İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Recep Kılıç Başvurusu (B. No: 2017/29156)

1. Başvuru, işçilik alacağından kaynaklanan davanın aynı

Başvuru No2017/29156Tarih10 Mart 2021Okuma19 dk · 3.712 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Recep Kılıç Başvurusu

Karar tarihi
10 Mart 2021
Başvuru Numarası
2017/29156
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.712 kelime·19 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, işçilik alacağından kaynaklanan davanın aynı

maddi olaya dayanılarak açılan başka bir davada verilen kararın aksi yönünde

bir sonuca ulaşılarak reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 6/7/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

A. Başvurucunun

Açtığı Dava

8. Başvurucu A. Orman İşletme Müdürlüğü (Kurum)

bünyesinde 2008 yılından itibaren belirsiz süreli hizmet sözleşmesi ile

sendikalı ve toplu iş sözleşmesine (TİS) tabi olarak mevsimlik işçi statüsünde

çalışmıştır. Kurum bünyesinde çalışan işçilerin çalışma şekli Kurum tarafından

aylık nöbet listeleri ile belirlenmiş, başvurucunun iddiasına göre işe

başladığı tarihten itibaren fazla mesai ücret alacağı kendisine ödenmemiştir.

9. Başvurucu ile birlikte aynı işyerinde çalışan dört

işçi fazla çalışma ücretlerinin ödenmediğini iddia ederek Sakarya 3. İş

Mahkemesinde (Mahkeme) ayrı ayrı alacak davası açmışlardır.

10. Mahkeme 17/11/2016 tarihli kararında, başvurucunun

talebini kısmen kabul ederek 500 TL'nin dava tarihinden, bakiye 11.236 TL'nin

ıslah tarihi olan 21/6/2016 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka

mevduat faizi ile birlikte davalıdan alınarak başvurucuya ödenmesine karar

vermiştir.

11. İlk derece mahkemesi karar gerekçesinde, başvurucunun

Yargıtay içtihatlarında 24 saat nöbet tutularak çalışılan işyerleri ile ilgili

olarak uyku vb. ihtiyaçlar için geçen zaman çıkarıldıktan sonra bu tür

çalışmaların günde 14 saat olabileceğinin kabul edildiği belirtilmiştir.

Devamında başvurucunun fazla mesai çalışmasının nöbet tuttuğu günlerde 6,5 saat

olabileceği ve saat ücretinin ise %75 zamlı ödenmesi gerektiği, 3 saat fazla

çalışmaya ilişkin ücretin TİS'e göre ödendiği, kalan kısma ilişkin ücretin

ödenmesi gerektiğini belirterek bu miktar üzerinden hesaplanan ilave tutarlara

ilişkin talebin ödenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

12. Davalı Kurumun istinaf talebi üzerine İstanbul Bölge

Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi (İstinaf Dairesi) 1/6/2017 tarihli kararında

ilk derece mahkemesi kararını kaldırmış ve davanın reddine kesin olarak

hükmetmiştir. İstinaf Dairesi özetle uyuşmazlık konusu döneme ait puantajlarda

yer alan çalışma ve bordrolardaki ödeme kayıtları dikkate alınarak fark

alacağının bulunup bulunmadığının tespit edileceğini, fazla çalışmaya ilişkin

tanık beyanlarına itibar edilemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca TİS'e göre 8

saatlik mesainin üstüne 3 saatlik fazla çalışma öngörüldüğü ve bu hükmün

taraflar için bağlayıcı olduğu, dolayısıyla 3 saatin dışında fazla çalışmadan

ve buna ilişkin alacaktan bahsedilemeyeceği gerekçesine yer vermiştir.

13. Nihai karar 20/6/2017 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir. Başvurucu 6/7/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. Başvuru

Konusu Dava ile Benzer Diğer Davaların Süreci

14. Başvurucu ile aynı durumda olan S.Ş., A.V., A.B. ve

M.E.nin davası yönünden Mahkeme 17/11/2016 tarihli kararlarında başvuru konusu

davada verilen karar gerekçesini tekrarlayarak hüküm kurmuştur.

15. Davalı Kurumun istinaf talepleri, İstanbul Bölge

Adliye Mahkemesi 28. 29. ve 30. Hukuk Dairelerinin 22/2/2017, 29/3/2017 ve

23/2/2017 tarihli kararları ile esastan kesin olarak reddedilmiştir.

16. Esastan ret kararı veren İstinaf Dairelerinin

gerekçelerinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E.2006/9-107, K.2006/144 sayılı

kararına atıf yapılmıştır. Davalı işverenlerin işçileri çalıştırma şekli

dikkate alındığında uyku ve zorunlu yemek ile diğer ihtiyaçları için geçen

zaman çıkarıldıktan sonra çalışanların günde en fazla 14 saat çalışabilecekleri

belirtilerek davalı işveren tarafından TİS hükümlerine bağlı olarak %75 zamlı

ödeneceğine ve günlük 3 saat üzerinden yapılmış olan fazla mesai ödemelerinin

ücret bordrolarında tek tek belirlenerek hesaplama yapılmak suretiyle tenzil

yoluna gidildiği vurgulanmıştır. Dolayısıyla ilk derece mahkemesini

değerlendirmesinin yerinde olduğu ifade edilmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun

Hükümleri

17. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun ''Fazla

çalışma ücreti'' kenar başlıklı 41. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Ülkenin genel yararları yahut işin

niteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle fazla çalışma yapılabilir.

Fazla çalışma, Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırkbeş saati

aşan çalışmalardır. 63 üncü madde hükmüne göre denkleştirme esasının

uygulandığı hallerde, işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık

iş süresini aşmamak koşulu ile, bazı haftalarda toplam kırkbeş saati aşsa dahi

bu çalışmalar fazla çalışma sayılmaz.''

18. 4857 sayılı Kanun'un "Çalışma süresi"

kenar başlıklı 63. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''Genel bakımdan çalışma süresi haftada

en çok kırkbeş saattir. Aksi kararlaştırılmamışsa bu süre, işyerlerinde

haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanır...

...''

2. Yargı

Kararları

19. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 8/10/2020 tarihli ve

E.2020/5880, K.2020/11091 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Davacı işçinin fazla çalışma yapıp

yapmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur. Fazla çalışma

yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına

ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği

ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla

bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen

fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.

Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri

kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç

yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle

kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi

gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz

önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de

fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.

İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma

ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma

yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma

alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde,

bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir.

Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda

belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir.

İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla

çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret

ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda ise işçinin ihtirazi kayıt

ileri sürmesi beklenemeyeceğinden, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının

her türlü delil ile ispatı mümkündür.

Dairemizin görüşüne göre; orman yangın

işçileri ile gözetleme kulelerinde görev yapan işçilerin görevleri itibariyle

yangın döneminde bütün günü mesaiye hasretmesi mümkün olmayıp yapılan işin

niteliği gereği ara dinlenmeleri normal mesai sistemine göre daha fazladır.

Nitekim, orman yangın işçileri ile gözetleme kulelerinde görev yapan işçilere

toplu iş sözleşmesi gereği fazla çalışma yapılsın veya yapılmasın günde üç

saatlik fazla çalışma ücreti ödenmektedir. İşçinin günde üç saatten daha fazla

çalıştığının yazılı delille (görev emirleri, çizelgeler, puantaj kaydı vs)

ispatı halinde fazlasının ödenmesi gerekir. Aksi halde salt tanık beyanlarına

göre fazla çalışma yapıldığının ispatı kabul edilemez.

...

Her ne kadar; 4857 sayılı Kanun'un 92.

maddesinin 3. fıkrasında, 'Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe

yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge

müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi ispatlanıncaya kadar

geçerlidir.' hükmüne yer verilmiş olup Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş

Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın sözü edilen kesinleşmiş raporları bu sebeple

bağlayıcı ise de; davacının 15.01.2013 tarihinde emekli olduğu, bilirkişi

raporunda belirtilenin aksine davacının teftiş tarihinden önce emekli olması

sebebiyle isminin dosya içerisinde bulunan teftiş raporu ve eklerinde yer

almadığı bu sebeple teftiş sırasında davacının çalışma şekline yönelik bir

tespitte bulunulmadığı anlaşılmaktadır.

Şu halde, davacıya çalışma şekline göre

Toplu İş Sözleşmelerinde belirlenen fazla çalışma ödemesinin yapıldığı, davacının

ödemesi yapılan süreden daha fazla çalıştığını yazılı bir delil ile

ispatlayamadığı, daha fazla çalışmanın salt tanık beyanlarına göre ispatının

mümkün olmadığı anlaşıldığından davacının fazla çalışma talebinin reddine karar

verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile kabul edilmesi hatalı olup

bozmayı gerektirmiştir.

..."

20. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 22/2/2016 tarihli ve

E.2016/5218, K.2016/3969 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi

bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da

geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar

kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri

sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının

ödendiği varsayılır.

Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri

kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç

yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle

kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi

gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz

önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de

fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.

Somut olayda, davalı tarafından dosyaya

puantaj kayıtları sunulmuştur. Kayıtların incelenmesinde, yangınla mücadele

için görevlendirme olduğu zamanların ayrı ayrı belirtildiği görülmektedir. Bu

durumda kamu kurumu tarafından sunulan puantaj kayıtlarına itibar edilerek,

davacının 'MY' kodu ile yangınla mücadelede görevlendirildiği günlerin

puantajlardan tespiti ile bu günler yönünden her gün 3 saat üzerinden fazla

mesai alacağının hesaplanması ve ödenen rakamların mahsubu ile alacağın

belirlenmesi gerekirken tüm sezon yönünden hesaplanması hatalı olup karar

bozulmalıdır."

21. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 8/3/2018 tarihli ve

E.2018/3144, K.2018/6210 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Davacı işçinin fazla çalışma yapıp

yapmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur. Fazla mesai

yapıldığının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı

gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir. İmzalı ücret

bordrolarında bu çalışmaların karşılığı olan ücretlerin ödendiği anlaşılıyorsa,

işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığı ileri sürülmesi mümkün

değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma ve genel tatil alacağının daha fazla

olduğu yönündeki ihtirazı kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha

fazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın,

bordroların imzalı ve ihtirazı kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin geçerli

bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı

delille kanıtlaması gerekir.

...

Davacının görevi itibariyle yangın

döneminde de bütün günü mesaiye hasretmesi mümkün olmayıp yapılan işin niteliği

gereği ara dinlenmeleri normal mesai sistemine göre daha fazladır. Çalışmanın

şekli dikkate alındığında aile hayatı ile çalışma hayatı iç içe geçmiştir. Bu

nedenle, davacı yangın nöbeti tuttuğu tüm süre için ancak toplu iş

sözleşmesinde belirlenen şekilde günlük 3 saat fazla çalışma (%75 saat ücreti

fazla) alacağına hak kazanacaktır. Tüm bu belirlemelere rağmen, hükme esas

alınan bilirkişi raporunda, davacının 01 Haziran -31 Ekim arası yangın

sezonunda haftada 5 gün 24 saat, 1 gün de 5 saat çalıştırıldığı, yasal günlük

çalışma süresi 7,5 saat olarak kabul edilmiş ise de, haftada 5,5 gün çalışan

davacının son gündeki çalışması 5 saat olduğundan diğer günlerdeki çalışmasının

8 saat olarak kabul edilmesi gerektiği, 24 saat çalışmalarda Yargıtayın artık

yerleşik içtihatlarına göre bu sürenin 14 saat kabul edildiği, 14 saat çalışan

işçinin 8 saati aşan çalışmasının 6 saat olduğu ve günlük 3 saatin karşılığının

zamlı olarak ödendiğinin kabulü durumunda karşılığı ödenmeyen günlük 3 saatlik fazla

çalışma alacağının bulunduğu kabul edilmiştir. Mahkemece varılan sonuç

açıklanan nedenler ile hatalı olduğundan doğru sonuca varılması için; davacının

yangın sezonu olan 01 Haziran-31 Ekim tarihleri arasında izinli olduğu ve hafta

tatili izni kullandığı günler gibi fiilen çalışmadığı günler puantaj kayıtları

esas alınarak belirlenmeli, buna göre bu günler dışında davacının fiilen

çalışmış olduğu günlük 14 saat çalışma nedeniyle 11 saati aşan 3 saat fazla

çalışmaya hak kazandığı, toplu iş sözleşmesi hükümleri uyarınca davacıya yangın

sezonunda beklediği her gün için 3 saat fazla mesai ödemesi yapılıp yapılmadığı

tespit edilmeli ödenmiş ise dava reddedilmeli, ödenmemiş ise ödenmeyen kısım

davalı yararına oluşan usuli kazanılmış haklar da gözetilerek yapılacak

hesaplama sonucuna göre hüküm altına alınmalıdır. Belirtilen hususlar

gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

..."

22. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 5/4/2006 tarihli ve

E.2006/9-107, K.2006/144 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...1475 sayılı Yasanın yürürlükte

olduğu dönemde; Yargıtay'ın istikrar kazanan uygulamasına göre haftalık 45

saati aşan çalışmaların fazla mesai olarak kabulü gerekir. Davacının günde 14

saat çalıştığı kabul edildiğinde, haftada 3 gün çalıştığında, haftalık çalışma

süresi 42 saat olacaktır. Bu haftalarda fazla mesai yapıldığı kabul edilemez.

Dört gün çalışılan haftalarda ise, haftalık çalışma 56 saat olup, davacının bu

haftalarda, haftada 11 saat fazla mesai yaptığının kabulü gerekir. Mahkemenin

hükmüne esas alınan bilirkişi raporunda 1475 sayılı yasa döneminde günlük 7,5

saati aşan çalışmaların fazla mesai olarak kabulü hatalıdır.

4857 sayılı Yasa döneminde ise; Günlük

11 saati aşan çalışmaları ile haftalık 45 saatten fazla çalışmalar fazla

çalışma olarak kabul edildiğinden, haftada 3 gün çalışılan haftalarda 11 saati

aşan günlük 3 saat, haftalık 9 saat çalışmanın; haftada 4 gün çalışıldığında

günlük 3, haftalık 12 saat çalışmanın fazla çalışma saati olarak kabulü

gerekir.

Bu durumda fazla mesai sayılan

çalışmalar dışındaki çalışma süresi; haftada 3 gün çalışıldığında günlük 11

saatten haftada 33 saati bulacağı; haftada 4 gün çalışıldığında ise günlük 11

saatten haftalık 44 saate ulaşacağından ve haftalık 45 saati aşmadığından

denkleştirmeden söz edilemez.

Bu çalışma şekline göre; davacının fazla

mesai çalışma alacağının saptanması için bilirkişiden Yargıtay denetimine

elverişli ek rapor alınmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. Yanlış

değerlendirme ile yazılı şekilde fazla çalışma alacak isteği ile ilgili hüküm

kurulması hatalı olup kararın açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.

2- Davacının, Kapsam Dışı Personel

Yönetmeliğinin 12. maddesinde belirtilen vardiyalı çalışmalara ilişkin

koşullara uygun bir çalışması bulunmadığından vardiya primi isteğinin kabulü de

doğru görülmemiştir.

..."

B. Uluslararası

Hukuk

1. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi

23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı

24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin

6. maddesinin bir mahkeme önünde medeni hak ve yükümlülüğe ilişkin bir iddiada

bulunma hakkını güvence altına aldığını, mahkemenin teşkilatı ve yargılamanın

yürütülmesinin bu güvencenin kapsamında olduğunu (Golder/İngiltere, B.

No: 4451/70, 21/2/1975, § 36), davalarda adil yargılanma koşullarını yerine

getirme yükümlülüğünün ulusal makamlara ait olduğunu ifade etmiştir (Dombo

Beheer B.V.v/Hollanda, B. No: 14448/88, 27/10/1993, § 33).

25. AİHM; Sözleşme'nin 6. maddesi adil yargılanma hakkını

güvence altına alırken delillerin kabul edilme yöntemi konusunda herhangi bir

kural koyma yetkisinin AİHM'de olmadığını, ulusal kanunlar tarafından bu

hususların belirleneceğini, Sözleşme'deki hak ve yükümlülükleri ihlal etmediği

sürece mahkemeler tarafından yapılan hataların giderilmesi görevinin de AİHM'de

olmadığını belirtmiştir (Schenk/İsviçre, B. No: 10862/84, 12/7/1988, §§

45, 46). Bu açıdan AİHM yaklaşımına göre yargılama süreci bütün olarak

gözönünde bulundurulacak, bu süreçte delillerin nasıl sunulduğu da dâhil olmak

üzere tüm deliller yönünden hakkaniyetsiz bir değerlendirme yapılıp yapılmadığı

dikkate alınacaktır (Schuler-Zgraggen/İsviçre, B. No: 14518/89,

24/6/1993, § 66).

26. AİHM'e göre tarafların ileri sürdükleri delillerin

kabul edilebilirliği hususunda yerel mahkemeler belirli bir takdir yetkisine

sahip olmakla birlikte mahkemelerin kararlarında yeterli bir gerekçe

göstermeleri gerekir (Suominen/Finlandiya, B. No: 37801/97, 01/7/2003, § 36).

Kararlarda gerekçe belirtilme zorunluluğu, mahkemelerin tarafları adil bir

şekilde dinleme yükümlülüğüyle de doğrudan ilgilidir (Kuznetsov/Rusya, B. No:

184/02, 11/4/2007, § 85).

27. Yargılama sırasında sunulan bir kısım delilin

mahkemece dikkate alınmaması şikâyeti ile ilgili olarak AİHM; mahkemenin

başvurucunun bu yöndeki talebini gerekçesiz reddettiğini, kararda gerekçe

olmamasının karara karşı etkili bir şekilde itiraz etme fırsatını da ortadan

kaldırdığını belirterek başvuruda Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edildiğine

karar vermiştir (Suominen/Finlandiya, § 38).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 10/3/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

29. Başvurucu, aynı işyerinde çalıştığı bir kısım işçiyle

aynı zamanda açtıkları davalarda Mahkemenin verdiği aynı karar ile ilgili

olarak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26., 28., 29. ve 30. Hukuk Dairelerinin

farklı uygulama yapmak suretiyle aynı maddi olaya ilişkin farklı kararlar

vermesi nedeniyle Anayasa'nın 36., 50. ve 55. maddelerinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı, adil ücret hakkı ile dinlenme hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

30. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir."

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

Başvurucunun aynı maddi olaya ilişkin farklı karar verildiğine dair şikâyetinin

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

33. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında;

herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal

sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36.

maddesinin birinci fıkrasına "ile adil yargılanma" ibaresinin

eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikle

Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence

altına alınmış olan adil yargılama hakkı metne dahil" edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesine "herkesin adil yargılanma hakkına

sahip olduğu" ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen

adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar

Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54).

34. Adil yargılanma hakkı uyuşmazlıkların çözümlenmesinde

hukuk devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir. Anayasa'nın 2.

maddesinde Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti,

Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında gözönünde

bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir (Hakan Altıncan [GK], B. No:

2016/13021, 17/5/2018, § 44).

35. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk

devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı

amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; AYM, E.2014/183,

K.2015/122, 30/12/2015, § 5). Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem

kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer

vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu

otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade

etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; AYM, E.2010/80, K.2011/178,

29/12/2011).

36. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya

birden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin

benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan

birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk

kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa

Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden

fazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip

etkilemediğini tespit etmektir (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916,

12/1/2017, § 81).

37. Uygulamadaki yeknesaklığı sağlamaları beklenen Yüksek

Mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir gerekçe

göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları, bir kararın belirli bir daireye

düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele alındığı takdirde

bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları ortaya çıkarır (Türkan

Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 53).

38. Özellikle aynı somut olay ve hukuksal durumdaki

farklı kişilerce açılan davalarda birbiriyle çelişen sonuçlara ulaşılması

hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşebilir. Yargı

mercilerinin anılan ilkelerin bir sonucu olarak kamuoyu nezdinde yargıya olan

güveni muhafaza etme bakımından kararlarında belli bir istikrar sağlaması

beklenir (Hakan Altıncan, § 48).

39. Uyuşmazlığın çözümünde etkili olan maddi vakıaların

değerlendirilmesi, yorumlanması ve nitelendirilmesi derece mahkemelerinin

takdirindedir. Maddi vakıalar, uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarından

farklı olarak sadece somut bir olayı ilgilendirdiğinden ancak somut olayın

koşulları çerçevesinde yorumlanabilir ve anlamlandırılabilir. Somut olayın tek

bir uyuşmazlığa konu edildiği durumlarda maddi vakıalara ilişkin olarak

mahkemeler arasında görüş ayrılığı oluşması mümkün değildir. Buna mukabil aynı

olay çerçevesinde birden fazla uyuşmazlığın birden fazla mahkemede görüldüğü

hâllerde farklı mahkemelerin aynı olay kapsamındaki bir maddi vakıayı farklı

değerlendirmesi ve yorumlaması mümkündür. Maddi vakıanın farklı yorumlanmasına

bağlı olarak aynı olaya ilişkin uyuşmazlıklarda farklı sonuçlara ulaşılması ve

birbiriyle çelişen kararlar verilmesi olasıdır. Bu durumda da aynı maddi

vakıanın farklı değerlendirilmesine bağlı olarak adil yargılanma hakkının ihlal

edilmesi söz konusu olabilir (Özlem Terzioğlu, B. No: 2014/19341,

21/11/2017, § 45).

40. Mahkemelerin maddi olgularla ilgili değerlendirme ve

nitelemeleri ile mutlak bir şekilde bağlı olmaları söz konusu olmayıp bunları

değiştirmeleri de mümkündür. Ancak maddi olgularla ilgili değerlendirmelerin

aynı olay kapsamındaki diğer uyuşmazlıklar yönünden kuvvetli delil teşkil

edebileceği gözetildiğinde mahkemelerin daha önce ulaştıklarından farklı bir

sonuca ulaşmaları durumunda bunun gerekçesini ikna edici bir şekilde ortaya

koymaları beklenir (Özlem Terzioğlu, § 46).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

41. Somut başvurunun konusu, aynı işyerinde benzer

koşullarda çalışan işçiler tarafından açılan davaların bir kısmının yargı

mercilerinin farklı bir yaklaşımı benimsemesi nedeniyle farklı sonuçlandığı ve

bu hususun yargılamanın hakkaniyetini zedelediği iddiasıdır.

42. Somut olayda başvurucu ve aynı işyerinde çalışan bir

kısım işçi tarafından fazla mesai ücret alacağı davası açılmıştır. Mahkeme,

davanın hukuki niteliğini tespit ederken her çalışanla ilgili maddi vakanın

aynı olduğunu belirlemiş ve bu kapsamda değerlendirme yaparak tüm çalışanların

talebini kabul etmiştir.

43. Başvurucunun taraf olduğu dosyanın istinaf incelemesi

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, işçilerden ikisininki 29.

Hukuk Dairesi, diğer işçilerinki ise 28. ve 30. Hukuk Daireleri tarafından

yapılmıştır.

44. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi

TİS'e göre 8 saatlik mesainin üstüne 3 saatlik fazla çalışma öngörüldüğü ve bu

hükmün taraflar için bağlayıcı olduğu, dolayısıyla 3 saatin dışında fazla

çalışmadan ve buna ilişkin alacaktan bahsedilemeyeceği gibi yazılı belgeler

karşısında fazla çalışma hususunda tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği

gerekçesiyle hükmü ortadan kaldırarak başvurucunun davasını reddetmiştir. Diğer

istinaf incelemelerini yapan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28., 29. ve 30.

Hukuk Daireleri ise Mahkemenin başvurucunun davasında belirttiği gerekçe

doğrultusunda istinaf taleplerini reddetmiştir.

45. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili davalarda

taraflarca ileri sürülen vakıaların yorumu ve sunulan delillerin

değerlendirilmesi ile bunların ispat gücünü haiz olup olmadığının takdiri

derece mahkemelerine aittir. Bu kapsamda bir vakıanın ispatı için gösterilen

delilin ispata yeterli olup olmadığına mahkemeler karar verir. Taraflardan

birine ait olan ispat mükellefiyetinin yerine getirilip getirilmediği hususunda

derece mahkemelerinin geniş değerlendirme marjına sahip olduğunun kabulü

gerekir. Ancak derece mahkemeleri, ibraz edilen delil ve ileri sürülen

olguların objektif bir değerlendirmeye tabi tutulduğunu kararlarında gösterme

ve taraflar arasında tartışmalı olan vakıanın ispat edilip edilmediği konusunda

ulaştıkları kanaatlerini davanın diğer tarafını da ikna edecek biçimde ilgili

ve yeterli bir gerekçeyle açıklama yükümlülüğü altındadır.

46. Başvuru konusu davada istinaf dairesinin dayandığı

temel nokta; toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre başvurucunun günlük 3 saatten

fazla çalışma yapamayacağı, yapmış olsa dahi bunun ancak yazılı delillerle

ispatlanabileceği dosya kapsamında dinlenen tanık beyanlarının başvurucunun bu

iddiasını ispatlamaya elverişli olmadığı hususudur. Benzer davalarda diğer

işçilerin bu yöndeki taleplerinin kabulüne karar veren istinaf dairelerinin

dosyada dinlenen tanık beyanlarını diğer delillerle birlikte değerlendirerek hükme

esas almak suretiyle davaları kabul ettiği anlaşılmaktadır.

47. Mahkeme tarafından somut olay koşullarında

değerlendirme yapılmak suretiyle verilen kararın yeterli gerekçe içerdiği

tespit edilmiştir. Söz konusu kararların belirli bir hukuksal temele dayandığı,

kararlar arasındaki çelişkinin hukuki yorum farklılığından kaynaklandığı ve bu

farklılığın içtihat farklılığı oluşturacak boyutta olmadığı anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak kararlardaki farklılığın hukuki güvenliği sarsacak nitelikte

olmadığı, dolayısıyla başvurunun hukuk kurallarının yorumlanması ve delillerin

değerlendirilmesi kapsamında kaldığı değerlendirilmiştir.

48. Ayrıca başvurucu; yargılama sürecinde karşı tarafın

sunduğu deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini

ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna ilişkin bir bilgi ya

da kanıt sunmadığı gibi mahkeme kararında bariz takdir hatası veya açık bir

keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.

49. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 10/3/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Muammer TOPAL Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Raportör : Fatma Burcu NACAR YÜCE Başvurucu : Recep KILIÇ Vekili : Av. Necati YILMAZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/29156, 10 Mart 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Başvurucunun
  10. B. Başvuru
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. B. Uluslararası
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Başvurucunun
  18. B. Değerlendirme
  19. A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine
  20. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  21. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  22. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/29156
Tarih
10 Mart 2021

İlgili Kararlar

  • Emre Altındağ Başvurusu (B. No: 2017/7726)
  • Osman Yüztaş Başvurusu (B. No: 2018/32649)
  • Ali Yazıcı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/20766)
  • Semih Tekin Başvurusu (B. No: 2018/34064)
  • Nejla Temir ve Gülten Ahlat Başvurusu (B. No: 2018/19245)
  • Erdal Sarıkaya Başvurusu (B. No: 2017/37237)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.