İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sefer Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/14380)

1. Başvuru, hukuka aykırılıklar konusunda yetkili makamlarca

Başvuru No2014/14380Tarih6 Aralık 2017Okuma16 dk · 3.208 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Sefer Yılmaz Başvurusu

Karar tarihi
6 Aralık 2017
Başvuru Numarası
2014/14380
R.G. Tarih ve Sayı
10/1/2018-30297
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.208 kelime·16 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, hukuka aykırılıklar konusunda yetkili makamlarca

uyarı yapılmaması ve dernek tüzüğünün resmîleşmemesi nedenleriyle suç

oluşmamasına rağmen dernek tüzüğünün Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle

verilen hapis cezasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 12/8/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu 1948 doğumlu olup olaylar tarihinde İstanbul'da

ikamet etmektedir.

10. Başvurucu tarafından 17/2/2009 tarihinde İstanbul Valiliği

İl Dernekler Müdürlüğüne "Dünya Ülkeleri Barış ve Yaptırım Derneği"nin (Dernek) kuruluş bildirimi sunulmuştur.

Söz konusu başvuru evrakında başvurucunun geçici yönetim kurulu başkanı olduğu

belirtilmiştir.

11. İl Dernekler Müdürlüğü 6/4/2009 tarihli yazı ile Dernek

Tüzüğü'nün (Tüzük) Anayasa'nın 3., 5., 6., 7., 8., 9., 24. ve 42. maddeleri ile

22/11/2011 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 60. maddesine aykırı

olduğunu belirterek düzeltmelerin yapılması, eksikliklerin giderilmesi ve yeni

tüzüğün hazırlanması gerektiğini, aksi takdirde yasal işlem yapılacağını Dernek

yönetimine bildirmiştir.

12. Dernek yetkilileri tarafından birtakım değişiklikler

yapıldıktan sonra yeni Tüzük 22/4/2009 tarihinde İl Dernekler Müdürlüğüne

sunulmuştur.

13. İl Dernekler Müdürlüğü, yeni Tüzük'ün

içerik bakımından ilk Tüzük ile aynı olduğu ve mevzuata aykırı olan hususların

giderilmemiş olduğu gerekçeleriyle 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler

Kanunu'nun 30. maddesine göre işlem yapılması için Küçükçekmece Cumhuriyet

Başsavcılığına 26/6/2009 tarihinde suç duyurusunda bulunmuştur.

14. Öte yandan başvurucu, Derneğin amaç ve faaliyetlerinin

aslında öneri niteliğinde olduğunu belirterek İl Dernekler Müdürlüğüne 8/7/2009

tarihli bir başvuru yapmış, Tüzük'te istenen ilave

değişiklikler varsa bu değişiklikleri yapabileceklerini belirtmiş ve Dernek

hakkında yapılan suç duyurusunun bir örneğinin taraflarına verilmesini

istemiştir. Başvurucu ayrıca İl Dernekler Müdürlüğü görevlileri hakkında görevi

kötüye kullanma iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştur. Bu konuda yapılan

soruşturma, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanmış; başvurucunun

bu karara itirazı da reddedilmiştir.

15. Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan

soruşturma neticesinde başvurucunun kurucusu ve başkanı olduğu Derneğin

kuruluşu, amacı ve faaliyetlerinin düzenlendiği Tüzük'ün

Anayasa ve kanunlara aykırı olması nedeniyle başvurucunun 5253 sayılı Kanun'a

muhalefet suçunu işlediği iddiasıyla 15/9/2009 tarihli iddianame

düzenlenmiştir.

16. Yargılamayı yapan Küçükçekmece 7. Asliye Ceza Mahkemesi, dava

konusu Tüzük hakkında bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Bilirkişi tarafından

hazırlanan raporda Tüzük'ün amaç ve faaliyetler

başlığı altında yer alan bazı amaçlarının Anayasa'nın 5., 6., 7., 8., 9. ve 24.

maddeleri ile 5253 sayılı Kanun'un ilgili maddelerine aykırı olduğu kanaati

belirtilmiştir.

17. İlk derece mahkemesi 21/3/2011 tarihinde, anılan rapora atıf

yaparak başvurucu hakkında 10 ay hapis ve 375 TL adli para cezasına

hükmetmiştir. Kararda ayrıca başvurucu hakkında verilen 10 ay hapis cezasının

ertelenmesine ve Derneğin feshine de hükmedilmiştir.

18. Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtayca

17/4/2014 tarihinde onanmıştır.

19. Başvurucu, onama kararından 15/7/2014 tarihinde haberdar

olduğunu belirtmiştir.

20. Başvurucu 12/8/2014

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 6/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

22. Başvurucu, resmî makamların Tüzük'ü

inceleyerek mevzuata uygunluk bakımından kendisine bildirim yapılacağını

söylemelerine rağmen böyle bir inceleme yapılmadan suç duyurusunda

bulunulduğunu ileri sürmüştür. Başvurucuya göre Tüzük henüz resmîleşmemiş ve

dolayısıyla üzerine atılı suç oluşmamıştır. Başvurucu buna rağmen

cezalandırıldığını ve Tüzük maddelerinde istenen değişiklikleri yapabileceğini

belirtmesine rağmen bu talebinin dikkate alınmadığını belirtmiştir. Başvurucu;

bu nedenlerle eşitlik ilkesi, düşünce ve kanaat hürriyeti, ifade özgürlüğü ve

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

23. Bakanlık görüşünde;

i. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)

toplantı ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin kararları hatırlatılmıştır.

ii. 4721 sayılı Kanun'un 59. maddesine göre derneklerin kuruluş

bildirimini, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu

yerin en büyük mülki amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazandıkları,

17/2/2009 tarihinde başvurucunun Tüzük'ü ve kuruluş

bildirimini mülki amire bizzat sunduğu, bu nedenle başvurucunun Tüzük

resmîleşmediği için suçun oluşmadığına yönelik iddialarının açıkça dayanaktan

yoksun olduğu belirtilmiştir.

iii. Başvurucunun Tüzük'te suç teşkil

eden unsurlarla ilgili uyarılmadığı iddiasına ilişkin olarak ise İl Dernekler

Müdürlüğünün 6/4/2009 tarihli yazısı içeriğinde Tüzük'ün

hangi kısımlarının Anayasa'nın hangi maddelerine aykırılık teşkil ettiği

hususlarının açıkça yazılmış olması karşısında bu iddianın da açıkça dayanaktan

yoksun olduğu ifade edilmiştir.

iv. Anılan gerekçelerle başvurunun kabul edilemez bulunması

gerektiği belirtilmiştir.

24. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında önceki

görüşlerini tekrar etmiştir.

B. Değerlendirme

25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru konusu olayın bir derneğin kuruluşu

esnasında kanunlara aykırı davranılması gerekçesiyle başvurucunun

cezalandırılmış olmasından dolayı örgütlenme özgürlüğü ile bir ilişkisi varsa

da başvurucu iddialarını örgütlenme özgürlüğü temelinde ileri sürmemiştir.

Başvurucunun iddialarının özü, hukuka aykırılıklar konusunda kendisinin yetkili

makamlarca uyarılmaması ve Tüzük'ün resmîleşmemesi

nedenleriyle suç oluşmamasına rağmen derece mahkemelerince suç oluşmuş gibi

değerlendirme yapılarak adil olmayan bir karar verildiğine ilişkindir. Bu

nedenle anılan iddiaların adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

26. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz

takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren yorum,

uygulama ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,

§ 42).

27. Somut olayda başvurucunun Tüzük'teki

hukuka aykırılıklar açısından uyarılmadığı yönündeki iddiası bakımından

-Bakanlık görüşünde de belirtildiği üzere- İl Dernekler Müdürlüğünün 6/4/2009

tarihli yazısı ile Tüzük'ün Anayasa'nın ve 4721

sayılı Kanun'un bazı maddelerine aykırı olduğunu belirterek düzeltmelerin

yapılması, eksikliklerin giderilmesi ve yeni tüzüğün hazırlanması gerektiğini,

aksi takdirde yasal işlem yapılacağını Dernek yönetimine bildirdiği

görülmektedir (bkz. § 11). Bu kapsamda başvurucunun Tüzük'teki

hukuka aykırılıklar açısından uyarılmadığı yönündeki iddiasının yerinde

olmadığı görülmektedir.

28. Tüzük resmîleşmediğinden suç oluşmadığı yönündeki iddia

bakımından ise Bakanlık görüşünde de işaret edilen 4721 sayılı Kanun'un 59.

maddesinin birinci fıkrasındaki derneklerin kuruluş bildirimini, dernek

tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülki

amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanacakları şeklindeki hüküm

gözetildiğinde bu iddianın da yerinde olmadığı anlaşılmaktadır.

29. Başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar, mahkemelerce

delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup

mahkeme kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

oluşturan bir hususun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının

kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

30. Açıklanan nedenlerle başvurunun, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

Engin YILDIRIM ve Osman Alifeyyaz

PAKSÜT bu görüşe katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Engin

YILDIRIM ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün

karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

6/12/2017 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvuru, yetkili makamlara verilen dernek tüzüğünün suç

oluşturduğu gerekçesiyle dernek kurucusu ve geçici genel başkanı olan başvurucu

hakkında hapis ve para cezasına hükmedilmesinin, başvurucunun adil yargılanma

hakkını ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

2. Olayda Başvurucunun aldığı ceza mahkumiyetinin yanı sıra,

başvuru konusu derneğin feshine de karar verilmiştir. Bu nedenle konu,

örgütlenme özgürlüğünü de ilgilendirmektedir.

3. Suç teşkil ettiğine mahkemece hükmedilen dernek tüzüğünün

incelenmesinden, dernek amaçlarının ütopya niteliğinde, uzak bir gelecekte dahi

gerçekleştirilebilir olmaktan uzak, soyut ve her hangi bir ülkeyi doğrudan

hedef almayıp, başvurucu ve dernek kurucularının kendilerince ideal bir dünya

düzeni şeklinde tasavvur ettikleri hususlara ilişkin görüş açıklamalarından

ibaret olduğu anlaşılmaktadır.

4. Başvurucunun temel hak ihlali iddiaları aşağıda iki başlık

altında incelenecektir.

I- Adil Yargılanma Hakkı Kapsamında Gerekçeli

Karar Hakkı Yönünden:

5. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 56. maddesinin ikinci

fıkrasında, hukuka veya ahlaka aykırı amaçlarla dernek kurulamayacağı

belirtilmiştir. Hukuka aykırı olarak kurulacak derneklere ilişkin yapılacak

işlemler, Kanun’un 60. maddesinde yer almaktadır. Kanun’un 60. maddesinin

birinci ve ikinci fıkrası şöyledir:

“Kuruluş bildiriminde, tüzükte ve kurucuların

hukuki durumlarında kanuna aykırılık veya noksanlık tespit edildiği takdirde

bunların giderilmesi veya tamamlanması derhal kuruculardan istenir. Bu istemin

tebliğinden başlayarak otuz gün içinde belirtilen noksanlık tamamlanmaz ve

kanuna aykırılık giderilmezse; en büyük mülki amir, yetkili asliye hukuk

mahkemesinde derneğin feshi konusunda dava açması için durumu Cumhuriyet

savcılığına bildirir. Cumhuriyet savcısı mahkemeden derneğin faaliyetinin

durdurulmasına karar verilmesini de isteyebilir.”

6. 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 30. maddesinin (b) bendinde

derneklerin “Anayasa ve kanunlarla açıkça yasaklanan amaçları veya

konusu suç teşkil eden fiilleri

gerçekleştirmek amacıyla” kurulamayacağı belirtilmiştir. Bu yasağın

yaptırımı olarak, Kanun’un 32. maddesinin birinci fıkrasının (p) bendinde şöyle

denilmiştir:

“30 uncu maddenin (b) bendinde belirtilen

kurulması yasak dernekleri kuranlar ile bu bende aykırı harekette bulunan

dernek yöneticileri fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde bir

yıldan üç yıla kadar hapis ve elli günden az olmamak üzere adli para cezası ile

cezalandırılırlar ve derneğin feshine de karar verilir”.

7. Yukarıdaki düzenlemelerden, gerek hukuka aykırılık

hallerinin, gerek Anayasa ve kanunlarla yasaklanan amaçların veya konusu suç

teşkil eden fiillerin neler olduğunun, kanunda açıkça sayılmadığı ve bu yönde

idari makamlarca bir değerlendirme yapıldığında, Cumhuriyet savcılıklarınca

yetkili hukuk veya ceza mahkemelerinde dava açılacağı anlaşılmaktadır.

8. Olayda, Cumhuriyet savcılığınca derneğin sadece hukuk

mahkemesi kararı ile feshinin istenmesi yerine, dernek başkanının

cezalandırılması ve aynı zamanda derneğin feshi istemiyle ceza mahkemesine dava

açılmıştır. Başka bir ifadeyle, kanunlarda mevcut olan yollardan daha ağır

olanı tercih edilmiştir. Olayda kişi hürriyetini bağlayıcı ceza verilmesi söz

konusu olduğundan,başvurucunun suç işlemediği

yolundaki iddialarının ve mahkumiyet kararının, ceza hukuku ilkeleri olaya

uygulanmak suretiyle değerlendirilmesi gerekir. Bu bağlamda, Anayasa

Mahkemesinin gerekçeli karar hakkı konusunda önceki içtihatları dikkate

alınmalıdır.

9. Hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli

karar hakkı, Anayasa'nın 141. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mahkemelerin

uyması gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir. Bir muhakemede usule

ilişkin koruma sağlayan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri olan

gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve

denetlemeyi amaçlamaktadır (Sencer Başat ve

diğerleri [GK], B. No: 2013/7800,

18/6/2014, § 31).

10. AİHM içtihatlarına göre bir mahkemenin davaya yaklaşımının,

anılan mahkemenin başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve başvurucuların

temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmasına neden olması hâlinde Sözleşme'nin

6. maddesi, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenmesi hakkı bakımından

ihlal edilmiş olur (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§

84-85).

11. Mahkemeler, “kararlarını

hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme”

yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını

kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra (Aynı yöndeki AİHM kararı

için bkz. Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992,

§ 33) tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara

uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir

toplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmelerinin

sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat

ve diğerleri, § 34).

12. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği,

davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut

bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması,

başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde

davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile

yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve

diğerleri, § 35).

13. İnsan haklarına ilişkin güvenceler soyut ve teorik olarak

değil, uygulamada ve etkili bir şekilde sağlanmalıdır. Buna göre mahkemelerin,

ileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli olmayıp

iddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı ve

tutarlı olması da gerekir. Diğer bir ifadeyle mahkemelerce belirtilen

gerekçeler, davanın şartları dikkate alındığında makul olmalıdır (Sencer Başat ve diğerleri, § 36).

14. Makul gerekçe, davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl

nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere

dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki

bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (İbrahim

Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 24). Gerekçelendirme, davanın

sonucuna etkili olay, olgu ve kanıtları açıklamak yükümlülüğü olmakla birlikte

bu şekildeki gerekçelendirmenin mutlaka detaylı olması gerekmez. Ancak

gerekçelendirmenin, iddia ve savunmadan birinin diğerine üstün tutulma sebebinin

ve bu kapsamda davanın taraflarınca gösterilen delillerden karara dayanak

olarak alınanların mahkemelerce kabul edilme ve diğerlerinin reddedilmesi

hususunda, makul dayanakları olan bir bilgilendirmeyi sağlayacak ölçü ve özene

sahip olması beklenir (Sencer Başat ve

diğerleri, § 37). Zira bir davada tarafların, hukuk düzenince hangi

nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için

usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme

varılırken mahkemenin neleri dikkate aldığı ya da almadığını gösteren,

ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe

bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması "gerekçeli karar hakkı" yönünden

zorunludur (Sencer Başat ve diğerleri,

§ 38).

Aksi bir tutumla

mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt” vermemesi

veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız

bırakılmış olması, hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

15. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmalıdır (Aynı yöndeki

AİHM kararı için bkz. García Ruiz/İspanya,

B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26). Ancak başvurucuların dile getirmesine rağmen

ilk derece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz

başvuruları ile başvurucuların usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine

yönelik somut şikâyetlerinin, temyiz incelemesinde tartışılmaması, gerekçeli

karar hakkının ihlali olarak görülebilir (Faik

Gümüş, B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 49).

16. Gerekçeli karar hakkı kapsamında, başvurucunun, dernek tüzüğünün

hangi ibare veya cümlelerinin hangi kanunlarla suç olarak belirlenmiş olan

fiilleri oluşturduğunu bilme hakkı bulunmaktadır. Zira soyut olarak “Anayasaya aykırılık” diye bir suçun ceza

kanunlarımızda karşılığı bulunmamaktadır. 5271 sayılı Türk Ceza Kanununda yer

alan ve Anayasayı korumayı amaçlayan yaptırımlar, bu meyanda 309. maddedeki “Anayasayı ihlal” suçu, cebir ve şiddet

yoluyla veya ilgili maddelerinde açıkça belirtilen maddi unsurun

gerçekleşmesiyle oluşan suçlardır.

17. Bu nedenle anayasa hükümlerinin öngördüklerinden farklı

görüş ve amaçları sadece belirtmek, “yasak” ve “suç” olarak kabul edilemez.

Aksi halde bizzat anayasanın koruması altında olan ifade özgürlüğünün etkili

kullanılması mümkün olmaz. Bu nedenle dernek tüzüğündeki Anayasaya aykırılık,

soyut değil somut olarak, dernek tüzüğünün Anayasanın hangi şekilde uygulanamaz

hale getirilmesini amaçladığını ortaya koymalıdır. Zira, Anayasaya aykırı olan

her durum veya davranış, yasak ve suç değildir. Aksi takdirde anayasa

değişikliği önermenin veya savunmanın yasak olduğu, hatta anayasaya aykırılığı

nedeniyle Anayasa Mahkemesince iptal edilen bir kanunu uygulamış olan herkesin

suç işlemiş olduğu şeklinde, kabulü mümkün olmayan bir sonuca varılmış olur.

18. Mahkemenin, Anayasaya aykırılık konusunda bilirkişi

incelemesi yaptırdığı gerekçeli karardan anlaşılmaktadır. 5271 sayılı Ceza

muhakemesi Kanunu’nun 63. maddesine göre, “çözümü uzmanlığı, özel veya teknik

bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına …” karar

verilebilir. Temel hukuk bilgisine dahi ihtiyaç bulunmadan, ortalama

vatandaşlık bilgisiyle bile Anayasaya uymadığı ilk bakışta görülebilen dernek

tüzüğündeki ifadelerin, Anayasa maddeleri ile uygum halinde olmadıklarının tesbiti yeterli olmayıp, Dernekler Kanunu’nun 32. maddesi

kapsamında suçun maddi unsurunun nasıloluşmuş

olduğunun açıklamasının mahkemece yapılması zorunludur.

19. Başvuru konusu olayda Mahkemece, dernek tüzüğündeki

ifadelerden hangilerinin varsa, Anayasaya uymama ve uygulattırmama amacıyla

çağrı, tavsiye veya teşvikte bulunduğu açıklanmadan ve bu ifadelerin anayasal

düzene nasıl bir zarar verebileceği gerekçeleriyle ortaya konmadan, bilirkişi

raporuna genel bir atıfla hürriyeti bağlayıcı cezaya ve para cezasına

hükmedilmesi, gerekçeli karar hakkının ihlalidir.

II- İfade ve Örgütlenme Özgürlüğü Yönünden

20. Başvurucunun cezaya çarptırılması ve derneğinin feshine

karar verilmesi nedeniyle, başvurunun ifade ve örgütlenme özgürlükleri yönünden

de incelenmesi gerekmektedir.

21. Anayasa Mahkemesinin birçok kararında ifade özgürlüğüne

ilişkin temel ilkeler ayrıntılı olarak belirtilmiştir (Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461,

12/11/2014, §§ 57-67, 80, 94; Bekir Coşkun

[GK],B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 30-38; Ali

Rıza Üçer (2) [GK], B. No: 2013/8598, 2/7/2015, §§ 30-33; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503,

27/10/2015, §§ 33-39; Medya Gündem Dijital

Yayıncılık Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2013/2623, 11/11/2015, § 44).

22. İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun temel taşlarından ve

toplumun ilerlemesinin ve bireylerin gelişmesinin temel şartlarından biridir.

İfade özgürlüğü sadece hoşa giden ya da insanları incitmeyen veya önemsenmeyen

“bilgi” ve “düşünceler” için değil, Devleti veya toplumun herhangi bir kesimini

inciten, şoke eden veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerlidir.

Demokratik toplumun olmazsa olmaz koşullarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve

açık görüşlülük bunu gerektirmektedir (Handyside/Birleşik

Krallık, B. No: 5493/72, 24/9/1976, § 49). Toplumsal ve siyasal çoğulculuğun

varlığı, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifade

edilebilmesine bağlıdır (Emin Aydın, B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 41).

23. İfade özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların Anayasa'nın 13.

maddesinde düzenlenen genel sınırlama ölçütlerinden "demokratik toplum

düzeninde gerekli olma" ve "ölçülülük" ilkeleriyle uyumlu olması

gerekir. Demokratik toplumda gerekli olma ilkesi çoğulculuk, hoşgörü ve açık

fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır. Ölçülülük ilkesi ise sınırlanma amaçları

ile bu amaca ulaşmak için kullanılan araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu nedenle ifade ve basın özgürlüklerine

yapılan müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen aracın

"elverişli", "gerekli" ve "orantılı" olup

olmadığı değerlendirilmelidir (Fatih Taş, §§

90, 92, 96).

24. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında demokrasilerin,

temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı

rejimler olduğu vurgulanmıştır. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup

tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalar, demokratik toplum düzeni

gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler,

istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin

sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak yasayla sınırlandırılabilir

(AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008).

25. Örgütlenme özgürlüğü Anayasa'da benimsenen temel değerlerden

biri olan siyasal demokrasiyi somutlaştıran özgürlükler arasında yer alır ve

demokratik toplumun temel değerlerinden birini oluşturur. Demokrasinin esasını,

meselelerin halka açık olarak tartışılması ve çözümlenmesi yeteneği oluşturur.

Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında demokrasinin temellerinin

çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik olduğunu vurgulamıştır (Hayati Aktop, § 50).

26. Anayasa mahkemesinin sendika hakkı bağlamında örgütlenme

özgürlüğüne ilişkin kararlarına göre sendika hakkını kullanan bireyler, çoğulculuk,

hoşgörü ve açık fikirlilik gibi demokratik toplumun temel ilkelerinin

korumasından yararlanırlar. Başka bir deyişle şiddete teşvik etme veya

demokratik ilkelerin reddi söz konusu olmadığı sürece, sendika hakkı

çerçevesinde dile getirilen bazı görüşler veya bunların dile getirilme biçimi

yetkili makamların gözünde kabul edilemez olsa dahi, ifade, örgütlenme ve

sendikal özgürlükleri ortadan kaldırmaya yönelik tedbirler demokrasiye hizmet

edemez ve hatta tehlikeye düşürür. Hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik bir

toplumda, farklı düşüncelerin sendikal özgürlükler veya başka yollarla dile

getirilmesine imkan tanınmalıdır (Hayati Aktop, § 51).

27. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamada devreye

girecek bir başka güvence de Anayasa'nın 13. maddesinde ifade edilen "ölçülülük ilkesi"dir. Bu ilke, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate

alınması gereken bir güvencedir. Anayasa'nın 13. maddesinde demokratik toplum

düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş

olmakla birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Nitekim

Anayasa Mahkemesi amaç ile araç arasında makul bir ilişki ve dengenin bulunup

bulunmadığını inceler (Hayati Aktop, § 52).

28. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel hak

ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir (Sebahat

Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 84; Abdullah Öcalan, § 97). Bu sebeple sendika

hakkına yapılan müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen

müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Hayati Aktop,

p.53)

29. Başvuruya konu olayda, başvurucunun temel haklarına müdahale

meşru bir amaçla yapılmış ve kanuni dayanağa sahip olsa da ölçülülük yönünden

yukarıda belirtilen içtihatlarda yer alan ilkeler karşısında yapılan

değerlendirmede, ölçülülük ilkesine aykırı davranıldığı anlaşılmaktadır. Zira,

dernek tüzüğünün içerik yönünden sakıncalı ise asliye hukuk mahkemesinde dava

açılarak dernek feshedilebilecekken, en ağır yaptırım tercih edilerek, dernek

başkanına hapis ve para cezası verilip, ayrıca derneğin feshine hükmedilmiştir.

30. Bu nedenlerle, dernek başkanı olan başvurucunun, Anayasanın

26. maddesinde yer alan ifade hürriyeti ile 33. maddesinde yer alan dernek

kurma hürriyetine ağır ve ölçüsüz bir müdahalede bulunularak, ifade ve

örgütlenme özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE karar verilmesi gerekeceği

düşüncesiyle Bölüm çoğunluğuna katılmamaktayız.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör : Recep KAPLAN Başvurucu : Sefer YILMAZ Başkan Engin YILDIRIM Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/14380, 6 Aralık 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  7. A. Başvurucunun İddiaları
  8. B. Değerlendirme
  9. A. Başvurunun açıkça
  10. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  11. Karşıoy Gerekçesi
  12. I- Adil Yargılanma Hakkı Kapsamında Gerekçeli
  13. II- İfade ve Örgütlenme Özgürlüğü Yönünden
  14. Yıldırım
  15. Özgüldür
  16. Kömürcü
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/14380
Tarih
6 Aralık 2017

İlgili Kararlar

  • Süleyman Koç Başvurusu (B. No: 2014/14482)
  • Cihat Başerli ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/8276)
  • İnan Çoban Başvurusu (B. No: 2014/15208)
  • Bilal Demirdağ Başvurusu (B. No: 2014/5188)
  • Elif Ceyda Özdamar Başvurusu (B. No: 2014/7838)
  • Mehmet Çelebi Çalan Başvurusu (B. No: 2014/8333)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.