İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdülkerim Çakmak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/1964)

1. Başvuru, arsa vasfını haiz taşınmazın bir bölümü üzerinden

Başvuru No2014/1964Tarih23 Şubat 2017Okuma21 dk · 4.101 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Abdülkerim Çakmak Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
23 Şubat 2017
Başvuru Numarası
2014/1964
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.101 kelime·21 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, arsa vasfını haiz taşınmazın bir bölümü üzerinden

kamulaştırma yapılmaksızın enerji nakil hattı geçirilmesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/2/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, bu aşamada başvuru hakkında bir görüş

bildirilmeyeceğini ifade etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucular Abdülkerim Çakmak, Mehmet Şükri

Çakmak, Beyaz Çakmak ve Saadet Çakmak sırasıyla 1972, 1982, 1945 ve 1954 doğumlu

olup Şanlıurfa ili Hilvan ilçesinde ikamet etmektedirler.

8. Başvurucuların Şanlıurfa ili Hilvan ilçesi Karacurun mahallesinde kain ve toplam büyüklüğü 67.897 m²

olan 97 ada ve 66 parsel numaralı arsa niteliğindeki taşınmazının 2.823,17

m²lik kısmının üzerinden kamulaştırma yapılmaksızın veya kamu irtifakı tesis

edilmeksizin 1985 yılında enerji nakil hattı geçirilmiş; ayrıca anılan kısım

üzerinde trafo binası inşa edilmiş ve elektrik direkleri dikilmiştir.

9. Başvurucular tarafından, 27/6/2011 tarihinde Hilvan Asliye

Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme), taşınmazları üzerinden enerji nakil hakkı

geçirilmesi ve taşınmaz üzerinde trafo binası ile direk inşa edilmesi nedeniyle

fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 200.000 TL maddi tazminat ödenmesi

istemiyle dava açılmıştır. Başvurucular dava dilekçesinde, taşınmazın enerji

nakil hattının altında kalan kısmı ile trafo binası inşa edilen ve elektrik

direği dikilen kısımları yönünden tam bedelinin, diğer kısmı yönünden ise el

atma nedeniyle taşınmazın değerinde meydana gelen azalmanın tazminat olarak

hesaplanmasını talep etmişlerdir. Dilekçede, taşınmazın enerji nakil hatları

altında kalan kısmı üzerinde ilgili mevzuat uyarınca inşaat yapılmasının mümkün

olmaması nedeniyle bu kısmın tam bedelinin ödenmesi gerektiği belirtilmiştir.

10. Davalı idare ise savunmasında, tazminata hükmedilmesi

gerekiyorsa bunun, enerji nakil hattının koruma bandı altında kalan bölümünün

mülkiyet bedeli üzerinden değil, irtifak hakkı bedeli üzerinden hesaplanması

gerektiğini ileri sürmüştür.

11. Mahkemece Hilvan Belediyesinden (Belediye) enerji nakil

hattı altında kalan yerlere yapılaşma izni verilmesinin mümkün olup olmadığı

sorulmuş, gelen cevabi yazıda, ilgili mevzuat uyarınca bu alanlara yapılaşma

izni verilmesinin mümkün olmadığı ve buraların yol, park veya yeşil alan olarak

ayrılması gerektiği ifade edilmiştir.

12. Mahkemece 2/12/2011 tarihinde olay yerinde bilirkişilerle

birlikte keşif yapılmıştır. İnşaat mühendisi iki bilirkişi tarafından

hazırlanan raporda öncelikle emsal alınması gereken satış bedeli tespit

edilmeye çalışılmıştır. Emsal teşkil ettiği değerlendirilen taşınmazın daha

gelişmiş bir mahallede bulunması, şehir merkezine daha yakın bir mesafede

olması ve konut alanının içinde yer alması hususları dikkate alınarak başvurucuların

taşınmazının değerinin, emsal taşınmaza nazaran 2,2 kat daha az olduğu kanaati

raporda açıklanmıştır.

13. Bilirkişi heyetince, taşınmazın bir bölümü üzerinden enerji

nakil hattının geçmesi nedeniyle taşınmaza olan talebin düşeceği, üzerinde

inşaat yapılmasının çevredeki diğer taşınmazlara göre gecikebileceği ve

yapılacak yapıların geri dönüşüm riskinin artacağı hususları gözönünde bulundurularak, el atma nedeniyle taşınmazın

değerinin toplamda % 2 oranında azaldığı sonucuna

ulaşılmıştır.

14. Raporda, öncelikle üzerinde trafo inşa edilen ve direk

dikilen toplam 146 m²lik bölüm için 15.503,74 TL tazminat hesaplanmış;

ardından, toplam 67.897 m² büyüklüğünde olan taşınmazın, üzerinde trafo inşa

edilen ve direk dikilen toplam 146 m²lik bölümü dışında kalan 67.751 m²sinin el

atma nedeniyle değerinde meydana gelen azalma dikkate alınarak 143.889,57 TL

ödenmesi gereken tazminat olarak belirlenmiştir.

15. Mahkeme tarafından 18/9/2012 tarihinde verilen kararla,

bilirkişi raporunda belirlenen 143.889,57 TL ile trafo ve direk yerleri için

belirlenen 15.503,74 TL'den oluşan toplam 159.393,31 TL tazminata hükmedilmiş;

trafo ve direk yerlerinin idare adına tesciline ve taşınmazın enerji nakil

hattı koruma bandı altında kalan 2.823,17 m²lik kısmı üzerinde idare adına daimi irtifak hakkı tesis edilerek tapuya tescil edilmesine

karar verilmiştir. Kararda, taşınmazın enerji nakil hattı geçirilen bölümü

üzerinde irtifak hakkı tesisinin amaca ulaşmak bakımından yeterli olduğu ve

4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 11. maddesinin son

fıkrası uyarınca, kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı tesis edildiği durumlarda,

taşınmazın değerinde meydana gelen düşüklüğün kamulaştırma bedeli olduğu

belirtilerek tazminat miktarının irtifak değeri üzerinden hesaplanmasının

gerekçesi açıklanmıştır.

16. Mahkeme kararı, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin (Daire)

11/2/2013 tarihli kararıyla onanmıştır. Ancak Daire, kararın düzeltilmesi

safhasında verdiği 18/11/2013 tarihli kararla, kanun koyucu tarafından yapılan

yasal değişiklikleri dikkate alarak, Mahkeme kararını harç ve vekâlet ücreti

yönünden düzelterek onamıştır.

17. Dairenin anılan kararı, 21/1/2014 tarihinde başvuruculara

tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucular 14/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 2942 sayılı Kanun’un

“İrtifak hakkı kurulması” başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Taşınmaz malın mülkiyetinin kamulaştırılması yerine, amaç için

yeterli olduğu takdirde taşınmaz malın belirli kesimi, yüksekliği, derinliği

veya kaynak üzerinde kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı kurulabilir."

20. 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinin üçüncü ve dördüncü

fıkraları şöyledir:

“Taşınmaz malın değerinin tespitinde,

kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer

artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr

dikkate alınmaz.

Kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı tesisinde,

bu kamulaştırma sebebiyle taşınmaz mal veya kaynakta meydana gelecek kıymet

düşüklüğü gerekçeleriyle belirtilir. Bu kıymet düşüklüğü kamulaştırma

bedelidir.”

B. Uluslararası Hukuk

21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kamulaştırmasız el

atmada adil giderimin ne şekilde sağlanacağına ilişkin olarak Papamichalopoulos ve Diğerleri/Yunanistan (B. No: 14556/89,

24/6/1993) kararından başlayan içtihadının seyrini, Guisso-Gallisay/İtalya [BD], B. No: 58858/00, 22/12/2009)

kararında özetlemiştir (§ 98-101). Buna göre AİHM, Papamichalopoulos/Yunanistan kararında davalı devletin,

başvurucuların taşınmazının otoriteler tarafından "gasp" edilmesi

olarak nitelediği yirmi beş yıl süren kamulaştırmasız el atma nedeniyle oluşan

fiili zararlar ile mülkten yararlanamama dolayısıyla oluşan kayıplar için

arazinin güncel değerine ek olarak yetkililer tarafından inşa edilen binadan

kaynaklı değer artışının da başvuruculara ödenmesi gerektiğine hükmetmiştir (Guisso-Gallisay/İtalya ([BD], § 98, 99).

22. AİHM, taşınmazın güncel değerine ek olarak inşa edilen

binadan dolayı oluşan değer artışını yansıtan bir miktara hükmedilmesi

yönündeki içtihadını, yine kamulaştırmasız el atmayla ilgili olan Belvedere Alberghiera S.r.l/İtalya (B. No: 31524/96, 30/10/2003) ve Carbonara ve Ventura/İtalya

(B, No: 24638/94, 11/12/2003) kararlarında da uygulamıştır. AİHM, taşınmazın

iadesinin mümkün olmaması nedeniyle kararın verildiği tarihteki piyasa fiyatı

dikkate alınarak belirlenen zararın tazminine hükmetmiştir. Söz konusu

taşınmazın potansiyelini gözeten AİHM, ek olarak, varsa devlet tarafından inşa

edilen binanın inşaat maliyetine dayanılarak hesaplanan miktarla telafi

edilemeyen diğer kayıpların da tazmini arayışı içerisine girmiştir (Guisso-Gallisay/İtalya ([BD], § 100).

23. AİHM, Büyük Daire tarafından onaylanan Scordino/İtalya kararı (B. No: 36813/97, 29/3/2006) ile Pasculli/İtalya kararında (B. No: 36818/97,

4/12/2007) da bu ilkeyi pekiştirmiş ve uygulamıştır. Anılan kararlarda,

kamulaştırmasız el atma hadiselerinde, tazminat miktarının, müdahalenin

sonuçlarının tamamen giderilmesi düşüncesini yansıtması gerektiğine işaret

edilmiştir. AİHM, ilke kararını ortaya koyduğu

Papamichalopoulos/Yunanistan kararında

bulunan ihlalin ağırlığının onu (AİHM'i), eski hâlin

iadesi (restitutio integrum)

ilkesini uygulamaya sevk ettiğini ve özellikle müdahaleye konu olan taşınmazın,

üzerinde varolan bina ile birlikte iadesinin,

başvurucuları, (1) Numaralı Protokol'ün 1. maddesinin gerekleri ihlal edilmemiş

olsaydı kendilerini bulabilecekleri en yakın konuma yerleştirebileceğini not

etmiştir. AİHM, eski hâle iadenin mümkün olmadığı durumlarda devletin,

taşınmazın güncel değerine eş değer bir bedel ile taşınmaz üzerinde inşa edilen

binaların varlığının neden olduğu değer artışını yansıtan bir miktarı

başvuruculara ödemesi gerektiğine karar vermiştir (Guisso-Gallisay/İtalya [BD], § 101).

24. AİHM, Guisso-Gallisay/İtalya davasında bu içtihadın

yumuşatılması gerektiğini belirtmiştir. AİHM'e göre Papamichalopoulos/Yunanistan kararında ortaya konan

ilkelerin İtalyan hukukuna özgü olan dolaylı kamulaştırmalara (constructive expropriation) uygulanması,

genel kuraldan sapmalara (anomaly) yol açabilir.

AİHM, ikisi de kamulaştırmasız el atmaya dayanan söz konusu davalar arasında

iki temel fark tespit etmiştir. AİHM, Papamichalopoulos/Yunanistan kararına konu olayda

başvurucuların taşınmaza malik bulundukları hususunun ulusal mahkemelerce kabul

edilmesine rağmen başvuruculara kısmen dahi tazminat ödenmezken, Guisso-Gallisay/İtalya başvurusuna konu olayda,

başvurucunun, taşınmazının mülkiyetini kaybettiğini ve mülkiyetin iadesine

yönelik herhangi bir talebinin bulunmadığını belirtmiştir. AİHM ayrıca ilk

davada idarenin hiçbir yasal dayanak olmadan taşınmazı işgal ettiği hâlde

sonrakinde, idarenin, sosyal konut ve eğlence merkezi inşa etmek üzere

hızlandırılmış usule tabi kılarak kamu yararı kararı alarak taşınmazı işgal

ettiğini saptamıştır (Guisso-Gallisay/İtalya [BD], § 102).

25. AİHM, Papamichalopoulos/Yunanistan davasının özellikleri dikkate

alındığında, kamulaştırmasız el atmaya ilişkin olarak anılan kararda ortaya

konulan ilkelerin dolaylı kamulaştırma (constructive expropriation) davalarına uygulanamayacağını ifade

etmiştir. AİHM, somut davada (Guisso-Gallisay/İtalya),

başvurucuların taşınmazın tam bedelini almaları gerektiğini kabul etmekle

birlikte maddi zararın, önceki içtihadından farklı olarak kararın verildiği

tarihin değil, taşınmazın mülkiyetinin kaybedildiği tarihin esas alınarak

hesaplanması gerektiği sonucuna ulaşmıştır. AİHM, önceki yaklaşımın,

belirsizliğe ve keyfî kararlar verilmesine kapı araladığını vurgulamıştır (Guisso-Gallisay/İtalya [BD], § 103).

26. AİHM aynı zamanda, başvurucuların yoksun kaldıkları

kazançlarının devlet tarafından otomatik olarak inşa edilen binanın brüt

değerine eşit olduğunun değerlendirilmesinin haklı bir temelinin bulunmadığına

işaret etmiştir. AİHM'e göre bu şekilde bir metot, otoriteler tarafından yüklenilenvezorunlu olarak taşınmazın orijinal

potansiyeliyle bağlantılı olmayan kamu hizmetlerinin mahiyetine bağlı olarak

başvuruculara muamelede eşitsizliğe yol açabilir. Ayrıca, bu şekildeki bir

tazminat yöntemi, başvurucularınzararını tazmin edici

bir işlev görmekten ziyade, devlete atfedilen maddi zararın tazmininde

cezalandırıcı ve caydırıcı bir rol oynar (Guisso-Gallisay/İtalya [BD], § 103).

27. AİHM bu gerekçelerle, somut davada başvurucunun, taşınmazın

karar tarihindeki değeri ile binanın yapı maliyetine eş değer tazminata

hükmedilmesi istemini reddetmiştir (Guisso-Gallisay/İtalya ([BD], § 105).

28. AİHM'in Kahyaoğlu ve Diğerleri/Türkiye kararına konu olayda,

başvurucuların taşınmazının bir bölümü üzerinde kamulaştırma yapılmaksızın veya

kamu irtifakı tesis edilmeksizin enerji nakil hattı geçirilmiştir. Başvurucular

tarafından kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davasında Mahkeme

bilirkişi görüşüne başvurmuştur. Bilirkişi, taşınmazın bir bölümünün üzerinden

enerji nakil hattı geçirilmiş olması dolayısıyla değerinin %

9 oranında azaldığını kabul edilerek tazminat hesaplamıştır. Ancak

Mahkemece, Yargıtay kararlarında kamu irtifakı kurulması nedeniyle taşınmazda

oluşacak değer düşüklüğünün taşınmazın toplam değerinin % 2'sini

geçemeyeceğinin belirtildiği gerekçe gösterilerek meydana gelen zararın

taşınmaz değerinin % 2'siyle sınırlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Mahkeme bu

görüşten yola çıkarak bilirkişi raporundaki tespite rağmen taşınmaz değerinin % 7'sine isabet eden tazminat istemi yönünden davayı

reddetmiştir. Söz konusu karar Yargıtay tarafından onanmıştır (Kahyaoğlu ve Diğerleri/Türkiye, B. No:

37203/05, 31/5/2016, § 4-19).

29. AİHM, bilirkişi raporunda taşınmazda oluşan değer kaybı

taşınmazın gerçek değerinin % 9 olarak tespit edildiği

halde Mahkemenin, Yargıtay içtihadından hareketle zarar miktarını taşınmaz

değerinin % 2'si ile sınırladırdığına işaret ettikten

sonra, yargı mercilerince bunun gerekçesinin açıklanamadığını vurgulamıştır.

AİHM, Yargıtayın, farklı durumların gözönünde bulundurulmasını dışlayan katı yorumu nedeniyle

başvurucuların taşınmaz değerinin % 7'sine tekabül

eden zararlarının karşılanamadığını belirtmiş ve bunun da kamu yararı ile

bireysel yarar arasındaki adil dengeyi bozduğunu ifade ederek mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Kahyaoğlu

ve Diğerleri/Türkiye, § 33-40).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 23/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

31. Başvurucular, imarlı arsa vasfındaki taşınmazın, üstünden

enerji nakil hattı geçirilmek suretiyle kamulaştırmasız el atılan kısmında

ilgili yönetmelik uyarınca inşaat yapılmasının mümkün bulunmadığı ve belediye

tarafından da yapı izni verilmeyeceği açık bir biçimde Mahkemeye bildirildiği

hâlde mülkiyet kamulaştırması yerine irtifak kamulaştırması kararı verilmesinin

mülkiyet haklarının ihlali sonucunu doğurduğunu ileri sürmüşlerdir.

32. Başvurucular, bir bölümünün üzerinden enerji nakil hattı

geçirilmesinden kaynaklı olarak taşınmazda meydana gelen değer azalmasının % 2 olduğu yolundaki tespitin gerçeği yansıtmadığını ifade

etmişlerdir.

33. Başvurucular, tazminatın hesaplanmasında taşınmazın enerji

nakil hattı geçirilen bölümünün tamamının bedeli ile diğer bölümünün değerinde

meydana gelen azalmanın dikkate alınması gerektiğini belirtmişlerdir. Başvurucular ayrıca taşınmazın değerinin,

emsal alınan taşınmaza göre 2,2 kat düşük olmayıp onunla aynı değerde olduğunu

ve dolayısıyla zararın hesaplanmasında da hata yapıldığını savunmuşlardır.

34. Başvurucular sonuç olarak trafo ve direk yerleri ile

taşınmazın enerji iletim hattı altında kalan bölümünün tamamı, taşınmazın diğer

bölümünde ise meydana gelen değer azalması içintoplam

2.106.208,43 TL zarar hesaplamış ve bundan, Mahkemece hükmedilen 159.393,31 TL

düşüldükten sonra kalan 1.946.815,12 TL'nin tazminat olarak hisseleri oranında

ödenmesine karar verilmesini talep etmişlerdir. Başvurucular tarafından yapılan

hesaplamada da bilirkişi raporunda olduğu gibi enerji nakil hattı sebebiyle

taşınmazın değerinin % 2 oranında azaldığı kabul

edilerek hesaplama yapılmıştır.

B. Değerlendirme

35. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın

"Mülkiyet hakkı" kenar

başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Taşınmazın değerinin, emsal alınan taşınmaza

göre 2,2 kat düşük olmayıp onunla aynı değerde bulunduğu ve dolayısıyla zararın

hesaplanmasının da hata içerdiği iddiasının mülkiyet hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Mağdur Statüsüne

İlişkin Genel İlkeler

37. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 30/3/2011 tarihli ve

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca Anayasa’da güvence

altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Sözleşme ve buna ek Türkiye’nin

taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından

ihlal edildiğini iddia eden herkese Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma

hakkı tanınmıştır. Dolayısıyla medeni haklara sahip gerçek ve tüzel kişiler

bireysel başvuru ehliyetine sahiptir (Büğdüz Köyü Muhtarlığı, B. No: 2012/22, 25/12/2012, § 24).

38. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinde kimlerin bireysel

başvuru yapabileceği sayılmış olup anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre

bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için üç temel

ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön koşullar, başvuruya konu

edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da

ihmalinden dolayı başvurucunun “güncel bir hakkının ihlal edilmesi”, bu

ihlalden dolayı kişinin “kişisel olarak” ve“doğrudan”

etkilenmiş olması ve bunların sonucunda başvurucunun kendisinin “mağdur”

olduğunu ileri sürmesi şeklindedir (Onur

Doğanay, B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 42).

39. Mağdur sıfatının ortadan kalkması, özellikle ihlal edildiği

ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi ile bu

kararın ardından ilgili açısından, uğradığı zararların varlığını devam ettirip

ettirmediğine bağlı bulunmaktadır (Sadık

Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 84). Başvurucuya

sunulan telafi imkânının uygun ve yeterli olup olmadığı kararı, söz konusu

anayasal temel hak ve özgürlüğün ihlalinin niteliği gözönünde

bulundurularak dava koşullarının tamamının değerlendirilmesi sonucunda

verilebilecektir. Bu çerçevede bir başvurucunun mağdur sıfatı, Anayasa

Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için aynı zamanda idari veya yargısal bir

kararla kendisine ödenmesine karar verilen tazminata da bağlı olabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri, § 84).

40. Başvurucunun şikâyet ettiği hususa ilişkin olarak yetkili idari

ve yargısal merciler tarafından ihlal tespiti yapılarak başvurucunun uğradığı

zararın tazminine hükmedildiği ve hükmedilen tazminatın da zararın giderilmesi

bakımından yeterli görüldüğü durumlarda, somut olayın koşulları çerçevesinde

mağdur statüsünün sona erdiğinden söz edilebilir.

2. İlkelerin Olaya

Uygulanması

41. Başvuru konusu olayda, başvurucuların mülkiyetinde bulunan

taşınmazın bir bölümünün üstünden kamulaştırma yapılmaksızın enerji nakil hattı

geçirilmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.

42. Olayda başvurucuların taşınmazının, üstünden enerji nakil

hattı geçirilen bölümünün kamulaştırılması söz konusu olmadığından bunun

mülkten yoksun bırakma kapsamında değerlendirilemeyeceği açıktır. İlgili imar

mevzuatı gereğince taşınmazın enerji nakil hattının altında kalan bölümünde

inşaat yapılması imkânının ortadan kalktığı gözetilerek bu müdahalenin

"mülkiyetin kontrolü" çerçevesinde incelenmesi gerektiği

düşünülebilir. Bununla birlikte buradaki müdahale, taşınmazın kullanım şeklini

düzenleyen, diğer bir ifadeyle inşaat yasağı öngören ilgili imar mevzuatının

doğrudan uygulanması sonucu gerçekleşmemiştir. Müdahale, taşınmazın üzerinden

enerji nakil hattı geçirilmesinden kaynaklanmış olup inşaat yasağı, bu

müdahalenin dolaylı bir sonucudur. Ayrıca başvurucular inşaat yasağı

öngörülmesinden değil, taşınmazın üzerinden enerji nakil hattı geçirilmesinden şikayet etmektedir. Dolayısıyla somut olaydaki müdahalenin

genel kural olan "mülkten barışçıl yararlanma" kapsamında incelenmesi

gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

43. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'ya uygun

düşebilmesi için Anayasa'nın 35. maddesi ile 13. maddesindeki düzenlemelere

uygun olarak yapılması gerekmektedir. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci

fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin

kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir. Öte yandan, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın

13. maddesi de "hak ve özgürlüklerin

ancak kanunla sınırlanabileceğini" temel bir ilke olarak

benimsemiştir.

44. Anayasa'nın 46. maddesine göre özel mülkiyetteki bir

taşınmaz kamu yararı amacıyla ihtiyaç duyulması hâlinde gerçek karşılığı peşin

ödenmek ve koşulları yasayla belirlenmek şartıyla kamulaştırılarak kamu

hizmetine tahsis edilebilir veya irtifak hakkı kurularak kamu yararı amacıyla

kullanımı sınırlandırılabilir (AYM, E.2004/25, K.2008/42, 17/1/2008).

Dolayısıyla idarenin ihtiyaç duyduğu özel mülkiyetteki taşınmazları edinme yolu

kamulaştırma usulüdür (AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012). Kamulaştırmanın

usul ve esasları ise 2942 sayılı Kanun'da detaylı bir biçimde düzenlenmiştir.

45. Kamulaştırma yapmaya yetkili olan devlet, kamu tüzel

kişileri, kamu kurumları veya kamu yararı bulunması hâlinde yararlarına

kamulaştırma yapılabilecek gerçek ve özel hukuk kişileri tarafından,

Anayasa'nın 46. maddesi ve 2942 sayılı Kanun'a aykırı şekilde, özel mülkiyete

konu taşınmazlara kısmen veya tamamen, fiilen veya hukuken bedelsiz olarak

yapılan el koyma işlemi

"kamulaştırmasız el atma" olarak tanımlanmaktadır (Celalettin Aşçıoğlu, B. No: 2013/1436,

6/3/2014, § 55).

46. Başvuru konusu olayda idare tarafından, başvurucuların

mülkiyetinde bulunan 67.897 m² büyüklüğündeki arsa niteliğindeki taşınmazın

2.823,17 m²lik kısmının üzerinden kamulaştırma yapılmaksızın veya kamu irtifakı

tesis edilmeksizin 1985 yılında enerji nakil hattı geçirilmiş; ayrıca anılan

kısım üzerinde trafo binası inşa edilmiş ve elektrik direkleri dikilmiştir.

Yargılama sırasında bilirkişiler tarafından hazırlanan rapora göre bu durum

taşınmazın değerinin % 2 oranında azalmasına yol

açmıştır. Mahkemece başvurucular lehine 159.393,31 TL tazminata hükmedilmiş;

trafo ve direk yerlerinin idare adına tesciline ve taşınmazın enerji nakil

hattı koruma bandı altında kalan kısmı üzerinde idare adına daimi

irtifak hakkı tesis edilerek tapuya tescil edilmesine karar verilmiştir. Bu

durumda, Anayasa'nın 35. ve 46. maddelerine aykırı biçimde 2942 sayılı Kanun'da

belirlenmiş süreçler takip edilmeden başvurucunun mülkiyetinde bulunan

taşınmaza kamulaştırmasız olarak el atıldığı mahkeme kararıyla sabittir.

47. Anayasa'nın 35. maddesi, başvurucuların, hukuka aykırı olduğu

saptanan müdahale nedeniyle oluşan ekonomik kayıplarının adil bir şekilde

giderilmesini gerektirmektedir. Adil giderimden söz edilebilmesi için

başvurucuların hukuka aykırı müdahale nedeniyle oluşan tüm zararlarının

karşılanması zorunludur. Zararın tespiti hususunda dikkate alınacak ölçüt,

müdahalenin gerçekleşmemiş olması hâlinde başvurucunun içinde bulunacağı

ekonomik durumdur. Buna göre, müdahale olmamış olsaydı hayatın olağan akışına

göre başvurucunun içinde bulunması muhtemel olan ekonomik durum ile müdahale

sonrası oluşan mevcut ekonomik durumun kıyaslanması ve aradaki farkın telafi

edilmesi gereken zarar olarak kabulü gerekmektedir.

48. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat ödenmesine

hükmedilmesi, belirtilen ilkelere uygun olmak kaydıyla yeterli bir giderim

aracı olarak görülmektedir (Celalettin

Aşçıoğlu, § 67; Mustafa Asiler,

B. No: 2013/3578, 25/2/2015, § 61). Somut olayda da kamulaştırmasız el atma

nedeniyle tazminat davası açılmış ve Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi

sonucu düzenlenen rapora dayanılarak 159.393,31 TL tazminata hükmedilmiştir. Bu

durumda, hükmedilen tazminatın başvurucuların uğradığı zararların giderilmesi

bakımından yeterli olup olmadığına bakılmalıdır.

49. İrtifak hakkı, özellikle arsa niteliğindeki taşınmazların

sahipleri tarafından kullanım hakkını önemli ölçüde etkilemekte, ancak

kamulaştırmada olduğu gibi mülkiyet haklarının tümünü kamuya devretmemektedir.

Mülk sahipleri kamu kurumları tarafından taşınmazları üzerinde irtifak hakkı

kurulsa da taşınmazların kuru mülkiyetine sahip olmaya devam etmekte, belli

ölçüde taşınmazı kullanabilmekte ve taşınmazdan gelir elde edebilmektedirler (Mukadder Sağlam ve diğerleri, B. No:

2013/2511, 22/1/2015, § 46).

50. Anayasa'nın 35. ve 46. maddeleri uyarınca, üzerinde irtifak

hakkı kurulan taşınmazlarda meydana gelen gerçek değer düşüklüğü karşılığının

taşınmaz maliklerine peşinen ödenmesi gerekmektedir. Anayasa'nın 46. maddesine

göre irtifak hakkı da taşınmazın gerçek değeri üzerinden belirlenmelidir.

Bununla birlikte taşınmazın kamulaştırılması karşılığında ödenen gerçek bedel

ile aynı taşınmazda irtifak hakkı kurulması nedeniyle meydana gelen değer

düşüklüğünün gerçek karşılığının aynı miktarda olmayacağı açıktır (Mukadder Sağlam ve diğerleri, § 47).

51. Ayrıca çok sayıda alıcısı ve satıcısı bulunmayan ve satışa

konu malların aynı nitelikte (homojen) olmadığı emlak piyasasında, bir

taşınmazın herkes için geçerli tek, değişmez ve kolay hesaplanabilir bir

fiyatının olmadığı da gözönünde bulundurulmalıdır.

Anayasa'nın koruması altında bulunan mülkiyet hakkı açısından önemli olan

kamulaştırılan veya üzerinde irtifak hakkı kurulan taşınmazın gerçek değerinin

2942 sayılı Kanun'a göre belirlenmesi, irtifak hakkı kurulan taşınmazda meydana

gelen değer düşüklüğü karşılığının objektif kriterlere göre tespit edilmesi ve

ulaşılmak istenen kamu yararı ile orantılı bir bedelin başvuruculara

ödenmesidir (Mukadder Sağlam ve Diğerleri,

§ 48).

52. Bahsedilen kriterler çerçevesinde bedel veya değer düşüklüğü

karşılığının tespiti uzman mahkemelerin ve Yargıtay'ın bu konudaki uzman

dairelerinin yetki ve görevindedir. Anayasa Mahkemesi bu konuda uzmanlaşmış bir

mahkeme olmadığı gibi mülkiyet hakkı kapsamında yapılan bireysel başvurularda

bedel veya değer düşüklüğü karşılığını hesaplamak gibi bir görevi de

bulunmamaktadır (Mukadder Sağlam ve

Diğerleri, § 49). Anayasa Mahkemesinin görevi, adil giderimin

sağlanıp sağlanmadığının incelemesinden ibarettir.

53. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin içtihatları incelendiğinde;

irtifak hakkı nedeniyle değer düşüklüğü karşılığının taşınmazda irtifak kurulan

alanın toplam taşınmaza oranının değer düşüklüğü oranı ile çarpılması sonucu

tespit edildiği ve bu yöndeki içtihadın yerleşik hâle geldiği görülmektedir.

Daire, taşınmazın geometrik şekli, yüzölçümü, niteliği, enerji nakil hattının

güzergâhı ve irtifak hakkının taşınmazda meydana getirdiği etkiyi gözönünde bulundurarak değer düşüklüğü oranını tespit

etmektedir. Dairenin yukarıdaki kriterlerde taşınmazın değerini değiştiren bir

husus olmadıkça taşınmazın niteliğine göre belli oranları uygulayarak

taşınmazlarda meydana gelen değer düşüklüğünü tespit ettiği anlaşılmaktadır (Mukadder Sağlam ve Diğerleri, § 51).

54. Olayda Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu

düzenlenen raporda, başvurucuların taşınmazının, emsal alınan taşınmaza nazaran

2,2 kat daha az değerli olduğu kabul edilmiş ve netice itibarıyla, el atma

nedeniyle taşınmazın değerinin % 2 oranında azaldığı

sonucuna ulaşılmıştır. Raporda, 2942 sayılı Kanun'un 11. maddesinin dördüncü

fıkrası uyarınca irtifak kamulaştırması yöntemiyle, diğer bir ifadeyle el atma

nedeniyle taşınmazın genelinin değerinde meydana gelen % 2'lik

azalma dikkate alınarak uğranılan zararın miktarı tespit edilmiştir. Buna göre

öncelikle üzerinde trafo inşa edilen ve direk dikilen toplam 146 m²lik bölüm

için 15.503,74 TL tazminat hesaplanmış; ardından, toplam 67.897 m² büyüklüğünde

olan taşınmazın, üzerinde trafo inşa edilen ve direk dikilen toplam 146 m²lik

bölümü dışında kalan 67.751 m²'sinin el atma nedeniyle değerinde meydana gelen

azalma dikkate alınarak ödenmesi gereken tazminat 143.889,57 TL olarak

belirlenmiştir.

55. Bilirkişi tarafından uygulanan hesaplama yönteminin Yargıtay

5. Dairesinin yerleşik içtihatlarına uygun olduğu anlaşılmaktadır. Taşınmazın

değerinin, emsal alınan taşınmazdan 2,2 kat daha az değerli olduğu kabul

edilerek hesaplama yapılmış ise de bu sonuca soyut bir biçimde ulaşılmadığı,

gerekçelerinin bilirkişi raporunda açıklandığı görülmektedir. Bilirkişiler,

emsal taşınmazın daha gelişmiş bir mahallede bulunmasını, şehir merkezine daha

yakın bir mesafede olmasını ve konut alanının içinde yer almasını dikkate

alarak bu sonuca ulaşmışlardır. Bilirkişiler tarafından varılan kanaat

Mahkemenin ve Yargıtayın bu konudaki uzman Dairesinin denetiminden geçmiş ve hukuka uygun

bulunmuştur. Başvurucuların taşınmazının değerine ilişkin yargılama sonucu

ulaşılan bu kanaatin aksi sonuca ulaştırmayı gerektirecek herhangi bir neden de

bulunmamaktadır.

56. Öte yandan başvurucular, taşınmazın enerji nakil hattı

geçirilen bölümü yönünden, bu kısımda inşaat yapılması mümkün olmadığından

mülkiyet kamulaştırması yöntemiyle tazminatın hesaplanması gerektiğini öne

sürmektedirler. Buna göre, enerji nakil hatlarının altında kalan kısmın

tamamının değeri ile diğer bölümün değerinde meydana gelen azalmanın dikkate

alınarak ödenmesi gereken tazminatın belirlenmesi gerektiği savunulmaktadır.

57. Yargılama sırasında Belediye tarafından Mahkemeye gönderilen

yazıda, ilgili mevzuat uyarınca bu alanlara yapılaşma izni verilmesinin mümkün

olmadığı ve buraların yol, park veya yeşil alan olarak ayrılması gerektiği

ifade edilmiştir. Başvurucuların arsa niteliğinde olan taşınmazları üzerinde

yapı yapılamayacak olmasının taşınmazın değerinde belli ölçüde azalmaya yol

açacağı açıktır. Bu durumda, yargılama sırasında uygulanan tazminat hesaplama

yönteminin bu nedenle oluşan zararı gidermeye elverişli olup olmadığı ele

alınmalıdır.

58. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, taşınmazın bir bölümü

üzerinde enerji nakil hattının geçirilmesi nedeniyle taşınmaza olan talebin

düşeceği, üzerinde inşaat yapılmasının çevredeki diğer taşınmazlara göre

gecikeceği ve yapılacak yapıların geri dönüşüm riskinin artacağı gözönünde bulundurularak el atma nedeniyle taşınmazın

değerinin % 2 oranında azaldığı sonucuna ulaşılmıştır.

Anılan raporda, toplam 67.897 m² büyüklüğünde olan taşınmazın, müdahale edilen

bölümü çıkarıldıktan sonra kalan 64.927,83 m²lik kısmında inşaat

yapılamayacağına ilişkin herhangi bir görüş bulunmadığı gibi başvurucuların da

bu yönde bir iddiası yoktur.

59. Taşınmazın yapıya müsait olup olmadığı değerlendirilirken

sadece üzerinden enerji nakil hattı geçirilen bölümünün değil, tümünün gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Taşınmazın bir

bölümü üzerinde enerji nakil hattının geçirilmesi, bu bölümün altında inşaat

yapılması olanağına son vermekle birlikte taşınmazın diğer bölümünün

yapılaşmaya açılması imkânını ortadan kaldırmamakta; sadece yapılacak yapının

taşınmaz içindeki konumunun değişmesine ve ayrıca bilirkişi raporunda da

belirtildiği üzere inşaat yapımının gecikmesine yol açmaktadır. Bilirkişi

raporundaki tespitler gözönünde bulundurulduğunda,

taşınmazın değerinde meydana gelen azalmanın oranı saptanırken, enerji nakil

hattının altında kalan bölümü üzerinde inşaat yapılamayacak olmasının neden

olacağı zararın da hesaba katıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu hususlar

bir bütün olarak değerlendirildiğinde, adil giderimin sağlanması bakımından,

taşınmazın enerji nakil hattının altında kalan bölümünün mülkiyet bedeline

hükmedilmesi zorunluluğunun bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

60. Başvurucular, taşınmazın üzerinden geçirilen enerji nakil

hattının yol açtığı değer kaybının % 2 olduğu

tespitinin gerçeği yansıtmadığını ileri sürmektedirler. Bakılan başvuru ile

benzer nitelik taşıyan Kahyaoğlu ve Diğerleri/Türkiye

başvurusunda AİHM, bilirkişi raporunda taşınmazda oluşan değer kaybı

taşınmazın gerçek değerinin % 9'u olarak tespit edildiği halde Mahkemece,

hiçbir somut gerekçe gösterilmeksizin salt Yargıtay'ın, kamu irtifaklarında

zarar miktarının taşınmaz değerinin % 2'sini aşamayacağı yolundaki içtihadından

hareketle, taşınmaz değerinin % 2'siyle sınırlı olarak tazminata hükmedilmiş

olması ve geri kalan % 7'lik zarar yönünden davanın reddedilmiş olması

sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (bkz. § 28-29).

61. Ancak bakılan başvuruda, enerji nakil hattının taşınmazda

yol açtığı değer kaybının % 2 olduğu hususu doğrudan

uzman bilirkişilerce kabul edilen bir görüştür. Kahyaoğlu ve Diğerleri/Türkiye başvurusuna konu olaydan

farklı olarak Mahkemenin bilirkişi raporundaki tespitin aksine bir kabulü

bulunmamaktadır. Dolayısıyla AİHM'in anılan kararına

konu olayın bakılan başvuruyla tam olarak örtüşmediği anlaşılmaktadır. Öte

yandan, başvurucular her ne kadar % 2 oranının gerçeği

yansıtmadığını ileri sürmekte iseler de bunun ne kadar olması gerektiğine dair

bir veri de sunmamaktadırlar. Kaldı ki, başvurucular tarafından başvuru

dilekçesinde yapılan hesaplamada da bilirkişi raporunda olduğu gibi enerji

nakil hattı sebebiyle taşınmazın değerinin % 2

oranında azaldığı kabul edilerek hesaplama yapıldığı görülmektedir. Bu itibarla

enerji nakil hattının yol açtığı değer kaybının % 2

olduğu biçimindeki kabulün gerçek zararın tespitine mani teşkil etmediği

değerlendirilmektedir.

62. Sonuç olarak, somut başvuruya konu davada Yargıtay 5. Hukuk

Dairesinin oturmuş içtihadı doğrultusunda taşınmazın bir bölümü üzerinde enerji

nakil hakkı geçirilmesi nedeniyle taşınmazın genelinde tespit edilen % 2 oranındaki değer düşüklüğü karşılığı başvuruculara

ödenen bedelin adil giderimin sağlanması bakımından yeterli olduğu kanaatine

varılmıştır.

63. Buna göre başvurucuların ileri sürdüğü ihlal iddiasına konu

müdahalenin yeterli ölçüde tazminat ödenmek suretiyle giderildiği, yeni olgular

içermeyen somut başvuru açısından başvurucuların mağdur sıfatının bulunmadığı

sonucuna ulaşılmıştır.

64. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin kişi

yönünden yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun kişi yönünden

yetkisizlik nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerine BIRAKILMASINA

23/2/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucu

:

1.

Abdülkerim ÇAKMAK

2. Mehmet Şükri ÇAKMAK

3. Beyaz

ÇAKMAK

4. Saadet

ÇAKMAK

Vekili

:

Av. İrfan

OGUR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/1964, 23 Şubat 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Başvurunun kişi yönünden
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerine BIRAKILMASINA
  14. Yıldırım
  15. Akıncı
  16. Topal
  17. M. Emin KUZ
  18. Çakmak
  19. Çakmak
  20. Ogur
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/1964
Tarih
23 Şubat 2017

İlgili Kararlar

  • Mecit Yaşar Başvurusu (B. No: 2014/9007)
  • Murat Hikmet Çakmakcı Başvurusu (B. No: 2016/35094)
  • Ömer Çiftçi ve Babil Elektronik San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/5892)
  • Mehmet Eray Celepgil ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/612)
  • Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A. Ş. Başvurusu (B. No: 2014/14965)
  • Yusuf Yeşilmen Başvurusu (B. No: 2014/16211)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.