İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Abdullah Akyüz Başvurusu (B. No: 2013/9352)

1.

Başvuru No2013/9352Tarih2 Temmuz 2015Okuma17 dk · 3.317 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Abdullah Akyüz Başvurusu

Karar tarihi
2 Temmuz 2015
Başvuru Numarası
2013/9352
R.G. Tarih- Sayı
12/8/2015-29443
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.317 kelime·17 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.

Başvuru, kanuni tutukluluk süresinin aşılması ve yargılamada

haksız tahrik hükmünün uygulanmaması nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği ile

adil yargılanma haklarının ihlal edildiği hakkındadır.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru, 17/12/2013 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.

Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde, kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4.

Birinci Bölüm tarafından 21/5/2014 tarihinde yapılan toplantıda

başvurunun, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması

gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca görüşülmek üzere Genel Kurula

sevkine karar verilmiştir.

5.

Başvuru konusu olay ve olgular 5/6/2015 tarihinde Adalet

Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, daha önceki görüşlerine atfen,

görüş sunulmasına gerek bulunmadığını belirtmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6.

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP

aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7.

Başvurucu, Kadıköy 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 10/11/2006 tarihli

ve 2006/445 sorgu sayılı kararı ile suç işlemek için örgüt kurma, kasten insan

öldürme, öldürmeye teşebbüs ve 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar

ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun’a muhalefet suçlarından

tutuklanmıştır.

8.

Başvurucu hakkında, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının

16/11/2006 tarihli ve E.2006/432 sayılı iddianamesiyle suç işlemek için örgüt

kurma, kasten insan öldürme ve öldürmeye teşebbüs ve 6136 sayılı Kanun’a

muhalefet suçlarından açılan kamu davası Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin

E.2006/111 sırasına kaydedilmiştir.

9.

Açılan davanın Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2005/519

sayılı dosyası ile birleştirilmesi sonrasında Mahkemenin 6/11/2007 tarihli

kararla görevsizlik kararı vermesi üzerine dava dosyası İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2008/31 sırasına kaydedilmiş, yapılan yargılama sonucunda

17/5/2010 tarihli kararla başvurucunun mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin

devamına karar verilmiştir.

10.

Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi

13/3/2012 tarihli ilamla hükmün bozulmasına karar vermiştir.

11.

Bozma üzerine, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/11/2013

tarihli ve E.2012/56, K.2013/124 sayılı kararıyla başvurucunun suç işlemek

amacıyla örgüt kurmak ve suç örgütüne yardım etmek suçlarından beraatına, adam

öldürmek ve adam öldürmeye teşebbüs suçu ile 6136 sayılı Kanun’a muhalefet

suçlarından toplam 36 yıl 18 ay hapis ve 375 TL adli para cezası ile

cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

12.

Başvurucu, derece mahkemesinin tutukluluk hâlinin devamına

ilişkin kararına itiraz etmiş, itirazı İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinin

13/12/2013 tarihli ve 2013/328 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir.

13.

Başvurucu, 17/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunmuştur.

14.

Temyiz üzerine, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/11/2013

tarihli kararı, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 10/6/2014 tarihli ve E.2014/2439,

K.2014/3474 sayılı ilamıyla onanmıştır.

B. İlgili Hukuk

15.

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81.

maddesi şöyledir:

“(1) Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet

hapis cezası ile cezalandırılır.”

16.

6136 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine aykırı

olarak ateşli silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veya

bulunduranlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne

kadar adlî para cezasına hükmolunur.”

17.

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde,

tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi

gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez."

18.

5237 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

“Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

…

d) Kanuna uygun olarak

tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre

içinde hakkında hüküm verilmeyen,

…

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten

isteyebilirler.”

19.

Aynı Kanun’un 142. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20.

Mahkemenin 2/7/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 17/12/2013 tarihli ve 2013/9352 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21.

Başvurucu, kanuni tutukluluk süresinin aşıldığını ve mahkemenin,

hakkında haksız tahrik hükmünü uygulamadığını belirterek tahliyesine karar

verilmesini istemiş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22.

Başvurucunun şikâyetlerinin, Anayasa’nın 19. maddesinde

düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Adil

Yargılanma Hakkı Yönünden

i. Ön Sorun

Hakkında

23.

Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“ … Başvuruda bulunabilmek için

olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

24.

30/3/2011 tarihli ve

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı"

kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri

sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal

başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması

gerekir.”

25.

Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuru, "ikincil nitelikte

bir kanun yolu" olup bu yola başvurulmadan önce kural olarak

olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

26.

Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle idari merciler

ve derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından

değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

27.

Buna göre Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun,

Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili

idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip

olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu

süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması

gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip

edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa

Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

§ 17).

28.

Ayrıca 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin ikinci fıkrası

uyarınca ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması, başka bir deyişle bireysel

başvurunun yapıldığı tarihte başvuru koşullarının tamamının sağlanmış olması

gerekir. Bununla birlikte bir başvuru yolu yoksa ya da olan başvuru yolları

etkili değilse Anayasa Mahkemesi somut olayın koşullarını dikkate alarak bir

başvurunun incelenmesine karar verebilir (bkz. Ümit Ata, B. No: 2012/254,

6/2/2014, § 33).

29.

Diğer yandan, başvuru yollarının tüketilmiş olmasına dair usul

kuralı yorumlanırken, kişilerin mahkemeye erişim hakkına halel getirecek bir

yorumun benimsenmesinden de kaçınılmalıdır.

30.

Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için usule ilişkin belli

şartların öngörülmesinin, doğrudan mahkemeye erişim hakkının ihlaline yol

açacağı söylenemez. Yine de mahkemelerin usul

kurallarını uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar

katı şekilcilikten, öte yandan kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan

kalkmasına neden olacak kadar aşırı esneklikten kaçınmaları gereklidir. Usul kurallarının,

hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi

sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine davaların yetkili bir

mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmeleri

durumunda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır (bkz.

Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, §§ 65 ve 68; aynı yöndeki AİHM

kararları için bkz. Walchli/Fransa, B.

No. 35787/03, 26/7/2007, § 29; Efstathiou ve

Diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02, 27/7/2006, § 24; ile Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §

31).

31.

AİHM benzer durumlara ilişkin kararlarında, iç hukuktaki başvuru

yolları tüketilmeksizin başvuru yapılması hâlinde kabul edilebilirliğe ilişkin

incelemesini yaptığı tarih itibarıyla bu yolların tüketilip tüketilmediğine

bakmaktadır. İç hukuktaki süreçlerin tamamlanması durumunda başvuruyu iç hukuk

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmamakta ve diğer kabul

edilebilirlik şartlarını da karşılayan başvuruları esastan incelemektedir (bkz.

Gavriliţă/Moldova, B. No: 22741/06, 22/4/2014, §

53; Mercuri/İtalya, B. No: 14055/04, 22/10/2013, §

27; Yelden ve Diğerleri/Türkiye,

B. No: 16850/09, 3/5/2012, § 40; E.K./Türkiye

(k.k.), B. No: 28496/95, 28/11/2000; ve Reringeisen/Avusturya, B. No: 2614/65, 16/7/1971, §§

89-93).

32.

Somut olayda başvurucunun, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin

13/11/2013 tarihli nihai kararına karşı temyiz yoluna başvurduğu, temyiz

sonucunu beklemeden 17/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunduğu anlaşılmıştır.

33.

Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında başvurucunun, başvuru tarihi

itibarıyla başvuru yollarını tüketmeden başvuruda bulunduğu anlaşılmakta ise de

bireysel başvuru sürecinde söz konusu hükmün Yargıtay tarafından 10/6/2014

tarihinde onanarak kesinleştiği, somut olayın koşullarında başvuru yollarının

tüketildiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

ii. Şikâyetin Değerlendirilmesi

34.

Başvurucu, yargılandığı davada hakkında haksız tahrik

hükümlerinin uygulanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

35.

Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel

başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz”

36.

6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme,

…açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

37.

Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2)

numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.

38.

Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri önünde

dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

açık bir keyfîlik içermesi ve bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

39.

Adil yargılanma hakkı; bireylere, dava sonucunda verilen kararın

değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı

verir. Bu nedenle bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin

incelenebilmesi için başvurucunun, yargılama sürecinde haklarına saygı

gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına veya bunlara etkili bir

şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına, kendi delillerini ve iddialarını

sunamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece mahkemesi tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğu gibi

mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış

eksiklik, ihmal ya da açık keyfîliğe ilişkin bir

bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (Naci

Karakoç, B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).

40.

Somut olayda İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin, 13/11/2013

tarihli ve E.2012/56, K.2013/124 sayılı kararıyla başvurucunun, adam öldürme ve

adam öldürmeye teşebbüs suçu ile 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçlarından

mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Temyiz üzerine

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 10/6/2014 tarihli ve E.2014/2439, K.2014/3474

sayılı ilamı ile söz konusu hüküm onanarak kesinleşmiştir.

41.

Başvurucu, yargılandığı ve mahkûm olduğu davada haksız tahrik

hükümleri uygulanmadan karar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de bu iddiasının özü, derece mahkemelerince

delillerin değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas

itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkindir.

42.

Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve

görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını

sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili

bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme

kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından

dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmamıştır. Ayrıca ilk derece

mahkemesinin ve Yargıtayın kararında bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi bir

durum tespit edilememiştir.

43.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddialarının kanun yolu

şikâyeti niteliğinde olduğu ve derece mahkemeleri kararlarının bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik içermediği anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan

yoksunluk” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Kanuni

Tutukluluk Süresinin Aşıldığı İddiası

44.

Başvurucu, hakkında hükümle birlikte verilen tutukluluğun

devamına ilişkin karara itiraz etmiş, itirazın reddi üzerine kanuni tutukluluk

süresinin aşıldığı iddiasıyla süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

45.

Tutukluluk hâli sona ermiş olan bir başvurucunun, devam eden

tutukluluk hâlinden farklı olarak, kanuni tutukluluk süresinin aşıldığı yönünde

iddialar ileri sürmesi hâlinde iddia edilen ihlalin tespitini ve tazminat

ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise öncelikle bu yolu tüketmesi

gerekir (Hamit Kaya, B. No:

2012/338, 2/7/2013, § 46).

46.

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d)

bendinde makul sürede hakkında hüküm verilmeyen bir tutuklu için tazminat

talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol, bir yandan başvurucunun

maruz kaldığı tutukluluk nedenleri ve süresinin uzunluğunun tespiti, diğer

yandan da uğradığı zararın tazmini imkânını sağlamaktadır. Bu nedenle 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolu, başvurucunun şikâyetleri

açısından erişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde bir

başarı imkânı sunmaktadır (Hamit Kaya,

§ 48).

47.

6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

uyarınca ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması, başka bir deyişle bireysel

başvurunun yapıldığı tarihte başvuru koşullarının tamamının sağlanmış olması

gerekir. Bununla birlikte bir başvuru yolu yoksa ya da olan başvuru yolları

etkili değilse Mahkeme somut olayın koşullarını dikkate alarak bir başvurunun

incelenmesine karar verebilir (Ümit Ata,

§ 33).

48.

Somut olayda başvurucu, hükümle birlikte verilen tutukluluk

kararı üzerine 17/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunmuştur. Başvurucu, akabinde verilen hükmü temyiz etmiş, ancak temyiz

aşamasında olan dava, bireysel başvurusu sonuçlanmadan önce Yargıtay 1. Ceza

Dairesinin 10/6/2014 tarihli onama kararı ile kesinleşmiştir. Başvurucu,

hakkındaki mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği 10/6/2014 tarihinden itibaren kural

olarak 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesine dayanarak tazminat talebinde bulunma

imkânına sahiptir.

49.

Ancak başvuru konusu olayın özelliği dikkate alındığında

başvurucu açısından bireysel başvurunun karara bağlandığı 2/7/2015 tarihi

itibarıyla tazminat talebinde bulunmak için kanunda öngörülen süre (bkz. § 19)

geçmiş bulunmakta ve bu sürenin geçirilmesinde başvurucuya herhangi bir kusur

izafe edilememektedir. Kaldı ki başvuru tarihi itibarıyla başvurucunun

mağduriyetini giderebilecek nitelikte tüketilmesi gereken bir başvuru yolunun

bulunmadığı da açıktır.

50.

Bu nedenle başvurucunun iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı

görüldüğünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

51.

Başvurucu, kanuni tutukluluk süresinin aşıldığını iddia

etmiştir.

52.

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla

tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak

suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun

şartlarını kanun gösterir.”

53.

Başvurucunun, kanuni tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin bu

şikâyetinin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde

değerlendirilmesi gerekir.

54.

Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması

ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi

birinin bulunması hâlinde söz konusu olabilir (Murat

Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

55.

Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesinde temel hak ve

hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu

sınırlamaların, Anayasa’nın özüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme

bağlanmıştır. Anayasa’nın 19. maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

sınırlanabileceği durumların şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü,

Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla

sınırlanabileceğine dair kural ile uyumludur (Savaş

Çetinkaya, B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 30).

56.

Kişi hürriyeti ve güvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda

belirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari

organlara ve derece mahkemelerine aittir. Anayasa'nın 19. maddesinin amacı

bireyi keyfî bir şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup maddede

öngörülen istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların

maddenin amacına uygun olması ve keyfî uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu

nedenle Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil

ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince başvurucunun tutukluluk

durumunun "kanuni"

dayanağının bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekir. Kanunun özgürlükten

yoksun kılmaya izin verdiği hâllerde ise hukuk devleti ilkesi gereği, keyfîliği önlemek için kanunun yeterli ölçüde erişilebilir,

kesin ve öngörülebilir olup olmadığına bakılmalıdır.

57.

Tutuklamaya ilişkin hükümler 5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı

maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre kişi ancak hakkında suç

işlediğine dair kuvvetli şüphenin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama

nedeninin bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama nedenlerinin neler

olduğu da belirtilmiştir (Murat Narman,

§ 45).

58.

5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,

ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresinin en çok iki

yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek

uzatılabileceği ancak uzatma süresinin toplam üç yılı geçemeyeceği

belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil olmak üzere toplam tutukluluk

süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır.

59.

Somut olayda 16/11/2006 tarihinde tutuklanan başvurucu, 5271

sayılı Kanun'un yukarıda belirtilen hükümleri uyarınca tutukluluk için

öngörülen azami sürenin aşıldığı iddiasıyla tahliye talebinde bulunmuştur.

Tahliye talebi, dosya kapsamında isnat olunan suçların kanunda öngörülen ayrı

ayrı yaptırımları dikkate alınarak reddedilmiştir

60.

Anayasa'da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece

derece mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki

hatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk

konusundaki kanun hükümlerinin yorumlanması ve somut olaylara uygulanması da

derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa'ya

bariz şekilde aykırı yorumlar ve delil değerlendirmesinde bariz takdir hatası

veya açık keyfîlik bulunması hâlinde hak ve özgürlük

ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi

gerekir.

61.

5271 sayılı Kanun'un 102. maddesinde soruşturma ve kovuşturma

evrelerinde kişilerin tutulabileceği azami kanuni süreler düzenlenmiştir. Kişi

hakkında birden fazla suça ilişkin aynı dosya kapsamındaki yargılamada

tutukluluk süresinin her bir suç için ayrı ayrı uygulanamayacağı, uygulanan bir

tutuklama tedbirinin yargılama sürecinin bütünü açısından sonuç doğuracağı daha

önce belirtilmiştir (Savaş Çetinkaya,

§ 37).

62.

5271 sayılı Kanun'daki azami tutukluluk süresinin ağır cezalık

işler bakımından uzatmalarla birlikte azami beş yıl olduğu, bu hâliyle

düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır. Ancak derece mahkemelerinin

aynı dosya kapsamındaki suçlar yönünden kanuni tutukluluk süresinin her suç

için ayrı ayrı hesaplanması gerektiği yönündeki yorumu, bireylerin tutuklu

olarak yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve öngörülemez bir şekilde

uzatmaya elverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden fazla suç isnadı olması

halinde azami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrı hesaplandığında kişinin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemez bir şekilde uzayacaktır.

Bir hukuk devletinde henüz suçluluğu hükmen sabit hâle gelmemiş bir bireyin

mahkemenin benimsediği yorum nedeniyle belirsiz bir süre boyunca özgürlüğünden

yoksun bırakılması düşünülemez (Murat Narman,

§ 53).

63.

Somut olayda başvurucunun Yargıtay aşamasında geçen tutukluk

süresi 1 yıl 9 ay 26 gün olup bu süre çıkarıldıktan sonra tutuklulukta

geçirdiği toplam süre 5 yıl 2 ay 7 gündür. 5271 sayılı Kanun'un 102. maddesinin

(2) numaralı fıkrasında öngörülen azami tutukluluk süresi ise hüküm tarihinden

önceki 11/9/2013 tarihinde dolmuştur.

64.

Bu durumda başvurucunun bu tarihten sonraki tutukluluk hâli

kanunda aranan şekil ve şartlara uymamaktadır.

65.

Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

66.

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,

esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş olup

yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

67.

Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik

müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki

manevi zararı karşılığında somut olayın özellikleri dikkate alınarak

başvurucuya net 5.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

68.

Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle:

A. Başvurucunun,

1. Adil yargılanma hakkının

ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksunluk” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kanuni tutukluluk süresinin

aşıldığı yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. “Kanun'da

öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması" nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 5.000,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE ve

tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğinden sonra Maliye Bakanlığına yapılacak

başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması

hâlinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için

yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın ilgili Mahkemeye ve Yargıtay’a gönderilmesine,

2/7/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Alparslan ALTAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Engin YILDIRIM

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz

AKINCI

Erdal TERCAN

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Şükrü DURMUŞ Başvurucu : Abdullah AKYÜZ

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2013/9352, 2 Temmuz 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve
  6. Olgular
  7. A. Olaylar
  8. B. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve
  10. Gerekçe
  11. A. Başvurucunun
  12. B. Değerlendirme
  13. B. No: 16850/09, 3/5/2012, § 40; E.K./Türkiye
  14. B. “Kanun'da
  15. D. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca
  16. E. Ödemenin, kararın tebliğinden sonra Maliye Bakanlığına yapılacak
  17. Akıncı
  18. M. Emin KUZ
  19. Gökcan
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2013/9352
Tarih
2 Temmuz 2015

İlgili Kararlar

  • İzzettin Alpergin Başvurusu (B. No: 2013/385)
  • Zlata Schastlyva Başvurusu (B. No: 2013/7564)
  • Şahin Erol Başvurusu (B. No: 2013/2539)
  • Selim Salihoğlu Başvurusu (B. No: 2013/6285)
  • Peyote Müzik Film Org. Tur. Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/9345)
  • Gamze Erol Başvurusu (B. No: 2013/3072)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.