İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Elif Ceyda Özdamar Başvurusu (B. No: 2014/7838)

1. Başvuru, 24/11/1994 tarihli 4046 sayılı Özelleştirme

Başvuru No2014/7838Tarih19 Aralık 2017Okuma17 dk · 3.344 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Elif Ceyda Özdamar Başvurusu

Karar tarihi
19 Aralık 2017
Başvuru Numarası
2014/7838
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.344 kelime·17 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, 24/11/1994 tarihli 4046 sayılı Özelleştirme

Uygulamaları Hakkında Kanun uyarınca diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakil

işlemi yapılması yönündeki talebin reddine ilişkin işleme karşı açılan davada

hakkaniyete aykırı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/5/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu,

Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Özelleştirme Yüksek Kurulunun 2/4/2004 tarihli kararı

uyarınca Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi (TEDAŞ) özelleştirme kapsamına

alınmıştır.

9. Başvurucu TEDAŞ'a bağlı Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş.de

3/4/2007 tarihinde elektrik elektronik mühendisi olarak göreve başlamıştır.

10. Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş. 31/8/2010 tarihinde Çamlı

Enerji Dağıtım ve Parekende Satış Hizmetleri A.Ş.ye

satılarak özelleştirilmiştir. Başvurucu, özelleşen Şirkette çalışmaya devam

etmekte iken 2/2/2011 tarihinde iş sözleşmesinin feshedilmesi neticesinde diğer

kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilecek personel olarak isminin Devlet

Personel Başkanlığına bildirilmesi talebiyle müracaat etmiştir.

11.Başvurucunun talebi, TEDAŞ Genel Müdürlüğünün 24/8/2011

tarihli işlemi ile reddedilmiştir.

12. Başvurucu, anılan işleme karşı Sivas İdare Mahkemesinde

iptal davası açmış; Mahkeme 28/11/2012 tarihinde dava konusu işlemin iptaline

karar vermiştir. Kararın gerekçesinde 4046 sayılı Kanun'a 2005 yılında yapılan

değişikle geçici 21. maddenin eklendiğini ve anılan madde de kapsam dışı

personelin nakil haklarının saklı tutulmasıyla ilgili iki koşul öngörüldüğünü

ifade etmiştir. Bunlardan ilkinin kapsam dışı personelin görev yaptığı

kuruluşun 2005 yılında Kanun'da yapılan değişiklikten önce özelleştirme

kapsamına alınması, diğeri ise kapsam dışı kadro ve pozisyonlarda görev yapan

iş kanunlarına tabi personelin aynı kadro ve pozisyonda çalışmaya devam ediyor

olması olduğunu belirtmiştir. Olayda başvurucunun görev yaptığı TEDAŞ'ın

dolayısıyla bağlı olan Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş.nin

Kanun'da yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 21/7/2005 tarihinden önce

özelleştirme kapsamına alındığı belirtilerek başvurucunun aynı kadroda ve

pozisyonda yani değişiklikten önce nakil hakkı tanınmış kapsam dışı kadro ve

pozisyonda görev yapmaya değişiklikten sonra da devam ettiği ifade edilmiştir.

Başvurucunun TEDAŞ'ın özelleştirme kapsam ve programına alındığı tarihten sonra

işe başlamış olması nedeniyle Kanun'un geçici 21. maddesi hükmünden

yararlandırılmamasının hukuken olanaklı olmadığı belirtilerek ne Kanun'da

yapılan değişiklikten önce ne de bu değişiklikten sonra çalışmaya başlama

tarihi ile ilgili böyle bir koşul öngörülmediği vurgulanmıştır. Dolayısıyla bu

şartları taşıyan başvurucuya kamu kurum ve kuruluşlarına nakil hakkı verilmesi

gerekirken bu yöndeki başvurusunun reddine ilişkin işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı,

İç Denetim Koordinasyon Kurulunun (İDDK) 16/06/2011 tarihli ve E.2001/644,

K.2011/675 sayılı kararının da aynı doğrultuda olduğu ifade edilmiştir.

13. Davalı Kurumun temyizi üzerine Danıştay Beşinci Dairesi

5/12/2013 tarihli kararı ile idare mahkemesi kararının bozulmasına karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde başvurucunun geçici 21. madde de belirtilen

şartları taşımadığı, kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten

(21/7/2005) önce özelleştirme programında bulunan kuruluşlarda nakil hakkı

tanınmış kapsam dışı kadro ile pozisyonlarda görev yapan ve aynı kadro ya da

pozisyonlarda görev yapmaya devam eden kişi konumunda olmadığı ifade edilmiştir.

Kararda başvurucunun 21/7/2005'ten sonra 3/4/2007 tarihinde TEDAŞ bünyesinde

görev yapmaya başladığı vurgulanmış ayrıca başvuru tarihinde özel bir şirket

olan Çamlı Enerji Dağıtım ve Parekende Satış

Hizmetleri A.Ş. personeli olduğu hususu gözönüne alındığında

idare mahkemesi kararında hukuki isabet olmadığı ifade edilmiştir.

14. Bozma kararı üzerine yeniden yargılama yapan Mahkeme

20/3/2014 tarihli kararı ile bozmaya uyarak davayı reddetmiştir.

15. İdare Mahkemesinin kararı, başvurucuya 28/4/2014 tarihinde

tebliğ edilmiştir. Başvurucu, temyiz yoluna başvurmaksızın 26/5/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Hükümleri

16. 4046 sayılıKanun'un 22. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"(Değişik:

3/7/2005-5398/8md.) Özelleştirme programına alınan kuruluşlarda (iştirakler

hariç) ilgili kuruluş veya idare tarafından istihdam fazlası personel

belirlenmesi ya da bu kuruluşların kısmen veya tamamen satışı nedeniyle kamu

tüzel kişiliğinin sona ermesi, devredilmesi, küçültülmesi, faaliyetlerinin

durdurulması, kapatılması, tasfiye edilmesi halinde; bu kuruluşlarda programa

alınma tarihi itibarıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tâbi olarak veya

sözleşmeli statüde çalışmakta olanlar ile iş kanunlarına tâbi olarak görev

yapmakla birlikte toplu iş sözleşmesi hükümlerinden yararlanmayan genel müdür,

genel müdür yardımcısı, teftiş kurulu başkanı, kurul başkanı, daire başkanı,

müessese, bölge, fabrika, işletme ve şube müdürü, müfettiş ve müfettiş

yardımcısı, müşavir ve başuzman unvanlı kadrolara atanmak suretiyle görev yapan

personel, kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilmek üzere yukarıda belirtilen

işlemlerin tamamlanmasından itibaren onbeş gün

içerisinde İdare tarafından Devlet Personel Başkanlığına bildirilir."

17. 4046 sayılı Kanun’un geçici 21. maddesi şöyledir:

"(Ek: 3/7/2005 - 5398/29 md.) Bu

Kanunun 22 nci maddesinde

yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce özelleştirme programında

bulunan kuruluşlarda nakil hakkı tanınmış kapsam dışı kadro ve pozisyonlarda

görev yapan iş kanunlarına tâbi personelin, aynı kadro veya pozisyonlarda görev

yapmaya devam etmeleri halinde nakil hakları saklıdır."

18. 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 38.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1. İdari Dava Daireleri Kurulu;

a) İdare mahkemelerinden verilen ısrar

kararlarını,

b)

İdari dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararları,

temyizen inceler.

..."

19. 2575 sayılı Kanun'un 39.maddesi şöyledir:

"İçtihatları

Birleştirme Kurulu, dava dairelerinin veya idari ve vergi dava daireleri

kurullarının kendi kararları veya ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında

aykırılık veya uyuşmazlık görüldüğü veyahut birleştirilmiş içtihatların

değiştirilmesi gerekli görüldüğü takdirde, Danıştay Başkanının havalesi

üzerine, Başsavcının düşüncesi alındıktan sonra işi inceler ve lüzumlu görürse,

içtihadın birleştirilmesi veya değiştirilmesi hakkında karar verir."

2. Danıştay İçtihatları

20. 22/9/2010 tarihli ve E.2010/2076, K.2010/5416 sayılı

Danıştay Beşinci Dairesinin kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...4046 sayılı Yasa'nın 5398 sayılı Yasa ile eklenen geçici 21.

maddesinde yer alan; 'Bu Kanunun 22. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe

girdiği tarihten önce özelleştirme programında bulunan kuruluşlarda nakil hakkı

tanınmış, kapsam dışı kadro ve pozisyonlarda görev yapan iş kanunlarına tabi personelin,

aynı kadro veya pozisyonlarda görev yapmaya devam etmeleri halinde nakil

hakları saklıdır.' yolundaki hükmün de, özelleştirilen kuruluşun özelleştirme

programına alındığı tarih itibariyle kuruluşta iş kanuna tâbi olarak nakil

hakkı tanınan bir görevde çalışmakta olanlar yönünden uygulanabileceği sonucuna

varılmıştır..."

21. Danıştay Beşinci Dairesinin 15/12/2010 tarihli ve

E.2010/7074 sayılı, 15/12/2010 tarihli ve E.2010/7103 sayılı, 19/1/2011 tarihli

ve 2010/7584 sayılı yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararları da benzer

niteliktedir.

22. 16/06/2011 tarihli ve E.2011/644, K.2011/675 sayılı Danıştay

İdari Dava Daireleri Kurulu kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...4046

sayılı Yasa'ya, 5398 sayılı Yasa ile eklenen geçici 21. madde hükmü ile

3/7/2005 tarihli Yasa değişikliğinden önce özelleştirme kapsamına alınan

kuruluşlarda kapsam dışıkadro ve pozisyonlarda görev

yapan personelin Yasa değişikliğinden etkilenmeyeceği, diğer bir ifade ile 5398

sayılı Yasa'da sayılan kadrolarda çalışmayan kapsamdışı

personelin nakil haklarının saklı tutulacağı düzenlenmiştir.

Söz konusu geçici 21. maddede kapsamdışı

personelin nakil haklarının saklı tutulması için iki koşul öngörülmüştür.

Bunlardan ilki, kapsamdışı personelin görev yaptığı

kuruluşun 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesinde 5398 sayılı Yasa ile yapılan

değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce özelleştirme kapsamına alınmış

olması, diğeri ise kapsamdışı kadro ve pozisyonlarda

görev yapan iş yasalarına tabi personelin aynı kadro ve pozisyonlarda görev

yapmaya devam etmeleridir.

...

Öte

yandan, davacının TEDAŞ'ın özelleştirme kapsam ve programına alındığı tarihten

sonra işe başlamış olmasından dolayı geçici 21. madde hükmünden

yararlandırılmaması da hukuken olanaklı değildir. Çünkü, ne 4046 sayılı

Yasa'nın 22. maddesinde yapılan değişiklikten önce ne de bu değişiklikten sonra

çalışmaya başlama tarihi ile ilgili böyle bir koşul öngörülmüş değildir.

Aksine geçici 21. madde ile kapsamdışı personelin

nakil haklarının saklı tutulması için Kuruluşun Yasa değişikliğinden önce

özelleştirme programına alınması yeterli görülmüştür. ..."

23. 3/4/2013 tarihli ve E.2012/6890, K.2013/2673 sayılı Danıştay

Beşinci Dairesinin kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Olayda,

4046 sayılı Yasa'nın 5398 sayılı Yasa ile eklenen geçici 21. maddesinde yer

alan hükmün, özelleştirilen kuruluşun özelleştirme programına alındığı tarih

itibarıyla kuruluşta iş kanuna tâbi olarak nakil hakkı tanınan bir görevde 21/7/2005

tarihinden önce çalışmakta olanlar yönünden uygulanabileceği sonucuna

varılmıştır.

Bu durumda, 4046 sayılı Yasa'nın 22 nci

maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 21/7/2005 tarihinden önce,

2/4/2004 tarihinde Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun 2004/22 sayılı kararı ile

özelleştirme kapsam ve programına alınan TEDAŞ Genel Müdürlüğü bağlı

şirketlerinde 3/4/2006 tarihinden itibaren görev yapan davacının 4046 sayılı

Yasaya 5398 sayılı Yasa ile eklenen Geçici 21. madde uyarınca nakil hakkı

korunan personel olmadığı anlaşılmakta olup, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına

nakil hakkı verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu

işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir..."

24.Danıştay Beşinci Dairesinin 11/11/2011 tarihli ve E.2011/4132

sayılı; 10/10/2011 tarihli ve E.2011/5965 sayılı yürütmenin durdurulmasına

ilişkin kararları ile 16/12/2015 tarihli ve E.2015/6323, K.2015/10590,

13/6/2016 tarihli ve E.2014/5303, K.2016/3810 sayılı kararları da benzer

niteliktedir.

B. Uluslararası Hukuk

25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin

birinci fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

“Herkes, medeni hak ve yükümlülükleri hakkında

karar verilmesi için ... bir yargı merciinde ... adil ... bir şekilde

yargılanma hakkına sahiptir. "

26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), hukuk devletinin

temel ilkelerinden biri olan hukuki belirliliğin Sözleşme'nin bütün maddelerine

içkin olduğunu belirtmektedir. (Iordan Iordanov/Bulgaristan, B. No: 23530/02, 2/7/2009,

§ 47). AİHM'e göre hukuk devletinin asli unsurları

arasında yer alan hukuki belirlilik veya güvenlik ilkesi, hukuki durumlarda

belirli bir istikrarı temin etmekte ve kişilerin mahkemelere güvenine katkıda

bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı

sistemine itimadı azaltarak yargısal bir belirsizliğe yol açabilir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B.

No: 13279/05, 20/10/2011, § 57). Ancak bireylerin makul güvenlerinin korunması

ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak

bahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, §

74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58).

AİHM, içtihat farklılıklarının farklı coğrafi bölgelerde yetkili birden fazla

yargısal otoritenin var olduğu yargısal sistemlerde doğal olduğunu

vurgulamaktadır (Iordan Iordanov/Bulgaristan,

§ 47; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 51).

Hatta içtihat farklılığı aynı mahkeme içinde de söz konusu olabilir. Bu durum

kendi başına Sözleşme'ye aykırılık teşkil etmez (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 51).

Fakat AİHM yüksek mahkemelerin, bu yargısal otoriteler arasındaki içtihat

farklılıklarını giderme rolünün bulunduğunu ifade etmektedir (Iordan Iordanov/Bulgaristan,

§ 47).

27. AİHM -açık keyfîliğin bulunması

hâli hariç- ulusal mahkemelerin iç hukuk kurallarına ilişkin yorumlarını

sorgulama rolünün bulunmadığını belirtmektedir. AİHM, aynı şekilde ulusal

mahkemelerce açıkça verilen farklı kararları -açıkça benzer olan davalara

ilişkin olsa bile- kıyaslama gibi bir işlevinin bulunmadığını, ulusal

mahkemelerin hukuk kurallarını yorumlama hususundaki bağımsızlığına saygı

gösterilmesi gerektiğini ifade etmektedir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 50).

28. AİHM, dinamik ve evrimsel bir yaklaşımın sürdürülememesinin

hukukun gelişimini ve hukukta reformu engelleyeceğini, bu nedenle içtihat

değişikliğinin tek başına etkin adalet yönetimine aykırı olmadığının altını

çizmektedir (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B.

No: 36815/03, 14/1/2010, § 38). AİHM'e göre, mahkeme

içtihatlarındaki değişim yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında kalmakta

olup böyle bir değişiklik özü itibarıyla önceki çözümün tatminkâr bulunmaması

anlamına gelir (S.S. Balıklıçeşme

Beldesi Tarım Kalkınma Kooperatifi ve diğerleri/Türkiye, B. No:

3573/05 ... 17293/05, 30/11/2010, § 28). Ancak yerleşmiş yargısal pratiğin de

içtihat değişikliğinin gerekçelendirildiği kararda dikkate alınması gerekir (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, §

38). Bu bağlamda aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm

kurulması hâlinde mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama

getirilmesi gerekmektedir (Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B.

No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).

29. AİHM, hukuki belirlilik şartının ve meşru beklentilerin

korunması gereğinin yerleşik içtihadın sürdürülmesini içermediğinin altını

çizmekte, ancak iyi temellere oturmuş yerleşik içtihadın varlığının yüksek

mahkemeye içtihattan ayrılmayı haklılaştıran daha

sağlam gerekçeler açıklama görevi yüklediğini ifade etmektedir. AİHM'e göre, yüksek mahkemenin yerleşik içtihattan farklı

karar verilmesinin sebebi hakkında başvurucuya detaylı açıklama yapma

sorumluluğu bulunmaktadır (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, §

38).

30. AİHM, birçok kararında "esaslı ve uzun süreli içtihat farklılıkları"nın adil yargılanma hakkını ihlal

ettiğine hükmetmiştir. AİHM, esaslı ve uzun süreli içtihat farklılığının

varlığının tespitinde yargısal pratikteki istikrarsızlığı giderecek

mekanizmaların bulunup bulunmadığının ve gerekmesi durumunda bu mekanizmaların

etkili bir şekilde işletilip işletilmediğinin önem taşıdığına işaret etmektedir

(Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 53).

AİHM, yargısal uygulamalardaki istikrarsızlığın yol açtığı hukuki

belirsizliklerin ve kararlar arasındaki farklılığı giderecek mekanizmaların

bulunmamasının adil yargılama hakkını zedeleyeceğinin altını çizmektedir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 54). AİHM'e göre, devletin, hukuk sistemini uyumsuz yargısal

kararlar verilmesini önleyecek şekilde biçimlendirme yükümlülüğü bulunmaktadır

(Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 55).

31. AİHM; 2575 sayılı Danıştay Kanunu uyarınca, Danıştayın bir dairesi ile İDDK'nın

bir karar konusunda tutarsızlığa düştüğü durumlarda İçtihatları Birleştirme

Kurulunun içtihattaki çelişkiyi gideren ve hukuki bağlayıcılığı olan bir karar

verdiğini belirtmektedir. AİHM, benzer davalarda bile olsa ulusal mahkemelerin

farklı kararlarını karşılaştırma yükümlülüğü olmadığını gözönünde

bulundurarak Daire ve İDDK arasındaki yorum farklılığının kendi içinde

Sözleşme'nin 6. maddesini ihlal etmediği görüşündedir (Emel Boyraz/Türkiye,

B. No: 61960/08, 2/12/2014, § 73).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 19/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

33. Başvurucu; kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilebilecek

personel statüsününşartlarını taşıdığını, benzer bir

olaya ilişkin İDDK tarafından karar verildiğini, Danıştay dairesinin bozma

kararının İDDK kararıyla çelişkili olduğunu, derece mahkemesince İDDK kararına

uygun hüküm verilmişken temyiz incelemesinde Daire tarafından kararın

bozulmasının hakkaniyete uygun olmadığını belirterek Anayasa'nın 2., 5., 10. ve

49. maddelerinde belirtilen haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

34. Bakanlık görüşünde, temyizde kararın bozulması üzerine

derece mahkemesinin bozmaya uyarak davanın reddine karar vermesi neticesinde

tekrar temyize gidilmeden bireysel başvuruda bulunulmasının başvuru yollarının

tüketilmesi noktasında dikkate alınması gerektiği; ayrıca başvurucunun durumda

emsal gösterdiği İDDK kararında geçen somut olayın koşullarına göre farklı

yönlerin olduğunu belirtilerek bu durumun adil yargılanma hakkı yönünden

yapılan incelemede Anayasa Mahkemesinin dikkatine sunulduğu ifade edilmiştir.

B. Değerlendirme

35. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun ileri sürdüğü şikâyetlerinin

ileri sürülüş tarzı ve mahiyeti gözetilerek belirtilen ihlal iddiaları adil

yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma

hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

37. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı ve 47. maddesinin (5) numaralı

fıkrası, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64.

maddesinin (1) numaralı fıkrasıuyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru "ikincil

nitelikte bir kanun yolu"

olup bu yola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.

38. Temyiz mahkemesinin yakın zamanda vermiş olduğu ve

başvurucunun davasına da uygulanacak nitelikteki bir karar varsa ve temyiz

mahkemesinin bu kararını değiştirmesi ihtimal dâhilinde görünmüyorsa başvurucu,

iç hukuk yollarını tüketmiş sayılacaktır (Deniz

Baykal, B. No: 2013/7521, 4/12/2013, § 30; Şahin Tosun, B. No: 2014/10857, 11/1/2017,

§§ 34-36).

39. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulması için

olağan kanun yollarının tüketilmesi gerekir. Ancak somut olayda başvurucu

açısından temyiz yoluna başvurulması, tüketilmesi gerekli bir yol olarak

değerlendirilmemiştir. Başvurucu tarafından açılan davada ilk derece mahkemesi

dava konusu işlemin iptaline karar vermiş; temyiz üzerine Danıştay Beşinci

Dairesi, ilk derece mahkemesi kararını bozmuş ve yazılı gerekçelerle dava

konusu işlemin iptaline karar verilmesinin doğru görülmediğini belirtmiştir.

İlk derece mahkemesince anılan bozma kararına uyularak davanın reddine karar

verilmiştir. Bu durumda verilen karara yönelik olarak temyiz mercii kararını

vermiş ve ilk derece mahkemesince de temyiz merciinin verdiği karar

doğrultusunda hüküm kurulmuştur. Bu aşamadan sonra başvurucudan ilk derece

mahkemesince verilen son karara yönelik olarak da temyiz yoluna başvurmasını

beklemenin bireysel başvuru hakkının kullanılması önünde orantısız bir engel

oluşturabileceği değerlendirilerek bu yönüyle ilk derece mahkemesince verilen

son karara karşı temyiz yoluna başvurulmadan yapılan bu başvuru, olağan kanun

yoluna başvurulmadığı için başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul

edilemez nitelikte görülmemiştir.

40. Diğer kabul edilebilirlik kriterleri yönünden başvurunun

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek

başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

41. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un, Anayasa'nın 36. maddesinin birinci

fıkrasına "adil yargılanma hakkı" ibaresinin eklenmesine ilişkin 14.

maddesinin gerekçesine göre "değişiklikle

Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence

altına alınmış olan adil yargılama hakkı metne dâhil"

edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma

hakkına sahip olduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de

düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu

anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban, B.

No: 2014/6673, 25/7/2017,§ 53).

42. Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıkların çözümlenmesinde hukuk

devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir. Anayasa'nın 2. maddesinde

Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, Anayasa'nın tüm

maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında gözönünde

bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir (Özlem

Terzioğlu, B. No: 2014/19341, 27/11/2017, § 39).

43. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk

güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 ve

E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı

amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de

idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,

net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî

uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM,

E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).

44. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı ve birden fazla

yorumunun mümkün olduğu durumlarda da bu yorumlardan hangisinin benimseneceği

derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesinin,

bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlük

tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk kurallarını

yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa Mahkemesinin

kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden fazla yorumunun

hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini tespit etmektir(Mehmet Arif

Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).

45. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve

mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini

yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlamaları beklenen

yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir

gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları; bir kararın belirli bir

daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele alındığı

takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları ortaya

çıkartır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters

düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerin

yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir

(Türkan Bal, B. No: 2013/6932,

6/1/2015 § 64).

46. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan bu

güveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhil

mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan

kaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir

şekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür.

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

47. Somut başvurunun konusu; benzer konulara ilişkin davalarda

yargısal anlamda aralarında hiyerarşi ilişkisi bulunan aynı yargı koluna dâhil

mahkemelerin kararları arasında çelişki bulunduğu iddiasıdır.

48. Özelleştirilen kuruluşun özelleştirme programına alındığı

tarih itibarıyla iş kanuna tabi olarak nakil hakkı tanınan bir görevde

çalışmakta olanlar açısından 4046 sayılı Kanun'un geçici 21. maddesinin

uygulanacağı Danıştay Beşinci Dairesinin içtihadıdır (bkz. § 20).

49. Danıştay Beşinci Dairesinin içtihatları bu yönde iken İDDK

başvuruya konu olaya benzer bir davada 16/6/2011 tarihli ve E.2011/644,

K.2011/675 sayılı karar ile Özel Dairenin uygulamasından ayrılarak farklı bir

sonuca varmıştır (bkz. § 22). Özel Daire, daha sonra benzer konudaki

uyuşmazlıklarda içtihadını (bkz. § 23) İDDK kararını da dikkate alarak özelleştirilen

kuruluşun özelleştirme programına alındığı tarih itibarıyla iş kanuna tabi

olarak nakil hakkı tanınan bir görevde 21/7/2005 tarihinden önce çalışmakta

olanlar yönünden uygulanabileceği şeklinde genişletmiştir.

50. Başvuruya konu içtihat farklılığı, yargı sistemimizin

teşkilat yapısı ile doğrudan bağlantılı olup 2575 sayılı Kanun'un 39. maddesi

uyarınca içtihat farklılığının içtihadı birleştirme kararı yoluyla giderilmesi

mümkün olduğundan sistem içinde içtihat farklılığını giderecek yeterli

mekanizmalar mevcuttur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bu noktadaki görevi,

bizzat Anayasa'da düzenlenen bir yargı sisteminin yerindeliğini tartışmak değil

bu sistemin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan içtihat farklılığının yine

Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkına etkisini somut olayın

koşulları ışığında değerlendirmektir.

51. Somut olayda başvurucu Özel Daire kararının İDDK kararından

farklı olduğunu iddia etmiş ise de bu durum İDDK'nın

Özel Dairenin kökleşmiş içtihadından ayrılarak yeni bir yaklaşımı

benimsemesinden kaynaklanmıştır. Kaldı ki Özel Daire sonradan önüne gelen

uyuşmazlıklarda İDDK kararını dikkate alarak önceki içtihadını genişletmiştir

(bkz. § 23). Bu itibarla başvurucu aleyhine sonuçlanan somut başvuruya ilişkin

kararın tatmin edici gerekçe içerdiği ayrıca kararlar arasındaki farklılığın

hukuki güvenliği sarsacak nitelikte olmadığı ve bu farklılığı giderecek yeterli

mekanizmaların bulunduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde hukuki

belirsizliğin bulunduğundan söz edilemez.

52. Öte yandan davanın açıldığı tarihteki içtihatlara uygun olan

Danıştay Beşinci Dairesinin başvurucunun aleyhine olarak vermiş olduğu nihai

kararın başvurucu için öngörülemez nitelikte olduğu da söylenmez.

53. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

19/12/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Tuğba YILDIZ

Başvurucu

:

Elif Ceyda

ÖZDAMAR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/7838, 19 Aralık 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine
  13. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete
  14. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Yıldırım
  16. Özgüldür
  17. Kömürcü
  18. M. Emin KUZ
  19. Özdamar
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/7838
Tarih
19 Aralık 2017

İlgili Kararlar

  • Mehmet Çelebi Çalan Başvurusu (B. No: 2014/8333)
  • Burhan Kuzu Başvurusu (B. No: 2014/4988)
  • Timur İbrahim Şen Başvurusu (B. No: 2014/11166)
  • Fevzi Doğaner Başvurusu (B. No: 2014/6453)
  • Mustafa Başer Başvurusu (B. No: 2014/19511)
  • Filiz Fırat Başvurusu (B. No: 2014/10305)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.