İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdulatif Akgül Başvurusu (B. No: 2014/10531)

1. Başvurucu, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma

Başvuru No2014/10531Tarih30 Aralık 2014Okuma22 dk · 4.385 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Abdulatif Akgül Başvurusu

Karar tarihi
30 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2014/10531
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.385 kelime·22 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma

suçundan yargılandığı davada, delillerin eksik toplanması ve hatalı

değerlendirilmesi sonucu mahkûmiyetine karar verilmesi, esas hakkındaki

mütalaaya karşı savunma yapmadan yargılamanın bitirilmesi ve yargılamanın sekiz

yılı aşkın sürede tamamlanamaması nedenleriyle Anayasa’nın 36. maddesinde

belirtilen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yeniden

yargılanma ile tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 13/6/2014 tarihinde Diyarbakır 1. Ağır Ceza

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/10/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 10/11/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 20/11/2014

tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda

sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle

şöyledir:

7. Başvurucu, 27/9/2005 tarihinde Diyarbakır ili Lice

ilçesinde gerçekleştirilen uyuşturucu operasyonu kapsamında gözaltına

alınmıştır.

8. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 31/5/2006 tarih ve

E.2006/2747 sayılı iddianamesiyle başvurucunun ticari amaçla esrar bulundurma

suçunu işlediği iddiasıyla aynı yer 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası

açmıştır.

9. Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 7/6/2006 tarih ve

2006/71 İddianame Değerlendirme sayılı kararıyla eylemin kullanmak amacıyla

esrar bulundurmak suçuna temas ettiği gerekçesiyle iddianamenin iadesine karar

vermiştir.

10. İddianamenin iadesi gerekçesi doğrultusunda Lice

Cumhuriyet Başsavcılığınca aynı yer Sulh Ceza Mahkemesine kullanmak için esrar

bulundurmak suçundan kamu davası açılmıştır.

11. Anılan Mahkemenin 17/7/2006 tarih ve E.2006/36 sayılı

karşı görevsizlik kararıyla dosyanın görevli ve yetkili Diyarbakır Nöbetçi Ağır

Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

12. Mahkemeler arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının

giderilmesi amacıyla dosya Yargıtaya gönderilmiş ve

Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 25/12/2006 tarih ve E.2006/13003, K.2006/10550

sayılı ilamıyla Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının

kaldırılmasına karar verilmiştir.

13. Dosya kendisine gelen Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi,

18/3/2008 tarih ve E.2007/51, K.2008/110 sayılı kararıyla başvurucuyu satmak

için uyuşturucu bulundurma suçundan 4 yıl 2 ay hapis ve 1,000,00 TL adli para

cezasına mahkûm etmiştir. Mahkûmiyet kararının gerekçesinin ilgili kısmı şu şekilde

kaleme alınmıştır:

“…DELİLLER

Tanık S. A. Dörtyol 1 Asliye Ceza

Mahkemesince Talimatla Alınan Beyanında; olay hakkında bilgi görgüsünün

olmadığını, operasyonu gördüğünü aramayı gördüğünü fakat bulunan esrarı görmediğini,

kimin sakladığını kimin olduğunu bilmediğini beyan etmiştir.

Tanık M. Y., A. A. ve C. B. Silvan Asliye

Ceza Mahkemesince Talimatla Alınan Beyanlarında; savcılık beyanlarının doğru

olduğunu, tutanak tuttuklarını tutanak içeriğinin doğru olduğunu beyan

etmişlerdir.

04/10/2005

tarih ve 2005/1319 KMY sayılı suça konu maddenin THC ihtiva eden hint kenevir bitkisi olduğuna dair ekspertiz raporu,

tutanaklar, torba açma kapama numune alma ve teslim tutanağı, emanet eşya

makbuzu, sanık ve tanık beyanları, 27/09/2005 günü Şehit Mesut Kahraman Çam

operasyonu esnasında yapılan arazi faaliyetleri sırasında tutulan tutanak,

nüfus ve sabıka kaydının dosyamız içinde olduğu görülmüştür.

DELİLLERİN

TARTIŞILMASI VE GEREKÇE

Sanık

üzerine atılı suçlamaları kabul etmemiş ise de 27/09/2005 tarihli tutanak

içeriği dikkate alındığında güvenlik güçlerini gören sanık ve yanındakilerin

kaçmaya çalıştıkları ve sanığın elinde bulunan mavi poşet içerisinde 84,42 gram

kubar esrar maddesinin ele geçirildiği yine ağaçların

dibine gömülmüş vaziyette 304,15 ve 104.52 gram kubar

esrar maddesinin ele geçirildiği olay yerinde bir adet kefeli terazi ve çeşitli

ağırlıkları, bol miktarda jilet, paketlemede kullanılan kağıt , poşet ve koli

bantlarının ele geçirildiği ve sanıkla birlikte bulunan diğer şahıslar hakkında

da C.Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığına

ilişkin verilen karar dikkate alındığında suça konu uyuşturucunun sanığa ait

olduğu kabul edilmiştir.

Bu

uyuşturucu maddenin sanık tarafından içmek amacıyla mı yoksa satmak amacıyla mı

bulundurulduğunun değerlendirilmesi açısından ise sanığın ısrarla içmek

amacıyla esrar bulundurmadığını söylemesinin uyuşturucunun kendisine ait olduğu

kabul edildiği halde bile aleyhine değerlendirilerek içmek amacıyla

bulundurmayan sanığın bunu satmak amacıyla bulundurulduğundan söz edilemeyeceği

yani tutanakta belirtilen ve uyuşturucunun tartılmasında ve paketlenmesinde

kullanılan kefeli terazi, koli bantları paketleme poşetleri olmamış olsa idi

sanık hakkında lehe olduğu için içmek amacıyla bulundurmaktan cezalandırılması

yoluna gidilebilecek iken operasyonda ortaya çıkan şekli ile ele geçen ve

uyuşturucunun paketlenmesi ve hazırlanmasında kullanılan malzemeler ve ele

geçen uyuşturucunun bir miktarının da olay yeri içerisinde gömülü olması

dikkate alındığında sanığın söz konusu maddeleri içmek amacı dışında satmak

amacıyla bulundurduğunun kabulü gerektiği vicdani kanaatine varılarak aşağıdaki

şekilde hüküm kurulmuştur…”

14. Başvurucunun kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay 10.

Ceza Dairesi, 17/3/2014 tarih ve E.2010/31372, K.2014/1745 sayılı ilamıyla

hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermiştir

15. Başvurucu vekili, onama kararını 30/5/2014 tarihinde

tebellüğ etmiştir.

16. Bireysel başvuru, 13/6/2014 tarihinde Diyarbakır 1. Ağır

Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

17. 17/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun “Kararların verilmesi usulü”

kenar başlıklı 33. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Duruşmada verilecek kararlar, Cumhuriyet

savcısı, duruşmada hazır bulunan müdafi, vekil ve diğer ilgililer dinlendikten;

duruşma dışındaki kararlar, Cumhuriyet savcısının yazılı veya sözlü görüşü

alındıktan sonra verilir.”

18. 5271 sayılı Kanun’un “İddianamenin

sanığa tebliği ve sanığın çağrılması” kenar başlıklı 176. maddesi

şöyledir:

“(1) İddianame, çağrı kâğıdı ile birlikte

sanığa tebliğ olunur.

(2) Tutuklu olmayan sanığa tebliğ olunacak

çağrı kâğıdına mazereti olmaksızın gelmediğinde zorla getirileceği yazılır.

(3) Tutuklu sanığın çağrılması duruşma gününün

tebliği suretiyle yapılır. Sanıktan duruşmada kendisini savunmak için bir

istemde bulunup bulunmayacağı ve bulunacaksa neden ibaret olduğunu bildirmesi

istenir; müdafii de sanıkla birlikte davet olunur. Bu

işlem, tutuklunun bulunduğu ceza infaz kurumunda cezaevi kâtibi veya bu işle

görevlendirilen personel yanına getirilerek tutanak tutulmak suretiyle yapılır.

(4) Yukarıdaki fıkralar gereğince, çağrı

kâğıdının tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması

gerekir.”

19. 5271 sayılı Kanun’un “Ara

verme” kenar başlıklı 190. maddesi şöyledir:

“(1) Duruşmaya, ara verilmeksizin devam

edilerek hüküm verilir. Ancak, zorunlu hâllerde davanın makul sürede

sonuçlandırılmasını olanaklı kılacak surette duruşmaya ara verilebilir.

(2) 176 ncı

maddede belirlenen süreye uyulmamış ise duruşmaya ara verilmesini istemeye

hakkı olduğu sanığa hatırlatılır.”

20. 5271 sayılı Kanun’un “Sanığın

duruşmada hazır bulunmaması” kenar başlıklı 193. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak

üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Gelmemesinin geçerli

nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir.”

21. 5271 sayılı Kanun’un “Delillerin

ortaya konulması ve reddi” kenar başlıklı 206. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Sanığın sorguya çekilmesinden sonra

delillerin ortaya konulmasına başlanır. Ancak, sanığın tebligata rağmen

mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin

ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa

bildirilir.”

22. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

188. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız

veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına

veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi,

on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne

kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 18/6/2014 – 6545/66 md.) Ancak, uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya

satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis

cezası on beş yıldan az olamaz.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 30/12/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 13/6/2014 tarih ve 2014/10531 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

24. Başvurucu, yargılandığı ceza davasında, yerel mahkemenin

dosyada yer alan 27/9/2005 tarihli tutanağa dayanarak karar verdiğini, ağaç

kovuğuna saklı vaziyette ele geçirilen uyuşturucu madde ve diğer malzemelerin

kendisine ait olduğuna dair bir delil bulunmadığını, mahkemenin eksik inceleme

sonucu karar verdiğini ve Yargıtayın da eksik inceleme

sonucu yerel mahkemenin kararını onadığını, re’sen

dinlenilmesine karar verilen tanıkların sonradan dinlenmediğini, olaya

karıştığı iddia olunan diğer şahıslarla ilgili ne gibi bir işlem yapıldığına

ilişkin ara kararın tam olarak yerine getirilmediğini, bu ara karar gereği

talep edilen bilgilere ilişkin yazı cevaplarının kendisi ve müdafisinin hazır

olmadığı duruşmada okunduğunu, esas hakkındaki savunması alınmadan

mahkûmiyetine karar verildiğini, ele geçirilen uyuşturucu miktarının ticaret

yapmaya elverişli olmadığını, ayrıca yaklaşık 9 yıl süren yargılamanın makul

süreyi aştığını belirterek, Anayasa'nın 36. maddesinde belirtilen adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yeniden yargılanma ile

tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Delillerin Eksik Toplandığı ve Hatalı

Değerlendirildiği İddiası

25. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz”

26. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

27. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

28. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki

başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B.No:

2012/828, 21/11/2013, § 21).

29. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen

kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme

imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin

şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına

saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde

itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının

oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya

da açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (B.No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).

30. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), delillerin kabul

edilebilirliği şikayetlerini, somut davada kullanılan delilin sanığın hazır

bulunduğu duruşmada ve “silahların eşitliği”

ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri

ya da söz konusu delillerin yargılamanın bütününe olan etkisi çerçevesinde

değerlendirmektedir (Tamminen/Finlandiya, B.No: 40847/98, 15/6/2004, §§ 40-41; Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya, B.No:

10590/83, 6/12/1988, §§ 68, 81-89). AİHM pek çok kararında, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 19. maddesi bağlamında görevinin, Sözleşmeci

Devletlerin AİHS’e ilişkin yükümlülüklerinin

gözetilmesini sağlamak olduğunu, AİHS’in koruması

altında bulunan hak ve özgürlükler ihlal edilmedikçe ulusal bir mahkemenin

olaylara ya da hukuka ilişkin yaptığı hataları inceleme görevinin

bulunmadığını, AİHS’in 6. maddesinin adil yargılanma

hakkını güvence altına almakla beraber bu maddenin öncelikli olarak ulusal

hukuk bağlamında düzenlenmesi gereken bir konu olan delillerin kabul

edilebilirliğine ilişkin bir kural ortaya koymadığını belirtmektedir (Schenk/İsviçre, B.No:

10862/84, 12/7/1988, §§ 45-46; Desde/Türkiye,

B.No: 23909/03, 1/2/2011, § 124).

31. AİHM, bariz bir şekilde keyfi olmadıkça, belirli bir

kanıt türünün –iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtlar da

dâhil olmak üzere– kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun

suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında ifade

etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere yargılamanın

bir bütün olarak adil olup olmadığını ve AİHS’teki

bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme

konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD], B.No:

54810/00, 11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye, B.No:

23909/03, 1/2/2011, § 125; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699) AİHM’e göre, delillerle ilgili esas olarak başvurucuya,

delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı

verilip verilmediği incelenmelidir (Bykov/Rusya [BD], B.No: 4378/02,

10/3/2009, § 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 700).

32. Başvurucu, atılı suçları işlediğine dair mahkûmiyetine

yeterli delil olmadığını; ele geçirilen uyuşturucu miktarının ticaret yapmaya

elverişli olmadığını, parmak izi incelemesinin yapılmadığını, delillerin eksik

ve hatalı değerlendirildiğini belirterek, bu hususların adil yargılanma hakkını

ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun iddialarının özü, derece

mahkemesinin delilleri değerlendirme ve yorumlamada isabet edemediğine ve esas

itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkindir. Mahkeme; sanık savunmalarına,

tanık anlatımlarına, olay yerine ilişkin kollukça tanzim edilmiş tutanaklara,

ekspertiz raporuna ve diğer delillere dayanarak söz konusu kararı vermiştir.

Anılan kararda tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sundukları deliller

değerlendirilerek, ilgili hukuk kuralları da yorumlanmak suretiyle bir sonuca

ulaşılmıştır (bkz. § 13; gerekçeli karar,

s. 2-3).

33. Diğer taraftan başvurucu, olaya karıştığı iddia olunan

diğer şahıslarla ilgili ne gibi bir işlem yapıldığına ilişkin ara kararın tam

olarak yerine getirilmediğini, bu ara karar gereği talep edilen bilgilere

ilişkin yazı cevaplarının kendisi ve müdafisinin hazır olmadığı duruşmada

okunduğunu, re’sen dinlenilmesine karar verilen

tanıkların sonradan dinlenilmesinden vazgeçildiğini belirterek, bu sebeplerle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuru konusu

olayda, başvurucunun, Mahkemece tensip tutanağıyla dinlenilmesine karar

verildiği halde sonradan dinlenilmesinden vazgeçildiğini iddia ettiği

tanıkların birçoğunun istinabe mahkemelerince dinlendiği (bkz. § 13) ve asıl

mahkemece tutanakta belirtilen diğer tanıkların dinlenilmesinden örtülü olarak

vazgeçildiği anlaşılmaktadır. Başvuru formu ve ekli belgelerden, başvurucunun

dinlenen tanıkların anlatımlarına bir itirazı olmadığı gibi dinlenmeyen

tanıkların beyanlarının alınmasından vazgeçilmesine yönelik karara da

itirazının olmadığı ve yargılama sürecinde tanık sıfatıyla dinlenilmesini

istediği bir kişinin de bulunmadığı anlaşılmaktadır.

34. Başvurucu vekili, yargılamanın 17/1/2008 tarihli

celsesinde, olaya karıştığı iddia olunan diğer şahıslara yönelik ne gibi bir

işlem yapıldığıyla ilgili yazılan müzekkereye ilişkin olarak da Diyarbakır

ilinde ayrı bir dava bulunduğunu ve davanın sonuçlandığını belirterek, karardan

bir örneği dosyaya sunabileceğini beyan etmiştir. Mahkemece, başvurucu

müdafisinin belirttiği mahkemelerden, olaya karıştığı iddia olunan sanıklarla

ilgili açılmış ve sonuçlanmış dava varsa karar örneğinin, sonuçlanmamış dava

var ise dosyalarının incelenmek üzere gönderilmesi talep edilmiştir. Taleplerin

ilgili adli makamlarca yerine getirildiği 18/3/2008 tarihli celse tutanağından

anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle, Mahkeme, savunma tarafının bildiği ve

dosyaya sunmak istediği bilgileri doğrulamak amacıyla müzekkere yazmış ve bu

yazı cevapları başvurucu ve vekilinin gelmediği duruşmada okunmuştur.

35. Somut olayda, başvurucunun delillerini sunma ve

delillerin değerlendirilmesi konusunda farklı bir muameleye tabi tutulduğuna

dair somut bir veri bulunmamakta olup, Mahkemenin delilleri değerlendirmesinde

bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunduğuna dair bir bulguya da rastlanmamıştır.

Öte yandan, başvuru dosyası incelendiğinde,

“silahların eşitliği” ve

“çelişmeli yargılama” ilkelerine aykırı olarak başvurucuya

delillerini sunma, inceletme ve itiraz etme hususlarında uygun olanakların

sağlanmadığına ilişkin bir veri de bulunmamaktadır.

36. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna ilişkin bir bilgi ya

da kanıt sunmadığı gibi mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık

keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.

37. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun yargılamanın

hakkaniyete aykırı olduğu yönündeki şikâyetine ilişkin olarak delilleri

inceleme ve değerlendirme fırsatı bulduğu ve Derece Mahkemesi kararlarının

bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermediği anlaşıldığından, başvurunun

bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Savunma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

38. Başvurucu, esas hakkındaki savunması alınmadan

mahkûmiyetine karar verilmesi nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığını ileri sürmüştür.

39. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriği, AİHS’in “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

40. AİHS’in “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,

hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

41. AİHM “hakkaniyete

uygun yargılama” kavramından hareket ederek adil yargılamanın zımni

gereklerini saptamıştır. Bu gereklerden en önemlisi Anayasa’nın 36. maddesinde

de açıkça ifade edilmiş olan “savunma hakkı”dır. Ceza yargılamasındaki savunma haklarının

güvence altına alınması demokratik toplumun temel bir ilkesidir. Bu sebeple AİHM’e göre hakkaniyete uygun bir yargılamanın

gerçekleştirilmesi için, yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin, savunma hakkının

yeterince ve tam olarak kullanılması ile uyumlu olması (Bkz. Ludi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992 §§ 49-50) ve bu

hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik olacak şekilde yorumlanması

gerekmektedir (Bkz. Artico/İtalya, B. No: 6694/74, 13/5/1980 § 33).

42. AİHS’in “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki

asgari haklara sahiptir:

…

b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman

ve kolaylıklara sahip olmak;

…”

43. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında yer alan özel güvencelerin, (1) numaralı fıkrada yer alan “hakkaniyete uygun yargılanma hakkı”

ışığında değerlendirilmesi gerekir. Diğer taraftan 6. maddenin (3) numaralı

fıkrasının (a-e) bentlerinde düzenlenen güvenceler arasında da bağ bulunmakta

olup bunlardan her biri yorumlanırken diğerleri de dikkate alınmalıdır (Bkz. Pélissier ve Sassi/Fransa

[BD], B. No: 25444/94, 25/3/1999, §§ 51-54). Bu nedenle yalnızca (3) numaralı

fıkrada sayılan haklara uygun olarak yapılan bir ceza yargılamasının, (1)

numaralı fıkrada yer alan “hakkaniyete uygun yargılanma hakkı” ışığında değerlendirilmeden,

hakkaniyete uygun ve dolayısıyla adil olduğu söylenemez (Bkz. Deweer/Belçika, B. No: 6903/75, 27/2/1980 § 56).

44. Savunmanın hazırlanması için gerekli zamana sahip olma

hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen “meşru

vasıta ve yollardan yararlanmak” kavramının kapsamındadır (AYM,

E.1992/8, K.1992/39, K.T. 16/6/1992). Bu hak gereğince sanığa ve müdafiine savunma için gerekli hazırlıkları

yapabilecekleri zamanın verilmesi gerekmektedir.

45. Sanığın kendini savunma hakkından faydalanmasının ilk

koşulu ise sanığın savunmasını yapabilmesi için mahkeme önünde hazır bulunma

olanağına sahip olmasıdır. AİHS’in 6. maddesinde

açıkça belirtilmemiş olsa da duruşmada hazır bulunma hakkı AİHS’in

6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil muhakeme hakkının bir parçasıdır.

Bir sanığın aleyhine açılan ceza davasında duruşmada hazır bulunması genel bir

haktır (bkz. Sejdovic/İtalya, B. No: 56581/00, 1/3/2006, § 81). Nitekim

duruşmada hazır bulunma hakkının bir sonucu olarak 5271 sayılı Kanun’un 193.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında istisnalar saklı kalmak üzere, hazır

bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamayacağı hükme bağlanmıştır (B. No:

2013/4784, 7/3/2014, § 41).

46. Ancak sanığın yargılamadan haberdar olmasına rağmen

yargılamadan kaçmak adına duruşmalarda hazır bulunmaktan kasten imtina ettiği

durumlarda da yoklukta yargılamanın yapılması ve hüküm kurulması mümkündür

(bkz. Medenica/İsviçre, B. No: 20491/92, 14/6/2001, § 59; Sejdovic/İtalya, [BD], B. No: 56581/00, 1/3/2006, §§ 82-99).

47. Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması ancak ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olup,

Anayasa’nın 36. maddesinde böyle bir sınırlandırma öngörülmemiştir. Kanun

koyucuya sınırlama yetkisi verilmemiş haklar bakımından hakkın nesnel sınırları

ve çatışan diğer hak ve ilkeler dikkate alınmalı ve dengeleme yapılmalıdır

(AYM, E.2000/48, K.2002/36, K.T. 30/3/2002). Bu sebeple gerekli zaman ve

kolaylıklara sahip olma hakkı, makul sürede yargılanma hakkı ile birlikte değerlendirilmek

zorundadır. Makul sürede yargılanma hakkı, adil yargılanma hakkının diğer bir

yönü olduğu gibi Anayasa’nın 141. maddesinin “Davaların…

mümkün olan süratle sonuçlanması, yargının görevidir.” biçimindeki

dördüncü fıkrası ile de korunmaktadır. Bu durumda gerekli zamana ve

kolaylıklara sahip olma hakkının makul sürede yargılanma hakkı ile dengelenmesi

gerekmektedir (B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 44).

48. Somut olayda, tebligat üzerine Mahkeme huzuruna çıkan

başvurucuya 10/5/2007 tarihli celsede iddianame tebliğ edilmiş, başvurucu ve müdafii savunmalarını hazırlamak için süre istemeyerek aynı

celsede savunma

yapmışlar; 18/9/2007 tarihli duruşmada iddia makamı esas hakkındaki mütalaasını

sunmuş, başvurucu müdafii mütalaaya karşı savunma yapmak

için süre istemiş, Mahkemece başvurucu vekiline gelecek celseye kadar süre

verilmesine karşın başvurucu ve vekili, belirtilen tarihte veya sonraki

tarihlerde esas hakkındaki mütalaaya karşı herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

49. 5271 sayılı Kanun’un 190. maddesinin (1) numaralı

fıkrasına göre duruşmaya, ara verilmeksizin devam edilerek hüküm verilir.

Ancak, zorunlu hâllerde davanın makul sürede sonuçlandırılmasını olanaklı

kılacak surette duruşmaya ara verilmesi mümkündür. Başka bir deyişle bir ceza

davasında yargılamanın bir celsede bitirilmesi esas olup ancak zorunlu hallerde birden

çok celse yapılması gerekmektedir. Somut olayda başvurucu, 10/5/2007, tarihli;

başvurucu vekili ise 10/5/2007, 18/9/2007, 27/9/2007 ve 17/1/2008 tarihli

duruşmalarda hazır bulunmuş ve savunma yapmışlardır. Başvurucu vekilinin, İlk

Derece Mahkemesindeki yargılama sırasında esas hakkındaki mütalaaya karşı

savunma hazırlamak için süre talep ettiği, talep Mahkemece kabul edilmesine

karşın esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma yapılmadığı ve tarihi bilindiği

halde son celsede de hazır bulunulmadığı anlaşılmıştır. Bu sebeplerle, makul

sürede yargılanma hakkı ile birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun

savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olduğunun

kabul edilmesi gerekmektedir.

50. Sonuç olarak, somut olayda başvurucunun, suçlamanın

nedenleri ve niteliği hakkında bilgilendirildiği, duruşmada hazır bulunmasının

sağlandığı, savunmasını hazırlaması için gerekli zaman ve kolaylıklardan

faydalandırıldığı, bir müdafiinin yardımından

faydalanmak suretiyle savunma

hakkını kullandığı, müdafisine esas hakkındaki mütalaaya karşı beyanda bulunmak

üzere süre verildiği, dava dosyası ve yargılama süreci bir bütün olarak

incelendiğinde başvurucunun savunma

haklarından yararlandırılmadığını gösteren bir verinin bulunmadığı

anlaşılmaktadır.

51. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun “esasa ilişkin mütalaadan sonra beyanlarını sunmadan

mahkûmiyetine karar verilmesi nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiği”

ile ilgili şikâyeti yönünden başvurunun açık ve görünür bir ihlalin olmaması nedeniyle“açıkça dayanaktan yoksun” olduğundan kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı İddiası

52. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

53. Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmanın

makul süre içinde sonuçlanmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

54. AİHS’in ortak koruma alanı dışında kalan

bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), AİHS metni ile

AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri

olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü AİHS’in 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle, AİHS’in lafzi içeriğinde yer alan veya

AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve

haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun

dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen

ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca

davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının

görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

55. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

56. Anayasa’nın 36. ve AİHS’in 6.

maddeleri uyarınca kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili

uyuşmazlıkların yanı sıra, cezai alanda yöneltilen suç isnatlarının makul

sürede karara bağlanmasını talep hakkı tanınmıştır. Suç isnadı, bir kişiye suç

işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi olup, kişiye cezai

alanda yöneltilen iddianın suç isnadı niteliğinde olup olmadığının tespitinde;

iddia olunan suçun pozitif düzenlemelerdeki tasnifinin, suçun gerçek

niteliğinin, suç için öngörülen cezanın niteliği ile ağırlığının

değerlendirilmesi gerekir. Ancak isnat olunan fiil, ceza kanunlarında suç

olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun kuralları

uygulanmış ise, ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın, adil

yargılanma hakkının kapsamına girdiği kabul edilecektir (B. No: 2012/625,

9/1/2014, § 31).

57. Somut olayda, başvurucu 27/9/2005 tarihinde Diyarbakır

ili Lice ilçesinde gerçekleştirilen uyuşturucu operasyonu kapsamında gözaltına

alınmış, hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan adli soruşturma

başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suç hapis cezasını gerektirir

şekilde tanımlanmıştır (bkz. § 22). Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç

isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına girdiği

konusunda kuşku bulunmamaktadır (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32).

58. Cezai alanda yöneltilen suç isnatları ile ilgili

uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural

olarak, kişiye bir suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından

bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama veya gözaltı gibi

tedbirlerin uygulandığı an olup, somut başvuru açısından bu tarih, başvurucunun

bahse konu suçlar kapsamında gözaltına alındığı ve böylece isnattan haber

olduğu anlaşılan 27/9/2005 tarihidir. Sürenin bitiş tarihi ise, suç isnadına

ilişkin nihai kararın verildiği tarihtir. (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 34; B.

No: 2012/625, 9/1/2014, § 32). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından

sürenin bitiş tarihinin, başvurucu hakkındaki suç isnadına ilişkin olarak

verilen mahkumiyet kararının kesinleşme tarihi olan

17/3/2014 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

59. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde;

başvurucunun gözaltına alındığı 27/9/2005 tarihinden Diyarbakır 1. Ağır Ceza

Mahkemesinin 18/3/2008 tarihli kararı arasında 2 yıl 5 ay 20 günlük bir sürenin

geçtiği görülmektedir. Sadece başvurucunun yargılandığı davada, mahkemece

başvurucunun savunması 10/5/2007 tarihli celsede alınmıştır. Değişik

mahkemelerce iki defa görevsizlik kararı verilmiştir. Yargılama İlk Derece

Mahkemesince toplam olarak altı celsede tamamlanmıştır. Davanın kanun yolu

(temyiz) aşaması ise 5 yıl 11 ay 27 gün sürmüştür.

60. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar

verilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 22-45).

61. Dosyanın sürüncemede bırakılmasında ve yargılamanın sekiz

yılı aşkın şekilde sürmesinde başvurucuya veya müdafiine

yüklenebilecek bir kusur bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yargılamanın

yürütülmesindeki izlenen yöntem dikkate alındığında, 27/9/2005 tarihinde

gözaltına alınmakla başlayıp 17/3/2014 tarihli Yargıtay ilamı ile sonuçlanan

davadaki sekiz yılı aşkın yargılama süresi makul olarak değerlendirilemez.

62. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

63. Başvurucu, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması

nedeniyle 100.000,00 TL manevi, 100.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmesini

talep etmiştir.

64. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin

ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde

mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

65. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık

sekiz yılı aşkın yargılama süresi nazara alındığında, yargılama faaliyetinin

uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararı karşılığında başvurucuya takdiren net 5.850,00

TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

66. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş

olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında

illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

67. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Delillerin

eksik toplandığı ve hatalı değerlendirildiği yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

2.

Savunma hakkının kısıtlandığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 5.850,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer

taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, 30/12/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Akif YILDIRIM Başvurucu : Abdulatif AKGÜL Vekili : Av. Evin AKGÜL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/10531, 30 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. “…deliller
  8. Delillerin
  9. Tartışılması Ve Gerekçe
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/10531
Tarih
30 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Murat Çevik Başvurusu (B. No: 2013/3245)
  • Ferit Çelik Başvurusu (B. No: 2012/1220)
  • Bayram Demirbilek Başvurusu (B. No: 2014/1125)
  • Tanju Taş Başvurusu (B. No: 2014/9052)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2012/928
  • Seyfi Yayla ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/829)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.