İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdullah Koç Başvurusu (B. No: 2018/4912)

1. Başvuru, Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen olaylar

Başvuru No2018/4912Tarih10 Mart 2021Okuma28 dk · 5.550 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Abdullah Koç Başvurusu

Karar tarihi
10 Mart 2021
Başvuru Numarası
2018/4912
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.550 kelime·28 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen olaylar

sırasında yüzüne yabancı cisim isabet etmesi sonucu yaralanma meydana gelmesi

ve buna ilişkin ceza soruşturmasının etkili yürütülmemesi nedeniyle kötü

muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 5/2/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. 1991 doğumlu olan ve boyacılık işiyle geçimini sağladığını

beyan eden başvurucu, olay tarihinde Ankara'da yaşamaktadır. Başvurucu, ülke

genelinde gerçekleşen ve Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen protesto

gösterilerinin 2/6/2013 tarihinde Kızılay Meydanı'nda yapılan kısmına

katılmıştır.

10. İddiaya göre başvurucu, kolluk görevlilerinin

gösteriye müdahalesi sırasında yüzüne plastik mermi isabet etmesi neticesinde

yaralanmıştır. Tedavi amacıyla önce Ankara Çağ Hastanesine götürüldüğünü ancak

yaralanmasının ileri tetkik ve tedavi gerektirmesi nedeniyle başka hastaneye

sevk edildiğini ifade eden başvurucunun tedavisi Ankara Eğitim ve Araştırma

Hastanesinde (Eğitim ve Araştırma Hastanesi) yapılmıştır.

11. Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından başvurucu

hakkında 2/6/2013 tarihinde sağlık raporu düzenlenmiştir. Raporun ilgili kısmı

şöyledir:

"Yüzüne plastik mermi gelme

öyküsüyle başvurduğu, sağ maksillada burun 1 cm lateralinde 1,5x1,5 cm açık

yara, içerisinde yabancı cisim olduğu, BT; sağ maksiller düzeyinde cilt

altıdoku şişliği ve çok sayıda milimetrik yabancı cisim olduğu,

Plastik cerrahi konsültasyon raporunda,

sağ masolabial superiorda yaklaşık 4x3 cmlik burun sağ alar kanadın 0,5 cm sini

de etkileyen etrafında yaklaşık 3 mmlik alanın yanık olduğu doku defekti mevcut

olduğu, defektin içinde dışardan gözüken plastik yabancı cisim olduğu, doku

defektinin etrafında ve burun sağ alar kanatta hipoestezi tarif ettiği,

maksillar ön çekmece testi negatif olduğu, mandibula bimanual muayenesinde

krepitasyon alınmadığı, BT 'de (yoğunluktan dolayı tomografi dışardan gözüken

yabancı cisimler çıkarılıp ilk müdahale yapıldıktan sonra çekilebildiği), sağ

maksiller sinüs anteriorda milimetrik metalik dansite veren yabancı cisim

olduğu, LAA uygun saha temizliği sonrası defekten 2 adet yaklaşık 2x2 cmlik ve

2x1 cmlik plastik yabancı cisim çıkarıldığı, hastanın ölü ve parçalanmış

dokuları debride edildiği, sağ nasolabial parçalanmış kas dokuları uygun

yerlerine sütüre edildi, primer sütürasyon uygun pansumanını takiben operasyon

sonlandırıldığı, fraktür hattı olmadığı..."

A. Ceza

Soruşturması Süreci

12. Başvurucuya uygulanan cerrahi operasyonla

başvurucunun yüzünden iki plastik yabancı cisim çıkarılmış ve bu

cisimler başvurucuya teslim edilmiştir. Başvurucu bu cisimlerin plastik

mermi parçaları olduğunu iddia ederek bu cisimleri delil olarak dilekçesine

eklemek suretiyle yaralanmasında sorumluluğu olan kolluk görevlileri hakkında

5/6/2013 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) şikâyette

bulunmuştur.

13. Savcılık tarafından başvurucunun tedavi evrakları ile

hakkında düzenlenen sağlık raporları Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğüne (Adli Tıp

Kurumu) gönderilerek başvurucunun yaralanmasının niteliğinin belirlenmesi talep

edilmiştir. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen 16/10/2014 tarihli raporun

ilgili kısmı şöyledir:

"Yapılan muayenesinde; sağ

nazolabilal bölgede 1,5x0,7 cmlik alanda çevre cilt dokutan çökük görünümde ve

koyu renkte nedbe dokusu tespit edilmiş olup,

Yaralanmasının;

1-Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir

durum olmadığını,

2-Basit bir tıbbi müdahale ile

giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLMADIĞINI,

3-Yüzde sabit iz niteliğinde OLDUĞUNU,

bildirir rapordur."

14. Şikâyet ve delillerinin tespiti amacıyla Savcılık

tarafından 16/10/2014 tarihinde başvurucunun ifadesi alınmıştır. Başvurucu

ifadesinde, gösterinin yapıldığı yere arkadaşının yanına gittiğinde kolluk

görevlilerince müdahalenin başladığını, kaçmaya fırsat bulamadan yüzüne bir

cisim isabet ettiğini, önce taş olduğunu zannettiği maddenin daha sonra plastik

mermi olduğunu düşündüğünü ancak niteliğini kesin olarak bilmediğini belirtmiş;

söz konusu maddenin polis tarafından atıldığını, bir polis memurunun yaklaşık

55-60 metre mesafeden kendisine nişan aldığını fark ettiğini ancak ateş eden

polis memurunu teşhis edemeyeceğini açıklayarak kendisini yaralayan polis

memurundan şikâyetçi olduğunu beyan etmiştir.

15. Başvurucunun ifadesi sırasında hazır bulunan

başvurucunun avukatı, delillerin toplanmasını talep etmiş; bu kapsamda

başvurucunun yüzüne isabet eden cismin darbe etkili mermi olabileceğini, bu

yönde araştırma yapılarak olay günü bu mermileri kullanmaya yetkili polis

memurlarının isim listesinin temin edilmesi ile olay yerini gösterir kamera

kayıtlarının incelenmesi gerektiğini ifade etmiştir.

16. Savcılık tarafından İl Emniyet Müdürlüğünden 2/8/2016

tarihinde başvurucuyu hukuka aykırı ve zor kullanma sınırının aşılması

suretiyle yaralayan kolluk memurunun kimliğinin tespit edilmesi, bu kapsamda

olay günü darbe etkili mermi kullanılıp kullanılmadığı, kullanılmışsa kullanan

görevli personelin isim listesinin belirlenmesi istenmiştir. Savcılığın

talebine Emniyet Müdürlüğünün cevap verdiğine ilişkin bilgi UYAP'taki

soruşturma dosyasına yansımamıştır.

17. Savcılık 22/3/2019 tarihinde soruşturmanın daimî

aramaya alınmasına karar vermiştir. Karar başlığında şüphelinin faili meçhul ve

suçun bilinçli taksirle yaralama suçu olarak belirtildiği, bu bağlamda

zamanaşımı süresinin 2/6/2021 tarihi olarak hesaplandığı anlaşılmıştır. Kararın

gerekçesi şöyledir:

"Müştekinin, 02/06/2013 günü

Kızılay Meydanında yapılmakta olan gezi parkı protesto eylemleri sırasında

Konur Sokakta bulunan iş yerinin önüne çıktığında Meşrutiyet Caddesi

girişindeki üst geçitten açık kimliğini bilmediği polis memurunun ateş etmesi

sonucu plastik mermi ile burnunun sağ kenar kısmından yaralandığı şikayeti ile

ilgili olarak yürütülen soruşturmada yapılan tüm araştırmalara rağmen

şüpheli/şüphelilerin tespit edilemediği, buna göre;

1) Şüpheli veya şüphelilerin gösterilen

zamanaşımı tarihine kadar aranması ..."

B. Tam Yargı

Davası Süreci

18. Başvurucu; kolluk görevlisinin kasıtlı eylemi

neticesinde yaralandığını, bu itibarla yüzünde sabit iz kaldığını, bir ay

çalışamadığını beyan ederek maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesini

İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünden (İdare) talep etmiştir.

19. İdarenin 24/7/2014 tarihli ret cevabı üzerine

başvurucu, İdare aleyhine Ankara 14. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) tam

yargı davası açarak olayda hizmet kusurunun bulunduğunu, bu nedenle oluşan

1.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi zararının tazmin edilmesi gerektiğini ileri

sürmüştür.

20. İdare Mahkemesinin ilgili kolluk birimleriyle yaptığı

yazışmalar sonucunda 2/6/2013 tarihinde Kızılay Meydanı'nda gerçekleşen

olaylarla ilgili olarak başvurucu hakkında herhangi yasal bir işlem yapılmadığının

bildirildiği görülmüştür.

21. İdare Mahkemesince 18/5/2017 tarihinde davanın

reddine karar verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Olayda; davacı tarafından, gezi

parkı olarak adlandırılan eylemler sırasında polis tarafından öldürmek kastıyla

ve hedef gözeterek atılan plastik merminin isabet etmesi sonucu yaralandığı ve

diğer emniyet görevlileri tarafından da olaya müdahale edilmediği, olayda

davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülmekte ise de; davacının

kendisine ateş ettiğini ileri sürdüğü polis memurundan şikayetçi olması üzerine

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca soruşturma başlatıldığı, ancak söz konusu

soruşturma kapsamında davacıyı yaraladığı iddia edilen herhangi bir polis

memurunun tespit edilemediği ve soruşturmanın devam ettiği, söz konusu

soruşturma dosyasında yer alan ve Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nce

düzenlenen 02.06.2013 tarihli genel adli muayene raporu ile Adli Tıp Kurumu

tarafından düzenlenen 16.10.2014 tarihli raporda, davacının yüzüne yabancı bir

cismin isabet etmesi sonucu yaralandığının belirtildiği, ancak davacının

yaralanmasına neden olan olayın idarenin herhangi bir eyleminden

kaynaklandığına dair somut bir delilin dosyaya sunulamadığı, bir başka ifadeyle

dosyada davacının söz konusu iddialarını doğrulayacak herhangi bir bilgi veya

belgenin bulunmadığı görülmektedir.

Bu durumda; salt davacının yabancı bir

cismin yüzüne isabet etmesi sonucu yaralandığına dair raporlar esas alınarak

davalı idareye kusur atfedilemeyeceği, zararın davalı idarenin kusurundan

kaynaklandığının somut olarak ortaya konulamadığı, dolayısıyla davacı

tarafından uğranıldığı iddia olunan zararla idarenin herhangi bir

eylemi/eylemsizliği arasında illiyet bağı kurulamadığı anlaşılmış olup,

davacının tazminat isteminin kabulüne olanak bulunmamaktadır. "

22. Başvurucunun İdare Mahkemesi kararına karşı istinaf

talebi Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesinin 13/12/2017

tarihli kararıyla reddedilerek İdare Mahkemesi kararı onanmıştır.

23. Onama kararı başvurucuya 5/1/2018 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

24. Başvurucu 5/2/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

25. Kötü muamele yasağı ile ilgili ulusal hukuk için bkz.

Hüseyin Caruş, B. No: 2013/7812, 6/102015, §§ 28-30; Özlem Kır, B.

No: 2014/5097, 28/9/2016, §§ 22-29.

26. Kötü muamele yasağıyla bağlantılı etkili başvuru

hakkı ile ilgili ulusal hukuk için ayrıca bkz. Sinan Işık (2), B. No:

2015/12734, 25/9/2019, § 29; Abdullah Yaşa, [GK] B. No: 2015/12486,

5/11/2020, §§ 29, 30.

B. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi İçtihadı

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü

muamele yasağının demokratik toplumların en temel değeri olduğu vurgulanmıştır.

Terörizmle ya da organize suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi

Sözleşme'nin güvenlik güçlerini mağdurların davranışlarından bağımsız olarak

işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden men ettiği

hatırlatılan AİHM kararlarında Sözleşme'nin 15. maddesinde ifade edilen toplum

hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi kötü muamele yasağının hiçbir

istisnasına yer verilmediği belirtilmiştir (Selmouni/Fransa [BD], B. No:

25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95,

6/4/2000, § 119).

28. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele

olduğunun söylenebilmesi için eylemin minimum ağırlık eşiğini aşması

beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan

Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007 §§ 35-37; Gafgen/Almanya

[BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık,

B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara

muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (Aksoy/Türkiye,

B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs, B. No: 30873/96,

21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004, §

53). Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana

gelip gelmediğinin tespiti de (Eğmez/Kıbrıs, § 53; Selmouni/Fransa,

§ 104) dikkate alınması gereken diğer faktörlerdendir.

29. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve

makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma

yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131; Tepe/Türkiye,

B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik

için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık

olmasını, yetkili makamların titizlikle ve süratli biçimde çalışmasını

gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73;

Çelik ve İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

30. AİHM, işkence veya kötü muameleyle suçlanılan

durumlarda etkili başvurunun amaçları çerçevesinde cezai işlemlerin ve

hüküm verme sürecinin zamanaşımına uğramamasının, genel affın veya affın mümkün

kılınmamasının büyük önem taşıdığına işaret etmiştir. Ayrıca AİHM, soruşturması

veya davası süren görevlinin görevinin askıya alınmasının ve hüküm alması

durumunda meslekten men edilmesinin önemine dikkat çekmiştir (Abdülsamet

Yaman/Türkiye, B. No: 32446/96, 2/11/2004, § 55; Eski/Türkiye, B.

No: 8354/04, 5/6/2012, § 34; benzer yöndeki Birleşmiş Milletler İşkenceyi

Önleme Komitesinin nihai ve tavsiye kararları için bkz. Türkiye,

27/5/2003, CAT/C/CR/30/5).

31. AİHM'in Sözleşme'nin 13. maddesi ile korunan etkili

başvuru hakkı ile ilgili benimsediği ilkeler kısaca şu şekilde özetlenebilir:

- 13. maddede yer alan düzenlemenin amacı Sözleşme'de

korunan hakları ihlal edilen kişilerin AİHM önünde başvuruda bulunmadan önce

ulusal düzeyde bir çözüme ulaşmalarını sağlamaktır (Kudla/Polonya [BD],

B. No: 30210/96, 26/11/2000, § 152). Etkili başvuru hakkı, Sözleşme

kapsamındaki haklarının ihlal edildiğine dair savunulabilir bir iddiası bulunan

kişilerin bu iddialarını, esasını inceleme ve uygun bir giderim sağlama

kapasitesine sahip ulusal bir otorite önünde öne sürme imkânına sahip

olmalarını gerektirir (M.S.S./Belçika ve Yunanistan [BD], B. No:

30696/09, 21/1/2011, § 288).

- 13. maddede düzenlenen etkili başvuru hakkının bağımsız

bir varlığı yoktur ve bu hak yalnızca Sözleşme ve ek protokollerde düzenlenen

esasa dair hakların tamamlayıcısı durumundadır. Bir başvurucunun 13. maddeyi

ileri sürebilmesi için diğer Sözleşme hükümleriyle korunan haklarının ihlal

edildiğine dair savunulabilir bir iddiasının olması zorunludur (Zavoloka/Litvanya,

B. No: 58447/00, 7/7/2009, § 35). AİHM, 13. maddenin bağlantılı olarak veya

birlikte ileri sürüldüğü hak bakımından bir ihlal bulduğunda etkili başvuru

hakkına dair iddianın da savunulabilir olduğu sonucuna varmaktadır (Batı ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 33097/96, 57834/00, 3/6/2004, § 138). Buna

karşılık 13. maddenin uygulanması için mutlaka başka bir Sözleşme hükmünün

ihlal edildiğine karar verilmiş olması gerekmez (Nuri Kurt/Türkiye, B.

No: 37038/97, 29/11/2005, § 117).

- İhlalin giderilmesi için kabul edilecek başvuru yolunun

ne tür bir çözüm sağlaması gerektiği konusunda ihlal edilen hakkın doğası

belirli bir etkiye sahiptir (Budayeva ve diğerleri/Rusya, B. No:

15339/02, 2166/02, 20058/02, 11673/02, 15343/02, 20/3/2008, § 191). Devletler,

hakları ihlal edilen kişilere hangi başvuru yolunu sağlayarak 13. madde ile

düzenlenen yükümlülüklerini yerine getireceklerine dair belirli bir takdir

hakkına sahiptir ancak iç hukukta kabul edilecek başvuru yolu yalnızca hukuki

zeminde değil pratikte de etkili olmalıdır. İhlal edildiği ileri sürülen hak

yaşam hakkı ya da işkence ve kötü muamele yasağı gibi temel bir hak olduğunda

Sözleşme'nin 13. maddesi, hakları ihlal edilen kişilere tazminat ödenmesine ek

olarak sorumluların tespiti ve cezalandırılmasına imkân tanıyacak şekilde

kapsamlı ve etkili bir ceza soruşturması yapılmasını gerektirir (Kaya/Türkiye,

B. No: 22729/93, 19/2/1998, §§ 106, 107).

32. AİHM, yaşam hakkı / kötü muamele yasağına ilişkin

ceza soruşturmasındaki eksikler nedeniyle olayın faillerinin tespit edilemediği

ve bu durumun tazminat davasının sonucunu olumsuz etkileyerek tazminat sürecini

de anlamsız hâle getirdiği durumlarda Sözleşme'nin etkili başvuru hakkını

düzenleyen 13. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Kavak/Türkiye,

B. No: 53489/99, 6/7/2006, §§ 94-97; Hasan Kılıç/Türkiye, B. No:

35044/97, 28/6/2006, §§ 44-53; Mesut Deniz/Türkiye, B. No: 36716/07,

3/6/2004, §§ 58-62).

33. AİHM, kamu görevlilerinin kötü muamele nedeniyle

yargılandığı bir davadaki bazı eksikliklere vurgu yaparak Sözleşme'nin 13.

maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Buna göre ceza soruşturmasındaki

eksiklikler nedeniyle somut olayda başvurucular tarafından dava açılmamış

olmakla birlikte emsal davalardaki duruma bakıldığında tazminat yolunun

işlemesinin de mümkün olmadığı kanaatine varmıştır (Batı ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 33097/96, 57834/00, 3/6/2004, §§ 125-149).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 10/3/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele

Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucu; Kızılay Meydanı'nda yapılan gösteriler

sırasında kolluk görevlilerinin müdahalesi neticesinde yüzüne plastik mermi

isabet etmesiyle yaralandığını, buna karşın açılan ceza soruşturmasında dört

yıldır ilerleme kaydedilmediğini ve etkili soruşturma yürütülmediğini

belirterek kötü muamele yasağıyla birlikte adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

36. Bakanlık görüşünde, kötü muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddiayla ilgili olarak İdare Mahkemesince yapılan yargılama

sonucunda başvurucunun yaralanmasının güvenlik güçlerinin haksız sözlü ve fiilî

saldırısı neticesinde oluştuğunun ortaya konulamadığının değerlendirildiği,

Savcılık tarafından yapılan tüm araştırmalara rağmen olaya ilişkin herhangi bir

kamera kaydına veya başvurucuyu yaraladığını iddia edilen kişilerin kimlik

bilgilerine ulaşılamadığı gibi soruşturmanın henüz tamamlanmadığı hususları

gözönünde bulundurulduğunda kötü muamele yasağının ihlal edilmediği, ayrıca

başvurucuyu yaralayan fail/faillerin ortaya çıkarılması için azami bir

hassasiyet ile soruşturma yapıldığı ve delillerin toplandığı, başvurucunun

soruşturmaya etkin katılımının sağlandığı belirtilmiştir.

37. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

formunda beyanlarını yinelemiş; ayrıca Gezi eylemleri sırasında yüzüne plastik

cisim isabet etmesi sonucu yaralandığının sağlık raporlarıyla ortaya

konulduğunu, Savcılığa teslim edilen söz konusu cismin plastik mermi veya

benzeri bir şey olup kolluk görevlilerince kullanıldığının açık olduğunu, buna

rağmen tazminat davasının reddedildiğini beyan etmiştir.

2. Değerlendirme

38. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi

tutulamaz."

39. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve

görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve

görevleri, … kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır."

40. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969,

18/9/2013, § 16). Başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin ileri sürdüğü

iddiaların Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan

kötü muamele yasağının usul boyutu kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve

inceleme bu kapsamda yapılmıştır.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

41. Başvurucu, ceza soruşturmasında uzun zamandır

ilerleme kaydedilmediğini belirtmiş; ayrıca tam yargı davasının reddedilmesi

sonrası olağan kanun yollarını tüketerek bireysel başvuruda bulunmuştur.

42. Öncelikle başvuru yollarının tüketilmesi

kuralı, bir soruşturmanın etkili olup olmadığı yönünde inceleme yapılabilmesi

için mutlak surette gerekli olmasa da yürütülen soruşturmanın -makul bir süreyi

aşmaması şartıyla- ilgili kamu makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının

beklenmesi, bireysel başvuru ile getirilen koruma mekanizmasının ikincil

niteliğine uygun olacaktır (Hüseyin Caruş, § 46). Buna karşın

başvurucunun bir soruşturmanın açılmayacağının, soruşturmada ilerleme

olmadığının, etkili bir ceza soruşturması yapılmadığının, ileride de böyle bir

soruşturmanın yürütüleceği konusunda en ufak gerçekçi bir şans olmadığının

farkına vardığı veya varması gerektiği andan itibaren yaptığı bireysel

başvurular kabul edilebilmelidir (Rahil Dink ve diğerleri, B. No:

2012/848, 17/7/2014, § 77). Genel kural soruşturmanın tamamlanmasından sonra

bireysel başvuruların incelenmesi olmakla birlikte Anayasa Mahkemesi genel

kuraldan ayrılarak devam eden soruşturmalarda ilerleme kaydedilmemesi

iddialarını usul yükümlülüğü kapsamında inceleyebilmektedir (Hüseyin Caruş;

Cihan Mutlu B. No: 2016/9422, 13/2/2020; Elif Güneş Yıldırım (2),

B. No: 2016/15455, 1/7/2020).

43. Diğer bir ifadeyle başvuru yollarının tüketilip

tüketilmediği yönünde karar verebilmek için devletin Anayasa’nın 17. maddesi

kapsamında etkili soruşturma yapma pozitif yükümlülüğünün çerçevesinin

ve somut olayda ne şekilde yerine getirildiğinin tespiti de gerekmektedir. Ne

var ki anılan hususların tespiti, somut olayda esas hakkında inceleme

yapılmasını zorunlu kılmaktadır (Pınar Durko, B. No: 2015/16449,

28/6/2018, § 67).

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Genel

ilkeler

45. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları

olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında

meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve

diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014 § 110).

46. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde -Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında-

etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,

sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli

olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte

etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî

dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını

istismar etmeleri mümkün olacaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 111).

Bu, bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.

Diğer taraftan burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın

17. maddesinin başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma

veya cezalandırma hakkı ya da tüm yargılamaları mahkûmiyetle veya belirli bir

ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 113).

47. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli

olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için

soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.

Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir

şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay

ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da

kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara

dayanmamalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114). Bu bağlamda

soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak,

özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 116).

48. Mahkemelerin -ve diğer soruşturma makamlarının-

özellikle kötü muamele niteliğindeki bir olayın zamanaşımına uğramaması için

ellerinden gelen tüm gayreti sarf etmesi ve tüm araçlara başvurması gerekir.

Kötü muamele iddialarına ilişkin bir ceza soruşturması söz konusu olduğunda

yetkililer tarafından çabuklukla verilecek bir yanıt, eşitlik ilkesi içinde

genel olarak kamunun güveninin korunması açısından temel bir unsur olarak

sayılabilir ve kanun dışı eylemlere karışanlara karşı gösterilecek her türlü

hoşgörüden kaçınmaya olanak tanır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 120; Adem

Erden, B. No: 2015/4032, 23/1/2019 § 34).

49. Soruşturmaların yürütülmesinde bu açıdan önemli olan

husus -sonuçta alınan kararın (somut olayda daimî arama) niteliğinin ne

olduğunun önemi olmaksızın- özelde başvurucuların ve genel olarak da toplumdaki

diğer bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi, hukuka aykırı

eylemlerin hoş gösterildiği ya da bu tür eylemelere kayıtsız kalındığı görünümü

verilmesinin engellenmesi açısından yeterli hız ve özenin gösterilip

gösterilmediğinin ortaya konulmasıdır (Hüseyin Caruş, § 86).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

50. Başvurucu, Kızılay Meydanı'ndaki gösterinin yapıldığı

tarihte yüzüne isabet eden sert bir cisimle yaralanmıştır. Başvurucunun

yaralanmasının basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek ölçüde ağır ve yüzünde

sabit iz oluşturacak nitelikte olduğu sağlık raporlarıyla ortaya konulmuştur.

51. Başvurucu, yaralanmasının akabinde birkaç gün içinde

Savcılığa başvurarak kendisini kolluk görevlilerinin yaralandığı ileri sürmüş;

yaralanmasına sebep olan ve cerrahi müdahaleyle yüzünden çıkarılan plastik

maddeyi delil olarak Savcılığa sunmuştur. Bu durumda başvurucunun iddialarının

savunulabilir olduğu değerlendirilerek etkili soruşturma yapılması

beklentisinin meşru olduğu sonucuna varılmıştır. Nitekim başvurucunun şikâyeti

üzerine Savcılık tarafından derhâl soruşturma başlatılmıştır.

52. Kötü muamele yasağı çerçevesinde bireyi kamu

görevlilerinin hukuka aykırı kuvvet kullanımına karşı korumak maksadıyla

güvence altına alınan etkili bir soruşturmanın varlığından söz edilebilmesi

için her şeyden önce soruşturma makamlarının tarafsız bir biçimde, özenli

davranarak maddi gerçeğe ulaşma çabası içinde olması gerekmektedir. Bu kapsamda

soruşturma makamlarından olaya dair tüm delilleri toplaması ve bu delilleri

nesnel bir analizle yorumlayarak hukuki sonuca ulaşması beklenmektedir.

53. Bu kapsamda Savcılık tarafından sorumluların

kimliklerinin tespiti amacıyla olay günü başvurucunun yaralandığı bölgede görev

alan kolluk görevlilerinin liste usulü kimliklerinin belirlenmesi istenmiştir.

Buna karşın olay günü görevli olan memurları gösterir görev listelerinin

soruşturma dosyasına sunulduğuna ilişkin veriye rastlanmamıştır. Kaldı ki

listeler haricen bildirilmiş olsa dahi listelerde yer alan kişilerle ilgili bir

işlem yapılmadığı anlaşılmıştır. Zira Savcılıkça olaydan sorumlu olabilecek hiç

kimse şüpheli olarak tespit edilmemiş ve dolayısıyla savunma alınmamıştır.

Dahası olay yerinde görevli olan kolluk memurlarından kimse tanık olarak dahi

dinlenmemiştir.

54. Diğer taraftan başvurucunun iddialarını desteklemek

amacıyla delil olarak soruşturma makamlarına ibraz ettiği, yüzünden çıkarılan

yabancı maddenin mahiyetinin tespit edilmesine ilişkin herhangi bir işlem

yapılmamış, bu itibarla söz konusu cismin iddia edildiği gibi plastik veya

darbe etkili mermi olup olmadığı belirlenmemiştir. Dahası başvurucunun avukatı

aracılığıyla olay yeri görüntülerinin incelenmesi talep edilmiş ise de

başvurucunun yaralanma anını gösterir kamera kayıtlarının olup olmadığının

araştırıldığı soruşturma dosyasına (UYAP kayıtlarına) yansımamıştır.

55. Neticede Savcılık tarafından açılan soruşturma

kapsamında altı yıldır sadece başvurucuya şikâyet ve delilleri sorularak

yaralanmasının niteliğinin belirlenmesi amacıyla hakkında sağlık raporu

alındığı, soruşturmanın başlatılmasından yedi yıl sonra daimî arama kararı

verilmiş olduğu dikkate alındığında soruşturmada uzun zamandır ilerleme kaydedilmediği

kanaatine varılmıştır. Dolayısıyla kamera aracılığıyla kayıt altına alınan

geniş çaplı toplumsal bir olaya müdahale esnasında yaralandığını ileri süren

başvurucunun şikâyetiyle ilgili olarak makul sayılamayacak bir süre içinde

soruşturma makamları tarafından sorumlu kolluk görevlileri veya üçüncü

şahısların kimliklerinin dahi tespit edilememesinin soruşturmanın özenli ve

süratli yürütülmesi yükümlülüğüne aykırı olduğu değerlendirilmiştir.

56. Belirtilen bu tespitler ışığında maddi gerçeğin ortaya

çıkarılması için gerekli delillerin toplanması ve değerlendirilmesi konusunda

Savcılıkça yapılan soruşturmada Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan kötü muamele yasağı açısından gerekli özenin

gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

57. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

58. Öte yandan soruşturmadaki anılan eksiklikler

nedeniyle başvurucunun yaralanmasının kaynağının kolluk ya da üçüncü kişilerin

eylemleri sonucu olduğu hususunun aydınlatılmadığı hatta başvurucunun

gösteriler sırasında yaralanıp yaralanmadığı konusunda bile açıklık olmadığı

nazara alındığında başvurucunun iddia ettiği olayların gerçekliği konusunda

kanaat oluşmadığından kötü muamele yasağının maddi boyutunun incelenmesinin bu

aşamada mümkün olmadığı değerlendirilmiştir (benzer değerlendirmeler için bkz. Mehmet

Güneş, B. No: 2015/16417, 11/12/2018, § 60; Hasan Fırat [GK], B.No:

2015/9496, 31/10/2019).

B. Kötü Muamele

Yasağıyla Bağlantılı Olan Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

59. Başvurucu, zararlarının tazmini amacıyla açtığı

davanın kolluk görevlilerinin eylemleriyle yaralanması arasında illiyet bağı

bulunmaması nedeniyle reddedildiğini oysaki ameliyatla plastik mermi

parçalarının yüzünden çıkarıldığını, kolluk görevlilerince yaralandığının açık

olmasına rağmen tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle etkili başvuru

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

60. Anayasa’nın "Temel hak ve hürriyetlerin

korunması" kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:

"Anayasa ile tanınmış hak ve

hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma

imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin

hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek

zorundadır.

Kişinin, resmî görevliler tarafından

vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin

edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır."

61. Anayasa Mahkemesi, kolluk görevlilerinin

eylemlerinden kaynaklanan kötü muamele iddialarında etkili başvuru yolunun ceza

soruşturması olduğunu belirtmiş ve maruz kalınan kötü muamele nedeniyle

yalnızca tazminat talep etme yolunun tercih edildiği başvuruları kabul edilemez

bulmuştur. Bu sonuca ulaşılırken özellikle tam yargı davasının tazminat

ödenmesi imkânı sağlamakla birlikte kötü muamele iddialarına ilişkin maddi

olayın ortaya çıkarılması, sorumluların tespiti ve cezalandırılmasına yönelik

bir sonuç elde etme şansı sunmaması nedeniyle etkili bir başvuru yolu olmadığı

tespitine yer verilmiştir (Zeki Güngör, B. No: 2013/8491,

31/3/2016, §§ 39-45).

62. Bununla birlikte kamu görevlilerinin kasti

fiilleriyle gerçekleştirdikleri kötü muamele iddiaları yönünden asıl yolun ceza

soruşturması olması tamamlayıcı bir giderim yolu olarak tazminat davasının da

öngörülmesine engel değildir. Anayasa'nın 40. maddesi kötü muamele yasağı

ihlalleri sebebiyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini

sağlayacak yargısal mekanizmalar ihdas edilmesini zorunlu kılmaktadır. Nitekim

Türk hukukunda açılacak tam yargı davası bu tür durumlarda tazminata hükmetme

imkânı sağlamaktadır. Bu itibarla kamu görevlilerinin kötü muamelesi sebebiyle

uğranılan zararın tazmini için açılan tam yargı davası sürecine ilişkin

şikâyetlerin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvenceye bağlanan

kötü muamele yasağıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde teminat

altına alınan etkili başvuru hakkı kapsamında bireysel başvuruya konu edilmesi

mümkündür (Bazı değişikliklerle Abdullah Yaşa [GK], § 46).

63. Somut olayda kötü muamele yasağının usul boyutuyla

ihlal edildiği yukarıda değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun aynı olay

nedeniyle açtığı tazminat davasına ilişkin şikâyetlerinin kötü muamele

yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmesi

gerektiği anlaşılmıştır.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

64. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan kötü muamele yasağıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Genel

İlkeler

65. Anayasa’nın 40. maddesinde Anayasa'da güvence altına

alınmış hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkesin yetkili makama geciktirilmeden

başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkı (etkili başvuru hakkı) güvence

altına alınmaktadır. Buna göre etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının

ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını

inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini

engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlamaya)

elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması

olarak tanımlanabilir. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin

iddiaların ileri sürülebileceği bir başvuru yolunun mevzuatta öngörülmesi

yeterli değildir. Söz konusu başvuru yolunun aynı zamanda uygulamada da etkili

olması (başarı şansı sunması) gerekir. Bununla birlikte bir başvuru yolunun

gerek hukuken gerekse uygulamada genel anlamda etkili olması, somut olay

bakımından etkili başvuru hakkına ilişkin bir müdahale bulunup bulunmadığının

değerlendirilmesine engel değildir (Yusuf Ahmed Abdelazım Elsayad, B.

No: 2016/5604, 24/5/2018, §§ 59-61).

66. Etkili başvuru hakkı tanınmasına dair yükümlülüğün

anayasal hak ihlallerinin giderilmesi için ne tür bir çözüm yolu öngörülmesi

hâlinde yerine getirilmiş sayılacağı konusunda somut olayın koşulları ve ihlal

edildiği ileri sürülen hakkın niteliği belirleyici bir etkiye sahiptir. Kamusal

yetkiyle güç kullanan görevlilerin eylemleri nedeniyle kötü muamele yasağının

ihlal edildiğinin iddia edildiği durumlarda etkili başvuru hakkı uyarınca

kişilerin uğradığı zararların tazminini sağlamak üzere etkili bir hukuk yolunun

öngörülmüş olması gerekmektedir (Abdullah Yaşa, § 66).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

67. Başvurucu, toplumsal bir olaya kolluk güçleri

tarafından yapılan müdahale esnasında yüzüne yabancı cisim isabet etmesi sonucu

yaralanması neticesinde zararlarının tazmini amacıyla tam yargı davası açmış,

davada yaralanmasına sebebiyet veren failin kolluk görevlisi olduğunu iddia

etmiştir.

68. İdare Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda

başvurucunun yaralandığı hususunda tereddüt bulunmamakta ise de olayla ilgili

yapılan ceza soruşturmasının tamamlanmadığı ve toplanan deliller bakımından

olaydan sorumlu kişinin kolluk görevlisi olduğuna ilişkin somut delil

bulunmadığı gerekçesiyle yaralanma ile idari eylem/eylemsizlik arasında illiyet

bağı kurulamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

69. İdare Mahkemesinin ret gerekçesi ceza soruşturmasına

dayanmakta olup başvurucunun yaralanma olayından sorumlu şahsın bir kolluk

görevlisi olduğuna ilişkin delil bulunmamasını temel almaktadır. Olayla ilgili

yapılan ceza soruşturmasında delillerin toplanılmasındaki eksiklik nedeniyle

sorumluların tespit edilememesinden dolayı etkili soruşturma yükümlülüğünün

ihlal edildiğine yukarıda (bkz. §§ 50-57) yer verilmiştir.

70. Bu noktada aynı olaydan kaynaklanan ceza soruşturması

ve tazminat davasının birbirine etkisi tartışılırken özellikle Anayasa

Mahkemesince etkili olmadığı değerlendirilen ceza soruşturmasına ilişkin

verilen ihlal kararının tam yargı davasına ne ölçüde tesir edeceği önem kazanmaktadır.

Mahkûmiyet kararıyla sonuçlanmasa dahi bir ceza soruşturmasındaki eksikliklerin

diğer başvuru yollarına da doğrudan sirayet edebileceği söylenebilir. Bu

ihtimalin gerçekleşmesi hâlinde tam yargı davasına bakan idare mahkemelerinin

ceza soruşturmasında toplanan delilleri de dikkate alarak farklı bir sonuca

ulaşmalarını engelleyen bir düzenleme ya da içtihat bulunmamaktadır (bazı

değişikliklerle birlikte bkz. Sinan Işık (2), §§ 47-51).

71. Bununla birlikte sıklıkla vurgulandığı üzere kötü

muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların araştırılarak olayın

aydınlatılmasında ve bu bağlamda sorumluların tespit edilmesinde etkili hukuk

yolu ceza yargı yoludur. Dolayısıyla ceza soruşturmasının etkili yapılmaması

nedeniyle sorumlular tespit edilememiş ise olay nedeniyle açılan tazminat

davasında sorumluların tespit edilmesi ve maddi gerçeğe ulaşılması kural olarak

beklenmez. Bu durumda soruşturmanın etkisizliği tazminat davasını doğrudan

etkileyerek mağdurların zararının tazmin edilmemesine yol açabilmektedir.

72. Başvuru konusu olan olayda başvurucunun toplumsal bir

olaya katıldığı esnada yaralanmasında sorumluluğu bulunan şahısların etkili

ceza soruşturması yürütülmeyerek tespit edilmemesi ve bu nedenle olayın

aydınlatılmaması tam yargı davası sürecini anlamsız hale getirmiştir.

Başvurucunun yaralanmasının bir kolluk görevlisi veya üçüncü bir şahıs

tarafından gerçekleşip gerçekleşmediği belirsizdir. İdare Mahkemesi ceza

soruşturmasında toplanan delilleri değerlendirerek söz konusu belirsizliğin giderilmemiş

olduğunu değerlendirerek bir sonuca ulaşmıştır. Bu itibarla ceza

soruşturmasındaki eksikliklerden dolayı başvurulması mevcut olan tazminat

yolunun uygulamada etkisiz hale dönüşmesi nedeniyle başvurucunun bu yolu

kullanmasının imkânı kalmamıştır.

73. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağıyla bağlantılı

olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının

ihlâl edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

74. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

75. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 1.000 TL maddi ve

20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

76. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

77. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi,

ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir

(Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

78. İhlalin kovuşturmaya yer olmadığı ya da daimî arama

kararı gibi bazı nedenlerle soruşturmanın sonlandırılmasından kaynaklandığı

durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı

fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma

yapılması için kararın bir örneğinin ilgili Cumhuriyet başsavcılığına

gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki

kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden soruşturma

yapılması sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu

öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı

olarak yeniden soruşturma yapılması kararı verildiğinde usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili Cumhuriyet

başsavcılığının yeniden soruşturma yapılması sebebinin varlığını kabul

hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir

kararın kendisine ulaştığı Cumhuriyet başsavcılığının yasal yükümlülüğü,

ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle

yeniden soruşturma yapma kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek

üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

79. İncelenen başvuruda 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul yönünden ve kötü muamele

yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna

ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin Savcılık soruşturmasından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

80. Bu durumda kötü yasağının usule ilişkin boyutunun

ihlal sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında

hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeni soruşturma, hak ihlaline yol açan

kararın ortadan kaldırılmasından ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna

ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir

karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden

soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No:

2013/75878) gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

81. Buna karşın yukarıda ayrıntıları açıklandığı üzere

ceza soruşturmasındaki eksiklikler tam yargı davasını etkisiz hâle

getirdiğinden yargılamanın İdare Mahkemesinde yenilenmesinin başvurucu yönünden

hukuki yararı bulunmadığı değerlendirilmiştir.

82. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için kötü muamele yasağının usul yönünden

ve kötü muamele yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlali

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında talebiyle bağlı kalınarak başvurucuya net 20.000 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

83. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi

için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

84. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Kötü muamele yasağıyla bağlantılı olarak etkili

başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan

kötü muamele yasağının usule ilişkin boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Kötü muamele yasağıyla bağlantılı olarak etkili

başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usule

ilişkin boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Kötü muamele yasağının usul boyutunun ve aynı yasakla

bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlali nedeniyle net 20.000 TL manevi

tazminatın başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Başvurucunun maddi tazminat talebinin REDDİNE,

F. 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 10/3/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Muammer TOPAL Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucu : Abdullah KOÇ Vekili : Av. Eylem HAKVERDİ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/4912, 10 Mart 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Ceza
  10. B. Tam Yargı
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. B. Avrupa İnsan
  15. V. İnceleme Ve Gerekçe
  16. A. Kötü Muamele
  17. B. Kötü Muamele
  18. C. 6216 Sayılı
  19. A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin
  20. B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan
  21. C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usule
  22. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  23. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/4912
Tarih
10 Mart 2021

İlgili Kararlar

  • Recep Kılıç Başvurusu (B. No: 2017/29156)
  • Emre Altındağ Başvurusu (B. No: 2017/7726)
  • Osman Yüztaş Başvurusu (B. No: 2018/32649)
  • Ali Yazıcı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/20766)
  • Semih Tekin Başvurusu (B. No: 2018/34064)
  • Nejla Temir ve Gülten Ahlat Başvurusu (B. No: 2018/19245)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.