İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdullah Kılıç Başvurusu (B. No: 2016/25356)

1. Başvuru, gazeteci olan başvurucu hakkında iki farklı tarihte

Başvuru No2016/25356Tarih8 Ocak 2020Okuma75 dk · 15.081 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Abdullah Kılıç Başvurusu

Karar tarihi
8 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2016/25356
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

15.081 kelime·75 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gazeteci olan başvurucu hakkında iki farklı tarihte

uygulanan tutuklama tedbirlerinin ve hükümle birlikte verilen tutuklulama

kararının hukuki olmaması ile hükümle birlikte verilen tutukluluğa itirazı

inceleyen mahkemenin tarafsız olmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 27/9/2016 ve 26/4/2018 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2018/11874 numaralı başvuru dosyasının kişi ve konu yönünden

hukuki irtibat nedeniyle 2016/25356 numaralı başvuru dosyası ile

birleştirilmesine, incelemenin 2016/25356 numaralı başvuru dosyası üzerinden

yürütülmesine ve diğer dosyanın kapatılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, bir dönem Habertürk TV haber koordinatörlüğü ve

daha sonra Meydan gazetesinde köşe yazarlığı yapan bir gazetecidir.

10. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları ve soruşturma mercileri

-olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun

yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü

(FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir

yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın

Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

11. Darbe teşebbüsünden sonra FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki

örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi

farklı alanlardaki yapılanmalarına yönelik olarak da soruşturmalar yapılmış ve

çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır.

12. Bu kapsamda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık)

tarafından başvurucuyla birlikte otuz beş kişi hakkında FETÖ/PDY'nin medya

yapılanmasıyla bağlantılı olarak soruşturma başlatılmıştır.

13. Başvurucu, bu soruşturma kapsamında 25/7/2016 tarihinde

gözaltına alınmıştır.

14. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 29/7/2016 tarihli kararı ile

başvurucu hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak "soruşturmanın amacını tehlikeye

düşürebileceği" gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca

başvurucu müdafiinin dosya içeriğini incelemesinin ve belgelerden örnek

almasının kısıtlanmasına karar vermiştir.

15. Başsavcılık tarafından 29/7/2016 tarihinde başvurucunun

ifadesi alınmıştır. İfade alma işlemi sırasında başvurucunun müdafii de hazır

bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde "Ben

Trakya Üniversitesi Tarih Bölümü mezunuyum. 1996 yılında mezun oldum. İlkokul

Yıldız Tepe İlkokulunda, Orta ve Liseyi Bağcılar Lisesinde okudum. Bunlar

devlet okullardır. Bunlar FETÖ /PDY ile bağlı okullar değildir. Bu örgüt ile

hiç bir bağım olmadı. Attığım twitller ben attım. Ancak bu bahsedilen twitler

örgütün propagandası ve algı oluşturmak için değildir. Benim tam tersine Radikal

Gazetesinde çalışırken Ergenekon ve Balyoz davalarındaki skandalları yazan

kişiyim. Sahte belge üretilmesini, KPSS ile ilgili skandallları haber yapan

kişiyim. 15/7/2016 tarihinde bu örgüt tarafından gerçekleştirilen darbe

girişimine yazılar ve twitlerle karşı çıkan biriyim. Hatta 23:05'den başlayarak

devam eden saatlerde bunun bir terör eylemi olduğunu ben söyledim. Terör eylemi

olduğunu bahseden ilk yazan benim. Milletin meydanlara çıkması sonrası bunun

başarı olamayacağını da belirten benim, bu örgütle ilişkilendirilmiş olmam

benim için bir utançtır. Ben sırayla Zaman Gazetesi, CNN Türk, Radikal

Gazetesi, Habertürk TV'de, Show TV'de çalıştım. 2015 yılı Nisan ayında daha

sonra Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Meydan Gazetesinde çalışıyordum. Cumhurbaşkanımızın

Nisan'ın son haftasında İlim Yayma Cemiyetinde yaptığı 'son kez sesleniyorum,

bu yapının içinde kalmaya devam edenler, bedelini sonucuna katlanır' şeklindeki

konuşmasından sonra istifa ettim. Yalova'ya gittim, fidancılık ve çiçekcilik yapmaya

başladım. Tam tersine bu örgütün skandalların yazan ve eleştiren kişiyim.

Ayrıca benim elimde istenildiğinde sunacağım yazılarım ve twitlerim vardır. Ben

demokrat bir gazeteciyim. Hükümetin yaptığı uygulamaları kendi düşünceme göre

eleştirdiğim olmuştur. Yaptığı doğruları da övdüm. Fuat Avni olarak bilinen

kişiye Gulyabani diyen bir kişiyim. Meydan Gazetesindeyken 'iki yıldır milleti

keklemekten pek bir mahir fuat avni, kandırma milleti şeklinde' yazım vardır.

Yine 20/2/2016 tarihli bir yazımda fuat avni için 'gulyabani yine çıkmış

sallıyor. Nasıl olsa kadıracağı yüzde 50,5 var' şeklinde yazım vardır. Bu oran

bilindiği üzere muhalefeti temsil etmektedir. Ben Radikal, Show'da darbe

karşıtı diziler yatım. Adnan Menderes'i anlatan diziyi ben yaptım. Ben onu çek

sevdim isimli yapım bana aittir. Habertürk'te yassı ada gerçeği, 28 şubat

gerçeği, 12 eylül darbesi gibi belgeselleri yapan benim. Darbe karşıtı olan bu

belgesellerin Youtube'da 1 milyondan fazla izlenmiştir. Ayrıca yaklaşık iki

yıldır. Tiwitlerimde ve yazılarımda sürekli şunu demişimdir. 'Cemaatin askeri,

polisi, savcısı ve yargısı olmamalı, askerin polisin, savcının da cemaati

olmalıdır.' Ayrıca 17 Aralık

sürecinde hükümetin yanında durduğum ve yazılarım olduğu için aşağılanmıştım.

17 Aralık akşamı da Habertürk'ten istifa ederek Show TV'ye geçtim." şeklinde

beyanda bulunmuştur.

16. Başvurucu 29/7/2016 tarihinde, tutuklanması talebiyle sulh

ceza hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklamaya sevk yazısında; kolluk tespiti,

arama tutanakları ve açık kaynak araştırmaları dikkate alındığında suç

şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu

belirtilmiştir. 28/7/2016 tarihli açık kaynak raporunda başvurucunun "Üst Aklın Cemaati Yok Etme Projesi!", "Eyyy RTÜK, Eyyy Muhalefet Keyfiniz Bilir!", "Eşkıya Uyduya Hükümdar Olmaz!", "Cemaatin Malı Deniz, Yemeyen Keriz" ve "Sıkıysa Yaz, Çiz ya da Konuş!"

başlıklı yazıları ile sosyal medyadaki bazı paylaşımlarına yer verilmiştir.

17. Başvurucu, İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 29/7/2016

tarihli kararıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır.

Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Şüpheliler ... Abdullah Kılıç ...

üzerlerine atılıüzerilerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma, örgüte

bilerek isteyerek yardım etme suçlarından tutuklama talep edilmiş ise de, iki

suçun aynı anda işleme imkanı olmadığından TCK 220/7 maddesi yönündeki

tutuklama talebin reddine; TCK 314/2 maddesi gereğince yürütülen soruşturma

kapsamında CMK.nın 100/3-a, 100/2-a-b madde, fıkra ve bentleri gereğince ayrı

ayrı tutuklanmasına... [karar verildi.]"

18. Başvurucu 2/8/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiştir. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği 25/8/2016 tarihinde itirazın kesin

olarak reddine karar vermiştir. Karar 26/9/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

19. Başvurucu 27/9/2016 tarihinde 2016/25356 numaralı bireysel

başvuruyu yapmıştır.

20. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan

16/1/2017 tarihli iddianameyle başvurucu hakkında terör örgütüne üye olma

suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açılmıştır.

21. İddianamede; başvurucuyla ilgili olarak tanık beyanları,

örgüt liderinin talimatı sonrasında Bank Asyaya kayda değer miktarda para

yatırması, yazmış olduğu bir yazının örgüt liderine ait hesaptan paylaşılıp

örgüt mensuplarına duyurulması, 17-25 Aralık süreci sonrası Habertürk TV'deki

görevinden uzaklaştırılınca Fuatavni

adlı sosyal medya hesabı tarafından sahiplenilmesi, yazılarında -sonradan darbe

girişiminde bulunan- FETÖ/PDY ile yapılan hukuki mücadeleyi hukuksuzluk ve

zulüm olarak nitelendirip itibarsızlaştırması, örgüt adına propaganda yapan,

örgüte finans sağlayan kuruluşlara hâkim kararı ile kayyım atanmasını ve

örgütle mücadele kapsamındaki idari kararları benzer şekilde hukuksuzluk olarak

niteleyip devrin değişeceğini, mücadele eden kamu görevlilerinin bir gün adalet

önünde hesap vereceğini yazması ve benzer söylemlerin örgütün yazılı ve görsel

medyasında da sıkça yer alması gibi hususlara değinilerek başvurucunun örgüt

adına algı faaliyetlerinde bulunduğu ve örgüt üyesi olduğu ileri sürülmüştür.

Bu kapsamda başvurucunun iddianamede atıf yapılan yazılarının ilgili kısmı

şöyledir:

i. 9/10/2015 tarihli ve "Eyyy RTÜK, Eyyy Muhalefet Keyfiniz

Bilir!" başlıklı yazı

"Digiturk. Cemaate yakın işadamlarının

sahibi olduğu Kanaltürk TV, Bugün TV, Samanyolu TV, Irmak TV, Yumurcak TV gibi

televizyonların da aralarında bulunduğu 7 kanalı platformdan çıkardı. Bu

TV'lerin neden karartıldığını tüm Türkiye biliyor. Aslında bu şuna benziyor: Bu

Katarlı şirkete Digiturk değil de otoyol ihalesi verilseydi yine aynısını mı

yapacaktı? Yani ihaleyi aldıktan sonra 'Köprü ve otoyollar benim. İstediğim

aracı geçirir, istemediğim aracı geçirmem mi' diyecekti! Tabii ki hayır! İyi de

bu kanalları, sahibi olduğu platformdan çıkarmakla araçları köprüden geçirmemek

aynı şey değil mi? Emin olun ikisi de aynı şey! Bu hukuksuz uygulamayla ilgili

karartılan televizyonların yöneticileri nasıl bir yol izler bilemem. Ama burada

muhalefetin (CHPnin, MHPnin ve HDP'nin) tavrı son derece önemli olacak. Çünkü

Digiturkten atılan bu kanallar, muhalefetin sesini halka duyuran ve sayıları

iyice azalan yayın kuruluşlarıydı. Zaten başlarına ne geldiyse de bu yüzden

geldi! 1 Kasım seçimlerine 20 gün kala susturuldular. Yani muhalefet düşünsün!

10 gün önce de Tivibu, aynı kanalları platformundan atınca yazmıştım. 'Bu işi

RTÜK çözer' diye. Ancak ne RTÜK ne de muhalefet üzerine gitti. Şimdi açık açık

bir kaz daha belirteyim. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Kanunu'nun 29'uncu

maddesi diyor ki: 'Platform işletmecileri medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara

tarafsızlık ve hakkaniyet ölçülerinde, makul ve ayrımcılık içermeyecek

koşullarda hizmet vermek zorundadır.' Yine RTÜK'ün yönetmeliğinde uydu ve

platform hizmeti veren kurumlardan televizyonlar arasında hizmet bedeli ayırımı

yapılmaması, rekabet ortamının ve çoğulculuğun güvence altına alınması, kamu

menfaatinin korunması, adil ve şeffaf olunması isteniyor. Digiturk, tarafsız ve

adil değil. Ayrımcılık yapıyor. Kanuna aykırı hareket ediyor. Haksız rekabete

yol açıyor. Ve en önemlisi, halkın haber alma hürriyetini de kısıtlıyor. Yani

suç işliyor! Yasa gereği Türkiye'de televizyonların özgürce yayın yapabilme ve

izleyiciye ulaşabilmesini sağlama ve denetleme görevi RTÜK'te. Dolayısıyla

RTÜK, muhalif kanalların karatılmasını, susturulmasını ve platformlardan

atılmasını seyredemez! Eğer seyretmeye devam ederse, bu platformlara iletim

lisansını veren RTÜK üyeleri de suça ortak olur! Kanunda da açıkça belirtildiği

gibi ilgili kanuna aykırı hareket eden platformlann lisansını iptal etmeleri

gerekiyor. Örneği yok mu? Var!2014 yılında D-Smart Sinema TV'yi platformdan

çıkarmak istemiş, iş RTÜK'e kadar uzanmıştı. RTÜK önüne gelen bu anlaşmazlık

karşısında 6112 sayılı kanunun kendisine verdiği yetkiyi kullanmış ve D-Smart'a

'Gücünü kötüye kullanamazsın, istediğin kanalı platformdan atamazsın. Yoksa

sonucuna katlanırsın' demişti. Şimdi ise çok daha vahim bir durum var

Türkiye'nin en çok seyredilen 7 kanalı platformdan atılıyor. RTÜK'ün tek yapması

gereken ise sadece bu kanunu uygulaması... Çünkü Türkiye'de radyo ve televizyon

kurulabilmesi, bunların yayıncılık yapabilmesi, bu yayınların denetlenmesi,

radyo ve televizyonların özgürce yayın yapabilmesi, kanunların işletilmesi

vazifesi RTÜK'e verilmiştir. 'AKP her tarafı ele geçirdi, RTÜK ne yapacak,

nasıl yapacak demeyin? Çünkü şu anda AKP'nin azınlıkta olduğu tek kurum RTÜK.

CHP MHP ve HDP'li üyeler RTÜK yönetiminde çoğunlukta. Zaten yapmaları gereken

de bir şey yok! Kanunu uygulasalar yeterli... Yine muhalefet bilir tabii!"

ii. 16/10/2015 tarihli "Sıkıysa

Yaz, Çiz ya da Konuş!" başlıklı yazı

"RTÜK kamuoyunun merakla beklediği kararı

verdi. Digitürk ile beraber 7 kanala sansür uygulayan Tivibu,Turkcell TV, Kablo

TV, Teledünya platformlarını uyardı. RTÜK özetle diyor ki: 'Sizin televizyon

kanallarını platformdan çıkarma yetkiniz yok. Bu kanunsuz işlemi derhal

sonlandırın.

Hem demokrasimiz hem basın özgürlüğü hem

halkın haber alma hakkı açısından tarihi bir karar! Muhalefeti temsil eden

öyelerin 5'e 4 oyçokluğuyla aldığı bu karara, Başbakan Yardımcısı Y.A. hemen

tepki gösterdi. A. 'Bu karar siyasidir. Herhangi bir yaptırımı da

bulunmamaktadır' açıklaması yaptı! Nasıl yani? İktidar baskısıyla 7 kanalın

platformlardan atılması mı siyasi, yoksa televizyon yayıncılığı konusunda

kanunu uygulayan RTÜK'ün kararı mı? Sanırım Y.A. RTÜK Kanunu'nu bilmiyor!

İlgili kanunun 29'uncu maddesini ve bu maddelerin fıkralarını okumuş olsa

bunları söylemez, söyleyemez! Ama niyetleri belli! 1 Kasıma kadar işi yokuşa

sürüp, Kanaltürk, Bugün ve Samanyolu gibi geniş kitlelere ulaşan televizyonları

susturmuş olacaklar. Çünkü bu kanallar, yayın akışlarında muhalefet partilerine

en fazla yer veren televizyonların başında geliyor. Böylece tv yayınlarını bu

platformlardan izleyen yaklaşık 5 milyon hane, muhalefetin sesini

duyamayacak."

iii. 20/10/2015 tarihli ve "Eşkıya

Uyduya Hükümdar Olmaz!" başlıklı yazı

"Dünya, Mars'ta su buluyor, AKP ise uzay

boşluğunda sansür! Platformlardan sonra Türksat da hizmet verdiği muhalif

kanalları atmak için utanç verici bir adım attı. Kanaltürk ve Bugün TV'ye bir

yazı gönderen Türksat, bir ay içinde iki kanalı uydudan çıkaracağını bildirdi!

Ancak bu iş öyle kolay değil! Türkiye'de 50 milyon hane olduğu düşünülen

izleyicilerin yüzde 80'i kanalları Türksat uydusu üzerinden seyrediyor. Tüm

platformların payı ise yüzde 18 civarında. Bu şu anlama geliyor: Zaten

platformlardan çıkarılan Kanaltürk ve Bugün TV, uydudan da çıkarılırsa

izleyiciye ulaşamayacak. En azından onların hesapları böyle! Twitter'ı

kapatamadıkları gibi tv kanallarını sansürlemek mümkün değil; çünkü Avrupa

uyduları üzerinden izleyici pekâlâ bu kanalları izleyebilir! Peki, Türksat'ın

istediği kanalı izleyiciye iletip, istemediği kanalı uydudan çıkarma hakkı var

mı? Hakkı da yok yetkisi de. Türkiye'de televizyonlara yayın lisansını RTÜK

verir. Türksat ve platformların kanundaki işlevi ise RTÜK'ten lisans alan ve iletim

bedelini ödeyen her yayını sorgusuz sualsiz izleyiciye ulaştırmaktır. Bir

kanalın lisansını iptali ancak kesinleşmiş mahkeme kararıyla mümkündür. Yani

bütün hukuki süreçler bitmiş olmalı! Bir televizyonun kapatılmasıyla ilgili

önce mahkemeye dava açılması ve bu davanın mahkeme tarafından sonuçlandırılması

gerekir. Sonra bu kararın Yargıtay'da onanmış olması şarttır. Ama bu da yetmez!

Anayasa Mahkemesi'nin de bu kararları hukuka uygun bulması gerekir. Sonrasında

RTÜK, devreye girer ve kararı uygulayarak o TV'nin lisansını iptal eder. Ama

Kanaltürk ve Bugün TV ile ilgili bırakın kesinleşmiş bir mahkeme kararını henüz

açılmış herhangi bir soruşturma ya da dava yok! Ha burası Türkiye! Birileri

'Kanun benim nasıl olsa! Ben yaptım oldu' şeklinde mafya mantığıyla hareket

edip bu kanalları Türksat'tan çıkarabilir mi? Çıkarır ama bunun bedelleri de

çok ağır olur. Birçok suçu aynı anda işlemiş olurlar ama öncelikle anayasayı

ihlal suçundan yargılanırlar. Devlet de bu kanallara büyük miktarda tazminat

ödemek zorunda kalır. Kısaca eşkıya uyduya hükümdar olmaz! Muhalif kanalların

TÜRKSAT'tan atılması düşüncesi yeni değil. 7 Haziran'dan önce de iktidar

partisi AKP'nin böyle bir girişimi olmuştu. Ankara Başsavcılığı, RTÜK'e bir

yazı göndererek TÜRKSAT'tan bazı kanalların çıkarılmasını istemişti. RTÜK

'böyle bir işlem için mahkeme kararı gerekli' diyerek savcılık talebin işleme

koymamıştı. Şimdi birileri RTÜK'ü bypass edip direkt TÜRKSAT'tan bu işi

bitirmek istiyor..."

iv. 20/11/2015 tarihli "Cemaatin Malı Deniz, Yemeyen

Keriz" başlıklı yazı

"Bugünler de geçer! Şahıslara yapılan

hukuksuzluklar, gözaltılar, tutuklamalar er ya da geç telafi edilir. Devir

değişir, devran döner, bu hukuksuzluğu yapanlar ve alet olanlar adalet önünde

hesap verir. Cezası neyse çeker ve çıkar! Devlet hata yapmış ise özür diler,

kul hata yaptığı kişiden helallik ister. Yani bu yaşananlar bir şekilde sineye

çekilir, belki de tatlıya bağlanır! Ancak zulüm yapmanın ve kul hakkı yemenin

bu dünyada telafisi imkânsızdır. Son bir yılda yapılanlara bakıldığında kulun

affetmesinin yeterli olmayacağı gasplar yaşanıyor!

Toplu zulümler yapılıyor. Devlet önce

Bankasya'yı batırmak istedi, başaramayınca el koydu! Kanaltürk, Bugün TV, Bugün

ve Millet gazetelerinin de içinde olduğu İpek Koza Grubu'nakayyum atadı.

Samanyolu Grubu'nun tüm TV kanallarını uydudan attı. Önceki gün de Kaynak

Holding'i kayyum ile gasp etti. Bu süreçte binlerce kişi işten atıldı; evine aş

götürmekte zorlananlar var. Görüştüğüm geçen dönemin önemli isimlerinden bir AK

Partili büyüğüm 'Savaş hali' diyerek yaşananları 'kişisel' olarak onaylamasa da

vicdanını bu sözle rahatlatıyor. Oysa savaşlarda bile işletilmesi hem İslam

dini hem de evrensel hukuk tarafından yasaklanmış bir dizi mal-mülk gaspı ne

yazık ki ülkemizde kolayca uygulanıyor. Hem de devletin tüm imkânları seferber

edilerek planlı ve sistematik bir şekilde bir topluluğun ya da inanç grubunun

mülkleri gasp ediliyor. Türk tarihinde bunun örneği yoktur! Ne Selçuklularda ne

Osmanlı'da ne de Türkiye Cumhuriyeti'nde böyle bir hukuksuzluk uygulandı!

Savaşla fethedilen topraklarda bile şahıs mallarına devlet el koyamazdı. Çünkü

savaşlarda şahsın mülkiyet hakkı, can güvenliğinden bile önde gelirdi. Savaşa

giden ordular, bırakın düşmanının malını gasp etmeyi, tarlasındaki meyveyi

'haram' diyerek yemekten çekinirlerdi. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişte, eski

rejimi 'düşman' olarak ilan eden yeni rejim buna rağmen vatandaşın malına

çökmemiştir. Ha, 1930'larda gayrimüslimlere ait bazı vakıflara el konulması, bu

milletin vicdanında derin bir yaraydı. Bu hukuksuzluğun yıllar sonra yine AKP

tarafından telafi edilmesi ne kadar takdire şayan ise aynı partinin bugün

cemaat mallarını gasp ediyor olması bir o kadar da fecaattir! İşin en korkuncu

ise ne biliyor musunuz? 'AKP-Cemaat Savaşı var" diyerek cemaate yakın kişi

ve kuruluşlarının mallarını kendilerine helal görenlerin giderek çoğalması.

Genlerimize kadar işleyen ve bugün toplumu kemiren yolsuzluk ve rüşveti normal

hale getiren 'Devlet malı deniz, yemeyen keriz' anlayışının 'Cemaat malı deniz,

yemeyen keriz' görüşüne dönüşmesi..."

v. 26/2/2016 tarihli ve "Üst

Aklın Cemaati Yok Etme Projesi!" başlıklı yazı

"YPG'yi terör örgütü olarak görmeyen ABD

Adalet Komisyonu, Müslüman Kardeşlerin terör örgütü olarak tanımlanmasını isteyen

tasarıyı kabul etti. Müslüman Kardeşler, diğer adıyla İhvan, siyasi kolu da

olan bir cemaat... 1928'de Mısır'da kurulan İhvan, düşünce misyonunu İslam

âlimi Hasan el-Benna'dan, aksiyon motivasyonunu ise Seyyid Kutub'dan aldı.

1940'larda, 1950'lerde birtakım komplo ve iftiraları saymazsak (Geçmişte

İhvan'la yollarını ayırıp silahlı mücadeleye giren gruplar hariç) şiddet ve

terörle yan yana gelmedi...Ilımlı İslam'ın temsilcisi olarak şiddetle arasına

mesafe koyan ve siyasette demokratikleşmeyi savunan İhvan, 2010'da başlayan

'Arap Baharı' sürecinde Mısır'ın demokrasi denemesinde önemli bir rol üstlendi.

Mısır'da 2011'de zorla sokulduğu seçimlerde önemli bir oyla iktidara geldi.

Ancak 2013'te Müslüman Kardeşlerin siyasi lideri Mursi, Sisi tarafından askeri

darbeyle indirildi. İhvan, bu darbede binlerce taraftarı katledilmesine rağmen,

tek bir şiddet eylemine başvurmadı. Darbeden sonra çıkanlan kanunlarla İhvan

taraftarları tutuklandı, çoğunun malvarlıklanna el konuldu, üst düzey

yöneticileri de idama mahkûm edildi. Ancak bütün bu zulümleri 'ya sabır'

diyerek sineye çektiler...Müslüman Kardeşleri, Türkiye'de Gülen Cemaati'ne

benzetenler çok! Bu karşılaştırma ilk bakışta doğru gibi gürünse de aslında çok

yanlış? Hem siyasi ve İslami anlayış olarak hem de yapılanma şekliyle İhvan,

Erbakan'ınöncülüğünü yaptığı Milli Görüş hareketine ve MSP'ye benzer. İki

görüşün birbirinden etkilendiği de bir gerçektir...

Siyasal İslam'ı benimsemeyen Gülen Cemaati'nin

İhvan ile tek benzerliği, son yıllarda ikisinin de maruz kaldıkları hukuksuzluk

olsa gerek! Bugün Mısır'da İhvan, Türkiye'de ise Gülen Cemaati 'terör örgütü'

suçlamasıyla itham ediliyor. İhvan'ın Mısır'da pençeleştiği adaletsizliklerin

bir benzerini 'Cemaat' de Türkiye'de yaşıyor. Farklı iki islam coğrafyasında düşünce,

anlayış ve metot olarak birbirine hiç benzemeyen iki dini hareket, kendi devlet

mekanizmaları tarafından ait olduğu topraklarda 'terör örgütü' olarak

kategorize edildi. Yahudi lobisini arkasına alan Sisi, ABD'de İhvan'ı terör

örgütü ilan ettirecek bir adım attı! Erdoğan da ABD nezdinde hem de defalarca

'Cemaat'in terör örgütü ilan edilmesi için girişimde bulunmuştu. Ancak ABD,

Türkiye'nin tezlerini 'delilsiz' bularak kulak asmayınca, bu kez devreye Yahudi

avukatlar grubu girdi. Şimdi onlar Cemaat'i terör örgütü' ilan ettirme görevini

üstlendi... Bakalım Yahudi dostlarının da yardımıyla Türkiye, Gülen Hareketi'ni

bu kategoriye sokmayı başarabilecek mi? İki hareketin aynı zaman diliminde

başına gelenleri yan yana koyduğumuzda, gel de bunun ardında 'uluslararası bir

üst akıl' arama... Ne dersiniz?"

vi. 20/10/2016 tarihli "Fuat

Avni Yeter, Kandırma Milleti!" başlıklı yazı

"Fuat Avni'ye ben kısaca 'gulyabani'

diyorum! Yazdıklarını da 'hayal mahsulü' olarak görüyorum. Ama iki yıldır

milleti 'keklemek'te pek bir mahir. 1 Kasım'a kadar 'AKP bitti bitiyor, işin

sonu Saray'da selfie' türünden tweet'leriyle milleti üttü durdu! İki ay sonra

ortaya çıkınca yüzlerce küfür yedi yazdıkları çıkmayınca madara oldu. Ha,

hakkını yemeyelim, 'içeri'den haber aldığı dönemlerde önceden yazdığı birçok

operasyon tweet'i gerçek çıktı. O da bunun getirisiyle hayal satıcılığı yaptı!

Gerçi 1 Kasım'da yazdıkları çıkmayınca madara oldu. Zaten bu yüzden de

ortalıkta yoktu! Sözcü yazarı E.Ç.nin 'Neredesin Fuat Avni?' yazısından sonra

gaza gelmiş olacak ki önceki gece tekrar yazmaya başladı… Rakamlarla FETÖ'de

büyük çöküş gulyabani ilan etti. Yine hedefinde Saray vardı… Attıkça

attı!Erdoğan ile Davutoğlu arasında, onun bahsettiği türden çatışma var mı

bilemiyorum... Ama Erdoğan muhalifleri, boşuna bu 'gulyabani'nin sözlerine umut

bağlamasın! Yoksa yine büyük hayal kırıklığı yaşarlar. Benden söylemesi…"

22. Başvurucunun Twitter

isimli sosyal medya platformundaki paylaşımlarından iddianamede yer verilenler

şöyledir:

- 4/7/2013 tarihinde: "Beklenen

gelişme! Mısır'daki askeri darbeden sonra bazı yazarlar, yine-yeniden Erdoğan'a

bak senin de sonun böyle olur demeye başladı"

- 3/9/2015 tarihinde (fuatavni

ile ilgili olarak): "Gulyabani yine

çıkmış sallıyor ama fena saçmalıyor, nasıl olsa kandıracağı yüzde 50.5

var!"

- 3/9/2015 tarihinde: "Yemin

ederim, gulyabani gibi oldu bu yaratık geceleri çıkıyor."

- 6/3/2016 tarihinde: "Cemaatin

polisi, askeri, savcısı olmamalı! Polisin, askerin, savcının da cemaati

olmamalı ama insaflı olmalı"

- 15/3/2016 tarihinde (BBC'nin "Cemil

Bayık Times'a konuştu: 'Erdoğan'ı ve AKP'yi devirmek istiyoruz" şeklindeki

paylaşımı üzerine): "Demokrasiyi terör

örgütüne boğdurmayız"

- 2/6/2016 tarihinde: "Ey

Fuat Avni; kimsen çık ortaya! Cemaatten mi? MİT'ten mi? İn misin cin mi?

Sarayda mısın? Köşkte mi?"

- 18/7/2016 tarihinde: "Hainler

halkı vurun diyor işte kan donduran yazışmalar"

23. İddianamede; başvurucunun 2013 yılı Aralık ayı itibarıyla

Bank Asyadakipara olmayan hesabına 2014 yılı Ocak ayından itibaren 15.956

TL'den başlayıp 2015 yılı Aralık ayı itibarıyla 57.757 TL'ye varacak şekilde

para yatırmış olduğu belirtilmiştir.

24. İddianamede, Fuatavni

adlı FETÖ/PDY ile iltisaklı Twitter

hesabından 17/2/2014 tarihinde "17

Aralık operasyonunda sonra tamamen dizayn edildi. HT [Habertürk TV] Genel Yayın Yönetmeni O.U. görevinden alınıp izne

gönderildi. ; Haber müdürü C.U. pasif bir göreve atandı. G.Y.Y [Genel

Yayın Yönetmeni] yardımcısı Abdullah Kılıç

haberden uzaklaştırılarak Show Tv'ye gönderildi..." şeklinde tweet atıldığı, böylelikle başvurucunun

FETÖ/PDY tarafından sahiplenildiği ileri sürülmüştür.

25. İddianamede yer alan tanıkların soruşturma aşamasındaki

beyanları şöyledir:

i. Tanık M.Y.nin beyanı

"Ben 2014 yılı Temmuz ayında Habertürk

televizyonunda haber editörü olarak çalışmaya başladım işe girmem benim

tanıdığım olan ve kanal sahibinin de yakın tanıdığı olduğunu bildiğim F.S.

aracılığı ile işe başlamıştım. İşe başladığımda haber müdürü C.U., haber

koordinatörü Abdullah Kılıç genel müdür ise O.U.ydu. İşe başladıktan kısa bir

süre sonra kanalda o dönem cemaat tabir edilen gruba mensup bir yapılanmanın

olduğunu fark ettim. Hatta bu durumu zaman zaman açıktan dile getirdim. Normal

işte sabah 9.00 9.30 gibi haber toplantısı yapılır. Yapılan bu toplantıya

editörler, birim şefleri, haber koordinatörü haber müdürü ve genel yayın

yönetmeni katılır. Genel yayın yönetmeninin olmadığı durumda onun yerine haber

koordinatörü onun görevini yerine getirir ve bu toplantıda muhabirlerin sahada

yakaladıkları haberleri birim şefleri aracılığıyla sunması toplantıya

katılanların görüşlerinin alınması nihayetinde genel yayın yönetmeni veya

yerine toplantıya katılmış olanın onayı ile yapılacak haberler ile ilgili

kararlar verilir. Kararlar alındıktan sonra birim şefleri aracılığı ile

muhabirlere dağıtım yapılır ve haberlerin hazırlanmasına geçilir. Çalıştığım

dönemde 17/25 Aralık sürecini kanalda yaşadım. Bu dönemde yine aynı kanalda

çalışan yukarıda isimlerini verdiğim Abdullah Kılıç'ın onayından geçmeyen

hiçbir haber girme imkanı yoktu. Bu kişilerde karşılaştığım birkaç örnekten

anladığım üzere bahsettiğim cemaat tabir edilen yapılanmanın amacı

doğrultusunda haberler yapılmasını sağlamaktaydı. Benim hatırladığım ve böyle

bir yapılanma olduğunu öğrendiğim örneklerden bazılarını anlatmak isterim.

17/25 Aralık sürecindenönceki dönemdeHakkari'de bahar aylarında terörün

olmadığı, çözüm sürecinin faydalı olduğu, şehit haberlerinin gelmediği

vatandaşın dağlarda piknik yapabildiğine ilişkin görüntülü bir haber geldi. Ben

haberin yayınlanmasını istediğimde Abdullah Kılıç bu haberin yayınlanmasına

istemedi. Doğrulatmamız gerektiğini söyledi. Ben de görüntüleri olan güncel ve

ajansın onayından geçmiş bir haberin doğrulanmasına gerek olmadığını, bu

haberindoğrulamasının arandığı takdirde kanalda birçok haberin

yapılamayacağını, bu durumun olağan işleyişe aykırı olduğunu söyledim. Çok

ısrarım üzerine normalde çözüm süreci şartlarında 10-15 dakika işlenmesi

gereken haber 30 saniye kadar etkisiz işlendi…17/25 Aralık sürecinde bu

yapılanmayı net olarak görme imkanım oldu.17 Aralık günü sabah saat 9 gibi ben

işe geldim. Normalde Abdullah Kılıç O.U. ve C.U. daha geç saatlerde gelmelerine

rağmen o gün erkenden gelmişlerdi. Yine normalde odalarında olup telefonla

işlerini yürütmelerine rağmen o gün editör masasında bizzat bulundular ve

yönettiler. Ellerinde 17 Aralık'la ilgili fezleke PDF ortamında vardı. Ben ve diğer

editörler bu fezlekeye bakmak istediğimizde göstermediler o arada B.C. adliye

muhabiriydi ve tüm veriler B.C. üzerinden gelmekteydi. Hatta Abdullah Kılıç

O.U., C.U. da bize 'B.C. bir son dakika bilgisi veriyorsa mutlaka girin, o

Doğrusunu verir.' şeklinde talimatları vardı. 17 Aralık fezlekesinin sabahın o

saatinde elde olması haberciliğin olağan akışına aykırı bir durumdu. Yine 25

Aralık sürecinde akşam 17 bülteninin sorumlu editörü bendim lütfen devam

ederken ekranda 25 Aralık fezlekesi ile ilgili gözaltı kararı verildi. Son

dakika haberinde 'aralarında başbakanın oğlunun da olduğu çok sayıda iş adamı

hakkında gözaltı kararı verildi' şeklinde son dakika bandı vardı. Benden

habersiz normalde bu haberi girmesi mümkün değildi. Ben görünce yanımda bulunan

C.U.yakimin girdiğini sordum. Haberi olup olmadığını belirtip O.U.'ya sormanı

söyledi. O.U.yu aradım. Haberi olmadığını belirtti. Abdullah Kılıç'a sormamı

söyledi. Abdullah Kılıç da bilmediğini söyledi. Bu konu ile ilgili Anadolu

Ajansı'ndan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bu gözaltı kararlarının

olmadığına dair resmi açıklama geldi. Gözaltı kararı haberini ilk bizim kanal

duyurmuştu. Bu konuyla ilgili Abdullah Kılıç, O.U., C.U. ile tartışmalar

yaşadım. Başsavcıdan açıklaması da diğer tüm kanallarda yayınlanmasına ve

Anadolu Ajansı'nın resmi sitesinde düşmesine rağmen Habertürk'te verilmedi. Ben

haberin verilmesini istedim. Ancak C.U. haberin adliye muhabiri olan B.C.den

doğrulatılmasını istedi. Ben B.C.ye ulaşamadım. Açıklama başsavcılığın resmi

internet sitesinde de yayınlanınca haberi vermek zorunda kaldılar.

Bahsedilen gözaltı kararı Habertürk dışında

ana akım medya olarak tabir edilen CNN, NTV gibi hiçbir kanalda verilmedi. Yine

17 Aralık sürecinden sonra benim sorumlu yayın editörü olarak görevli olduğum

bir bültende yayına bağlanan muhabir Hakan Şükür'ün istifa mektubunu okudu.

Sadece bizim kanalda okundu. Ben okuyan muhabire yayını kesmesini mektubu

okumamasını ısrarla söylememe rağmen devam etti. Hatta ben reji üzerinden

muhabiri yayından almak istediğimde O.U. yanıma gelerek okumaya devam etmesini

yayının bu şekilde durdurulmasının uygun olmadığını söyledi. Mektubun içeriği

manifesto niteliğindeydi sonradan o mektubu yurt dışına kaçmış olan F.M.nin

hazırladığı yönünde bilgiler ortaya çıktı. Basın camiasında herkes birbirini

tanır. Somut delil olmasa dahi söylentiler dolaşır. Bir dönem TRT'nin FETÖ'nün

eline geçtiğini herkes bilmekteydi. Hatta basın camiasında cemaatten değilsen

TRT’ye başvurma şeklinde söylentiler de dolaşırdı. Yine yukarıda bahsettiğim

isimlerin de örgüt mensubu olduğunu basın camiasında çalışan herkes söylerdi.

Şu anda aklıma gelmeyen çok sayıda anlattığım örneklere benzer haberler,

olaylar çalıştığım dönemde yaşandı. Hatta F.M., B.K., M.K. ve benzeri örgütün

tanınmış basın elemanlarını o dönemde çeşitli bahanelerle sık sık Habertürk

ekranlarında çıkartmaya başladılar. Benim çalıştığım dönem ile ilgili bildiğim

ve gördüğüm bunlardan ibarettir."

ii. Tanık S.K.nın beyanı

"Ben Habertürk televizyonunda 2013 yılı

Şubat ayı ile Kasım ayları arasında kültür sanat editörü olarak çalıştım. Benim

bağlı olduğumbirimin sorumlusu Abdullah Kılıç idi. Abdullah Kılıç yaptığımız

haberlerin özellikle bugün FETÖ olarak adlandırılan o gün cemaat tabir edilen

grubun lehine olması yönünde çalışırdı. Bu yönde yapılan haberleri süzgeçten

geçirirdi. Benim hatırladığım o dönemde Fethullah Gülen'in şiirleri ile ilgili

bir albüm çıkmıştı. Bu albümü mutlaka tanıtmamız gerektiğini söyledi. Hatta ben

sanatsal değeri çok yüksek olan başka haberler olduğunu söylememe rağmen bunu

mutlaka yapmalıyız dedi yine benim gitmiş olduğum programlarda örneğin N.A. ile

gitmiş olduğum programda ısrarla cemaatin dershaneleri ile ilgili soru sormamı

benden istedi. Yine bir gün A.F.Y.yi Abdullah Kılıç'ın odasında gördüm. Benim

gördüğüm esnada Abdullah Kılıç ayağını masaya uzatmıştı. yine hatırladığım bir

haber toplantısında Uludere olayı sonrası devlet tarafından yaralananların veya

ölenlerin ailelerine tazminat ödeniyordu. Bu esnada bir gazinin'ben devlet için

bacağımı verdim, devlet teröristlere bizden daha çok sahip çıkıyor.' şeklindeki

bir görüntüsü kamera ile çekilmiş idi. Ben bu konuyu eleştirip şu anda çözüm

süreci var devlet terörü bitirmeye çalışıyor şeklinde söylediğimde Abdullah

Kılıç 'çözüm süreci zaten bitecek bu haberi girelim' şeklinde bayanlarda

bulundu. Abdullah Kılıç ile birlikte O.U., R.B., C.U., Z.K. gibi isimler de

aynı kurumda çalışıyordu. Çalışmaya başladığımızda bir süre sonra bugün örgüt

kabul edilen FETÖ’ye mensup bu bahsettiğim kişilerin faaliyetleri hissedilir

şekilde görülüyordu. Bunu somut bir şekilde gözle görmek mümkün değildir. Ancak

örneğin 7 Şubat MİT krizinde Habertürk ekranlarında gerçekte olmadığı halde

geçen son dakika haberlerinden ve 17 Aralık günü alışılmışın aksine C.U.,

O.U.,Abdullah Kılıç'ın sabah 7 gibi kanala gelmiş olmalarından anlayabiliyoruz.

Ben o dönemde çalışmıyordum. Ancak bu şekilde olduğunu gerek çalıştığım dönemde

gerekse ayrıldığım dönemde arkadaşlardan defaatle duydum. Zaten çalıştığım

dönemde bu kişilerin özellikle O.U.nun odasında sık sık toplandıklarını zaman

zaman biz içeri girdiğimizde de konuştukları konuyu değiştirdiklerini gördüm.

Çalışılan süreç içerisinde belli kişilerin FETÖlehine faaliyette bulundukları açık

şekilde çalışanlarca anlaşılmasına rağmen bu konular ile ilgili somut bir delil

elde etme imkanı yoktur. Ancak orada çalışan kişiler bu olayı rahatlıkla

algılayabilirler. Hatırladığım kadarıyla Necip Fazıl'ın Adnan Menderes'ten

yardım istemesi ile ilgili 2 Ocak 2013 tarihinde Abdullah Kılıç imzası ile bir

haber yapılmıştı. Bu haber sonrasında Abdullah Kılıç 'Tayyip bey şimdi nasıl da

küfür ediyordur üstadını nasıl da yerle bir ettim' şeklinde söylemlerde

bulunuyordu. Bunu keyif alırcasına yapıyordu. Normalde böyle bir haber gazete

manşetinde çıkmaz. Ancak bu haber manşet yapılmıştı. Bu şekilde yukarıda

bahsettiğim kişiler kendilerinden olmayan kişilere rahat çalışma imkanı

tanımazlardı. Sonuçta 17 Aralık sürecinden bir ay kadar önce grubun başında

olan F.S.nin beni işe almasına rağmen sebepsiz yere işime son verildi."

iii. Tanık Ö.T.nin beyanı

"Değişik kanallarda çalıştıktan sonra

2013 yılının Ocak ayında Habertürk televizyonunda editör olarak başladım. 2014

yılı şubat ayında tekrar ayrıldım. Habertürk'te çalıştığım dönemde O.U. yayın

koordinatörü, A.K. haber koordinatörü, C.U. haber müdürü B.C. adliye muhabiri

olarak görev yapıyordu. Çalıştığım süre içerisinde O.U.nun yayın

koordinatörlüğünden genel müdür pozisyonuna geçti. Çalıştığımız ortamda ve medya

camiasında insanlar büyük oranda birbirlerini tanırlar. Yukarıda ismini

bahsettiğim insanların da bugün FETÖ olarak adlandırılan o gün cemaat tabir

edilen grubun içerisinde olduğu yönünde geniş bir kanaat vardı. Gününü tam

olarak hatırlamıyorum ancak benim saat 13 bülteninden sorumlu olduğum bir

dönemde Abdullah Kılıç Fethullah Gülen'in vaazlarındanüç dört dakikalık bir

bölümü keserek internetten indirip haberde vermemi istedi. Haberin metni de

hazırdı. Bize gelen haberlerin metin kısmını kontrol ederiz o haber hazır

gelmişti. Ben o haberi girdim. Bu haber bir iki bülten verilip kaldırıldı zaman

zaman bu şekilde haberleri Abdullah Kılıç ve C.U. bir iki bülten yaptırıp sonra

tüm sistemden sildirirlerdi. Bu haberlerin verilmesinden biz bir yerlerden aldıklarını

anlardık.

17 Aralık 2013 günü Gün Ortası bülteninde

görevli olduğum bir esnada İstanbul'da büyük operasyon şeklinde üst başlık

gelmişti. Ben bunu İstanbul'da operasyon şeklinde verdim. C.U. hemen gelerek

müdahale edip büyük operasyon şeklinde vermemizi sağladı. O günlerde

İstanbul'da yolsuzluk ve rüşvet operasyonu veya İstanbul'da büyük operasyon

şeklinde başlıklar değişiyordu. Biz de bu durumdan üst kademede o an için

tartışma kimin baskın olduğu şeklinde fikir yürütüyorduk. Çalıştığımız ortamda

O.U. ve Abdullah Kılıç'ın odaları ayrıydı. Biz masada çalışıyorduk zaman zaman

C.U. yanımızdan ayrılıpO.U. ve Abdullah ile odada toplanırlardı yine şu anda 2

sayfadan ibaret ‘İstanbul'da yürütülen operasyonda yeni görüntüler var’

şeklinde başlayıp yine ‘iddiaya göre ayakkabı kutusundaki bu paralar Halk

Bankası genel müdürü S.A.nın evinde yapılan aramada bulundu. Yapılan

araştırmada paraları taşıyan kişinin de soruşturmanın kilit isimlerinden

işadamı R.S.nin üyesi olduğu öne sürüldü’ şeklinde biten bir haber metni birkaç

bülten girildi. Bu haber 10-15 saniyelik bir görüntüye dayandırıldı. Görüntüde

durdurulmuş bir taksi inceleme yapan bir polis memuru bagajda ayakkabı kutusu

ve paralar vardı. Haber metnini C.U. bizim yanımızdan ayrılarak istihbarat şefi

olan R.B.nin odasında yazdı. Habercilik tekniği olarak 10-15 saniyelik bir

görüntüden böyle bir metin yazmak mümkün değildir. Kanaatimce haberin bu

şekilde yapılması için C.U.ya birileri hem görüntü hem de metni söyledi. Yine

benim hatırladığım Hakan Şükür'ün istifa ettiği dönemde NTV'de alt yazı olarak

Hakan Şükür Partisi'nden istifa etti şeklinde son dakika geçti. Diğer

kanallarda da benzer haber verildiği halde Habertürk'te Hakan Şükür'ün istifa

mektubu O.U. tarafından Ankara'dan canlı olarak yayına bağlanan muhabire

tamamen okutuldu o dönemde O.U. genel müdürdü. Bu tür haberlere doğrudan

müdahil olmayıp Abdullah Kılıç'a sorulmasını söylerdi. Ancak bu habere doğrudan

müdahale etti bir süre sonra basından Hakan Şükür'ün istifa mektubunun

kendisinin kaleme almayıp cemaat tarafından kaleme alındığı şeklinde haberler

çıktı. Ben buna benzer hatırladığım çok sayıda olayların yaşandığını

biliyorum."

iv. Tanık Y.Ç.nin beyanı

"Radikal gazetesinden Abdullah Kılıç

kuruma haber koordinatörü olarak atandı. Abdullah Kılıç'ın gelmesinden sonra

kurum örgütün haber kanalı gibi çalışmaya başladı. Zaman zaman olmamış olayları

son dakika olarak girer olay sonra gerçekleşirdi. Abdullah Kılıç geldikten

sonra C.U.yu da getirdi. O.U., C.U. ve Abdullah Kılıç sürekli kendi aralarında

zaman zaman toplantılar yaparlardı. Abdullah Kılıç geldikten sonra çalışanlar

arasında o dönem cemaat tabir edildiği için 'cemaat istediği şekilde haberler

yapılacak cemaat aleyhine haberler yapılmaz bu adamlar cemaatçi' şeklinde bir

psikolojiye çalışanlar girdiler. Abdullah Kılıç sürekli o dönem için darbe

mağdurları ile ilgili röportajlar yapılmasını istedi. Burada Ergenekoncuların

darbe yapmaya çalışan insanlar olduğunu, darbenin çok kötü olduğunu yapılan

soruşturmaların da bu yönüyle desteklenmesi gerektiğini ifade ederdi. Bu

şekilde süreç devam etti. Abdullah Kılıç geldikten bir süre sonra yaşadığım bir

olayı ayrıca anlatmak istiyorum. Kamuoyunda 7 Şubat MİT krizi olarak bilinen

dönemde Abdullah Kılıç beni arayarak 'hemen yayına bağlanıyorsun MİT Müsteşarı

Hakan Fidan'ın TK… numaralı uçak ile 14 numaralı koltukta ifade vermek üzere

İstanbul'a yola çıktığını söylüyorsun' şeklinde söyledi. Ben kabul etmedim.

İstihbaratını alıp ve teyit etmediğim bir bilgiyi canlı yayında söyleyemem.

İstihbaratını aldıysanız siz söyleyin ya da sizden aldığım bilgiyi aktardığımı

söyleyerek canlı yayına bağlanırım dedim. Abdullah Kılıç 'emrediyorum

söyleyeceksin, yoksa seni işten atarım' şeklinde söyledi Ben kabul etmedim.

Sonrasında olay kendisinin getirdiği M.G. isimli muhabir aracılığıyla kanalda

yayın yapıldı. Akabinde K.T. beni aradı 'bu bilgiyi sen mi verdin bana öyle

aktarıldı' dedi. Ben de bu konuda bilgim olmadığını K.T.ye söyleyip olanları

anlattım.Bu olaya kadar K.T. yayınlara karışmazdı. Bu olaydan sonra olaylara el

koyup hiçbir son dakika bilgisinin kendisinin haberi olmadan geçilemeyeceği

talimatı verdi yine K.T.nin devreye girmesi ile beni işten atamadılar. Bu

olaydan sonra K.T. örgüt adına manipülasyonlara izin vermemeye çalıştı… süreç

bu şekilde devam ederken Abdullah Kılıç ve O.U.nun beni pasifize etmesi sonucu

ben kanaldan gazeteye geçmek zorunda kaldım. 2013 yılının sekizinci ayında

doğum iznine ayrıldım. 17/25 Aralık sürecinde izinliydim. Sonradan duyduğuma

göre bu dönemde de benim işten çıkartılmamı istemişler. Ancak K.T. buna onay

vermemiş. Benim bildiğim K.T. örgütçü değildir Ancak kurumu idare etmek için

zaman zaman müdahalelerde bulunur. O dönem cemaat tabir edilen örgüt mensupları

bütün haberlere rahat ulaşabiliyorlardı. Bu amaçla Abdullah Kılıç kanala getirilmiş

olabilir."

v. Tanık E.K.nın beyanı

"Ben

2009 yılı 2013 yılının sonlarına kadar Habertürk Televizyonunda haber müdür

yardımcısı olarak görev yaptım. Benim göreve başladığım esnada haber müdürü

O.U. idi. Yine gazetenin istihbarat başında ise R.K. vardı. Ben çalışmaya

başladıktan sonra C.U., Abdullah KILIÇ, B.C., E.E. , E.E., N.A. ve R.B. de aynı

kurumda çalışmaya başladılar. Normalde yapılacak haberler servislerden ve

muhabirlerden geldiğinde önce sabah bir toplantı yapılır. Toplantıda haber müdürü

toplantıya katılan editörleri sunum yaptığı haberlerin yayınlanıp

yayınlanmayacağını onay verirdi. Bu onay verilmesi için sunum yapan editörün

haberi okuyup bilgisayar sistemi üzerinden onay vermesi gerekiyordu. Editörün

onay verdiği haber prodüktöre verilir, prodüktör görüntüleri temin edip haber

metni okutturup haberi hazırlar ve montajcıya verir. Montajcıda görüntüler ve

sesi bir araya getirip haberin son halini verir. Sonrasında bu haber ekranda

görünür. 7 Şubat MİT krizi öncesine kadar çalıştığım dönemde haberler yukarıda

belirttiğim sisteme uygun şekilde süzgeçten geçip verildi.

7 Şubat MİT krizi esnasında ve sonrasında

yukarıda bahsettiğim sisteme aykırı olarak editör masasına haberler bitmiş

montajlanmış haliyle geliyordu. Haberin kaynağı belli değil idi. Sadece bu

haber hazır kullanabilirsiniz deniyordu. Bu haberleri o dönemde C.U., Abdullah

KILIÇ, O.U. ve R.B. getiriyordu. Yine aynı dönemdeAnkara bürosunda elde edilen

haberler öncelikle İstanbul'da bize yani editör masasına gönderilir. Bizim onay

verdiğimizhaberler tekrar Ankara tarafından montajlama aşamasından geçerdi. O

dönemde bu prosedür de kaldırıldı. Ankara masanından N.A. aynı şekilde

hazırlanmış montajlı kullanıma hazır haberleri göndermeye başladı. Gelen

haberleri her şeyi hazır olup bittikten sonra sunucunun önüne atarken yani

montajlama aşamasında haberi görme imkanımız oluyordu. Bu aşamada zaten haberi

girmemek gibi bir imkanımız yoktu. O dönemde bu şekilde gelen haberleri ile

ilgili ben 'N.A. bunu göndermiş ancak sadece onun imzası var. Bizden geçmemiş

siz biliyor musunuz' şeklinde zaman zaman itirazlarım oldu. C.U.,Abdullah KILIÇ

veya O.U. 'Biz biliyoruz. Haberlerigir' şeklinde söylüyorlardı. Bahsettiğim

normal prosedürün dışına çıkılarak haber yapılması, sadece MİT krizi,çözüm

sürecigibi o dönem cemaat tabir edilen yapının amacı doğrultusundaki haberler

için geçerliydi. Hatta elinde bomba olan veya bomba yapan üç çocuk ile ilgili

fotoğraf yanında haber yapılırken bomba yapılmasının eleştirilmesinde çok çözüm

süreci eleştirilir şeklinde 'bunlarla mı masaya oturuluyor' şeklinde haber

yapılırdı. Yani bombacılar yerine devletin yöneticileri yönelik bir haber

yapıldı. Ben bu konuyu eleştirdiğimde C.U.,, A.K. ve O.U. bu haberi bu haliyle

kullanmam gerektiğini söylediler. Ben kabul etmedim. Fotoğrafın başlı başına

haber konusu olduğunu ayrıca devlet yöneticilerine yüklenmenin haberle ilgisi

olmadığını belirttim. Biraz tartıştık bu olaydan bir kaç gün sonrada işime son

verildi.

17-25 Aralık operasyonundan sonra o dönem

cemaat tabir edilen yapı ile irtibatları fazlaca deşifre olduğu için C.U.,

Abdullah KILIÇ ve O.U. üçer beşer gün ara ile işten atıldılar."

26. İddianame İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul

edilmiş ve dava Mahkemenin E.2017/67 sayılı dosyası üzerinden yürütülmeye başlanmıştır.

27. Cumhuriyet savcısı 31/3/2017 tarihli duruşmada başvurucu da

dâhil olmak üzere on üç sanığın tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkeme başvurucunun da aralarında olduğu yirmi bir sanığın tahliyesine karar

vermiştir. Tahliye kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sanıklar ... Abdullah Kılıç'ın

üzerilerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suç vasfının

ileride sanıklar lehine değişme ihtimali, sabit ikametgah sahibi olmaları ve

tüm dosya kapsamı dikkate alınarak sanıklar ve müdafilerinin tahliye

taleplerinin kabulü ile başka suçtan tutuklu ve hükümlü değiller ise bu

suçtanbihakkın tahliyelerine, bu hususun temin için Cezaevi Müdürlüğüne

müzekkere yazılmasına, tahliyelerine karar verilen sanıklar hakkında CMK.nun

109-3-a maddesi kapsamında yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol hükümlerinin

uygulanmasına... [karar verildi.]"

28. Başsavcılık tarafından tahliye kararını müteakip başlatılan

yeni bir soruşturma kapsamında başvurucu hakkında aynı gün (31/3/2017

tarihinde) yakalama ve gözaltı kararı verilmiştir.

29. Başvurucu, tutuklu olduğu ceza infaz kurumundan tahliye

edildikten sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğünde (Emniyet) on dört gün gözaltında

tutulmuş ve 13/4/2017 tarihinde Emniyette ifade vermiştir.

30. Başsavcılık 14/4/2017 tarihinde, başvurucuyu bu kez anayasal

düzeni ve hükûmeti cebren değiştirme ve yıkmaya teşebbüs suçlarından

tutuklanması istemiyle sulh ceza hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklamaya sevk

yazısında; başvurucunun Zaman ve Meydan gazetelerinde çalıştığı,

21/11/2012-23/11/2012 tarihleri arasında yurt dışında bulunduğu, aralarında

FETÖ/PDY yöneticilerinin de bulunduğu bazı kişilerle irtibatının olduğu, örgüt

lideri Fethullah Gülen'in talimatı üzerine örgüte ait banka olan Bank Asyanın

kurtarılması için 2013 Aralık ve 2015 tarihleri arasında Bankaya para

yatırdığı, Zaman gazetesine, Bugün gazetesine ve Kanaltürk'e kayyım atanması

sonrasında protesto gösterilerinin yapıldığı yerlerin çevresindeki baz

istasyonlarından başvurucunun telefon sinyalinin alındığı belirtilmiştir.

31. Sorgu tutanağında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca

tanzim edilen evrak ve eklerinin başvurucuya okunduğu ve isnat edilen

suçlamanın anlatıldığı belirtilmiştir. Başvurucu, haklarını anladığını ve

müdafileriyle birlikte savunmasını yapacağını beyan etmiştir. 14/4/2017

tarihinde İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun anayasal düzeni ve

hükûmeti cebren değiştirme ve yıkmaya teşebbüs suçlarından tutuklanmasına karar

vermiştir. Tutuklama kararının gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"...Abdullah KILIÇ'ın zaman gazetesinin

kültür sanat muhabirliği yaptığı, daha sonradan örgüte ait meydan gazetesinde

çalıştığı, dosyada bulunan iletişim tespit kayıtlarından anlaşıldığı üzere bu

şüphelinin örgütün üst düzey yapılanmasında bulunan molla heyeti üyesi olan

H.B.Ö. ve T.B. gibi kişilerle yoğun bir telefon görüşmelerinin bulunduğu, aynı

şekilde bu şüphelinin diğer örgüt üyeleri olan E.Ş., B.Ş., A.F.Y. ve F.S. gibi

bir çok kişiyle iletişiminin bulunduğu, örgüt lideri Fethullah Gülen'in

talimatı üzerine örgüte ait banka olan Bank Asyanın kurtulması için 2013 Aralık

ve 2015 tarihleri arasında bankaya para yatırdığı, örgütsel bir eylem olarak

zaman gazetesi, bugün TV, Kanaltürke kayyum atanma sürecinde örgüt liderinin

talimatı doğrultusunda vatan caddesi emniyet müdürlüğü ve zaman gazetesinin

bulunduğu binalara giderek burada protesto eylemlerine katıldığı, toplumda bir

anlamda 'özgür basın susturulamaz' şeklinde algı oluşturulmasının hedeflendiği,

bu kapsamda toplumda ve basında mağduriyet algısı oluşturulması

hedeflendirildiği, ,... anlaşılmakla tüm şüphelilerin FETÖ/PDY silahlı terör

örgütünün basın-yayın ve medya yapılanmasında faaliyette bulundukları bu

kapsamda eylem ve fikir birliği içerisinde hareket ettiği, darbe girişimi

eylemlerinin etki ajanlığı görevini ifa ettikleri dikkate alınarak üzerlerine

isnat edilen TCK 309 fıkra 1 ve 312 fıkra 1 maddesindeki suçlar ilişkin

kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, suçların katolog suçlar arasında yer aldığı,

suçların alt sınırları dikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin yetersiz

kalacağı, anlaşılmakla isimleri belirtilen şüpheliler ... Abdullah Kılıç'ın ...

CMK.100 ve devamı maddeleri uyarıncaayrı ayrı tutuklanmalarına... [karar

verildi.]"

32. Başvurucu hakkında 5/6/2017 tarihinde ikinci soruşturma

kapsamında iddianame düzenlenmiştir. İddianamede; FETÖ/PDY'nin, elinde

bulundurduğu medya organları ile algı operasyonları yaptığı, başvurucunun da

örgütün amacı doğrultusunda gerek yazılı gerek görsel medyada gerekse internet

ortamında algıya yönelik eylemler yaptığı, örgütün algı faaliyetlerine

katılarak anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti

Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme

suçunu işlediği iddia edilmiştir.

33. İddianamede başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve ByLock kullanan kişilerle irtibatının

olduğu, bu kapsamda başvurucu tarafından kullanıldığı değerlendirilen GSM

hattının FETÖ/PDY'nin Hava Kuvvetleri imamı olduğu tespit edilen firari şüpheli

A.Ö.nün kaçmasına yardımcı olduğu gerekçesiyle başka bir soruşturma kapsamında

tutuklanan E.Ş. ile,örgüt adına Las Vegas ve Pensilvanya'da olduğu tespit

edilen şahıslarla irtibatı bulunan kişilerle, FETÖ/PDY'nin Ruanda sorumlusu

olduğu ileri sürülen İ.Ç. (iş adamı) ile, Fetullah Gülen'e doğrudan bağlı olan

molla heyeti üyesi olduğu değerlendirilen H.Ö. ile, örgütün Kuzey Irak ve

Ortadoğu imamı olduğu ileri sürülen T.B. ve firari konumda olan birçok FETÖ/PDY

üyesi ile, örgütün gizli haberleşme programı olan Bylock’u kullandığı tespit edilen birçok üst düzey kamu

görevlisi ile irtibatının olduğu ileri sürülmüştür. Ayrıca başvurucunun Zaman

ve Meydan gazetelerinde çalıştığı, 21/11/2012-23/11/2012 tarihlerinde yurt

dışında bulunduğu, örgüte ait banka olan Bank Asyanın kurtulması için örgüt

lideri Fethullah Gülen'in talimatı üzerine 2013 Aralık ve 2015 tarihleri

arasında Bankaya para yatırdığı, bu kapsamda 31/12/2013 ile 24/12/2014

tarihleri arasında para artışı olan şahıslar listesinde olduğu, Zaman gazetesi,

Bugün gazetesi ve Kanaltürk'e kayyım atanması sonrasında protesto gösterilerinin

yapıldığı yerlerin çevresindeki baz istasyonlarından başvurucunun telefon

sinyalinin alındığı şeklinde tespitlerde bulunulmuştur.

34. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından

16/6/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar verilmiş ve E.2017/223 sayılı

dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme 18/8/2017 tarihli

duruşmada, E.2017/67sayılı dava dosyası ile bu dava dosyası arasında şahsi,

hukuki ve fiilî bağlantı bulunduğu gerekçesiyle davaların birleştirilmesine;

davanın E.2017/67 sayılı dava dosyası üzerinden yürütülmesine ve başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

35. Başvurucunun her iki dava kapsamında kendisine yöneltilen

suçlamalara ilişkin savunmaları özetle şöyledir:

i. Başvurucu; 2015 yılı Aralık ayı itibarıyla Bank Asyaya 57.700

TL para yatırdığının doğru olmadığını, 57.700 TL'nin Meydan gazetesinde on bir

ay çalışması karşılığında aldığı ücret olduğunu, gazete Bank Asya ile çalıştığı

için on bir ay boyunca aldığı ücretin bu Bankadaki hesabına yatırıldığını, bu

paranın çoğunu çektiğini, 2014 yılı Ocak ayında Bank Asyaya yatırdığı 15.900

TL'nin kızının koleji için olduğunu, işsiz kaldığı takdirde kızının öğreniminin

aksamaması için 6-7 aylık kolej ücretini peşin yatırdığını belirtmiştir. Ayrıca

çalıştığı kurum ve kızının okulu nedeniyle mecburen bu Bankayla parasal

ilişkiye girdiğini, bu Bankaya talimatla para yatırmasının söz konusu

olmadığını, söz konusu paraları çocuğunun okul taksiti için yatırdığını, Bank

Asyaya yatırdığı 1.000 TL'nin kızının okuldaki yemek ücreti olduğunu, 5.000

Doların da yine okul taksiti olduğunu savunan başvurucu MASAK (Mali Suçları

Araştırma Kurulu) raporunda da bu paranın okul taksiti olarak kesildiğinin

anlaşıldığını, bu parayı yatırdığı esnada çeşitli bankalarda daha fazla

miktarda parasının olduğunu, talimatla hareket etseydi bu paraları da Bank

Asyaya yatırması gerektiğini, bilirkişi raporunda da para akışının hayatın

olağan akışına uygun olduğunun belirtildiğini ifade etmiştir.

ii. Başvurucu; S.K.nın beyanı ile ilgili olarak kumpas olduğu

ortaya çıkan Ergenekon, Balyoz, Oda TV gibi davalarda yapılan hukuksuzlukları

ortaya koyan haberler yaptığı için A.F.Y. ile aralarında husumet olduğunu,

aleyhine haberler yaptığı bir kişiyle bu şekilde bir araya gelmesinin mümkün olmadığını,

böyle bir görüşmenin olduğuna ilişkin bir delilin ortaya konulamadığını,

kendisini basından gizleyen bir kişinin kanalın haber merkezine gelmesinin

hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirtmiştir. Dershanelerle ilgili

olarak o dönemde Hükûmetin yanında bir yayın politikası izlediklerini, bu

konuda birçok kez Millî Eğitim Bakanı'nı ve bu Bakanlığın Müsteşarı'nı yayına

çıkardıklarını, dershanelerle ilgili yoğun tartışmaların olduğu bir dönemde

Millî Eğitim Bakanı ile röportaj yapmanın doğal bir durum olduğunu ileri

sürmüştür.

iii. Başvurucu; 17 Aralık'ta saat yedide kanalda olduğu

iddiasının kaynağının M.Y. olduğunu, bu kişinin de daha sonra yanıldığını ve

tuzağa düşürüldüğünü söyleyerek ifadesini geri çektiğini belirtmiştir.

iv. Başvurucu; Y.Ç.nin Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT)

Müsteşarı ile ilgili iddiasının tamamen uydurma olduğunu, böyle bir konuşma

yapmadıklarını, böylesine kritik bir dönemde MİT Müsteşarı'nın tarifeli uçakla

yolculuk yapmasının zaten mümkün olamayacağını, bu konuyla ilgili olarak tanık

E.K.nın da belirttiği üzere kendisinin bir dahlinin olmadığını, Genel Yayın

Koordinatörü S.T.nin bilgisiyle haberin girildiğini, bu haberin de sadece son

dakika bilgisi olarak verildiğini, iddia edildiği gibi muhabire bir haber

yaptırılmadığını, adı geçen muhabiri de kendisinin işe almadığını, daha önce

kanalda çalışan bir kişi olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca MİT

Müsteşarı'nın ifadeye çağrılması ile ilgili ilk haberi Hürriyet gazetesinin

yaptığını, diğer kanalların aksine MİT Müsteşarı'nın ifadeye çağrılmamasının

ilk olarak Habertürk'te yer aldığını, kendisinin de canlı yayına çıkarak MİT

Müsteşarı'nın gözaltına alınmadığını ve böyle bir şeyin mümkün olamayacağını

söylediğini dile getirmiştir. Başvurucu, Kanalın yayın politikasının değiştiği

iddiasının da hiçbir temele dayanmayan soyut bir iddia olduğunu, böyle bir şeye

diğer üst yöneticilerin izin vermeyeceğini, üst yönetimin bilgisi dışında bir

faaliyetin yapılamayacağını, Y.Ç.nin iddia ettiği gibi bir pasifize etme

olayının olmadığını, o dönemde bütün muhabirleri kapsayan birtakım

değişikliklerin yaşandığını, bunun da yöneticilerin kararı olduğunu

savunmuştur.

v. Başvurucu, Ö.T.nin ifadesinde geçen Fetullah Gülen vaazı

iddiasıyla ilgili olarak Fetullah Gülen'in bir konuşmasından kısa bir bölümün

haber yapıldığının doğru olduğunu, ancak haberde bir vaaza değil Fetullah

Gülen'in çözüm sürecine destek niteliğindeki açıklamalarına yer verildiğini ve

bu açıklamaların pek çok kanalda da yayımlandığını, Fetullah Gülen'in herkesçe

din adamı olarak görüldüğü bir dönemde böyle bir haber yapmanın suç

olamayacağını belirtmiştir.

vi. Başvurucu, FETÖ/PDY üyesi olduğuna yönelik somut hiçbir

kanıt sunulamadığını, tanık anlatımlarının hukuka aykırı bir şekilde hissiyata,

soyut açıklamalara dayandığını, Habertürk televizyonunda FETÖ kadrolaşması

yaptığı iddiasının da gerçeği yansıtmadığını; A Haber, Kanal 7, Ülke TV, Kanal

24 gibi değişik kanallarda çalışan kişilerin editör olarak alındığını hatta bu

kişilerin mevcut davada aleyhine tanık olduğunu ifade etmiştir.

vii. Başvurucu, yazılarının ve paylaşımlarının herhangi bir suç

unsuru içermediğini, cemaat veya Gülen hareketi

tabirini kullanmasının yazıların yazıldığı dönem itibarıyla suç olmadığını, bu

konudaki netliğin darbe girişiminden sonra ortaya çıktığını, yazısının Fetullah

Gülen'in Twitter hesabında

yayımlanmasının kendi bilgisi dâhilinde olmadığını, bu hesabı takip etmediğini,

bu nedenle suçlanamayacağını, iddialara konu yazı ve sosyal medya paylaşımları

dışında bunların zıddı mahiyette paylaşımlarının da bulunduğunu, FETÖ/PDY

aleyhine birçok haber yaptığını ifade etmiştir.

viii.

Başvurucu, FETÖ/PDY’ye müzahir gazetelerde çalışması nedeniyle suçlanmasının

çalışma ve sözleşme hürriyetine, "kanunsuz

suç ve ceza olmaz" ilkesine ve Yargıtay kararlarına aykırı

olduğunu, çalıştığı dönemde bu gazetelerin yayın yapmasına izin verildiğini,

çalıştığı kurumun ileride terörle bağlantılı olarak suçlanacağını

bilemeyeceğini, FETÖ/PDY'nin devlette kadrolaşmasını eleştiren yazısının

yayımlanmaması nedeniyle 6/3/2016 tarihinde Meydan gazetesinden istifa ettiğini

vurgulamıştır.

ix. Başvurucu, telefon görüşmeleriyle ilgili olarak H.Ö.nün 2010

yılına kadar Zaman gazetesi yayın danışmanı olduğunu, bu kişi ile de en son

görüşmesinin 2007 yılında gerçekleştiğini, bir yayın danışmanın bir vesile ile

aramış olmasının gazeteciliğin ve hayatın olağan akışına uygun olduğunu

belirtmiştir. T.B. isimli kişiyi ise tanımadığını, görüştüğü iddia edilen

telefon numarasının oğlu tarafından kullanıldığını, T.B. isimli şahsın oğlu ile

kendi oğlunun bir yıl aynı okulda okuduklarını, bu telefon görüşmelerinin de

çocukların kendi aralarında yaptığı görüşmeler olduğunu, telefonların babaların

üzerine kayıtlı olduğunu, oğlunun sınıf arkadaşlarıyla birçok telefon

görüşmesinin bulunduğunu belirtmiştir. İ.Ç. adlı kişiyle ile ilgili olarak ise

bu kişiyi tanımadığını, İ.Ç.nin kardeşinin tanıdığı bir muhabir olduğunu ve

telefon numarasının da İ.Ç. adına kayıtlı olmasına rağmen muhabir olan bu kişi

tarafından kullanıldığını, dolayısıyla İ.Ç. ile değil kardeşiyle konuştuğunu

belirtmiştir.Diğer telefon görüşmelerindeki kişilerin çoğunun gazeteci

olduğunu, bu kişilerde ByLock

olduğunu ve bu kişiler hakkında daha sonra soruşturma açılacağını

bilemeyeceğini, görüşmelerinin habercilik faaliyeti kapsamında hayatın olağan

akışına uygun görüşmeler olduğunu ileri sürmüştür.

x. Başvurucu, FETÖ/PDY lehine yapılan gösterilere katıldığı

iddiasıyla ilgili olarak ise anılan tarihlerde bu gösterilere kesinlikle

katılmadığını, gösterilere katıldığına ilişkin fotoğraf, video vb. herhangi bir

delil olmadığını, evinin gösteri yapılan yerlere yakın olması ve bu yerlerin

merkezî konumda bulunması nedeniyle telefonundan sinyal alınmasının normal

olduğunu ifade etmiştir.

36. Mahkeme 8/3/2018 tarihinde başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti

Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme

suçlarından beraatine, bu suçlar yönünden tutukluluk hâlinin kaldırılmasına,

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ise 6 yıl 3 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutuklanmasına (tutukluluğun devamına)

karar vermiştir. Mahkûmiyet kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık Abdullah Kılıç 2004-2011 yılları

arasında 7 yıl Zaman gazetesinde,2015’densonra da Meydan gazetesinde

çalışmıştır. Adı geçen her iki gazete de FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait ve

bu örgütün amacı doğrultusunda yayın politikasına sahip yayın araçlarıdır. Her

iki gazete de örgüte aidiyeti ve irtibatı nedeniyle Kanun Hükmünde kararname

ile kapatılmıştır.

Sanık, FETÖ/PDY'nin propaganda organlarından

olan Meydan Gazetesinde 26.02.2016 tarihinde yazdığı 'Üst aklın 'Cemaati' yok

etme projesi!' başlıklı yazısında o tarih itibarıyla silahlı terör örgütü

olduğu herkes tarafından bilinenFETÖ/PDY’yi 'cemaat' olarak nitelemiş, Mısır'da

İhvan’ın, Türkiye'de ise Gülen Cemaati’nin 'terör örgütü' suçlamasıyla itham

edildiğini, İhvan'ın Mısır'da pençeleştiği adaletsizliklerin bir benzerini

'Cemaat'’in de Türkiye'de yaşadığını ifade ederek terör örgütünü masum

göstermeye çalışmış, terör örgütünü dini hareket olarak göstermiş,

Cumhurbaşkanını ABD nezdinde defalarca Cemaat'in terör örgütü ilan edilmesi

için girişimde bulunması nedeniyle eleştirmiş, sanığın bu yazısı FETÖ/PDY örgüt

lideri Fethullah Gülen’inwww.twitter.com isimli web sitesinde yer alan onaylı

Fethullah Gülen@FGulencomTR hesabı üzerinden paylaşılmıştır.

FETÖ/PDY'nin propaganda organlarından olan

meydangazetesi.com.tradresinde 20 Kasım 2015 tarihinde 'Cemaatin malı deniz,

yemeyen keriz' başlığı ile yazdığı yazısında devletin önce Bankasya'yı batırmak

istediğini, başaramayınca el koyduğunu, kul hakkı yemenin bu dünyada telafi

edilemeyeceğini ifade etmiş, Kanaltürk, Bugün TV, Bugün ve Millet gazetelerinin

de içinde olduğu İpek Koza Grubu'nakayyum atanmasını, Samanyolu Grubu'nun tüm

TV kanallarının uydudan çıkartılmasını ve terör örgütüne yönelik işlemleri

hukuksuzluk ve gasp olarak nitelendirmiş, cemaat olarak gösterdiği örgüt

üyelerinin iş yerlerine kayyum atanması ve mal varlıklarına tedbir konulması

işlemlerini gasp ve çökme olarak belirterek 'Devlet malı deniz, yemeyen keriz'

anlayışının 'Cemaat malı deniz, yemeyen keriz' görüşüne dönüştüğünü iddia

etmiştir.

FETÖ/PDY'nin propaganda organlarından olan

meydangazetesi.com.tradresinde 09 Ekim 2015 tarihinde 'eyyy RTÜK Eyyy Muhalefet

Keyfiniz Bilir!' başlığı ile yazdığı yazısında; Kanaltürk TV, Bugün TV,

Samanyolu TV, Irmak TV, Yumurcak TV gibi televizyonların da aralarında

bulunduğu 7 kanalın Digitürk platformundan çıkarılmasını eleştirmiş, Digitürk’ün

kapatılması için RTÜK’teki muhalifleri göreve çağırmıştır.

A. kiliç@meydangazetesi.com.tradresinde 20

Ekim 2015 tarihinde 'Eşkıya Uyduya Hükümdar Olmaz!' başlığı ile yazdığı

yazısında; örgüte ait televizyonların TÜRKSAT uydusundan çıkarılması nedeniyle

AK Parti’yi ağır bir dille eleştirmiş ve örgüt jargonuyla'eşkıya uyduya

hükümdar olmaz!...' sözleriyle hükümeti ve Cumhurbaşkanı’nı küçük düşürmeye

çalışmıştır.

A. kiliç@meydangazetesi.com.tradresinde 16

Ekim 2015 tarihinde 'Sıkıysa yaz, çiz ya da konuş!' başlığı ile yazdığı

yazısında yine FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait Kanaltürk, Bugün ve

Samanyolu televizyonlarının uydudan ve platformlardan çıkarılmasını seçim

öncesinde muhalefetin susturulması olarak göstermiştir.

Örgütün kara propaganda hesabı olan Fuatavni

hesabından 17 Şubat 2014 günü '17 Aralık operasyonunda sonra tamamen dizayn

edildi. HT Genel Yayın Yönetmeni O.U.nun görevinden alınıp izne gönderildi. ;

Haber müdürü C.U. pasif bir göreve atandı. GYY yardımcısı Abdullah Kılıç haberden

uzaklaştırılarak Show Tv'ye gönderildi.....'şeklindeki twit ile sanık, Fuatavni

tarafından da sahiplenilmiştir.

Sanığın terör örgütünün finansman kaynağı olan

Bank Asya’da çok sayıda hesabı bulunmaktadır. Bank Asya'ya para yatırılmasına

dair örgüt lideri tarafından verilengenel talimat sonrasında sanık tarafından

13/1/2014 tarihinde Bank Asya Taksim şubesinde 7000 USD’likkatılım hesabı

açılmıştır. Her ne kadar sanık savunmasında bu parayı okul taksitleri için

yatırdığını beyan etmiş ve gerçekten günü geldiğinde okul taksitlerinin bu

hesaptan ödendiği anlaşılmış ise de, sanığın aynı hesabı kullanmaya devam

ederek24/11/2014 tarihinde 5.000 USD parayı hesaba yatırdığı, yine BDDK’nun

Bank Asya’nın imtiyazlı hisselerindeki ortaklık haklarının TMSF’ye devredildiği

4/2/2015 tarihinde sanığın Bank Asya Bahçelievler şubesinde miktar düşük de

olsa 1.000 TL parayı anılan bankayayatırdığı bilirkişi raporundan ve dosyaya

getirtilen kayıtlardan anlaşılmaktadır.

Tanık Y.Ç, Radikal gazetesinden sanık Abdullah

KILIÇ'ın Habertürk televizyonuna haber koordinatörü olarak atandığını, Abdullah

KILIÇ'ın gelmesinden sonra kurumun örgütün haber kanalı gibi çalışmaya

başladığını, zaman zaman olmamış olayları son dakika olarak girdiklerini,

olayın sonradan gerçekleştiğini, Abdullah KILIÇ'ın sonraC.U.yu da getirdiğini,

O.U., C.U. ve Abdullah KILIÇ'ın kendi aralarında zaman zaman toplantılar

yaptıklarını, Abdullah KILIÇ geldikten sonra çalışanlar arasında o dönem cemaat

tabir edildiği için 'Cemaat istediği şekilde haberler yapılacak cemaat aleyhine

haberler yapılamaz. Bu adamlar cemaatçi' şeklinde bir psikolojiye girildiğini,

Abdullah KILIÇ'ın sürekli o dönem için darbe mağdurları ile ilgili röportajlar

yapılmasını istediğini, burada Ergenekoncuların darbe yapmaya çalışan insanlar

olduğunu, darbenin çok kötü olduğunu, yapılan soruşturmaların da bu yönüyle

desteklenmesi gerektiğini ifade ettiğini, kamuoyunda 7 Şubat MİT krizi olarak

bilinen dönemde Abdullah KILIÇ'ın kendisini arayarak 'Hemen yayına

bağlanıyorsun. MİT Müsteşarı H.F.ninTK...... Numaralı uçak ile 14 numaralı

koltukla ifade vermek üzereİstanbul'a yola çıktığını söylüyorsun' şeklinde

söylediğini,kendisinin kabul etmediğini, istihbaratını alıp ve teyit etmediği

bir bilgiyi canlı yayında söyleyemeyeceğini belirttiğini, Abdullah KILIÇ'ın

'Emrediyorum. Söyleyeceksin. Yoksa seni işten atarım.' dediğini, kendisinin

kabul etmediğini, sonrasında Abdullah KILIÇ'ın getirttiği M.G. isimli muhabir

aracılığı ile kanalda yayın yapıldığını ifade etmiştir.

Tanık E.K. 2009'dan 2013 yılının sonlarına

kadar Habertürk Televizyonunda Haber Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığını,

göreve başladığı esnada haber müdürünün O.U. olduğunu, sonrasında C.U.,

Abdullah KILIÇ, B.C., E.E., E.Ş, N.A ve R.B.nin de aynı kurumda çalışmaya

başladıklarını, 7 Şubat MİT krizi öncesine kadar çalıştığı dönemde

haberlerineditör onayı ve sabah toplantılarından geçerek verildiğini, 7 Şubat

MİT krizi esnasında ve sonrasında yukarıda bahsettiği sisteme aykırı olarak

editör masasına haberlerin bitmiş montajlanmış haliyle gelmeye başladığını,

haberin kaynağının belli olmadığını, bu haberleri o dönemde C.U., Abdullah

KILIÇ, O.U. ve R.B.nin getirdiklerini, yine aynı dönemdeAnkara bürosunda elde

edilen haberlerin öncelikle İstanbul'da editör masasına gönderildiğini, onay

verilenhaberlerin tekrar Ankara tarafından montajlama aşamasından geçtiğini, bu

prosedüründe o dönemde kaldırıldığını, Ankara masanından N.A.nın aynı şekilde

hazırlanmış haberleri göndermeye başladığını,haberleri montajlama aşamasında

görmeye başladıklarını, o aşamada zaten haberi girmemek gibi bir imkanlarının

olmadığını, kendisinin 'Nurullah bunu göndermiş ancak sadece onun imzası var.

Bizden geçmemiş siz biliyor musunuz' şeklinde zaman zaman itirazlarının

olduğunu, C.U.,Abdullah KILIÇ veya O.U.nun 'biz biliyoruz. Haberlerigir

şeklinde söylediklerini' normal prosedürün dışına çıkılarak haber yapılmasının

sadece MİT krizi,çözüm sürecigibi o dönem cemaat tabir edilen yapının amacı

doğrultusundaki haberler için geçerli olduğunu, 7 Şubat MİT krizi olarak

bilinen dönemde MİT Müsteşarının ifade vermeye gittiği yönünde kaynağı belli

olmayan yalan haberlerin yapıldığını, öğlen ajanslarından birisini kendisinin

hazırladığı bir günO.U.nun dışarı çıkıp bir saat sonra gelerek ekrana son

dakika haberlerini verdiğini, kendisininO.U.ya bu haberlerin nereden geldiğini

sorduğunda hatırlamıyorum dediğini, hatırlamamasının mümkün olmadığını, zaten

haberlerin yalan ve manipülasyon olduğunun anlaşıldığını, 17- 25 Aralık

sürecinde de benzer şeylerin yaşanmış olduğunu sonradan duyduğunu beyan etmiştir.

Tanık Ö.T. 2013 yılının Ocak ayında Habertürk

Televizyonunda editör olarak işe başladığını, 2014 yılı Şubat ayında

ayrıldığını, sonrasında TRT Haber'de çalışmaya başladığını, Habertürk'te

çalıştığı dönemde O.U.nun yayın koordinatörü iken genel müdür olduğunu,

Abdullah KILIÇ'ın Haber koordinatörü, C.U.nun haber müdürü, B.C.nin adliye

muhabiri olduğunu, medya camiasında insanların büyük oranda birbirlerini

tanıdıklarını, şüpheliler O., Abdullah, C. ve B.nin bugün FETÖ olarak

adlandırılan o gün cemaat tabir edilen grubun içerisinde olduğu yönünde geniş

bir kanaat olduğunu, tam olarak hatırlayamadığı bir gün saat 13:00bülteninden

sorumlu olduğu esnada şüpheli Abdullah KILIÇ'ın örgüt lideri Fetullah GÜLEN'e

ait üç - dört dakikalık bir vaaz bölümünü keserek İnternet'ten indirip, haberde

vermesini istediğini, haberin metninin de hazır olduğunu,kendilerine gelen

haberlerin metin kısmını kontrol ettiklerini,o haberin hazır geldiğini,

kendisinin o haberi girdiğini, bu haberin bir iki bülten verilip kaldırıldığını,

zaman zaman bu şekilde haberleriAbdullah KILIÇ ve C.U. bir iki bülten yaptırıp

sonra tüm sistemden sildirdiklerini, bu haberlerin bir yerlerden alındığını

anladıklarını beyan etmiştir.

Tanık M.Y., 2014 yılı Temmuz ayında Habertürk

Televizyonunda haber editörü olarak çalışmaya başladığını, işe başladığımda

haber müdürü C.U., haber koordinatörü Abdullah KILIÇ, genel müdürün ise O.U.

olduğunu, kısa bir süre sonra kanalda o dönem cemaat tabir edilen gruba mensup

bir yapılanmayı fark ettiğini, normalde işleyişte sabah saat : 09:00 - 09:30

gibi editörler, birim şefleri, haber koordinatörü, haber müdürü ve genel yayın

yönetmeninin katıldığı haber toplantılarının yapıldığını, bu toplantılarda

muhabirlerin sahada yakaladıkları haberler ile ilgili görüşülüp nihayetinde

genel yayın yönetmeni veya yerine toplantıya katılmış olanın onayı ile

yapılacak haberler ile ilgili kararlar verildiğini, söz konusu kararlar

alındıktan sonra birim şefleri aracılığı ile muhabirlere dağıtım yapıldığını ve

haberlerin hazırlanmasına geçildiğini, 17-25 Aralık sürecinde Abdullah KILIÇ,

C.U ve O.U.nun onayından geçmeyen hiçbir haberi girme imkanının olmadığını,

yaşadığı birkaç örnekten bu kişilerin o dönem cemaat tabir edilen yapılanmanın

amacı doğrultusunda haberler yapılmasını sağladıklarını anladığını

belirtmiştir.

Tanık S.K. Habertürk televizyonunda 2013 yılı

Şubat ayı ile Kasım ayları arasında kültür sanat editörü olarak çalıştığını,

bağlı olduğu birimin sorumlusunun sanıkAbdullah KILIÇ olduğunu, Abdullah

KILIÇ'ın özelikle o dönem cemaat tabir edilen grubun lehine haberler

yaptırdığını, çalıştığı dönemde Fethullah GÜLEN'in şiirleri ilgili çıkan bir

albümü 'mutlaka tanıtmamız gerekir' şeklinde söylediğini, yine bir gün A.F.Y.yi

Abdullah KILIÇ'ın odasında gördüğünü, Abdullah KILIÇ ve C.U. ve O.U.nun

odasında sık sık toplandıklarını, hatırladığı kadarı ile Necip FAZIL'ın Adnan

MENDERES'ten yardım istemesi ile ilgili 02 Ocak 2013 tarihide Abdullah KILIÇ

imzası ile bir haber yapıldığını, bu haber sonrasında Abdullah KILIÇ’ın 'Tayyip

bey şimdi nasıl da küfür ediyodur. Üstadını nasılda yerle bir ettim.' şeklinde

sevinerek söylemlerde bulunduğunu beyan etmiştir.

Dosyada mevcut HTS analiz raporlarında sanığın

diğer sanıklardan O.U, B.K, M.E.A., A.A., A.T. ve S.K. ile irtibatı tespit

edilmiştir.

Sanığın ayrıca FETÖ/PDY ile bağlantısı tespit

edilen Nema Eğitim Öğretim A.Ş, Ümit Eğitim İşletmeleri A.Ş, Söğüt Öğretim

İşletmeleri A.Ş, Çağ Öğretim İşletmeleri A.Ş, Fatih Üniversitesi ve Ufuk Eğitim

İşletmeleri A.Ş ile irtibatlı olduğu da HTS incelemelerinden anlaşılmıştır.

Sanık Abdullah KILIÇ 2004-2011 yılları

arasında Zaman gazetesinde çalışmış, 2015 yılından sonra da örgüt ile bağını

devam ettirerek Meydan gazetesinde köşe yazarlığı yapmıştır. İkisi arasındaki

dönemde ise Habertürk televizyonunda yönetici konumunda çalışmış ancak tanık

beyanlarından da anlaşıldığı gibi örgütsel tavırlarını devam ettirmiştir.

Gizliliği, tedbirli hareketi temel davranış biçimi kabul eden, kuruluşundan

itibaren örgütlenme ve varlığını sürdürmede temel hareket tarzı olarak

gizliliği, sızmayı esas alan örgütün, medya organlarının ana gövdesini

oluşturan kadrosunun bütünüyle örgüt doktrinini ve stratejisinibenimseyen,

ideolojik motivasyonu üst seviyede olan velideri tarafından gösterilen nihai

hedefe odaklanmış örgüt üyelerinden oluştuğu, kamu kurumlarına, sivil toplum

örgütlerine, siyasi partilere, kısacası tüm toplumsal alanlara farklı

görünümler altında, hukuk dışı yöntemleri de kullanarak üyelerini sızdıran,

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ve Türk Halkı’nın bütününe ait kurumları ele

geçirmeyitemel hareket tarzı olarak kabul eden örgütün kendisine ait kurumlara

ve yapılaradaimi çalışanve yönetici olarak örgüt dışından birilerinin girmesine

izin vermesinin beklenemeyeceği,bu anlamdazaafiyet içerisinde olmasının örgütün

ilk günlerinden bu güne kadar geçen sürede izlediği yol ve yöntemlere, tüm

toplumun gözü önünde gerçekleşen olgulara ve hayatın doğal akışına aykırı

olduğu, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü içerisinde faaliyet göstermeyen, örgüt

üyesi olmayan bir kişinin örgütün medya yapılanması içerisinde ve özellikle en

yaygın, en uzun süreli medya organlarındauzun süreli istihdam edilmeyeceği,

yayın politikası üzerinde etkinlik gösterebilecek yönetici konumunda görev

verilmeyeceği, profesyonel çalışma hayatlarının tamamını ya da önemli bir

kısmını bu medya organlarında geçiren, dönüp dolaşıp yine örgütün medyasında

çalışan veya örgüt medyasında sorumlu düzeyinde bulunan sanıkların örgütün

varlığını bilmeden veörgüt ile organikbağları olmadanklasik bir işveren ve

çalışan durumunda olduklarının kabul edilemeyeceği, bunun yanısıra sanığın

örgütün finans kaynağı olan Bank Asya hesabını aktif olarak kullandığı ve

birden fazla hesabına 2014 ve 2015 yıllarında para yatırmaya devam

ettiği,Habertürk televizyonundaki görevi sona erdikten sonra Fuat Avni

tarafından sahiplenildiği, sonrasında yine örgüt medyası içerisinde yer alarak

Meydan gazetesinde yazdığı yukarıya alıntı yapılan yazılarında örgütün temel

amaç ve fikirleri doğrultusunda hükümeti ve Cumhurbaşkanı’nı halk nezdinde küçük

düşürmeyi, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini teröre destek verir gibi göstererek

uluslararası platformda zor duruma düşürmeyi, örgütü ve örgüt liderini sempatik

göstermeyi amaçladığı, 14-22/12/2014 tarihinde Tahşiye adı verilen soruşturma

nedeniyle gazete çalışanları ve emniyet mensuplarına yönelik soruşturma

işlemleri sırasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün bulunduğu Vatan Caddesi,

Zaman Gazetesi ve İstanbul Adliyesi çevresinde, Bugün gazetesi ve Kanaltürk

televizyonuna kayyum atanması sürecinde 27-29/10/2015 tarihinde Bugün ve

Kanaltürk binaları çevresinde, Zaman Gazetesi’ne kayyum atanması sürecinde

04-06/03/2016 tarihindeZaman gazetesi binası çevresindebulunarak örgüte

desteğini gösterdiği, örgüt ile irtibatlı çok sayıda kurum ile ve yine örgüt

ile irtibatı nedeniyle hakkında soruşturma ve kovuşturma bulunan çok sayıda

kişi ile teması bulunduğu, tanık beyanlarının da sanığın örgüt hiyerarşisi

içerisinde bulunduğunu desteklediği görülmektedir.

Yukarıda açıklanan deliller ışığında sanık

Abdullah KILIÇ’ın örgüt üyeliği açısından eylemlerinde süreklilik, çeşitlilik

ve yoğunluk unsurlarının gerçekleştiği, sanığın FETÖ/PDY’nin fikir ve

ideolojisini benimseyerek bu doğrultuda faaliyetler içerisinde olduğu, silahlı

terör örgütü FETÖ/PDY’nin etkin bir üyesi olduğunun kabulü gerektiği kanaatiyle

sanığın TCK’nun 314/2maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar

verilmiştir."

37. Başvurucu, hükümle birlikte verilen tutuklamaya ilişkin

karara itiraz etmiştir. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 23/3/2018 tarihinde

itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir. Karar 28/3/2018 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

38. Başvurucu 26/4/2018 tarihinde 2018/11874 numaralı bireysel

başvuruyu yapmıştır.

39. Öte yandan başvurucu ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet

hükmüne karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge Adliye

Mahkemesi 2. Ceza Dairesi 22/10/2018 tarihli ilamıyla istinaf başvurusunun

esastan reddine karar vermiştir.

40. Başvurucu tarafından istinaf mahkemesi kararına karşı da

temyiz yoluna gidilmiş olup bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

dava temyiz aşamasında derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

41. İlgili hukuk için bkz. Şahin

Alpay (GK), B. No: 2016/16092, 11/1/2018, §§ 55-64.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

42. Mahkemenin 8/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

43. Başvurucu; tutuklamanın ön şartı olan kuvvetli suç şüphesi

ve tutuklama nedenleri somut olgularla ortaya konulmadan, yazılı savunması

alınmadan, yetersiz gerekçe ile ve masumiyet karinesi gözardı edilerek

tutuklandığını, tutuklama ve tutuklamaya itirazın reddi kararından tutuklamanın

neden gerekli olduğunun anlaşılmadığını, somut bir delil olmadan darbeye

teşebbüs ve terör örgütü üyeliği gibi çok ağır suçlarla itham edildiğini,

damgalandığını, ifade ve basın özgürlüğü kapsamındaki eylemleri nedeniyle tutuklandığını

belirterek Anayasa'nın 13., 19., 26., 28., 36., 38. maddelerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

44. Başvurucu; ikinci başvurusunda ise ikinci tutuklama

kararının hukuka aykırı olduğunu, Savcılık tarafından ifadesi alınmadan formül

gerekçelerle tutuklandığını, tutuklanmasını gerektirecek bir delil olmadığını,

tutuklanmasının ölçülü olmadığını ileri sürmüştür.

45. Bakanlık görüşünde öncelikle 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesindeki tazminat yolunun tüketilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık,

esas bakımından inceleme yapılacak olması durumunda ise başvurucunun hâkimlik

ve mahkeme kararlarına konu yazılarında ve eylemlerinde süreklilik gösteren bir

şekilde FETÖ/PDY lehine çalıştığının ve bu örgütün amaçlarına hizmet ettiğinin

anlaşıldığı tespitlerine yer verildiğini, tutuklama kararlarının başvurucunun

soruşturmaya konu fiillerinden sonra gerçekleşen darbe girişiminin yol açtığı,

daha önce ülkede eşi benzeri olmayan olağanüstü bir durumda verildiğini,

ülkenin ve devletin bekasına yönelik ciddi tehlikenin varlığı, olayın

sıcaklığını koruması, olağanüstü hâl uygulamasının devam etmekte olması gibi

unsurlar bir arada değerlendirildiğinde başvurucu yönünden suç şüphesinin

varlığını doğrulayan belirtilerin soruşturma dosyası kapsamında bulunduğu sonucuna

varılmasının yanlış olmayacağını belirtmiştir. Bakanlık ayrıca somut olayda

soruşturma makamlarının tutuklama nedenlerinin mevcut olduğu yönündeki

değerlendirmelerinin de temelsiz olmadığına dikkat çekmiştir.

46. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında makul şüphe ve

kanıt bulunmaksızın tutuklandığını, kendisi teslim olduğu için kaçma şüphesinin

bulunmadığını, tutuklanmasına gerekçe gösterilen yazılarının suç unsuru

içermediğini, muhalefet liderlerinin söylemlerine benzer söylemlerde

bulunduğunu, Bakanlığın atıf yaptığı delillerin tutuklanmasından sonra ortaya

çıktığını, ikinci kez tutuklanmasına konu olan delillerin ilk soruşturmadaki

deliller olduğunu, aynı delillerle ikinci kez tutuklanmasının hukuka aykırı

olduğunu, ikinci tutuklamada yöneltilen darbeye teşebbüs suçlamasının ve

delillerin tarafsız bir gözlemciyi ikna edecek nitelikte olmadığını ileri

sürmüştür. Başvurucu ayrıca klişe gerekçelerle, herhangi bir kişiselleştirilme

yapılmadan, alternatif tedbirler dikkate alınmadan tutukluluğunun uzun süre

devam ettirildiğini belirtmiştir.

2. Değerlendirme

47. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

48. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması

kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen

güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,

savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin

yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,

vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı

suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile

saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

49. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

50. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun

hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

51. Anayasa Mahkemesi (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191) kararında, olağanüstü yönetim

usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel

başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve

özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre

olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel

başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin

olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi

uyarınca yapılacaktır.

52. Anayasa Mahkemesi darbe teşebbüsüyle bağlantılı suçlardan

uygulanan tutuklama tedbirlerinin ve -doğrudan teşebbüsle bağlantılı olmasa

bile- teşebbüsün arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan

uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğinin incelenmesinde Anayasa'nın 15.

maddesinin dikkat alınacağını belirtmiştir (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 237-241; Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 56-57).

53. Somut olayda başvurucu hakkında uygulanan her iki tutuklama

tedbirine konu suçlamaların bu kapsamda olması nedeniyle bu tedbirlerin hukuki

olup olmadığının incelenmesi de Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında

yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde

ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

b. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

i. İlk Tutuklama Kararı

Bakımından

54. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

55. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53-54).

56. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla tutuklamanın

ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin bulunmasıdır. Bunun

için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi

gerekir (Mustafa Ali Balbay, B.

No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

57. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının "kaçma" ya da "delillerin yok edilmesini

veya değiştirilmesini" önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir.

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya

sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık,

mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında

kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir.

Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama

nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58-59).

58. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların "ölçülülük" ilkesine aykırı

olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak hususlardan biri

tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak olan yaptırımın

ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas

Aslan, § 72).

59. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen

hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine

tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları

dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının

gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Gülser

Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 123-124).

60. Somut olayda başvurucu 29/7/2016 tarihinde İstanbul 1. Sulh

Ceza Hâkimliğince, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen

FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı

terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

kanuni dayanağı bulunmaktadır.

61. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

62. Başsavcılığın tutuklama talep yazısında başvurucu yönünden

tutuklamaya esas olmak üzere suç şüphesinin varlığını gösteren olguların

bulunduğu belirtilmiştir. Başsavcılık bu bağlamda başvurucu tarafından yazılan

bazı köşe yazıları ile başvurucunun sosyal medyadaki paylaşımlarına

değinmiştir. Tutuklama kararında ise bu yönde bir açıklama veya değerlendirmeye

yer verilmediği görülmektedir.

63. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede söz konusu köşe

yazılarının ve sosyal medya paylaşımlarının içeriği belirtilmiş; bunun yanı

sıra başvurucuya yöneltilen suçlama bakımından dayanılan temel olgular arasında

yer alan tanık beyanları ortaya konulmuştur. Bu kapsamda dinlenen tanıkların

başvurucunun Habertürk TV'de çalıştığı dönemde onunla birlikte çalışan medya

mensupları olduğu görülmektedir.

64. Tanıklardan M.Y. Habertürk TV'de haber editörü olarak

çalıştığını, Kanalda o dönem "cemaat" olarak tabir edilen gruba

mensup bir yapılanmanın olduğunu fark ettiğini, 17-25 Aralık soruşturmaları

sürecinde de kanalda bulunduğunu, söz konusu soruşturmalara ilişkin ilk operasyonun

yapıldığı 17 Aralık (2013) günü haber koordinatörü olan başvurucunun mutad

vaktinden önce kanal binasına geldiğini, başvurucu ile birlikte editör

masasında bulunan O.U. ve C.U.nun ellerinde 17 Aralık soruşturması ile ilgili

fezlekenin olduğunu ancak bu kişilerin kendisine ve diğer editörlere bu

fezlekeye bakma izni vermediklerini ifade etmiştir. Tanık ayrıca 25 Aralık

soruşturması ile ilgili olarak saat 17:00'deki haber bülteninin sorumlu editörü

kendisi olmasına rağmen kendisinin bilgisi olmaksızın yayın sırasında son

dakika haberi olarak aralarında Başbakan'ın oğlunun da olduğu çok sayıda iş

adamı hakkında gözaltı kararı bulunduğu şeklinde bir haber bandının ekrana

verildiğini, bu gözaltı kararının doğru olmadığı yönündeki haberin ise

yayımlanmasının başvurucu tarafından geciktirildiğini, yine FETÖ/PDY ile

bağlantılı olduğu bilinen bir milletvekilinin manifesto niteliğindeki

partisinden istifasına ilişkin mektubunun kendisinin yayın editörü olduğu bir

bültende bilgisi dışında muhabir tarafından okunduğunu ifade etmiştir.

65. Tanık S.K. Habertürk TV'de kültür sanat editörü olarak

çalıştığını, başvurucunun kanalda yayımlanan haberlerin FETÖ/PDY lehinde olması

için gayret gösterdiğini, Fetullah Gülen'in şiirleri ile ilgili bir albümü

tanıtmaları gerektiğini söylediğini, kanalda çalıştığı dönemde aralarında

başvurucunun da olduğu FETÖ/PDY mensubu kişilerin faaliyetlerinin hissedilir

şekilde görülmekte olduğunu dile getirmiştir. Tanık Ö.T. ise editör olarak

çalıştığı kanalda başvurucunun Fetullah Gülen'in vaazlarından oluşan ve metni

hazırlanmış birkaç dakikalık bölümü haberlerde vermesini istediğini beyan

etmiştir.

66. Tanık Y.Ç. 7 Şubat MİT krizi sırasında (7/2/2012 tarihinde

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında MİT

Müsteşarı hakkında gözaltı kararı verilmiştir) başvurucunun kendisini arayarak

hemen yayına bağlanmasını ve MİT Müsteşarı'nın -sefer sayısı ve koltuk numarası

gibi bilgiler verilerek- ifade vermek üzere İstanbul'a doğru yola çıktığını

söylemesini istediğini, kendisinin bunu kabul etmemesi üzerine başvurucu

tarafından işten atılmakla tehdit edildiğini, sonrasında yayına bağlanan bir

muhabir aracılığıyla gerçeğe aykırı bir şekilde bu yöndeki haberin

yayımlandığını ifade etmiştir. Kanalda haber müdür yardımcısı olarak görev yapan

tanık E.K. ise 7 Şubat MİT krizi sürecinde yayımlanan haberleri başvurucunun da

aralarında bulunduğu birkaç kişinin getirdiğini, bu süreçte MİT krizi gibi

FETÖ/PDY ile ilişkili durumlar söz konusu olduğunda haberlere ilişkin olağan

prosedürlerin devre dışı bırakıldığını, başvurucunun 17-25 Aralık

operasyonlarından hemen sonra FETÖ/PDY ile olan irtibatının fazlasıyla deşifre

olması nedeniyle işten çıkarıldığını söylemiştir.

67. Buna göre soruşturma mercilerince, yukarıda özetlenen tanık

beyanlarında yer alan ve belirli olaylara ilişkin olan somut açıklamaların

başvurucunun Habertürk TV'de görev yaptığı dönemde örgütsel bir tavır ile

FETÖ/PDY lehine veya bu yapılanmanın amaçları doğrultusunda faaliyette

bulunduğu, dolayısıyla da bu örgütle bağlantılı bir suç işlediği hususunda

kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfi bir yaklaşım

olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Nitekim Anayasa Mahkemesi şüpheliler ile

FETÖ/PDY arasında örgütsel bir bağlantı bulunduğuna işaret eden ve belirli olaylara

ilişkin somut olgular içeren tanık beyanlarının kuvvetli suç belirtisi olarak

kabul edilebileceğine dair çok sayıda karar vermiştir (bu yöndeki kararlar için

bkz. Selçuk Özdemir, § 75; Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, §

58; Recep Uygun, B. No:

2016/76351, 12/6/2018, § 43; İsmail Çıtak, B.

No: 2016/78629, 28/11/2019, § 52).

68. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede, tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı

edilmemelidir. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile

bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekilde

toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için

tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir.

Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında

ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde

delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha

fazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 271, 272; Selçuk Özdemir, §§

78-79).

69. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütüne üye olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin

Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni

varsayılabilen suçlar arasındadır. Dolayısıyla tutuklama kararının

verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel

koşulları birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden tutuklama nedenlerinin

mevcut olduğu söylenebilir.

70. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği

ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer

ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350). Somut

olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu sonucuna varılmasının keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

72. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

ii. İkinci Tutuklama

Kararı Bakımından

73. Bir suç isnadına bağlı olarak tutuklulukla ilgili

şikâyetleri içeren bireysel başvurunun -ilk derece mahkemesince hüküm ile

birlikte verilen tutukluluğun devamı kararına itiraz edilmemiş ise- kararın

verildiği tarihten itibaren, itiraz edilmiş ise itiraz merciince verilen

kararın öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir (Muhammet Ömeroğlu, B. No: 2014/657,

17/5/2016, § 40). Başvurucu ikinci tutukluluğa ilişkin şikayetlerini ikinci

başvurusunda dile getirmiştir. Başvurucu ikinci başvurusunu hükümle birlikte

verilen tutuklamaya ilişkin karara yaptığı itirazın reddi kararının tebliğinden

itibaren 30 gün içerisinde yapmıştır (bkz. §§ 37-38). Dolayısıyla başvurunun

süresinde olduğu kabul edilmelidir.

74. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

75. Genel ilkeler için bkz. §§ 54-59; Şahin Alpay §§ 77-91.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

76. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

yargılandığı davada tahliye edildikten sonra başlatılan yeni bir soruşturma

kapsamında 14/4/2017 tarihinde bu kez anayasal düzeni ve hükûmeti cebren değiştirme

ve yıkmaya teşebbüs suçlarından 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

kanuni dayanağı bulunmaktadır.

77. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

78. Somut olayda ikinci tutuklama kararında başvurucunun Zaman

ve Meydan gazetelerinde çalıştığı, 21/11/2012-23/11/2012 tarihlerinde yurt

dışında bulunduğu, aralarında örgüt yöneticilerinin de olduğu FETÖ/PDY

mensupları ile telefon irtibatı olduğu, örgüte ait banka olan Bank Asyanın

kurtarılması için örgüt lideri Fethullah Gülen'in talimatı üzerine 2013 yılı

Aralık ayı ile 2015 yılı arasındaki dönemde Bankaya para yatırdığı, Zaman ve

Bugün gazeteleri ile Kanaltürk'e kayyım atanması sonrasında protesto

gösterilerinin yapıldığı yerlerin çevresindeki baz istasyonlarından başvurucunun

telefon sinyalinin alındığı, basın-yayın ve medya yapılanmasında faaliyette

bulunduğu, bu kapsamda örgütle eylem ve fikir birliği içinde hareket ettiği ve

darbe girişimi eylemlerinin etki ajanlığı görevini yaptığı belirtilmiştir.

79. İkinci tutuklama kararında dayanılan bu olgulardan

başvurucunun FETÖ/PDY mensuplarıyla ile telefon irtibatının bulunması ve

protesto gösterilerine katılması dışındaki olguların ilk tutuklama kararına

ilişkin suçlamanın da dayanakları arasında olduğu görülmektedir (bkz. §§

21-25).

80. Başvurucunun silahlı terör örgütü üyeliği suçundan

yargılaması devam ederken yeniden başlatılan bir soruşturma kapsamında bu kez

anayasal düzeni ve hükûmeti cebren değiştirme ve yıkmaya teşebbüs suçlarından

tutuklanması söz konusu olmuşsa da bu tutuklamaya konu soruşturma dosyasında ve

iddianamede yer alan olguların ilk derece mahkemesince darbe teşebbüsüyle

ilgili olduğu yönünde bir değerlendirme yapılmamıştır. Mahkemenin her iki

tutuklama tedbirine konu dosyalardaki suçlamaya dayanak eylemleri bir bütün

olarak silahlı terör örgütü üyeliği suçu yönünden değerlendirdiği görülmektedir

(bkz. § 36). Bu durumda somut olayın koşullarında başvurucu hakkında uygulanan

ikinci tutuklama tedbirine konu eylemlerin de terör örgütü üyeliği suçuna yönelik

olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim her iki tutuklama kararında ve iddianamede

dayanılan suçlamaya ilişkin temel olgular büyük oranda aynıdır.

81. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi başvurucu hakkında uygulanan

ilk tutuklama tedbirinin hukukiliğini incelerken başvurucunun Habertürk TV'de

çalıştığı döneme ilişkin eylemlerine dair tanık beyanlarının kuvvetli suç

belirtisi olarak kabul edilebileceğini değerlendirmiştir (bkz. §§ 63-67). Bu

tespitin gerçekte aynı suçlamaya, dolayısıyla uygulanan ikinci tutuklama tedbiri

yönünden de geçerli olduğu söylenebilir. Kaldı ki ikinci tutuklama kararının

dayanaklarından biri olan telefon görüşmelerinin de somut olayın koşullarında

kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkündür. Zira bu kişiler arasında

FETÖ/PDY'nin üst düzey yöneticilerinin olduğu görülmektedir. Bu bağlamda

başvurucunun görüşme yaptığı tespit edilen İ.Ç.nin FETÖ/PDY'nin Ruanda ülkesi

sorumlusu, H.Ö.nün örgütün lideri olan Fetullah Gülen'e doğrudan bağlı olan

molla heyeti üyesi, T.B.nin ise örgütün Kuzey Irak ve Ortadoğu imamı olduğu

ifade edilmiştir (bkz. §§ 31-33).

82. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının ve tutuklamanın ölçülülüğünün

değerlendirilmesi gerekir.

83. Başvurucu hakkında devam olunan yargılamada 31/3/2017

tarihinde başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Tahliye kararı veren

Mahkemenin başvurucunun kaçma şüphesinin veya delilleri etkileme riskinin devam

ettiği yönünde bir kanaatinin olduğunu söylemek mümkün değildir. Nitekim

Mahkeme tahliye ile birlikte yalnızca yurt dışı çıkış yasağı şeklindeki adli

kontrol tedbirini yeterli görmüştür. Dahası, tahliye kararı verilen duruşmada

hazır bulunan Cumhuriyet savcısı da görüşünde

"dosya kapsamında üzerlerine atılı suç bakımından haklarındaki delil

durumu ve üzerlerine atılı delillerin büyük oranda toplanmış olması, içlerinden

bazı sanıklar hakkındaki suç vasfının değişme ihtimalinin bulunması,

tutukluluğun tedbir mahiyetinde bulunması ve gözaltında ve tutuklulukta

geçirdikleri süreler dikkate alınarak" başvurucunun da

aralarında olduğu bazı sanıkların tahliye edilmeleri gerektiğini ifade

etmiştir. Başvurucu hakkında verilen tahliye kararına karşı Başsavcılık

tarafından bir itirazda da bulunulmamıştır.

84. Buna karşın başvurucunun tahliyesine karar verildiği gün

Başsavcılık tarafından başlatılan yeni bir soruşturma kapsamında yukarıda da

değinildiği üzere genel olarak aynı olgulardan hareketle yeniden tutuklama

tedbiri uygulanmıştır. Başvurucu tahliye edildiği gün gözaltına alınmış ve

sonrasında isnat edilen suçların katalog

suçlar arasında yer aldığı ve suçlara ilişkin yaptırımın alt sınırları dikkate

alındığında adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı gerekçesiyle

tutuklanmıştır. Esasen, ilk derece mahkemesinin karar ve değerlendirmelerinden

de anlaşılacağı üzere ikinci tutuklama tedbirine konu suçlama ilk tutuklama

tedbirine konu suç ile temelde aynı olgulara dayanmaktadır. Buna göre gerçekte

her iki tutuklama tedbiri aynı suça ilişkindir.

85. Bu durumda -yargılandığı davada tahliye edilmiş olan-

başvurucu bakımından temelde aynı suça ilişkin olgulardan hareketle başlatılan

bir soruşturma kapsamında yeniden tutuklama tedbirinin uygulanmasını zorunlu

kılan tutuklama nedenlerinin neler olduğunun ve neden tutuklama tedbirinin

ölçülü görüldüğünün tutuklamaya ilişkin kararlarda yeterince ifade edildiğini

veya somut olayın özelliklerinden anlaşıldığını söylemek mümkün değildir.

86. Açıklanan gerekçelerle başvurucu hakkında uygulanan ikinci

tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan

güvencelere aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

87. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde temel

hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını

düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının

incelenmesi gerekir.

d. Anayasa'nın 15.

Maddesi Yönünden

88. Anayasa'nın 15. maddesine göre savaş, seferberlik,

sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının

kısmen veya tamamen durdurulabilmesi ve bunlar için Anayasa'nın diğer

maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkündür.

Ancak Anayasa'nın 15. maddesi, bu hususta kamu otoritelerine sınırsız bir yetki

tanımamaktadır. Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı

tedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve

özgürlüklere dokunmaması, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı

bulunmaması ve durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. Anayasa Mahkemesince

Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme bu ölçütlerle sınırlı

olacaktır. Mahkeme bu incelemenin usul ve esaslarını ortaya koymuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 192-211,

344).

89. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı savaş, seferberlik,

sıkıyönetim ve olağanüstü hâl gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği

dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması

yasaklanan çekirdek haklar arasında değildir. Dolayısıyla bu hak yönünden

olağanüstü hâllerde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması

mümkündür (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 196, 345).

90. Ayrıca anılan hakkın milletlerarası hukuktan kaynaklanan

yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerden özellikle Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası

Sözleşme'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme'ye ek protokollerde

dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında olmadığı gibi somut olayda

başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan söz konusu müdahalenin

milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü

dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da

saptanmamıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 199, 200, 346; Turhan Günay

[GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, § 86).

91. Bununla birlikte kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı devletin

bireylerin özgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına alan

temel bir haktır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK],

B. No: 2015/18567, 25/2/2016, §

62). Kişilerin keyfî olarak hürriyetinden yoksun bırakılmaması, hukukun

üstünlüğüyle bağlı olan bütün siyasal sistemlerin merkezinde yer alan en önemli

güvenceler arasındadır. Bireylerin özgürlüklerine yönelik müdahalenin keyfî

olmaması, olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de uygulanması

gereken temel bir güvencedir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 347).

92. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim

rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan

tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme, bunun

"durumun gerektirdiği ölçüde" olup olmadığının belirlenmesidir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 202).

93. Başvurucu hakkında yargılandığı davada duruşmaya katılan

Cumhuriyet savcısının da görüşü doğrultusunda tahliye kararı verilmesinden

hemen sonra temelde aynı olgulardan hareketle başlatılan yeni bir soruşturma

kapsamında uygulana tutuklama tedbirinin olağanüstü hâl döneminin koşullarında

"durumun gerektirdiği bir tedbir" olarak kabulü oldukça zordur. Bu

bağlamda tutuklamaya karar veren Sulh Ceza Hâkimliği, başvurucu hakkında

temelde aynı suçlamaya yönelik olarak görülmekte olan davada Ağır Ceza Mahkemesince

verilen tahliye kararının gerekçesinde yer alan değerlendirmelerden neden

ayrıldığını ya da olağanüstü hâl durumunun başvurucunun tutuklanmasını neden

gerekli kıldığını açıklayan bir gerekçe sunmamıştır. Anayasa Mahkemesi de darbe

teşebbüsünden yaklaşık dokuz ay sonra uygulanan bu ikinci tutuklama tedbirini,

somut olayın yukarıda etraflıca açıklanan özellikleri dolayısıyla olağanüstü

hâlin gerekli kıldığı bir önlem olarak değerlendirmemektedir.

94. Bu nedenle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde de- başvurucunun her iki tutuklama kararı yönünden de

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Muammer TOPAL ve Recai AKYEL bu görüşe katılmamışlardır.

95. Öte yandan başvurucu her iki tutuklama tedbiri nedeniyle

ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de somut

olayda suç işlendiğine yönelik kuvvetli belirti olduğuna ilişkin tespitin

başvurucunun yazılarına değil de temel olarak tanık beyanlarına dayalı olarak

yapılmış olması ve yine ikinci tutuklama kararı yönünden kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmış olması nedenleriyle bu

iddianın ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

B. Hükümle Birlikte

Verilen Tutuklulama Kararının Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

96. Başvurucu, hükümle birlikte verilen tutuklulama kararının

hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

97. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdeki iddialarına

ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.

2. Değerlendirme

98. Anayasa Mahkemesi; bir kimsenin yargılanmakta olduğu davada

ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olması ve hükümle birlikte tutukluluğun

devamına veya tutuklamaya karar verilmesi hâlinde hüküm sonrasındaki tutulma

hâlinin suç isnadına bağlı olarak değil mahkûmiyete bağlı tutma olarak kabul

edilmesi gerektiğini, bireysel başvuru incelemesi açısından tutuklamanın

şartları ile mahkûmiyet kararı verilmesi arasındaki esaslı farkın bunu

gerektirdiğini ifade etmiştir. Zira mahkûmiyete karar verilmekle isnat olunan

suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekte

ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya hükmedilmektedir.

Anayasa Mahkemesi bu durumdaki tutulmanın kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama

nedenine dayalı olan suç isnadına bağlı tutma niteliğinde olmadığının açık

olduğunu, ayrıca hükümle birlikte verilen tutukluluğun devamı veya tutuklama

kararı sonrasındaki hürriyetten yoksun kalmanın mahkûmiyete bağlı tutma olarak

kabulü için mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinin de zorunlu olmadığını

belirtmiştir (Korcan Pulatsü, B.

No: 2012/726, 2/7/2013, § 33).

99. Buna göre başvurucunun suç isnadına bağlı tutulma hâli,

hakkında ilk derece mahkemesince mahkûmiyet kararının verildiği 8/3/2018

tarihinde sona ermiştir. Başvurucunun bu tarihten sonraki döneme ilişkin olarak

hürriyetinden yoksun kalması, Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası

kapsamında bir suç isnadına bağlı tutma niteliğinde değil aynı maddenin ikinci

fıkrası kapsamında mahkûmiyete bağlı tutma, bir diğer ifadeyle "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların

ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" niteliğindedir (Ç.Ö. [GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018, §

37).

100. Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen

"mahkemelerce verilmiş hürriyeti

kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi"

ile bağlantılı bir ihlal iddiası söz konusu ise Anayasa Mahkemesinin görevi

kişinin hürriyetten yoksun bırakılmasının kısmen ya da tamamen bu koşullarda

gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit etmekle sınırlıdır (Ç.Ö., § 38). Bu kapsamda yapılan

incelemede başvurucunun mahkûmiyet kararını ve mahkûmiyete bağlı tutma kararını

veren mercinin bir mahkeme olmadığı, kararın hürriyeti kısıtlayıcı bir

niteliğinin bulunmadığı veya hürriyetten yoksun bırakılmanın mahkemece verilen

hürriyeti kısıtlayıcı ceza ya da tedbirinin kapsamını aştığı şeklinde bir

iddiasının bulunmadığı görülmektedir. Anayasa Mahkemesince de bu yönde herhangi

bir tespite varılmamıştır.

101. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun mahkûmiyet hükmü ile

birlikte verilen tutukluluğun devamı kararı üzerine tutulması yönünden bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

C. Mahkemenin Tarafsız

Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

102. Başvurucu; mahkûmiyet kararıyla birlikte verilen tutuklama

kararına itiraz ettiğini ancak itirazı inceleyen mahkeme başkanının ilk

tutuklama kararını veren hâkim olduğunu, itirazı inceleyen mahkemenin tarafsız

ve bağımsız olmadığını, hüküm verildikten sonra tahliye talebinin reddedilmesi

nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

103. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdeki iddialarına

ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.

2. Değerlendirme

104. Anayasa'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin bağımsız ve

tarafsız mahkemelerce kullanılacağı açıkça hükme bağlanmış; 138. maddesinde ise

mahkemelerin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı

yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez;

genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz." Bağımsızlık,

mahkemenin bir uyuşmazlığı çözümlerken yasamaya, yürütmeye, davanın tarafları

ile çevreye ve diğer yargı organlarına karşı bağımsız olmasını, onların etkisi

altında olmamasını ifade etmektedir (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

105. Bir mahkemenin idareye ve davanın taraflarına karşı

bağımsız olup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanma şekli ve onların

görev süreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemenin bağımsız

olduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz etmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 28).

106. Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalar karşısında

bizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevli hâkimin tutumu

üzerinden açıklanmaktadır. Öncelikle mahkemelerin kuruluşu ve yapılanmasıyla

ilgili yasal ve idari düzenlemelerin tarafsız olmadığı izlenimini vermemesi

gerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık, mahkemelerin bağımsızlığı ile

bağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için öncelikle bağımsızlık ön koşulu

gerçekleşmeli ve ek olarak kurumsal yönden de taraf görüntüsü verecek bir

yapılanma oluşmamalıdır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

107. Mahkemelerin tarafsızlığını ifade eden ikinci unsur,

hâkimlerin görülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davaya

bakacak olan hâkimin davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve ön yargısız

olması, hiçbir telkin ve baskı altında kalmadan hukuk kuralları çerçevesinde

vicdani kanaatine göre karar vermesi gerekir. Aksi yöndeki davranışlar ise

hukuk düzenince disiplin ve ceza hukuku alanındaki yaptırımlara tabi

kılınmıştır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

108. Yukarıda yer alan ilkeler ışığında somut olay

değerlendirildiğinde başvurucu hakkında hükümle birlikte verilen tutukluluğun

devamı kararına karşı yapılan itirazı inceleyen mahkeme başkanının ilk

tutuklama kararı veren hâkim olmasının bu hâkimin tarafsızlığına işaret eden

bir durum olarak kabulü mümkün değildir. Bu bağlamda şüpheli veya sanıklar

hakkında uygulanan koruma tedbirlerine ilişkin olarak yargı makamları

tarafından birtakım değerlendirmeler yapılması kural olarak mahkemelerin

tarafsızlığına aykırı bir durum şeklinde yorumlanamaz. Söz konusu

değerlendirmelerin mahkemelerin tarafsızlığını açıkça ihlal eder boyutta olduğu

kimi durumlarda bu yönde bir incelemenin yapılması söz konusu olsa da somut

olayda böyle bir durum mevcut değildir.

109. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

110. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

111. Başvurucu ilk başvurusunda 1.000.000 TL, ikinci

başvurusunda 100.000 Avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

112. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler

belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte

ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun

ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal

edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506,

7/11/2019).

113. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine

karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz

edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani

ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle

ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan

karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,

varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu

bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

114. Başvuruda, ikinci tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Başvurucu, yargılandığı dava kapsamında hapis cezasıyla cezalandırılmış

ve dolayısıyla suç isnadına bağlı tutukluluğu sona ermiştir (bkz. § 36). Bu

durumda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

115. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 25.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

116. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

117. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 534,20 TL harç ve 3.000

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.534,20 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın birinci tutuklama kararı

yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ikinci tutuklama kararı

yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

3. Hükümle birlikte verilen tutuklulama kararının hukuka aykırı

olduğuna ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

4. Hükümle birlikte verilen tutukluluğun devamı kararına yönelik

itirazı inceleyen mahkemenin tarafsız olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. İkinci tutuklama kararı yönünden Anayasa'nın 19. maddesinde

güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE

Muammer TOPAL ve Recai AKYEL'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Başvurucuya net 25.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 534,20 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

3.534,20 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 25. Ağır Ceza

Mahkemesine (E.2017/67) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

8/1/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

Dosyanın incelenmesinden, 15.7.2016 tarihinde yapılan darbe

teşebbüsünün hemen ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

başvurucuyla birlikte otuz beş kişi hakkında, FETÖ/PYD’nin medya yapılanmasıyla

bağlantılı olarak soruşturma başlatıldığı, 29.7.2016 tarihli tutuklama

kararının silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma iddiasına dayalı olduğu,

bu karar verilirken başvurucunun, 28.7.2016 tarihli açık kaynak raporundaki

iddianamede de alıntılanan “Üst aklın cemaati yok etme projesi!”, “Eyyy RTÜK

eyyy muhalefet keyfiniz bilir!”, “Eşkıya uyduya hükümdar olmaz!”, “Cemaatin

malı deniz, yemeyen keriz”, “Sıkıysa yaz, çiz ya da konuş!” başlıklı yazılarına

ve sosyal medya paylaşımlarına dayanıldığı anlaşılmıştır. İddianamede M.Y.,

S.K., Ö.T., Y.Ç., E.K. isimli tanıkların beyanlarına yer verilmiştir. Tanıklar

kendi gözlem ve deneyimlerine dayalı beyanlarını ayrıntılı bir şekilde

soruşturma aşamasında ifade etmişlerse de duruşmalarda, tanıklardan M.Y. ve

E.K. soruşturma safhasında söylediklerini inkâr etmişlerdir. Bu inkarların

soruşturma aşamasındaki ifadeleri dayanaksız kılması mümkün değildir.

Savcılığın 31.3.2017 tarihli tahliye talebi üzerine başvurucunun tahliyesine

karar verilmiştir. Başvurucunun tahliye edildiği gün başlatılan soruşturma

çerçevesinde 31.3.2017 tarihinde, başvurucu hakkında yakalama ve gözaltı kararı

verilmiştir. Başvurucunun 14.4.2017 tarihinde, anayasal düzeni ve hükûmeti

cebren değiştirme ve yıkmaya teşebbüs suçlarından tutuklanmasına karar

verilmiştir. Tutuklama kararında özetle, başvurucunun zaman gazetesinin kültür

sanat muhabirliğini yaptığı, sonrasında örgüte ait meydan gazetesinde

çalıştığı, örgütün üst düzey yapılanmasında bulunan molla heyeti üyesi olan

H.B.Ö ve T.B. gibi kişilerle yoğun bir telefon görüşmesinin bulunduğu, diğer

örgüt üyelerinden E.Ş., R.Ş., A.F.Y. ve F.S. gibi bir çok kişiyle iletişiminin

bulunduğu, örgütsel bir eylem olarak Zaman gazetesi, Bugün TV, Kanaltürk’e

kayyum atanma sürecinde protesto eylemlerine katıldığı, bu şekilde toplumda

“özgür basın susturulamaz” şeklinde algı oluşturulmasının hedeflendiği,

başvurucunun FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün basın-yayın ve medya

yapılanmasında faaliyette bulunduğu, bu kapsamda eylem ve fikir birliği

içerisinde hareket ettiği, darbe girişimi eylemlerinin etki ajanlığı görevini

ifa ettiği dikkate alınarak kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, suçların katalog

suçlar arasında yer aldığı, suçların alt sınırları dikkate alındığında adli

kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı gerekçesiyle başvurucunun tutuklanmasına

karar verildiği anlaşılmıştır.

Başvurucu ile ilgili olarak Habertürk kanalında çalıştığı döneme

ilişkin çok sayıda tanık beyanının da bulunduğu görülmektedir. Bu tanık

beyanlarının her ne kadar inkâr edilmiş olsalar da güçlü belirti olmadığı

söylenemez. İkinci soruşturmadaki fiillere bakıldığında ise ilk soruşturmaya

konu fiillerden bağımsız olmadığı, aksine onların devamı niteliğinde olduğu

görülmektedir. Zira örgüt üyeliği birbirini destekleyen, birbiriyle ilintili

olan fiillerin bir bütününü ifade etmektedir. Bu durumda birinci soruşturmada

var olduğu kabul edilen kuvvetli suç şüphesinin ikinci soruşturmada da var

olduğunu kabul etmek gerekir.

Diğer taraftan, ikinci tutuklama kararının dayanaklarından biri

olan telefon görüşmelerinin de somut olayın koşullarında kuvvetli suç şüphesi

olarak kabulünün mümkün olduğu, bu kişilerin arasında FETÖ/PDY’nin üst düzey

yöneticilerinin bulunduğu çoğunluk tarafından da kabul edilmektedir. Bu durumda

tutuklana tedbirinin meşru bir amacının bulunduğunu ve ölçülü olduğunu kabul

etmek gerekir.

Açıklanan nedenlerle, başvurucu hakkındaki ikinci tutuklama

kararında da suç işlendiğine dair kuvvetli şüphenin ve tutuklamanın meşru

amacının bulunduğu; dolayısıyla bu tedbirin uygulanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediği kanaatine vardığımızdan aksi

yöndeki çoğunluk kararına katılmadık.

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör : Yusuf Enes KAYA Başvurucu : Abdullah KILIÇ Vekili : Av. Ziya Metehan ARISOY Üye Muammer TOPAL Üye Recai AKYEL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/25356, 8 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. kiliç@meydangazetesi.com.tradresinde 20
  7. A. kiliç@meydangazetesi.com.tradresinde 16
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Tutuklamanın Hukuki
  11. B. No: 2015/18567, 25/2/2016, §
  12. B. Hükümle Birlikte
  13. C. Mahkemenin Tarafsız
  14. D. 6216 Sayılı Kanun'un
  15. B. İkinci tutuklama kararı yönünden Anayasa'nın 19. maddesinde
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  17. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Karşı Oy
  19. M. Emin KUZ
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/25356
Tarih
8 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Abdulaziz Kaya Başvurusu (B. No: 2015/19363)
  • Abdurrahman Balic ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/2434)
  • Tüncay Yıldız ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/12717)
  • Aykut Küçükkaya Başvurusu (B. No: 2014/15916)
  • Candaş Kat ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/5053)
  • Alper Merdoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/11702)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.