İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdullah Süngü Başvurusu (B. No: 2016/7039)

1. Başvuru, kolluk görevlisinin müdahalesi nedeniyle hayati

Başvuru No2016/7039Tarih28 Kasım 2019Okuma40 dk · 8.016 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Abdullah Süngü Başvurusu

Karar tarihi
28 Kasım 2019
Başvuru Numarası
2016/7039
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.016 kelime·40 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kolluk görevlisinin müdahalesi nedeniyle hayati

tehlikeye sebep olacak şekilde yaralanma meydana gelmesi ve bu olaya ilişkin

yapılan yargılama sonucunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilmesi nedenleriyle eziyet yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/4/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi

(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre olaylar özetle şöyledir:

8. 29/12/2014 tarihinde Adana'nın Seyhan ilçesinde aile içi

kavga yaşandığı ihbarını alan kolluk güçleri olayın gerçekleştiği apartmana

intikal etmiştir.

9. Başvurucu, ihbarın yapıldığı evde yaşamaktadır. Polislerden

H.T. aracı park ettiğinden diğer polis memuru V.K. daha erken apartmana

girmiştir. V.K. başvurucunun yanına gittiği sırada başvurucu, apartmanın yukarı

katlarındaki apartman boşluğunda bulunmaktadır ve alkollüdür. Bu aşamadan sonra

başvurucu ile polis memurları arasında yaşananlar taraflarca farklı şekilde

anlatıldığından bu husus dikkate alınarak inceleme yapılmıştır.

10. Başvurucunun 31/12/2014 tarihinde kolluk tarafından şüpheli

sıfatıyla ifadesi alınmak istenmiş ise de başvurucu avukatı olmadığından ifade

vermek istememiştir. Polis memuru V.K. müşteki sıfatıyla kolluğa verdiği

30/12/2014 tarihli ifadesinde özetle aile içi kavga yaşandığı ihbarı üzerine

gittiği apartmanın yukarı katlarında başvurucu ile karşılaştığında başvurucunun

"Sizin ananızı avradınızı sinkaf ederim

lan." dediğini, elinde bulunan çöp kovalarını aşağıya attığını,

sinkaflı sözlerle sövmeye devam ettiğini, kırmızı

renkli bir bisikleti kendisine doğru fırlattığını fakat bisikletin değmediğini

belirtmiştir. Sonrasında asansöre binerek başvurucunun oturduğu 16. kata

çıktığını belirten V.K. açık olan kapıdan seslenmesi üzerine beş altı

yaşlarında bir çocuğun kapıya geldiğini, ona annesini sorduğunda babasından

korkarak evden kaçtığını söylediğini, daha sonra başvurucunun bulunduğu 13.

kata indiğini, başvurucunun psikopatça hareketler yaptığını, başını merdivene,

duvara vurduğunu, çöp kovalarını etrafa ve kendisine fırlattığını, bu esnada

dengesini kaybederek yüzüstü yere düştüğünü, sakin olmasını söylediğinde ise "Beni alacak anasından doğmadı, beni alacağın

anasını avradını sinkaf ederim." dediğini, tekme ile sağ

bacağına vurduğunu, iki eliyle boğazını sıktığını, apartman boşluğuna ittiğini

söylemiştir. V.K. ifadesinin devamında başvurucudan kurtulmak isterken diğer

polis memuru H.T.nin geldiğini ve başvurucuya biber

gazıyla müdahale ettiğini, daha sonra birlikte başvurucuyu etkisiz hâle

getirdiklerini, iki koluna girerek asansörle aşağıya indirdiklerini,

başvurucunun eşinin sığındığı 7. kattan çıkarak canından korktuğu için küçük

oğluyla birlikte evden kaçtığını fakat eşinden şikâyetçi olmayacağını

kendilerine söylediğini dile getirmiştir. V.K. kesinlikle başvurucuya

vurmadığını, başvurucunun kendi kendini yaraladığını, kendisine hakaret edip

darbeden başvurucudan şikâyetçi olduğunu bildirmiştir.

11. Adana Adli Tıp Şube Müdürlüğünün (ATK) V.K. hakkında

düzenlenen 31/12/2014 tarihli raporunda, Adana Devlet Hastanesi Adli Tıp

Polikliniğinde tespit edilen sağ tibia ön yüzde 10-12x1 cm abrazyon

ve yüzeysel doku kaybı, boyun sağ altta 10x5 cm ve boyun sol yanda 15x5 cm abrazyon şeklindeki verilere göre meydana gelen

yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğu

belirtilmiştir.

12. Polis memurlarından H.T. 30/12/2014 tarihli kolluk

ifadesinde özetle, olay yerine ekip otosuyla gittiklerinde başpolis

memuru V.K.nin araçtan inerek apartmana girdiğini,

kendisinin aracı park ettikten sonra yeniden apartmana geldiğini, zillere

bastığını fakat kimsenin açmadığını, bir müddet sonra birinin gelerek kapıya

açtığını, giriş katta merdivenin yanında arka jantı eğilmiş bir bisiklet

gördüğünü, sesin geldiği 13. kata çıktığında başvurucunun iki eliyle V.K.nın boğazını sıktığını ve "Beni alacak adamın anasını avradını sinkaf ederim." dediğini

duyduğunu, olaya müdahale ettiğini ve başvurucuya biber gazı sıkarak arkadaşını

kurtardığını, daha sonra etkisiz hâle getirdikleri başvurucuyu asansörle

aşağıya getirerek sağlık görevlilerine teslim ettiklerini, 13. kata

geldiklerinde başvurucunun kafasında kanama olduğunu gördüğünü söylemiştir.

13. Başvurucunun avukatı Adana Cumhuriyet Başsavcılığına

(Savcılık) vermiş olduğu 14/1/2014 tarihli dilekçede olayı polis memurlarından

farklı şekilde dile getirmiştir. Söz konusu dilekçede özetle başvurucunun olay

günü antidepresan ilaç ve alkol aldığı, çocuklarının

eğitimi konusunda eşiyle tartışmaya başladığı ve eşinin evden gitmesini

istediği, eşi evden gidince de sinirlerine hâkim olamayarak bağırmaya

başladığı, çocuğunun bisikletini apartman boşluğuna attığı, çöp kutularını

tekmeleyerek çevreye rahatsızlık verdiği, kim tarafından yapıldığı bilinmeyen

şikâyet üzerine polis memurlarının olay yerine geldiği, aldığı alkolün

etkisiyle ayakta dahi durmakta zorlanan başvurucuya sert ve orantısız şekilde

müdahale edildiği, bunun neticesinde başvurucunun hayati tehlike geçirecek

şekilde yaralandığı, bilinci kapalı şekilde ambulansa bindirilerek tedavi

edilmek üzere hastaneye gönderildiği ifade edilmiştir. Dilekçede ayrıca

başvurucunun başındaki yaralanmaların duvara vurulmak suretiyle oluştuğu,

karnına aldığı ilk darbe sonucunda başvurucunun iki büklüm olduğu, bu esnada

polis memurlarının başını defalarca duvara vurduğu, duvardaki kan izlerinden bu

durumun anlaşılabileceği, başvurucunun polis müdahalesiyle ilk defa 16. kattaki

evinde karşılaştığı, daha sonra birkaç kat aşağıya götürüldüğü, sonrasında

asansöre bindirilerek aşağıya indirildiği, bu anlarda sürekli darp, hakaret ve

kötü muameleye maruz kaldığı, apartmanın dışına çıkarıldığında ise iki bina

arasında birkaç polis memuru tarafından şiddetli şekilde darbedildiği

belirtilmiştir.

14. Başvurucu, polis memurlarıyla yaşadığı olay nedeniyle önce

Çukurova Doktor Aşkım Tüfekçi Hastanesine, bu Hastanenin sevk etmesi üzerine

ise Adana Devlet Hastanesine götürülmüştür. İlk Hastanede kan örneği alınarak

yapılan ölçümde başvurucunun 192,6 promil alkollü

olduğu anlaşılmıştır. ATK tarafından başvurucu hakkında düzenlenen 27/1/2015

tarihli raporda söz konusu Hastanelerin yaptığı tıbbi tespitlere sırasıyla şu

şekilde yer verilmiştir:

"(...)

[başvurucunun] darp sonrası acile getirildiği, muayenesinde sağ oksipitalde 2 cm lik skalp kesisi olduğu, orto pariyetalde 3 cm skar kesisi olduğu, sağ periorbital şişlik ve ekimoz

olduğu, sol üst dudakta ekimoz ve şişlik olduğu, grafilerde fraktür olmadığı,pnömotoraks tanısı olduğu, grafiler

çekildiği, beyin BT normal olduğu, toraks BT de sağ hemitoraksta pinemotoraks

izlendiği, sol hemitoraksta multpy

fraktürler izlendiği, bu düzeyde cilt altı yumuşak

dokularda hava izlendiği, sağ omuz lateralde cilt

altında hava izlendiği,

[başvurucunun] darp nedeniyle getirildiği; 3 saat önce darba maruz

kaldığını ifade ettiği, Çukurova Dr. Aşkım TÜfekçi

Hastanesinden sevk edilmiş olduğu, sağda solunum sesleri azalmış, cilt altı amfizan olduğu, 30/12/2/14 tarihinde lokal anestesi altında tüptorakotomi

uygulandığı, masif hava çıkışı gözlendiği, kot fraktürleri

için tedavi uygulandığı, vital bulgular stabil

olduğu, travmatik hemopinemotoraks

olduğu, kaburgalarda birden fazla kırık olduğu, 06/01/2015 tarihinde taburcu

edildiği, ekte gönderilen Çukurova Dr. Aşkım Tüfekçi Devlet Hastanesinin

29/12/2014 tarihli beyin BT radyoloji raporunda normal bulgular olduğu, batın

BT normal olduğu,

(...)

15. Başvurucuda tespit edilen yaralanmaları ve yapılan

müdahaleleri inceleyen ATK, bizzat başvurucuyu da muayene ederek hazırladığı

yukarıdaki raporunda; pnömotoraksa

neden olarak göğüs tüpü takılmasına yol açtığı bildirilen yaralanmanın;

- Kişinin yaşamını tehlikeye sokan nitelikte olduğu,

- Basit tıbbi müdahale

ile giderilemez nitelikte olduğu,

- Yüzde sabit ize neden olmadığı değerlendirilmiştir. ATK'nın 2/7/2015 tarihli ek raporunda ise vücutta oluşan

kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisinin -skorlanarak

hesaplandığında- orta (3) derecede olduğu belirtilmiştir.

16. Yaşanan olaya ilişkin olarak polis memurları H.T., C.U. ve

olayın faili V.K. tarafından düzenlenen29/12/2014 tarihli tutanak içeriğinin V.K.nın ifadesi ile benzerlik

gösterdiği görülmektedir. Söz konusu tutanakta V.K.nın ifadesinden farklı olarak başvurucunun apartman

dışına çıkarıldığında bir banka oturtulduğu, burada oturmaktayken bir anda

banktan kalkarak polis memuru V.K.ya saldırıp yumruk

atmak istediği fakat V.K.nın çekilmesi üzerine

başvurucunun yüzüstü yere düştüğü hususuna yer verilmiştir.

17. Belirtilen tutanağı düzenleyen polis memurlarından başka üç

polis memuru tarafından düzenlenen 29/12/2014 tarihli başka bir tutanakta ise

olay yerinde görüntü kaydı yapan kamera sisteminin bulunmadığı tespitine yer

verilmiştir.

18. Savcılık tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Adana İl

Emniyet Müdürlüğüne yazı yazılarak başkaca deliller elde etmek amacıyla

birtakım talimatlar verilmiştir. 27/1/2015 tarihli yazıyla;

-Şüphelilerin polis memuru olması nedeniyle soruşturmanın ilgili

polis merkezine bırakılmayarak cinayet büro amirliği tarafından yürütülmesi,

-Gerektiğinde teşhis yaptırılarak olay günü ihbar nedeniyle

konuya müdahale eden ve müşteki Abdullah Süngü ile ilgili olarak işlem yapan

görevli polis memurlarının tespiti, bu memurlardan hangilerinin darp eylemine

karıştığının tespit edilip usulüne uygun olarak şüpheli sıfatıyla

savunmalarının alınması,

-Olayın meydana geldiği mahallede müşteki ve vekilinin de hazır

edilerek olay yeri göstermesi ile Olay Yeri İnceleme ekibince gerekli incelemenin

yaptırılmasının temini, mahalinde kan örneği ve

başkaca bulgular elde edildiğinde bunlarla ilgili genotip

incelemesinin usulüne uygun olarak yaptırılması,

-Müştekinin vekili tarafından dosyaya sunulan ve emanete alınan

fotoğraf ve görüntü kayıtlarının soruşturma evresinde birer örneğinin alınıp

incelenmesi ve teşhis işleminde kullanılması,

-Darp eylemini gerçekleştiren şüphelilerin mevcutlu olarak

Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmelerinin temini,

-Olaya ilişkin araştırma sonucu tespit edilecek veya

bildirilecek tanıkların mevcudiyeti hâlinde usulüne uygun olarak beyanlarının

alınması istenmiştir.

19. Kolluk tarafından olay yerinde kamera kaydı bulunmadığına

ilişkin tutanak düzenlenmiş ise de olay sırasında apartmanın önünü gösteren

bazı kamera görüntüleri başvurucu tarafından soruşturma dosyasına sunulmuştur.

Adana İl Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memurları Cumhuriyet savcısının

yazdığı talimatı da dikkate alarak başkaca kamera görüntüsü olup olmadığını

araştırmış fakat ulaşılan kameralardaki geçmiş tarihli kayıtların silindiğini

tespit etmiştir. Başvurucunun sunduğu görüntülerin çözümüne ilişkin 10/7/2015

tarihli bilirkişi raporunda; polis memurunun apartmanın giriş kapısında

bulunduğu sırada aniden birisinin üstüne doğru geldiği, polis memurunun

çekilmesiyle bu kişinin yere düştüğü, bu şahıs yerdeyken polis memurunun bir

kez tekme attığı, bu kişinin elinde bulunan cismi polis memuruna doğru

salladığı, polis memurunun yerdeki şahsın eline tekme atarak cismi savurduğu,

daha sonra diğer polis memurlarının yerdeki şahsı kaldırarak götürdüğü tespit

edilmiştir.

20. Savcılığın talimatı uyarınca V.K.nın ifadesi şüpheli; ambulansla olay yerine gelen

acil sağlık hizmeti çalışanları M.E., Ş.S., takviye ekip olarak gelen polis

memurları Ş.B., O.D., Ö.K ve apartmanda oturan A.Ö.nün

ifadeleri ise tanık sıfatıyla alınmıştır. Yine Olay Yeri İnceleme Tutanağı'na göre apartmanın 15. katında bulunan 30 numaralı

dairenin giriş kapısı önündeki merdiven sahanlığında tespit edilen kan lekesi

başvurucudan elde edilen kan örneği ile karşılaştırılmak üzere delil olarak

muhafaza altına alınmıştır.

21. Emniyet Genel Müdürlüğü Ankara Kriminal

Polis Laboratuvarının raporuna göre elde edilen kan lekesi başvurucunun kan

örneği ile genotipik olarak uyumludur.

22. Yapılan soruşturma kapsamında elde edilen delillere göre

Başsavcılık 18/9/2015 tarihli iddianame ile başvurucu hakkında görevi

yaptırmamak için direnme ve kamu görevlisine kamu görevinden dolayı hakaret,

V.K. hakkında ise kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kamu davası açmıştır.

Söz konusu iddianamede V.K.nın

yapılan müdahale sonrası etkisiz hâle gelen başvurucuya görev gereklerini

aşarak fiziksel saldırıda bulunduğu, yaşanan olay sonucunda başvurucunun hayati

tehlike geçirecek şekilde göğsünden yaralandığı, eylemin niteliğine göre V.K.nın öldürme kastıyla hareket ettiği ileri sürülmüştür.

23. Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) yapılan

yargılamanın 8/12/2015 tarihli ilk duruşmasında V.K.nın savunması alınmıştır. V.K. buradaki ifadesinde

önceki beyanlarını tekrarlamakla birlikte apartmanın önünde başvurucu ile

birlikte bulundukları sırada kendisine sağlık hizmeti alıp almayacağını

sorduğunu, başvurucunun yumruk atmak amacıyla üzerine geldiğini, geri çekilince

de yüzükoyun yere düştüğünü, bu esnada kendisine bir tekme attığını, elinde bir

cisim olduğunu gördüğü için zarar vermemesi için eline vurduğunu ifade

etmiştir.

24. Başvurucunun ilk duruşmada alınan ifadesi şöyledir:

"Olay günü sabah

saatlerinde antidepresan hap almıştım, akşam

saatlerinde de alkol aldım, teog sınavına hazırlanan

oğlumun yeterince çalışmadığını düşündüğümden kendisi ile tartıştım, bunun

üzerine sinirlenerek dışarıya çıktım, bağırıp çağırıp çöp tenekesine tekme

attım, sanıyorum komşularımın şikayeti üzerine polisler geldi, kendilerine

fiili bir saldırım olmadı ancak küfrettiğimi hatırlıyorum, polisler de bana

küfredip üçü birden saldırarak bana vurup yaraladılar, hatta kendilerine vurun

beni öldürün diye bağırdığımı hatırlıyorum, olay nedeni ile diğer sanıktan

şikayetçiyim."

25. Mahkemede yapılan ikinci duruşmada apartman girişinde

yaşanan olayla ilgili kamera görüntüleri yeniden izlenmiştir. İzlenen

görüntülere ilişkin Mahkemece yapılan gözlemde "...sanıkların

birlikte kapıdan apartmanın önüne çıktıkları, Abdullah Süngünün hemen yanında

bulunan polis memurunun da tutup çekmesi nedeni ile öne doğru hamle yaptığı,

yüzüstü düştüğü, yerde iken sanık [V] olduğu değerlendirilen polis memurunun

Abdullah Süngü nün göğüs bölgesi[ne] tekme ile vurduğu, sonrasında sanıkların bir arada olmadığı ve devam

eden görüntülerin kapı önündeki vatandaşlar ve polis memurlarını gösterdiği,

tanık ambulans görevlilerinin anlattıkları [olaylara] ilişkin herhangi bir görüntü kaydı bulunmadığı"

belirtilmiştir. V.K.nın

avukatı, Mahkemece yapılan gözlemde başvurucunun V.K.nın

çekmesiyle düştüğü yönündeki tespitin hatalı olduğunu, bilirkişi raporunda da

bu hususun V.K.nın belirttiği gibi aktarıldığını

ifade etmiştir.

26. Yapılan yargılamada Mahkemece, olay yerine sonradan gelen

polis memurları dışında soruşturma aşamasında dinlenen tüm tanıklar yeniden

dinlenilmiştir. Başvurucu vekili, diğer sanık müdafinin savunmasının ve tanık A.Ö.nün anlatımlarının doğruluğunun

belirlenmesi ve bisiklet fırlatma iddiasının araştırılması için keşif yapılması

gerektiğini, tutulan tutanaklara göre karar verilemeyeceğini ileri sürmesine

rağmen Mahkeme mevcut delil durumunu gerekçe göstererek talebi reddetmiştir.

27. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda Cumhuriyet Savcısının

mütalaasına uygun olarak başvurucu, görevi yaptırmamak için direnme suçundan

beş ay hapis, kamu görevlisine hakaret etme suçundan 7.080 TL adli para

cezasıyla cezalandırılmış ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilmiştir. V.K. ise nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle hayati tehlike

geçirtecek şekilde kasten yaralama suçundan beş yıl hapis cezasıyla

cezalandırılmış, eylemi haksız tahrik altında gerçekleştirdiği kanaatine

varılarak cezasından 3/5 oranında indirim yapılmıştır. Ayrıca duruşmadaki

davranışları ve cezanın olası etkileri gözönünde

bulundurularak cezasından 1/6 oranında takdiri indirim yapılmış ve neticeten

bir yıl sekiz ay hapis cezasıyla cezalandırılmış ve hakkında hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına (HAGB) hükmolunmuştur. Mahkemenin 18/2/2016 tarihli karar

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

Olay tarihinde müşteki sanık Abdullah

Süngü'nün ikametine alkollü olarak geldiği, sınavlarına iyi hazırlanmadığını

düşündüğü oğlu ile arasında tartışma çıktığı, müşteki sanık Abdullah'ın eşi L.S.nin, eşinin sakinleşmesi için büyük oğlu ile ikametten

ayrılarak komşularına gittiği, komşuların gürültü nedeniyle kolluk kuvvetlerine

haber vermeleri üzerine olay yerine kolluk ekiplerinin geldiği, bu esnada

sanığın küfür ettiği, ikamet kapılarını ve kapı önünde bulunan çöp tenekelerine

tekme attığı, kolluk görevlileri 7.katta iken müşteki sanığın 13.kattan

merdiven boşluğuna doğru bisiklet attığı, olay yerine müdahale amacıyla gelen

ekipte görevli polis memuru müşteki sanık V.K.nın

diğer müşteki sanık Abdullah'ın bulunduğu kata geldiği sırada Abdullah'ın V.'ye hitaben "beni alacak memur anasından doğmadı,

beni alacak kişinin anasını avradını sinkaf ederim" şeklinde küfür ettiği,

devamında tekme ile V.'ye vurduğu ve iki eli ile

boğazını sıkarak direndiği, müşteki sanık V.ye ait adli tıp kurumu raporuna

göre V.nin; anlatımla uyumlu, etkisi basit tıbbi

müdahale ile giderilecek ölçüde hafif nitelikte yaralandığı, kolluk ekibinde

görevli diğer polis memuru tanık H.T.nin olay yerine

gelerek Abdullah'ı biber gazı sıkmak sureti ile etkisiz hale getirdikleri ve

müşteki sanık Abdullah'ı alarak apartmanın önüne indirdikleri ve 112 acil

servise haber verdikleri, dosya içerisinde bulunan bu aşamadan sonra yaşanan

olayları görüntüleyen olay yerini gösterir iş yeri güvenlik kamera kayıtları

incelendiğinde; apartmanın önündeki bankta oturmakta olan müşteki sanık

Abdullah'ın elinde bir cisim olduğu halde arkası dönük olan müşteki sanık V.ye

doğru hamle yaptığı, V.nin çekilmesi üzerine

Abdullah'ın yere düştüğü, V.nin yere düşen

Abdullah'ın göğüs kısmına tekme attığı, daha sonra elindeki cismi düşürmek için

koluna bir tekme daha attığı ve Abdullah'ın elinde bulunan cismin yere düştüğü,

müşteki sanık Abdullah'a ait adli tıp kurumu raporuna göre Abdullah'ın; anlatım

ile uyumlu, kişinin yaşamına tehlikeye sokacak ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek

nitelikte, göğüste sağda 6, 7 ve 8. kostalarda kırık

olduğu, kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisinin orta (3) derecede

olduğu, tanık beyanları, sanık savunmaları, adli tıp kurumu raporlarından

anlaşılmıştır.

Tüm dosya kapsamına göre;

Sanık Abdullah Süngü'nün ihbar üzerine olay

yerine gelen kamu görevlisine karşı tekme atarak ve boğazını sıkarak görevini

yapmasını engellemek amacıyla cebir kullandığının sabit olduğu anlaşılmakla

sanığın eylemine uyan görevi yaptırmamak için direnme suçundan TCK nın265/1, 62

ve CMK nın231/5 md gereğince cezalandırılmasına,

Sanık Abdullah'ın, müşteki sanık V.ye yönelik

hakaret içeren sözlerinin içeriği dikkate alındığında hakaret suçunun kamu

görevlisine karşı görevinden dolayı işlediğinin ve söz konusu hakaretin

apartmanın merdivenleri bölümünde yapılması dikkate alındığında hakaret suçunun

alenen işlendiğinin sabit olduğu anlaşılmakla sanık Abdullah'ın eylemine uyangörevli memura görevinden dolayı alenen hakaret

suçundan TCK nın 125/1,3-a, 125/4, 62/1, 52, 54 ve

CMK nın 235/5 md gereğince cezalandırılmasına karar

verilmiştir.

Her ne kadar sanık V.K. hakkında kasten

öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ise

de; sanığın olay yerine ihbar üzerine intikal eden kolluk ekibinde görevli

olması nedeni ile gitmesi, aralarında önceden kaynaklanan bir husumetin

bulunmaması, ayrıca her ne kadar duruşmada müşteki sanık Abdullah'ın adli tıp

kurumu raporuna göre başında yaralanma olduğu bu yaralanmanın olay yerine gelen

görevli kolluk kuvvetlerinin saldırması neticesinde oluştuğu beyan edilmiş ise

de; başındaki yaralanmanın yeri, olay tespit tutanağı dikkate alındığında söz

konusu yaralanmanın olay yerine gelen kolluk ekibinin saldırısı sonucunda

oluştuğuna dair tarafsız tanık beyanı veya başkaca maddi bir delilin

bulunmaması karşısında sanığın kastının öldürmeye yönelik olmadığının sabit

olduğu anlaşılmakla sanık V.K.nin değişen suç vasfı

itibari ile eylemine uyan kasten yaralama suçundan TCK 86/1, 86/3-d, 87/1-d,

87/1.son maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Sanık Abdullah'ın olay anına ilişkin

davranışları, dosya içinde bulunan görüntüler incelendiğinde apartmanın önüne

indirildiği ve acil servis ekiplerinin geldiği esnada Müşteki sanık V.ye karşı

elinde bir cisim ile hamle yapması dikkate alındığında sanık V.nin eylemini müşteki sanık Abdullah'ın kendisine yönelik

haksız eylemleri nedeni ile haksız tahrik altında gerçekleştirdiği

anlaşıldığından cezasından TCK nın 29/1 md gereğince

3/5 oranında indirim yapılarak ve TCK'nın 62/1, CMK'nın

231/5 maddeleri uygulanmak suretiyle sonuç olarak aşağıdaki şekilde hüküm

kurulmuştur.

..."

28. Söz konusu karar gerekçesinden de anlaşılacağı üzere

Mahkeme; V.K. hakkında kasten öldürmeye teşebbüs suçundan dava açılmış ise de

başvurucu ile aralarında önceye dayalı bir husumetin bulunmadığını, olay günü

ilk defa karşı karşıya geldiklerini, başvurucunun başındaki yaralanmaların olay

yerine gelen kolluk görevlileri tarafından gerçekleştirildiği yönünde tarafsız

tanık beyanı veya başkaca maddi delil bulunmadığını belirterek V.K.nın kastının öldürmeye yönelik

olmadığına karar vermiştir. Ayrıca başvurucunun V.K.ya elinde bir cisimle hamle yapması sonucunda V.K.nın yaralama eylemini gerçekleştirdiğini kabul ederek

haksız tahrik hükümleri uygulamıştır.

29. Başvurucu, kendisine verilen cezaların yanında V.K. hakkında

kurulan hükme de itiraz etmiştir. Başvurucunun itirazı Adana 1. Ağır Ceza

Mahkemesinin 3/3/2016 tarihli kararıyla reddedilmiş ve verilen karar başvurucu

vekiline 11/3/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

30. Başvurucu 11/4/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

31. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Haksız tahrik" kenar başlıklı 29. maddesi şöyledir:

"Haksız bir fiilin meydana getirdiği

hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış

müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.

Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.

"

32. 5237 sayılı Kanun'un

"Suça teşebbüs" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"(1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu

elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan

nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.

(2)

Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına

göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç

yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer

hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir."

33. 5237 sayılı Kanun'un

"Takdiri indirim nedenleri" kenar başlıklı 62. maddesi

şöyledir:

"(1) Fail yararına cezayı hafifletecek

takdiri nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine,

müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş

yıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı indirilir.

(2)

Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden

sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği

üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulabilir. Takdiri

indirim nedenleri kararda gösterilir.

34. 5237 sayılı Kanun'un “Kasten

öldürme” kenar başlıklı 81. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası

ile cezalandırılır. "

35. 5237 sayılı Kanun'un "Kasten

yaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Madde

86- (1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama

yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki

etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması

halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir

yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3)

Kasten yaralama suçunun;

…

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz

kötüye kullanılmak suretiyle,

…

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında

artırılır."

36. 5237 sayılı Kanun'un "Neticesi

sebebiyle ağırlaşmış yaralama" kenar başlıklı 87. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

(...)

Neden olmuşsa yukarıdaki maddeye göre

belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza birinci fıkraya giren

hallerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde beş yıldan az olamaz. "

37. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri

Kanunu’nun 231. maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

“…

(5)

Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl(2) veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise;

mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.

Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması,

kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.

(6) Hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm

olmamış bulunması,

b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile

duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç

işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun

uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle

tamamen giderilmesi, gerekir. Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına karar verilmez.”

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası Mevzuat

38. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "İşkence yasağı" kenar başlıklı

3. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye,

insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi tutulamaz."

39. 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Medeni

ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 7. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye ya

da zalimane, insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya da cezalandırmaya

maruz bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası olmadan tıbbi ya da

bilimsel deneylere tabi tutulamaz."

2.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

40. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 3.

maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların

en temel değeri olduğunu vurgulamıştır. Terörle ya da organize suçla mücadele

gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin mağdurların davranışlarından bağımsız

olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden men

ettiği belirtilmiştir. Kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde

belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir

istisnaya yer vermediği içtihatlarda hatırlatılmıştır (birçok karar arasından

bkz. Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).

41. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin inandırıcı kötü muamele iddialarının etkin biçimde

soruşturma yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131). AİHM’in

içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın

bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını, yetkili makamların

titizlikle ve çabuklukla çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov (Jalaloglu)/Azerbaycan, B. No:

34445/04, 11/1/2007, § 73; benzer yöndeki karar için bkz. Çelik ve İmret/Türkiye,

B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

42. AİHM, devletin pozitif yükümlülüklerinin kapsamının

Sözleşme'nin 3. maddesine aykırı muamelelerde bulunanların devlet görevlisi

olması veya şiddetin özel kişiler tarafından uygulanmış olmasına göre farklılık

gösterdiğini kabul etmektedir (Beganović/Hırvatistan,

B. No: 46423/06, 25/6/2009, § 69).

43. AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda

soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak

iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle

soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05,

45001/05, 5/7/2011, §§ 90, 91).

44. AİHM, bir devlet görevlisinin işkence veya kötü muameleyle

suçlandığı durumlarda etkili başvurunun

amaçları çerçevesinde cezai işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımına

uğramamasının, genel af veya affın mümkün kılınmamasının büyük önem taşıdığına

işaret etmiştir. Ayrıca AİHM, soruşturması veya davası süren görevlinin

görevinin askıya alınmasının ve hüküm alırsa meslekten men edilmesinin önemine

dikkat çekmiştir (Abdülsamet Yaman/Türkiye, B. No: 32446/96,

2/11/2004, § 55).

45. AİHM, hukuka aykırı öldürme eylemlerine ilişkin Türkiye'de

yürürlükte bulunan ulusal hukukun mahkemelere hükmün açıklanmasının geri

bırakılması (HAGB) kararı vermelerine olanak sağladığını ancak mahkemelerin

takdir yetkilerini, ilgili eylemlere hiçbir şekilde müsamaha edilmeyeceğini

göstermek için kullanmaktan ziyade ciddi bir suç teşkil eden eylemin

sonuçlarını hafifletmek ya da ortadan kaldırmak için kullandıklarını

belirtmektedir (Kasap ve diğerleri,

B. No: 8656/10, 14/1/2014, § 60; hâkimlerin takdir haklarını kullanmalarına

ilişkin benzer yöndeki eleştiriler için bkz. Okkalı/Türkiye,

B. No: 52067/99, 17/10/2006, §

75). Ayrıca AİHM, HAGB kararı verilmesiyle faillerin cezadan tamamen muaf

kaldığını çünkü HAGB kararının uygulanması sonucunda -failin denetimli

serbestlik tedbirlerine uyması koşuluyla- verilen kararın içerdiği ceza da

dâhil olmak üzere tüm hukuki sonuçlarıyla ortadan kalktığını ifade etmektedir (Kasap ve diğerleri/Türkiye, § 60).

46. Aynı şekilde AİHM, negatif yükümlülükler kapsamında kamu

görevlilerinin güç kullanması sonucu ortaya çıkan kötü muamele iddialarını

içeren bazı başvurularda (Eski/Türkiye,

B. No: 8354/04, 5/6/2012, § 36; Taylan/Türkiye,

B. No: 32051/09, 3/7/2012, § 46; Böber/Türkiye,

B. No: 62590/09, 9/4/2013, § 35; Ateşoğlu/Türkiye,

B. No: 53645/10, 20/1/2015, § 28) yapılan yargılama sonucunda verilen

mahkûmiyete ilişkin HAGB kararının Sözleşme’nin 3. maddesini usul yönünden

ihlal ettiği gerekçesiyle kabul edilemez bir önlem olarak belirtmiştir. Ancak

AİHM, devletin pozitif yükümlülüklerinin kapsamının Sözleşme'nin 3. maddesine

aykırı muamelelerde bulunanların devlet memuru olması veya şiddetin özel

kişiler tarafından uygulanmış olmasına göre farklılık gösterdiğini de kabul

etmektedir (Beganović/Hırvatistan, § 69).

47. Öte yandan AİHM, üçüncü kişiler arasında gerçekleşen kasten

yaralama olayına ilişkin mevcut davaya özgü koşulları dikkate alarak ceza

davası sonucunda verilen mahkûmiyet hükmünün yeterli caydırıcı etkiye sahip

olduğunu ve HAGB kararının Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muamelelere karşı

bireylerin korunmasının amaçlandığı caydırıcı yasal önlemleri etkisiz

kılmadığını belirterek devletin Sözleşme’nin 3. maddesi gereğince üstüne düşen

pozitif yükümlülükleri yerine getirdiğini de dile getirmiştir (Çalışkan/Türkiye (k.k.),

B. No: 47936/11, 1/12/2015, §§ 46-52).

48. AİHM kolluk görevlilerinin güç kullanımlarının hukuka

aykırılık teşkil ettiğine ilişkin yerel yargı makamlarınca yapılan nihai

tespitlerden sonra ayrıca Sözleşme kapsamında söz konusu hakkın maddi boyutu

itibarıyla ihlal edilip edilmediği yönünde bir inceleme yapmayacağını ancak

yerel yargı makamlarınca söz konusu ihlalin verilen ceza ile orantılı şekilde

giderilip giderilmediğini cezanın caydırıcı etkisi yönünden değerlendireceğini

belirtmiştir. Başka bir ifadeyle AİHM yerel mahkemelerce hukuka aykırı eylemin

sabit görülmesinden sonra ihlale yönelik uygun ve yeterli bir tazminatın

sağlanıp sağlanmadığı ile sınırlı bir inceleme yapacağını belirtmiştir (Kasap ve diğerleri/Türkiye, § 56; Fadime ve Turan Karabulut/Türkiye, B. No:

23872/04, 27/5/2010, § 43; Külah ve

Koyuncu/Türkiye, B. No: 24827/05, 23/4/2013, § 38).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

49. Mahkemenin 28/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

50. Başvurucu; kasten öldürmeye teşebbüs suçundan açılan davada

Mahkemece keşif yapılmadan ve olaya ilişkin delillerden toplanmadan failin daha

az ceza gerektiren kasten yaralama suçundan cezalandırıldığını, olay yerinde

kamera bulunmasına rağmen kolluk tarafından aksine tutanak düzenlendiğini,

kendisinin sunması üzerine ancak olay anına ilişkin bazı görüntülerin

soruşturma dosyasına girdiğini, olayı üç polis memurunun gerçekleştirdiği

tutanaklarda görülmesine rağmen bir fail hakkında kamu davası açıldığını,

kendisinin de hakaret ettiği gerekçesiyle verilen cezadan haksız tahrik

indirimi yapılarak yetersiz bir cezaya hükmedildiğini ve üstelik fail hakkında HAGB'ye karar verildiğini, yaptığı itiraza bakan mercinin sadece usule ilişkin bir inceleme yaparak,

gerekçesiz şekilde talebini reddettiğini belirterek adil yargılanma ve yaşam

hakları ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

51. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

52. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Kolluk görevlisi ile başvurucu arasında

yaşanan olayda başvurucunun hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmış olması

gözetildiğinde şikâyetin yaşam hakkı bağlamında incelenme ihtimali

bulunduğundan bu hususta bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

53. Somut olayda başvurucu hayatta olduğundan öncelikle yaşam

hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının

uygulanabilirliği konusunda bir değerlendirme yapılması gerekir.

54. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi

için gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmakla

birlikte sınırlı bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi olayın yaşam hakkı

çerçevesinde incelenebilmesi olanaklıdır (Mehmet

Karadağ, B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20).

55. Ölümle sonuçlanmayan bir olaya ilişkin başvuru da mağdura

karşı yapılan eylemin niteliği ve failin amacı gibi somut olayın koşulları

dikkate alınarak yaşam hakkı kapsamında incelenebilir. Bu değerlendirme

yapılırken eylemin potansiyel olarak öldürücü niteliğe sahip olup olmadığı ile

maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları önem

taşımaktadır (Yasin Ağca, B. No:

2014/13163, 11/5/2017, §§ 109, 110).

56. Somut olayda başvurucunun polisin müdahalesi sırasında göğüs

bölgesine aldığı darbe neticesinde hayati tehlike geçirdiği anlaşılmaktadır

(bkz. § 15). Derece mahkemesinde yapılan yargılamada elde edilen delillere ve

olayın gelişimine bakıldığında söz konusu yaralanma failin tekme atmak

suretiyle gerçekleştirdiği bir eylemin sonucudur ve bu sırada olay yerinde

başka polis memurları ile sağlık görevlileri bulunmaktadır. Dolayısıyla

başvurucu bu yaralanma nedeniyle hayati tehlike geçirmiş ise de fiziksel

saldırıyı sonlandırabilecek ve tıbben müdahale edebilecek görevlilerin

bulunduğu bir ortamda olayın vuku bulduğu, kullanılan gücün ateşli silaha veya

benzeri etkiye sahip bir alete dayanmadığı, başvurucunun göğüs bölgesinde

oluşan kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisinin orta derecede olduğu,

netice itibarıyla ölümün gerçekleşmediği dikkate alındığında söz konusu başvurunun

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele

yasağı çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Bununla birlikte

başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürdüğü delillerin eksik

toplandığı ve yargılama sonucunda hatalı karar verildiği iddiası usul boyutu

yönünden yapılacak inceleme ile ilişkili olduğundan Anayasa'nın 36. maddesi

kapsamında ayrı bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

2. İncelemenin Kapsamı

Yönünden

57. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

incelenmesinde yasağın maddi ve usul boyutlarının ayrı ayrı ele alınması

gerekmektedir. Bu bağlamda yasağın maddi boyutu sadece bireyleri işkence ya da

insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da cezaya tabi tutmama

sorumluluğunu (negatif yükümlülük) içermemektedir. Ayrıca bireylerin bu tür

muameleye maruz kalmasını engelleyecek, etkili önleyici mekanizmaların

kurulması yönünde pozitif bir yükümlülük de içermektedir.

58. İşkence ve kötü muamele yasağının usul boyutu ise bu yasağın

ihlal edildiğine yönelik tartışılabilir

ve makul şüphe uyandıran

iddiaların sorumlularının tespitini ve cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir

soruşturma yapılması sorumluluğunu (pozitif yükümlülük) içermektedir.

59. Somut olayda başvurucu, kolluk tarafından gerçekleştirilen

eylem sabit olmasına rağmen eksik ve suç vasfının hatalı değerlendirildiği

yargılamanın sonucunda failin daha az ceza gerektiren bir suçtan dolayı mahkûm

edildiğini ve üstelik hakkında HAGB'ye karar

verildiğini belirterek verilen cezanın caydırıcı olmaktan uzak olduğunu ileri

sürmüştür. Yapılan kovuşturma neticesinde polis memuruna HAGB kurumunun

uygulanmasının başvurucu açısından yeterli ve etkili bir telafi imkânı sunup

sunmadığı, diğer bir ifadeyle mağdur sıfatını ortadan kaldırıp kaldırmadığının

negatif yükümlülük -kötü muamele yasağının maddi boyutu- bağlamında incelenmesi

gerekir. Bununla birlikte benzer olayların önüne geçilmesi amacına hizmet eden

caydırıcı ceza verilmesine yönelik etkili bir soruşturma yapılıp yapılmadığının

pozitif yükümlülük -usul boyutu- bağlamında ayrıca değerlendirilmesi

gerekmektedir. Bu nedenlerle başvurucunun şikâyetleri kötü muamele yasağının

hem maddi hem usul boyutu itibarıyla ele alınacaktır.

a. Genel İlkeler

60. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci

fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye

işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

61. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamasını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

62. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında ayrıca devletin

-pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanında bulunan tüm bireylerin maddi ve

manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların ve diğer bireylerin

gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı

koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığını her

türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 51).

63. Anılan koruma yükümlülüğü devlete, söz konusu kişilerin işkence

ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleye maruz

bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini yüklemektedir. Anılan

yükümlülük işkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutunun bir unsurunu,

devletin kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini idari ve yasal mevzuat

aracılığıyla koruma hususundaki pozitif yükümlülüğünü oluşturmaktadır. Koruma

doğrultusunda yetkililerin bildikleri ya da bilmeleri gereken bir kötü muamele

tehlikesinin gerçekleşmesini engellemek için makul tedbirleri almamaları

durumunda devletin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası anlamında

sorumluluğu ortaya çıkabilecektir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 82).

64. Tüm adli kovuşturmaların mahkûmiyet veya belirli bir hüküm

alma ile sonuçlanmasına yönelik kesin bir zorunluluk bulunmamakla birlikte

mahkemeler hiçbir koşul altında yaşamı tehdit eden suçların, fiziksel ve ruhsal

bütünlüğe yapılan ağır saldırıların cezasız kalmasına, af ya da zamanaşımına

uğramasına izin vermemelidir. Adli makamların yetki alanları kapsamındaki

kişilerin yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini korumak için

çıkarılan kanunların koruyucuları olarak sorumlu olanlara yaptırım uygulamakta

kararlı olmaları ve suçun ağırlık derecesi ile verilen ceza arasında açık bir orantısızlığa

izin vermemeleri gerekir. Aksi hâlde devletin kişilerin fiziksel ve ruhsal

bütünlüklerini idari ve yasal mevzuat aracılığıyla koruma hususundaki pozitif

yükümlülüğü yerine getirilmemiş olacaktır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 77).

65. Öte yandan bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin

aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak

değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal

etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem

taşımaktadır (Tahir Canan, § 23).

Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve ardındaki saik de

eklenebilir. Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği durumda

meydana gelip gelmediği de dikkate alınması gereken diğer bir faktördür (Cezmi Demir ve diğerleri, § 83).

66. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki

ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından, özellikle çok ağır

ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma

işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılan

ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet

ve hakaret suçlarının

unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

67. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin

ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı

veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek kasıt unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 85).

68. İşkence

seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde

saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya, yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu hâllerde meydana

gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunan

acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap verme kastının

belli bir amaç doğrultusunda yapılması şartı aranmaz. Fiziksel saldırı, darp,

psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği

bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin

kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir

süre beklenilmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleler

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).

69. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir

Canan, § 22). Burada eziyetten

farklı olarak kişi üzerinde uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte

küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

70. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunun

belirlenebilmesi için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı

durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü

muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da

alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir

muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda

insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle

bağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde

olmayabilir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı

davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler,

engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan

bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 90).

71. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usul boyutu da bulunmaktadır. Bu usul

yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal

saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları

altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

72. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın

17. maddesi -“Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel

yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili bir resmî soruşturmanın

yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa anılan

madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı

durumlarda devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak

kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün

olacaktır (Tahir Canan, § 25).

73. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi

gereğince devletin ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai

soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda yürütülen

idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu

hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli

değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 55).

74. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 56).

75. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü muamele

iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız, hızlı ve derinlikli bir şekilde

yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle

öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek

için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalı; bu kapsamda diğer deliller

yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik

bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak için

alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

76. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki

inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir.

Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik

gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın

etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma

işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir.

Bununla birlikte soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen

tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerekir

(Fahriye Erkek ve diğerleri, B.

No: 2013/4668, 16/9/2015, § 68, 69)

77. AİHM, bir devlet görevlisinin işkence veya kötü muameleyle

suçlandığı durumlarda etkili başvurunun

amaçları çerçevesinde cezai işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımına

uğramamasının, genel affın veya affın mümkün kılınmamasının büyük önem

taşıdığına işaret etmiştir. Ayrıca AİHM, soruşturması veya davası süren görevlinin

görevinin askıya alınmasının ve hüküm alırsa meslekten men edilmesinin önemine

dikkat çekmiştir (Abdülsamet Yaman/Türkiye, § 55).

78. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, kişinin maddi ve manevi

varlığına ilişkin bir ölüm ya da yaralama olayında mevzuat hükümlerinin etkili

bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların tespit edilerek hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Dolayısıyla bu kapsamda açılmış olan tüm davaların mahkûmiyetle

ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu bulunmamaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 127). Ancak

usul yükümlülüğünün bir unsuru olarak tespit edilen sorumlulara fiilleriyle

orantılı cezalar verilmeli ve mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır (Şenol Gürkan, B. No: 2013/2438, 9/9/2015,

§ 105).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

79. Somut olayda başvurucu, kolluğun müdahalesi sonucunda göğüs bölgesinden

hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmıştır. Başvurucunun vücudunda olay

sonrasında birçok yara tespit edilmiş ise de bu yaralanmaların kolluğun

müdahalesiyle mi yoksa failin iddia ettiği gibi başvurucunun kendine zarar

vermesiyle mi oluştuğu yargılama sonucunda netlik kazanmamıştır. Buna rağmen

başvurucunun hayati tehlike geçirmesine sebep olan yaralanmaya sanığın neden

olduğuna Mahkemece karar verilmiştir.Başvuruya

konu olayın meydana geliş şekli değerlendirildiğinde failin savunmasında iddia

ettiği gibi kendini koruma amacıyla mı söz konusu hareketi gerçekleştirdiği

değerlendirmesi yapılmaksızın başvurucunun kolluk görevlisi tarafından

yaralanması nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında devletin negatif

yükümlülüğüne aykırı davranıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Başvurucunun maruz

kaldığı eylemin süresi, amacı, etkisi ve sonuçları birlikte

değerlendirildiğinde eylemin eziyet olarak nitelendirilebileceğini belirtmek

gerekir.

80. Somut olayda anılan eylem nedeniyle ceza kovuşturması

yürütüldüğü dikkate alındığında bu durumun başvurucu açısından yeterli ve

etkili bir telafi imkânı sunup sunmadığının, diğer bir ifade ile yargılama

sonucunun mağdur sıfatını ortadan kaldırıp kaldırmadığının incelenmesi

gerekmektedir. Her ne kadar şahsi cezai mesuliyete ilişkin konulara değinmek ya

da kişilerin suçlu olup olmadıklarına yönelik karar vermek Anayasa Mahkemesinin

görevi kapsamında değil ise de kamu görevlilerinin işledikleri kötü muamele

suçları için yapılan uygulamalara ilişkin olarak suçun ağırlık derecesi ile

verilen ceza arasında açık bir orantısızlığın bulunduğu durumlarda Anayasa

Mahkemesinin anayasal denetim yapma görevi bulunmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 76).

81. Usul boyutuna ilişkin olarak yapılacak incelemenin konusu

olmakla birlikte bu aşamada, mağdur sıfatının ortadan kalkıp kalkmadığının

tespiti açısından gerekli olduğu kadarıyla başvurucu açısından yeterli ve

etkili bir telafi sağlanıp sağlanmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Devletin negatif yükümlülüğüne aykırı eylemde bulunduğu Mahkemece tespit edilen

sanık hakkında alt sınırdan ceza tayini yoluna gidilerek haksız tahrik indirimi

uygulanmış ve sonuçta 1 yıl 8 ay hapis cezası tayin edilmiş, ayrıca HAGB'ye karar verilmiştir. Ortaya konan gerekçeye göre

sanığın başvurucunun elinde bir cisimle kendisine doğru hamle yapması

sonrasında söz konusu eylemi gerçekleştirdiği kabul edilerek sanık hakkında

haksız tahrik indirimi uygulanmıştır. Mahkeme, tahriki ağır bularak kanunun

belirlediği asgari oranın üstünde indirim uygulamıştır. Olaya ilişkin

görüntüleri izleyerek birtakım tespitler yapan Mahkemenin yaptığı tespitler ile

olayı kabul ediş şeklinin uygun düşüp düşmediği tartışma konusu yapılmaksızın

başvurucuya atfedilen eylemin niteliğine göre haksız tahrik indiriminde

belirlenen oranın failin fiiliyle orantılı ceza almasına ve başvurucu açısından

uygun giderimin sağlanmasına hizmet ettiği söylenemeyecektir. Öte yandan kamu

görevlisi hakkında disiplin cezası verilip verilmediği yönünde başvuru

dosyasında bir bilgi de mevcut değildir.

82. Derece mahkemelerinin yaptıkları yargılama sonucunda

verdikleri mahkûmiyet kararı sonrası HAGB kararı verilebilmesi için objektif

birtakım koşulların yanında bir de subjektif koşul

bulunmaktadır. Bu subjektif koşulu kanun "sanığın kişilik özelikleri ile duruşmadaki tutum ve

davranışları" olarak belirtmiş ve buna göre sanığın bir daha

suç işlemeyeceği yönünde mahkemede bir kanaat oluşması gerekliliğine vurgu

yapmıştır. Şüphesiz bu durumun takdiri hâkimlere ait olmakla birlikte sanığın kişilik özellikleri

değerlendirilirken sanığın bir devlet görevlisi olduğu ve kötü muamele yasağını

ihlal ettiği de gözönünde tutularak bu husus karar

gerekçesinde tartışılmalı, buna uygun bir takdir hakkı kullanıldığı da kararda

gösterilmelidir. Hem AİHM (Kasap ve

diğerleri, § 60; Eski/Türkiye,

§ 36; Taylan/Türkiye, § 46; Böber/Türkiye, § 35; Ateşoğlu/Türkiye, § 28) hem de Anayasa Mahkemesi (birçok

karar arasından bkz. Mehmet Şah Araş ve diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016,

§§ 108, 109) benzer durumlarda hâkimlerin takdir haklarını kullanırken insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağına ilişkin hak ihlalinin giderilmesinde

HAGB kararlarının gereken düzeyde bir caydırıcılık sağlamadığını belirtmektedir.

Dolayısıyla başvurucunun sağlık raporlarıyla tespit edilen yaralanmasının

ağırlığına da bağlı olarak eziyet olarak değerlendirilen eylem nedeniyle

kurulan hükmün -haksız tahrik indirimi ile 1 yıl 8 ay hapis cezasına

çarptırılması ve hukuki bir sonuç doğurmamayı ifade eden HAGB kurumunun sanık

hakkında uygulanması sebebiyle- başvurucu açısından mağduriyetinin etkili giderimini sağlayabilecek nitelikte olmadığı

anlaşılmaktadır.

83. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan eziyet yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

84. Diğer taraftan izah edildiği üzere (bkz. § 59) başvurunun

Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan eziyet yasağının usul boyutu

yönüyle de incelenmesi gerekir.

85. Başvurucu, yaralamanın üç kolluk görevlisinin müdahalesiyle

gerçekleşmesine rağmen sadece biri hakkında dava açıldığını iddia etmekte ise

de yürütülen soruşturma ve Mahkemece yapılan yargılamada varılan sonuca göre

başvurucunun iddiasını mümkün kılan bir bulguya rastlanmadığı gibi bunu

doğrulayan bir delil başvurucu tarafından soruşturma makamlarına sunulmamıştır.

Bunun yanında olay anını görüntüleyen bazı kamera kayıtlarına silindiği için

ulaşılamamış ise de başvurucunun ibraz etmesi sonucunda da olsa olayın

görüntüleri delil olarak yargılamaya konu edilmiş, nihayetinde failin

başvurucuyu yaraladığı tespiti yapılarak suç sabit görülmüştür.

86. Öte yandan yürütülen yargılama sonucunda eziyet yasağının

ihlali niteliği taşıyan kasten yaralama eyleminin gerçekleştiği sabit

görülmesine rağmen kamu görevlisi olan fail hakkında başvurucunun eylemine göre

orantısız şekilde haksız tahrik indirimi yapılarak HAGB'ye

karar verildiği anlaşılmaktadır.

87. İlk derece mahkemesince sabit görülen eylemin nitelik ve

ağırlığı dikkate alındığında sanık hakkında verilen 1 yıl 8 ay hapis cezasına

ilişkin HAGB kararı sonucunda sanığın deneme süresi içinde suç işlememesi

hâlinde hiç vaki olmamış sayılarak bu ceza adli ve memuriyet siciline

yansımayacaktır. Verilen bu karar cezanın infazının ertelenmesinden daha güçlü

bir etkiye sahiptir ve sanığın cezadan muaf tutulması ile sonuçlanmaktadır (AİHM'in benzer yöndeki değerlendirmeleri için bkz. § 46).

88. Soruşturma yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun

araçların kullanılması yükümlülüğünü oluşturduğundan yargılamanın nihai olarak

mutlaka belli bir ceza türüyle sonuçlanması gerektiği söylenemeyecek olmakla

birlikte mahkemelerin hukuku sanıkların fiilen cezasız kalmalarını sağlayacak

şekilde uyguladıklarının tespiti hâlinde soruşturmanın etkinliğinin

sağlanamadığı sonucuna varılabilecektir.

89. Somut olayda yürütülen yargılamanın sonucunda verilen HAGB

kararı, kamu görevlisi hakkında tespit edilen eylemin niteliği ve başvurucunun

sağlık raporlarıyla tespit edilen durumu bir bütün olarak değerlendirildiğinde,

soruşturmanın etkinliğinin sağlanmasının koşullarından biri olan sorumluların

fiilleriyle orantılı ceza almaları koşulunun yerine getirilmediği ve cezasızlık

sonucunun doğduğu anlaşılmaktadır.

90. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının öngördüğü, devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün de

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

91.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

92. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesi ve yeniden yargılama

yapılmasına hükmedilerek ihlalin giderilmesi talebinde bulunmuştur.

93. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875,

7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal

kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin

devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına da işaret etmiştir(Aligül Alkaya ve diğerleri, B.No: 2016/12506,

7/11/2019).

94. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

95. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda Anayasa

Mahkemesi, 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin 1 numaralı fıkrasının (a) bendi

uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.

Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı

olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve

bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle

Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama

kararı verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan

farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul

hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir

karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini

beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama

kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yerine getirmektir. (Mehmet Doğan,

§§ 58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 57-59, 66-67).

96. İncelenen başvuruda mahkeme kararının başvurucunun

mağduriyetini gidermemesi ve verilen cezaya ilişkin hüküm sonucunun caydırıcı

olmaktan uzak olması nedeniyle eziyet yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal

edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme

kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

97. Bu durumda eziyet yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216

sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken

iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna

ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir

karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak üzere Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekmektedir.

98. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan eziyet yasağının maddi ve usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Adana 10. Ağır Ceza

Mahkemesine (verilen karar Mahkemenin 18/2/2016 tarihli E.2015/129, K.2016/79

sayılı kararıyla ilgilidir) GÖNDERİLMESİNE,

D. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal faiz UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

28/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Selahaddin

MENTEŞ

Raportör

:

Sinan

ARMAĞAN

Başvurucu

:

Abdullah

SÜNGÜ

Vekili

:

Av. Meriç

TÜMER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/7039, 28 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No: 52067/99, 17/10/2006, §
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. VI. Hüküm
  14. A. Başvurucunun eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin
  15. B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine
  17. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Gökcan
  19. Hakyemez
  20. Menteş
  21. Armağan
  22. Süngü
  23. Tümer
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/7039
Tarih
28 Kasım 2019

İlgili Kararlar

  • Gürkan Demirtaş Başvurusu (B. No: 2016/12475)
  • Niyazi Birol Başvurusu (B. No: 2016/782)
  • Açılım İnşaat Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2016/5804)
  • Türkiye İş Bankası A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/1008)
  • Aylin Nazlıaka Başvurusu (B. No: 2016/13327)
  • Ali Kandil ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/13224)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.