilgili kayıtların gereği gibi düzenlenmemesi neticesinde iş bulamaması

gibi nedenlerle ekonomik sıkıntılar yaşadığını,çocuklarıyla

birlikte kurmaya çalıştıkları aile hayatının korunması yönünde devletin üzerine

düşen pozitif yükümlülüklerini yerine getirmekte yetersiz kaldığını belirterek

kötü muamele yasağı, özel hayat ve aile hayatının korunması hakkı, adil

yargılanma hakkı, etkili başvuru hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

56. Bakanlık görüş yazısında; başvurucunun iddialarının

Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği, somut olayda

başvurucu ve çocuklarının güvenliklerinin sağlanması ve hayatlarını idame

ettirebilmeleri konusunda yargısal ve idari makamların eylemsiz kalmadıkları

belirtilmiştir.

57. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı sunduğu beyan

dilekçesinde yargısal ve idari makamların eylemsiz kalmadıklarının doğru

olduğunu ancak uygulamadaki aksaklıklar nedeniyle süreçlerden sonuç alabilmek

için çaba sarf ettiğini, idari ve yargısal makamlara defalarca başvuru yapmak

zorunda kaldığını, hızlı ve etkili önlemler alınmadığını, koruma yükümünün

gereği gibi yerine getirilmediğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

58. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

59. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Devletin

temel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal

hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

60. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddiaları kişinin maddi ve

manevi varlığının korunması hakkı kapsamında incelenmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

61. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan maddi

ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

62. Anayasa'nın 17. maddesinde herkesin maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkı güvence altına alınmıştır. Kişinin maddi

ve manevi varlığının koruması hakkı, Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

63. Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler

alanında olsa da belirtilen haklara saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin

alınmasını zorunlu kılar (Marcus Frank Cerny

[GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, §§ 36, 40). Alınması gereken tedbirlerin

neler olduğu her somut olayın kendi koşulları çerçevesinde

değerlendirilmelidir.

64. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin sahip olduğu

koruma yükümlülüğü, hem hukuki hem de fiilî tedbirler

alınmasını gerektirmektedir. Bu tedbirler korumasız kişilerin etkili bir

şekilde korunmalarını sağlamalı, yetkililerin bilgi sahibi oldukları veya

olmaları gerektiği durumlarda makul adımlar atmalarını içermelidir (R.K., B. No: 2013/6950, 20/4/2016, § 75).

65. Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,

öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek

faaliyetin tercihi dikkate alınarak pozitif yükümlülük yetkililer üzerine aşırı

yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 53).

66. Devletin maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında

sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin “etkili bir yargısal sistem kurma”ya ilişkin bir yönü de bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

67. Diğer taraftan bu yöndeki pozitif yükümlülüğün sonuç

yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olması, her davada

başarılı olunması veya mağdurların olaylarla ilgili beyanlarıyla bağdaşan bir

sonuca varılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Bununla beraber kural olarak

dava, olayın gerçekleştiği koşulları belirleyecek ve iddiaların doğruluğunun

kanıtlanması hâlinde sorumlularının tespit edilerek uygun telafi imkânlarını

sağlayacak nitelikte olmalıdır (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 45).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

68. Başvurucu, geçici maddi yardım yapılmasına ve kimlik

bilgilerinin gizlenmesine yönelik verilen kararların geç uygulanması nedeni ile

pozitif yükümlülüklerin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

69. Somut olayın incelenmesinde öncelikle Anayasa'nın 17.

maddesi kapsamında devletin sahip olduğu koruma yükümlülüğü kapsamında koruyucu

bir hukuk sistemi kurulması gerekliliği yönündeki pozitif yükümlülüğün yerine

getirilip getirilmediğinin incelenmesi gerekmektedir.

70. 4320 sayılı mülga Kanun kapsamında, aile içi şiddete maruz

kalan bireylerin korunmasına yönelik olarak başvurulabilecek tedbirler

düzenlenmiştir. 8/3/2012 tarihinde ise ailenin korunması ve kadına karşı

şiddetin önlenmesi için etkili ve süratli bir yöntem izlenmesi, şiddete maruz

kalan veya uğrama tehlikesi altında olan kişinin gecikmeksizin korunması

amacıyla Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle belirlenen

standartlara uygun olarak 6284 sayılı Kanun yürürlüğe konulmuştur.

71. 6284 sayılı Kanun kapsamında, şiddete uğrayan veya şiddete

uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin korunması ve

bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin

usul ve esaslar düzenlenmektedir.

72. Anılan Kanun kapsamında ilgilinin talebi, kolluk görevlileri

ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine mülki amir tarafından

verilebilecek koruyucu tedbir kararları, hâkim tarafından verilebilecek

koruyucu tedbir kararları ve hâkim tarafından verilebilecek önleyici tedbir

kararları düzenlenmektedir. Anılan Kanun kapsamında ayrıca korunan kişiye

geçici maddi yardım yapılmasına ilişkin hükümler yer almaktadır. Anılan

kararlar ilk seferinde en çok altı ay geçerli olmakla birlikte bu süre; resen

veya korunan kişi, kolluk görevlileri ya da Aile ve Sosyal Politikalar

Bakanlığının talebi üzerine uzatılabilmektedir.

73. Aynı Kanun'un 13. maddesine göre anılan tedbir kararlarının

gereklerine aykırı hareket etmesi hâlinde şiddet uygulayana toplam süresi altı

ayı geçmeyecek şekildeCumhuriyet başsavcılıklarınca

zorlama hapsi uygulanabilmektedir.

74. Önleyici ve koruyucu tedbir kararlarının yeterli olmadığı

durumlarda ayrıca kimlik bilgilerinin ve diğer ilgili belgelerin değiştirilmesi

tedbiri de 6284 sayılı Kanun kapsamında düzenlenmektedir.

75. 6284 sayılı Kanun'un 17. maddesinde ayrıca Kanun kapsamında

korunan kişilere geçici maddi yardım yapılması düzenlenmiş olup anılan yardım

ile belli bir süre için korunan kişilerin geçimlerinin sağlanabilmesi amaçlanmaktadır.

76. Buna göre devletin koruma yükümlülüğü çerçevesinde gerekli

yasal altyapının oluşturulduğu ve şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi

bulunanların korunması yönünden kurulan hukuk sisteminin yetersiz olmadığı

anlaşılmaktadır (Benzer yöndeki karar için bkz. Semra Özel Üner, B. No: 2014/12009, 26/10/2016, § 39).

77. İkinci olarak incelenmesi gereken husus, mevcut idari ve

yasal mevzuat kapsamında somut olayın gerektirdiği ölçüde makul pratik

tedbirler alınıp alınmadığıdır.

78. Başvurucunun 17/9/2010 tarihinde eşi tarafından darp ve

tehdit edildiğine ilişkin iddiasının adli makamlar önüne taşınmasının ardından

29/9/2010 tarihinde başvurucu hakkında 4320 sayılı mülga Kanun'un 1. maddesi

kapsamında koruma kararı verildiği anlaşılmaktadır. 29/4/2011 tarihinde ise

başvurucu hakkında çağrı üzerine koruma kararı verilmiş ve anılan tedbir

kararı, süresi uzatılarak devam ettirilmiştir.

79. Başvurucu 6/7/2012 tarihinde kendisi ve küçük oğlu H.K.

hakkında kimlik bilgilerinin değiştirilmesi tedbiri uygulanması talebinde

bulunmuştur. Başvurucu hakkında önleyici tedbirlere hükmedilmesinin yeterli

olduğu değerlendirilmiş ve 10/8/2012 tarihinde, altı ay süreyle geçerli olmak

üzere S.K.nın başvurucuya yönelik olarak şiddet

tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda

bulunmamasına, başvurucunun ikamet ettiği adreste bulunan konuta 100 metreden

fazla yaklaşmamasına, başvurucunun şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar

vermemesine, başvurucuyu iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız

etmemesine karar verilmiştir.

80. Başvurucunun itirazı üzerine ise 5/9/2012 tarihinde, anılan

önleyici tedbir kararlarına başvurucunun ve S.K. ile müşterek oğlu H.K.nın kimlik bilgilerinin ve

diğer ilgili belgelerinin değiştirilmesi tedbirinin eklenmesine karar

verilmiştir. Başvurucu ve oğlunun yeni kimlik belgeleri 25/7/2013 tarihinde

kendilerine teslim edilmiştir.

81. Başvurucu ve oğlunun kimlik bilgilerinin değiştirilmesi

yönünde verilen kararın, karar tarihinden yaklaşık on ay sonra uygulandığı

anlaşılmaktadır. Anılan gecikme, karar tarihinde henüz Yönetmelik'in yürürlüğe

girmemiş olması ile adli ve idari makamlar arasındaki koordinasyon ve

organizasyon eksikliğinden kaynaklanmaktadır (bkz. §§ 31-33).

82. Başvurucuya ödenmesine karar verilen altı aylık süreli

geçici maddi yardımın ise karar tarihinden yaklaşık dokuz ay sonra ödendiği

anlaşılmaktadır. Geçici maddi yardım kararının uygulanmasında ise Mahkeme

kararında tedbirin geçerlilik süresinin yer almaması ve ödenek beklenmesi nedenleriyle

gecikme olduğu görülmektedir.

83. 6284 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının

(b) bendi uyarınca, anılan Kanun kapsamında verilecek destek ve hizmetlerin

sunulmasında süratli bir usul izlenmesi esastır (bkz. § 43). Bu durumda, ilgili

Kanun kapsamında alınması gereken tedbirlere ilişkin yetkili mercilerce karar

alınmasının yanı sıra bu kararların makul bir süre içinde yerine getirilmesi de

ayrıca önem taşımaktadır. Somut olayda, yetkili mercilerce alınan tedbir

kararlarının yerine getirilmesinde meydana gelen sırasıyla on aylık ve dokuz

aylık gecikmenin adli ve idari süreçlerdeki aksaklıklardan meydana geldiği ve

bu gecikmenin makul olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

84. Sonuç olarak, başvurucu ve çocuklarının maddi ve manevi

bütünlüklerinin korunması ile geçimlerinin sağlanması noktasında kamu makamları

tarafından alınan tedbirlerin gerekli hız ve özende gerçekleştirilmediği,

kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkı kapsamında devlete ait

pozitif yükümlülüklerin gereği gibi yerine getirilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

85. Başvurucu ayrıca kimlik bilgilerinin değiştirilmesi

tedbirinin uygulanmasının ardından iş tecrübesi gibi ilgili kayıtların

değiştirilmemesi nedeniyle iş bulamadığını ileri sürmekte ise de başvurucunun

eğitim ve iş tecrübesi durumu ile hangi kayıtların değiştirilmesini istediği ve

bu konuda yetkili makamlara yaptığı bir başvuru bulunup bulunmadığı konusunda

bilgi ve belge sunmamış olması nedeniyle anılan hususa ilişkin değerlendirme

yapılmamıştır.

86. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde koruma

altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

M. Emin KUZ bu görüşe katılmamıştır.

C. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

87. Başvurucu; maruz kaldıkları şiddet tehdidi ve yaşadıkları

korku nedeniyle oğlunun depresyona girerek intihar ettiğini, yaşam hakkı

kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin ihlal edildiğini ileri

sürmektedir.

88. Anayasa’nın"Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes,

yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

89. Yaşam ve vücut bütünlüğü üzerindeki temel hak, devletlere

pozitif ve negatif ödev yükleyen haklardandır (AYM, E.2007/78, K.2010/120,

30/12/2010). Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı, Anayasa'nın 5.

maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler

yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 50).

90. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında

bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme

yükümlülüğünün yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer

bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

91. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin

bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda

makul ölçüler çerçevesinde kamu makamlarının bu tehlikenin gerçekleşmesini

önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle insan

davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve

kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi

dikkate alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük

oluşturacak şekilde yorumlanamaz (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 53).

92. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin

korumaya ilişkin maddi yönü yanında usule ilişkin yönü de bulunmaktadır. Bu

yükümlülük, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve

gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi

gerektirir. Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili

bir şekilde uygulanmasını ve varsa sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

93. İçinde bulundukları ruhsal durum ve depresyon nedeniyle

intihar eğilimi taşıyan bireylerin -özellikle devletin hüküm ve gözetimi

altında bulundukları koşullarda- yaşam haklarının korunması noktasında gerekli

tedbirlerin alınması devletin pozitif yükümlülükleri arasında yer almaktadır.

94. Ayrıca kamu makamları, zihinsel ve ruhsal rahatsızlığı olan

kişiler ile engelli bireylerin temel hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını

sağlamak ve bu bireyleri korumak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler.

95. Ancak bu kapsamda beklenen gerekli tedbirleri alma

yükümlülüğü bireylere karşı kendilerinden ya da dışarıdan gelebilecek

tehlikelerin kamu makamları tarafından bilindiği ya da bilinmesi gerektiği

durumlarda söz konusu olmaktadır.

96. Başvurucunun büyük oğluna yönelik doğrudan bir tehdit ya da

şiddet eyleminden söz edilmediği, F.B.K.nın

tehditten dolaylı olarak etkilendiğinin ileri sürüldüğü somut olayda F.B.K.nın yaşamına ilişkin kendisinden gelebilecek bir

riskin varlığının kamu makamları tarafından bilindiğine ya da bilinmesi

gerektiğine ilişkin bir bulguya rastlanmamaktadır. Bu doğrultuda yaşam hakkının

korunması yönünde bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu sonucuna

varılmaktadır.

97. Ölüm olayının meydana gelmesinin ardından olaya ilişkin

derhâl soruşturma başlatıldığı, tanık beyanları, kamera kaydı görüntüleri ile

otopsi raporunun temin edildiği ve başka bir kişiye atfedilebilir bir kusur

bulunmadığının anlaşılması üzerine kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verildiği dikkate alındığında etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğüne yönelik

bir ihlalin bulunmadığının da açık olduğu sonucuna varılmaktadır.

98. Yaşam hakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

99. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

100. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

101. Başvuruda, maddi ve manevi varlığın korunması hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

102. Yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

103. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

104. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 1.800 TL vekâlet

ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE OYBİRLİĞİYLE,

B. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE OYBİRLİĞİYLE,

C. 1. Maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

D. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi varlığın

korunması hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE M. Emin KUZ'un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

E. Başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE

OYBİRLİĞİYLE,

F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

19/12/2017 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Kimlik bilgilerinin değiştirilmesine ve geçici maddî yardım

yapılmasına ilişkin tedbirlerin uygulanmasında ortaya çıkan aksaklık ve gecikmeler

sebebiyle başvurucunun maddî ve manevî varlığın korunması hakkının ihlal

edildiğine karar verilmiştir.

Çoğunluğun kararında, başvurucu ile oğlunun kimlik bilgilerinin

değiştirilmesi yönünde verilen kararın yaklaşık on ay sonra uygulandığı, bu

gecikmede ilgili yönetmeliğin henüz yürürlüğe girmemesinin ve adlî ve idarî

makamların arasındaki koordinasyon noksanlığının etkili olduğu; başvurucuya

ödenmesine karar verilen geçici maddî yardımın da karar tarihinden dokuz ay

sonra ödendiği, bu gecikmeye ise mahkeme kararında tedbirin geçerlilik

süresinin yer almaması ile ödenek beklenmesinin yol açtığı belirtilerek anılan

aksaklıklar sebebiyle kişinin maddî ve manevî varlığının korunması hakkı

kapsamında Devlete ait pozitif yükümlülüklerin gereği gibi yerine getirilmediği

belirtilmektedir (§§ 81-85).

Anayasanın 17. maddesinde güvence altına alınan temel hakkın

Devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerin, her somut olayın kendi şartları

içinde değerlendirilmesi gereken tedbirlerin alınmasını zorunlu kıldığı ve bu

tedbirlerin alınmamasının Devletin sorumluluğunu ortaya çıkarabileceği

bilinmektedir. Ancak insan davranışlarının öngörülemezliği

ile öncelikler ve kaynaklar değerlendirilmek suretiyle tercih edilecek

tedbirlerin belirlenmesinde, pozitif yükümlülüğün yetkililer üzerinde aşırı yük

oluşturacak şekilde yorumlanmaması gerektiği, ilgili bütün kararlarımızda

olduğu gibi bu kararımızda da tekrarlanmaktadır (bkz. § 65 vebu

paragrafda belirtilen referans kararımız).

Devletin önleme yükümlülüğünden kaynaklanan sorumluluğunun

ortaya çıkması için, yetkililerin makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları

yetkiler kapsamında kişinin maddî ve manevî varlığına yönelik gerçek ve yakın

tehlikenin gerçekleşmesini önleyecek şekilde tedbir almakta başarısız

olduklarının tespit edilmesi ve bu konunun her davanın kendi şartlarında

değerlendirilmesi gerekmektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B.No: 2012/752, 17/9/2013, § 53).

Ayrıca söz konusu pozitif yükümlülüğün etkili bir yargısal

sistem kurmaya ilişkin bir yönü bulunsa da bunun sonuç yükümlülüğü olmayıp

uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olduğu ve her davada başarılı olunması

veya mağdurların olaylarla ilgili beyanlarıyla bağdaşan bir sonuca varılması

anlamına gelmediği kabul edilmektedir (§§ 66-67).

Anılan pozitif yükümlülükler kapsamında önce 4320 sayılı Ailenin

Korunmasına Dair Kanunun yürürlüğe konularak koruyucu bir hukuk sisteminin

kurulduğu ve aile içi şiddete maruz kalan bireylerin korunmasına yönelik

tedbirlerin düzenlendiği, daha sonra çıkarılan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve

Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun da daha ayrıntılı düzenlemeler

öngördüğü, böylece Devletin koruma yükümlülüğü çerçevesinde gerekli yasal

altyapının oluşturulduğu ve şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunanların

korunması yönünden, kurulan hukuk sisteminin yetersiz olmadığı çoğunluğun

kararında da belirtilmektedir (§§ 12, 29, 70-76).

Diğer taraftan, somut olayda başvurucunun eşi tarafından darp ve

tehdit edildiği iddiasının adlî makamların önüne taşınmasından oniki gün sonra 4320 sayılı Kanuna göre koruma kararı, bu

karardan da yaklaşık yedi ay sonra çağrı üzerine koruma kararı verildiği ve bu

kararın süresinin uzatılarak devam ettirildiği (§ 78); başvurucunun küçük oğlu

ile birlikte kimlik bilgilerinin değiştirilmesi talebinde bulunmasından sonradiğer önleyici tedbir kararlarına ilave olarak bu

tedbire de karar verildiği ve yaklaşık on aysonra

yeni kimlik belgelerinin teslim edildiği anlaşılmaktadır (§§ 79-80).

Kararda yapılan bu tespitlerden de anlaşılacağı üzere, anılan

süreçte kamu makamları hareketsiz kalmadığı gibi bu süreçte başvurucunun ikamet

ettiği yerin idare tarafından dört defa değiştirildiği, ikamet bilgilerinin

gizli tutulmasına ilişkin tedbirlerin alındığı, eski eşinin uyması gereken hususlara

dair tedbir kararlarının verildiği, hükmedilen önleyici ve koruyucu tedbirlere

uyulmadığı gerekçesiyle eski eş hakkında bir zorlama hapsi kararı verilmesinin

talep edilmediği ve anılan kişinin bu tedbir kararlarını ihlal ettiğine ilişkin

olarak adlî makamlara yapılmış bir şikâyetin de olmadığı görülmektedir.

Kimlik kayıtlarının güvenilir ve tereddütsüz bir şekilde

tutulmasının, kamu düzeninin korunması açısından zorunlu olduğu da gözönünde bulundurulduğunda kimlik bilgilerine ilişkin

değişikliklerin gerçekleştirilme sürecinin zaman almasının doğal karşılanması

gerekmektedir. Uygulamada bu işlemlerin tamamlanması için ortalama olarak ne

kadar beklenmesi gerektiği konusunda bir kanaatimiz bulunmamakla birlikte

çoğunluğun kararında da somut olayda diğer örneklere göre normal olmayan bir

gecikme olduğu belirtilmemektedir.

Şiddet tehdidine karşı kademeli olarak alınan söz konusu

koruyucu ve önleyici tedbirlerden sonra başvurucunun maruz kaldığı bir eylemden

de bahsedilmediği dikkate alındığında, bu tedbirlerin yetersiz kalmadığı; bu

durumda da kimlik bilgilerinin değiştirilmesi kararının geç uygulandığı

iddiasının, Devletin pozitif yükümlülüklerinin gereği gibi yerine getirilmediği

sonucuna ulaşılması için yeterli olmadığı düşünülmektedir.

6284 sayılı Kanunun 17. maddesine göre verilen “başvurucuya

geçici yardım yapılmasına dair kararın” uygulanması için geçenyaklaşık

dokuz aylık sürenin de, bu süre içinde başvurucuya çeşitli kaynaklardan maddî

yardım yapılmaya devam edilmesi, başvurucu ile çocuklarının sağlık

hizmetlerinden yararlanması için kamu makamlarınca gerekli işlemlerin

yapılması, iş bulması konusunda başvurucuya aracılık edilmesi ve anılan sürenin

sonunda geçici yardım miktarının toplu olarak ödenmesi sebebiyle, ihlal

sonucuna varmak için yeterli olmadığı değerlendirilmektedir.

Günümüzde kadına şiddetin ulaştığı boyutlar dikkate alındığında

başvurucunun yaşadığı şiddet korkusu ve buna bağlı olarak yaşadığı sıkıntılar

anlaşılabilir olmakla birlikte, kararlarımızda benimsenen ve burada da

tekrarlanan genel ilkeler somut olaya uygulandığında pozitif yükümlülükler

kapsamında kamu makamlarının hareketsiz kalmadıkları ve gerekli hukukî ve fiilî

tedbirleri aldıkları, esasen başvurucunun da koruma tedbirlerinin

uygulanmasındaki gecikmelerden dolayı korku içinde yaşadığı iddiası dışında bir

iddiada bulunmadığı anlaşıldığından, bu tedbirlerin somut olayın koşullarında

yeterli olduğu sonucuna varılması gerektiği düşünülmektedir.

Bu sebeplerle, Anayasanın 17. maddesinde koruma altına alınan

maddî ve manevî varlığın korunması hakkının ihlal edilmediği düşüncesiyle

çoğunluğun ihlal yönündeki kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Gizem Ceren

DEMİR KOŞAR

Başvurucu

:

A.Z.Ö.

Vekili

:

Av. Ayşenur

DEMİRKALE

Üye

M. Emin KUZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/546, 19 Aralık 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvurucunun Yer
  7. B. F.B.K.nın
  8. C. Eski Eş S.K. Hakkında
  9. D. BaşvurucuyaYapılan Ekonomik Destekler
  10. E. Başvurucu ve Küçük
  11. F. Geçici Maddi Yardım
  12. G. Başvurucunun Şikâyeti
  13. IV. İlgili Hukuk
  14. V. İnceleme Ve Gerekçe
  15. A. Adli Yardım Talebi
  16. B. Maddi ve Manevi
  17. C. Yaşam Hakkının İhlal
  18. D. 6216 Sayılı Kanun'un
  19. B. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  20. E. Başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE
  21. F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  22. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  23. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  24. Karşıoy Gerekçesi
  25. Yıldırım
  26. Özgüldür
  27. Kömürcü
  28. M. Emin KUZ
  29. Demir Koşar
  30. Demirkale
  31. M. Emin KUZ
  32. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/546
Tarih
19 Aralık 2017

İlgili Kararlar

  • Ömer Bayram Başvurusu (B. No: 2014/11788)
  • Sefer Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/14380)
  • Süleyman Koç Başvurusu (B. No: 2014/14482)
  • Cihat Başerli ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/8276)
  • İnan Çoban Başvurusu (B. No: 2014/15208)
  • Bilal Demirdağ Başvurusu (B. No: 2014/5188)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.